Anahtar kelimeler: Müebbet Kanunî Ağırlaştırılmış Yazılmış Haller Otuz Düşme Silahla Suçlarda Görüşü

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI
: ████████ E., ████████ K.SUÇ
: Silahla yağmaHÜKÜM
: BeraatTEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ
: Bozma, zamanaşı, düşmeYargıtay 6. Ceza Dairesinin 26.11.2025 tarihli ve █████████ Esas, ██████████Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 11.12.2025 tarihli ve 6 - ██████████ sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde;5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 308 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kanunî süresinde yapılan itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:I. İTİRAZ SEBEPLERİ5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) “Dava zamanaşımı” başlıklı 66. maddesi;“(1) Kanunda başka türlü yazılmış olan hâller dışında kamu davası;a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl,d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda onbeş yıl,e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl,Geçmesiyle düşer.(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle kamu davası düşer.(3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurulur.(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır…” şeklinde düzenlenmiştir.Aynı Kanun'un 67/4. maddesi uyarınca kesen bir nedenin bulunması hâlinde kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak olan zamanaşımı, ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.Ceza Genel Kurulunun birçok kararında açıkça vurgulandığı gibi, yargılama yapılmasına engel olup, davayı düşüren hâllerden biri olan dava zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi durumunda, yerel mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.Sanıklara atılı 5237 sayılı Kanun'un 149/1-a madesinde düzenlenen nitelikli yağma suçunun yaptırımı on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası olup 5237 sayılı Kanun'un 66/1-d. maddesi uyarınca bu suçun asli dava zamanaşımı süresi onbeş yıl olduğu, daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 30.03.2009 tarihinde gerçekleştirildiği iddia edilen eylemle ilgili olarak, sanıklar hakkında dava zamanaşımını kesen son işlem olan sanık ... hakkındaki nitelikli hırsızlık suçundan mahkûmiyet hükmünün verildiği 26.01.2010 tarihinden itibaren haklarındaki dava zamanaşımını süresi, Yüksek Yargıtay 6. Ceza Dairesinin inceleme tarihinden önce 26.01.2025 tarihinde dolmuş bulunduğu, Yerel Mahkemenin beraat hükmünün gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle bozulmasına, ancak yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesi uyarınca karar verilmesi mümkün bulunduğundan, sanıklar hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle itiraz yasa yoluna başvurulduğuna, nitekim Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26.03.2019 gün ve ████████ Esas, ████████ Karar, 11.06.2025 gün ve ████████ Esas, 11.06.2025 gün ve ████████ Esas sayılı kararlarının da aynı doğrultuda olduğuna, itirazın kabulü ile itiraza konu Yüksek Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 26.11.2025 gün ve █████████ Esas, ██████████ Karar sayılı "Onama" kararlarının kaldırılması,Yerel Mahkeme kararının bozulması, aynı Kanunun 322/1.maddesine göre, zamanaşımı nedeniyle, kamu davasının düşmesine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.II. GEREKÇEİtiraz konusu hukuki mesele, beraat eden sanık hakkındaki beraat hükmünün zamanaşımı sebebiyle düşme kararı verilmesi için bozulması mı gerektiği, yoksa hukuka uygun beraat kararının onanması mı gerektiğine ilişkindir.5271 sayılı Kanun'un 223/9. maddesi "Derhâl beraat kararı verilebilecek hâllerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez." şeklinde öngörülmüştür. Bu hükmün uygulanması ve özellikle "Derhâl" kavramının nasıl yorumlanması gerektiği hususunda doktrin ve uygulamada iki ayrı görüşün ortaya çıktığı söylenebilir.Birinci görüşe göre; 5271 sayılı Kanun'un 223/9'da yer alan "Derhâl" kavramını, "… delil takdirine girmeden beraat kararı verilebilecek", "İşin esasına girmeden fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediğinin anlaşılması" ya da "Kanun değişikliği ile fiilin sonradan suç olmaktan çıkartılması hâlleri"yle sınırlı kabul etmek ve maddeyi de bu kabul ışığında uygulamak gerektiğinden; dava zaman aşımı süresi dolduğu için dosyanın esasına girmeden, davayı düşürmek gerekir.İkinci görüşe göre ise; yargılamanın geldiği aşama itibariyle ilâve bir araştırma yapılmasına ya da delil toplanmasına gerek kalmadan, verilmiş olan beraat kararı usul ve yasaya uygun bir karar olarak değerlendiriliyorsa, işbu karar dairesince onanmalıdır. Eğer dairece yapılan değerlendirmeye göre; beraat kararı hukuka ve yasaya uygun olarak kabul edilemiyorsa, diğer bir anlatımla örneğin, sanığın mahkûmiyetine karar vermek gerekiyorsa ya da eksik soruşturma söz konusuysa, o takdirde davanın zaman aşımından düşürülmesi gerekir.İkinci görüş doktrin tarafından ağırlıklı olarak benimsenmiştir. Örneğin; Prof. Dr. ....de bu konuda, Adalet Dergisi (Yıl:2013, Sayı:45, Shf.:███████)'nde yayımlanan "Dava Zamanaşımı Sanığın Aklanmasına Engel Olabilir mi?" başlıklı makalesinde; "...Fıkrada geçen “Derhal” sözcüğü ile, henüz yargılamanın başında olma değil, “Dosyanın mevcut durumu” ifade edilmektedir. Yani, yargılamanın geldiği aşama itibariyle dosyadaki mevcut delillere göre, “Herhangi, başka, yeni bir araştırmaya gerek olmaksızın” beraat kararı verilebilecek bir noktada, sanığın daha lehine olan beraat kararı yerine, örneğin zaman aşımı nedeniyle daha aleyhine olan düşme kararı verilmesi yasaklanmaktadır. İlgili hükmün (5271 sayılı Kanun'un 223/9) burada yapılmamasını istediği şey delil takdiri değil, yeni delil araştırmasıdır. İlave bir delil toplanmasına ya da araştırma yapılmasına gerek kalmadan beraat kararı verilebilecekse, dava zamanaşımı dolmuş olsa bile, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı değil, dosyanın mevcut durumu itibariyle beraat kararı vermek gerekmektedir.” diyerek ikinci görüşü benimsediğini açıkça ortaya koymuştur.Biz de bu ve aşağıda açıklayacağımız diğer gerekçeler ışığında birinci görüşün; kanunun lafzına da, ruhuna da uygun olmadığını düşünmekteyiz.Bilindiği üzere, 5271 sayılı Kanun'un yazılı bir gerekçesi yoktur. "....." kelimesi ".....internet sayfası) anlamına gelmekte olup, madde metninde; "Davanın esasına girmeden", "Delil takdiri gerektirmeyen durumlar" ya da "Fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediğinin anlaşılması" ve benzeri sınırlayıcı kavramlar mevcut değildir. Bu nedenle, belirtilen hususları 5271 sayılı Kanun'un 223/9. maddesinin uygulama koşulları olarak kabul etmek mümkün değildir.Değil mahkeme ve hâkim, gerektiğinde Cumhuriyet Savcısı, kolluk amiri (Örneğin; 5271 sayılı Kanun'un 119. maddesi hükmü uyarınca yapılan aramada...), kolluk ve hatta üçüncü kişiler (5271 sayılı Kanun'un 90. maddesi hükmü uyarınca, suçüstü halinde "Herkes" tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir) bile, "Delil takdiri" yapabilirken, işi bu olan hâkimin, delil takdirine giremeyeceği görüşü kabul edilemez. Mahkeme ve hâkimin, 5271 sayılı Kanun'un 223/9. maddesi bağlamında da delilleri serbestçe takdir edip, değerlendirmesi son derece doğaldır.Esasen fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediği durumlarda iddianame düzenlenemez. Düzenlenirse; bu iddianame, iadeye mahkûmdur. Her nasılsa böyle bir iddianame kabul edilmiş ise, o taktirde öncelikle beraat kararı verilmesini gerektiren bir durum söz konusudur.Kanun değişikliği ile fiilin suç olmaktan çıkartılması durumunda da, hiç kuşkusuz derhâl beraat kararı verilmesi gerekir.Kanuni düzenlemeye bakıldığı zaman kanunun “beraat” kararına öncelik tanıdığı görülmektedir.Beraat kararına öncelik tanırken yargılamanında çok uzamaması sonsuza kadar sürmemesi esas alınmaktadır. Yani bir süre sınırı konurken “beraat” önceliği arasında bir denge oluşturulması gerekmektedir.”Derhal” kelimesinin konulması bu dengenin sağlanabilmesi amacıyladır. Eğer “derhal ” kelimesi olmasaydı kanun metni ”beraat kararı verilebilecek hâllerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez" şeklinde olacaktı. Ve eğer sanığın beraat etme imkanı varsa toplanabilecek tüm deliller toplanmadan düşme, durma veya CVYO kararı verilemeyecekti. Bunun araştırmasının sürecinin çok ama çok uzayabileceği açıktır. Kanun koyucu bunu engelleyebilmek için, bir delil toplama sınırı getirmiştir. Bu sınır “ yargılamanın geldiği aşama itibariyle, ilâve bir araştırma yapılmasına ya da delil toplanmasına gerek kalmadan beraat kararı verilebiliyorsa” beraat kararı vermek gerekeceği şeklindedir.5237 sayılı TCK’nın 72/2. fıkrası ”Dava ve ceza zamanaşımı re’sen uygulanır ve bundan şüpheli, sanık ve hükümlü vazgeçemezler ” şeklindedir. Bu düzenlemenin konuluş amacı İlk derece mahkemelerine yargılama yaparken zamanaşımının dolmasından sonra yeni delil toplamalarını önlemeye yöneliktir ve doğrudan Yargıtay incelemelerini bağlamamaktadır.Nitekim aslında Yargıtay uygulamalarıda fiilen bu hususa uygundur.Mesela TCK 141. madde uyarınca cezalandırılması amacıyla hırsızlık suçundan açılan ve mahkemece buna uygun verilen bir suçta zamanaşımı süresi dolmuş olsa bile Yargıtay temyiz incelemesi yaparken işin esasına girerek suçun nitelikli bir hırsızlık suçunu oluşturduğu kanaatine varmış ise yerel mahkemece verilen ve zamanaşımına uğrayan suçtan değil kendi tespit ettiği suçtan yargılamanın devam edilmesi gerekçesiyle bozma kararı vermektedir. Benzer şekilde basit dolandırıcılıktan açılan ve verilen bir kararda inceleme beklerken zamanaşımına uğramış olsa bile nitelikli yağma oluşturup oluşturmayacağını denetlemektedir. Müessir fiilden açılan ve karar sonrasında zamanaşımı dolan dosyanın adam öldürmeye teşebbüs olması gerektiği kanaatinde ise bozma kararı vermektedir. Benzer şekilde tehdit suçundan açılan ve karar verilen inceleme sırasında zamanaşımı dolan dosyalarda eylemin yağma suçunu oluşturduğu gerekçesiyle bozma kararı verilmektedir.Bu uygulamalarda aslında fiilen kanunun lafzına ve ruhuna uygun olarak mevcut delil durumuna göre değerlendirme yapılması gerektiğini kabul etmektedir.Aksi düşünülecek olursa sanığın aleyhine yorumlanacak durumlarda dosya incelenecek, lehine olan durumlarda ise incelenemez yargılama hakkı düşer gibi hiçte adil olmayan bir durumla karşılaşılır. Bu durumun Anayasanın eşitlik ilkesinede açıkça aykırılık oluşturacağı açıktır.“Derhal” kelimesi yeni bir araştırma yapmadan, dosyaya getirtilmiş ve değerlendirilmiş deliller olarak algılanması ve uygulanması kanun metnine uygundur. Nitekim son yıllarda verilen CGK 2023/6-7 Esas, ████████ karar,2022/6-603 Esas, ███████ karar ve ████████ Esas, ve ███████ karar sayılı ilamlarıda aynı yöndedir ve bu hususlara açıkça dikkat çekmektedir.5271 sayılı Kanun'un 223/9. maddesi hükmünün uygulanabilmesi için, beraat kararının hangi nedenden dolayı verileceği önemli değildir. Yâni, beraat hükmü, söz konusu maddenin ikinci fıkrasında yer alan beş nedenden (1- Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması, 2- Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması, 3- Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması, 4- Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması ve 5- Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması) herhangi birisine dayanılarak verilebilir. Önemli olan beraat kararının derhâl verilebilecek olmasıdır.Derhâl yâni yargılamanın geldiği aşama itibariyle, başka bir ifadeyle de, ilâve bir araştırma yapılmasına ya da delil toplanmasına gerek kalmadan beraat kararı verilebiliyorsa; artık koşulları olsa bile, "durma", "düşme" veya "ceza verilmesine yer olmadığı" kararı verilemez."Derhâl" kavramı dar (yukarıda belirtilen durumlarla sınırlı) yorumlanmak yerine; İ.H.A.S. 6, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36... . maddelerinde vurgulanan "Masumiyet Karinesi" ve "Adil Yargılanma Hakkı" ile ceza muhakemesine egemen ilkelerden olan "Lekelenmeme Hakkı" dikkate alınmak suretiyle, "Yargılamanın geldiği aşama itibariyle" diğer bir ifadeyle "İlâve bir delil toplanmasına ya da araştırma yapılmasına gerek kalmadan..." olarak anlaşılmalı ve yorumlanmalıdır.5271 sayılı Kanun'un 223. maddesinin âmir hükmü uyarınca; dava zaman aşımı süresi dolmasaydı, davanın esasına girip, işbu kararı bozmamız gerekirdi diyorsak artık; sırf yargılama dava zaman aşımı süresi içinde sonuçlandırılamadı diye davayı düşüremeyiz, yâni sanığı lekelenmiş durumda bırakamayız.Diğer önemli iki nokta ise, beraat eden sanığın tazminat sorumluluğuna ve olası hak ihlallerine ilişkindir. Masumiyet karinesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin ikinci fıkrasıda; "Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır." şeklinde, Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında ise; "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz." şeklinde düzenlenmektedir. Bunun yanında Anayasa'nın 36. maddesine göre "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.". Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesine göre ise "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir." demek suretiyle makul sürede yargılanmanın, adil yargılanma hakkının bir unsuru olduğunu açıkça öngörmektedir. AİHS'nin ve Anayasa'nın amir hükümleri gözetildiğinde, yargılamaların makul sürede bitirilmesi Devlet'e ve dolaylı olarak yargı makamlarına ait bir yükümlülüktür. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi sebebiyle uzayan yargılamalarda, beraat eden sanık hakkında, yargılama devam ederken zamanaşımının dolması durumunda Devlet'e ait bu ihmalin sonuçları sanığa yükletilerek düşme kararı verilmesi için beraat kararının bozulması masumiyet karinesi ve adil yargılanma hakkının ihlaline sebebiyet verir. Bu hususun ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 2023/6-7 Esas, ████████ Karar sayılı ilamında şu şekilde belirtilmiştir:"Ceza Genel Kurulu'nun 2023/6-7 Esas, ████████ Karar sayılı ilamında da ayrıntısıyla tartışıldığı üzere "Muhakeme, dava zamanaşımı süresi içerisinde sonuçlandırılabilseydi beraat edecek olan sanık, kendi dışında sebeplerle muhakeme uzadığı için beraat imkânından yoksun bırakılmaktadır. Böyle bir durumda beraat yerine düşme kararı verilmesi hem CMK'nın 223. maddesinin 9. fıkrasının hem de sanık haklarından birçoğunun ihlali anlamına gelmektedir (Cumhur Şahin - Neslihan Göktürk, Ceza Muhakemesi Hukuku II, Seçkin Akademik ve Mesleki Yayınlar, Ankara 2019, 9. Bası, s.183-185).Bu aşamada masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı üzerinde de durulmasında yarar bulunmaktadır.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin ikinci fıkrası; "Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır." şeklinde düzenlenmiş olup Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası da buna paralel olarak; "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz." hükmüne yer vermiştir. Hukuk devletinin bir gereği olan bu ilke nedeniyle, bir kimsenin suçluluğunun kesinleşmiş yargı kararıyla ispat edilmiş olmasına kadar, o kişinin suçsuz olduğu varsayılacaktır. Bu şekilde suç isnadı altındaki kimselerin lekelenmemesi amaçlanmaktadır.Ceza yargılamalarında amaç, maddî gerçeğin hiçbir kuşkuya yer bırakılmaksızın ortaya çıkarılmasıdır; kuşkunun bulunması hâlinde, mahkûmiyet kararı verilmesi ceza hukukunun genel ilkelerine aykırıdır. Böyle bir ilkenin kabul edilmesinin sebebi, bir suçlunun cezasız kalmasının bir masumun mahkûm olmasına tercih edilmesidir; başka bir ifade ile masumluk karinesidir.Suçluluğunun kesin hükümle sabit olmasına kadar sanığın suçsuz sayılması anlamına gelen masumiyet karinesi ve aralarında sıkı bir ilişki olan lekelenmeme hakkı kişinin toplum nezdinde onurunu, şerefini korumaya yönelik ve adil yargılanma hakkı kapsamında da önemli olan iki haktır. Lekelenmeme hakkı adil yargılanma hakkı kapsamındaki masumiyet karinesiyle yakından ilişkilidir. Yargılamanın soruşturma ve kovuşturma evrelerinde adil yargılanma hakkı kapsamındaki ilkelere dikkat edilerek hareket edilmelidir.Lekelenmeme hakkının ve masumiyet karinesinin korunması anlamında önemli olan durumlardan birisi de failin hakkındaki suçlamalar ile ilgili beraat kararı almasıdır. Anılan karar ile kişinin atılı suçu işlemediği sabit olup bu şekilde toplum nezdinde zarar görmesinin önüne geçilmektedir. Masumiyet karinesi kural olarak, hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyet kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir. Suç isnadı mahkûmiyete dönüşen kişiler açısından ise artık hakkında suç isnadı olan kişi statüsünde olmadıkları için masumiyet karinesi iddiasının geçerli bir dayanağı kalmamaktadır. Ancak ceza davası sonucunda kendisine isnat edilen suçu işlemediğinin sabit olduğu veya suçu işlediğine kesin olarak kanaat getirilemediği ve bu nedenle sanık hakkında beraat kararı verilen durumlarda kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğinin kabulü gerekir. Yargılamanın geldiği aşama itibarıyla hakkında beraat kararı verilmesi gereken sanık yönünden zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi durumunda ise sanığın atılı suçu işleyip işlemediği hususu açığa çıkarılamamış olacağından bu durumun lekelenmeme hakkının ve masumiyet karinesinin yani adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olacağı kabul edilmelidir.Bu aşamada ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesinde görülmekte olan davalara etkisi üzerinde de durulması gerekmektedir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca 18.01.2022 tarih ve 1437-15 sayı ile; "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74. maddesinde 'Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.' hükmü öngörülmüştür. Bu açık hüküm karşısında; ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Ancak hemen belirtilmelidir ki, gerek öğretide ve gerekse Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle 'fiilin hukuka aykırılığı' konusu ile hukuk hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır. Yargıtayın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hâkimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir." şeklinde karar verilmiş olup ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş tespitin hukuk mahkemelerindeki yargılamayı da etkileyeceği açıkça belirtilmiştir."Yani beraat kararı verilmesi halinde bu karar hukuk mahkemelerinide bağlamaktadır. Diğer kararlar ise bağlamamaktadır. Kişi işlemediği bir suçtan dolayı beraat etmesine rağmen yargılamanın gecikmesi nedeniyle tazminat ödemek zorunda kalmaktadır.Cezai olarak kişi düşme kararı sonucu ceza almaktan kurtulmakta isede “beraat” etmenin sağladığı güvencelere kavuşamamaktadır. Mesela kişi hakkında bir suç isnadında bulunması halinde kolluk kuvvetlerince GBT kaydı tutulmaktadır. GBT kaydı adli sicil kaydı gibi cezanın kesinleşmesini aramamaktadır. Şüphelinin ifadesinin alınması yeterli olmaktadır. Takipsizlik veya beraat kararı almadığı müddetçe bu suç kaydı devam etmektedir. Kişi silah almak için ruhsat istediğinde veya benzer durumlarda takdire bağlı olsada GBT kaydı nedeniyle ruhsat verilmemektedir. Kamu kurumuna işe girmesinde veya yakın akrabalarının işe girmesinde hukuken engel oluşturmasa da fiilen engel oluşturmaktadır.Ayrıca mahkemece beraat ettirilen ancak soruşturmanın uzaması nedeniyle düşme kararı verilen sanık ve ailesi sürekli zan altında kalmakta ve toplum nezdinde aklanamamaktadır. Zamanaşımı nedeniyle kurtarmış bir suçlu olarak görülmektedir. Açıkça lekelenmektedir.Ceza Genel Kurulu kararında da açıklandığı üzere, beraat kararının hukuki ve fiili sonuçları ile düşme kararının hukuki sonuçları farklıdır. Düşme kararı ile sadece cezai sorumluluk ortadan kalkmakta fakat hukuki sorumluluk devam etmektedir. Beraat eden sanık hakkında hukuki ve cezai tüm sorumlulukları ortadan kalkmasına rağmen, yargının işyükü vb. nedenlerle zamanında sonuçlandıramadığında, düşme kararı vermek hakkaniyete aykırıdır. Hali hazırda beraat edecek ve lekelenmeyecek birini, sürekli olarak lekeli tutup haksız yargılamaya neden olunduğu gibi akabinde de tazmin zorunluluğu ile karşı karşıya bırakmak adalet ve hukuka güven duygusunu zedeleyecektir.Tüm bu nedenlerle, beraat eden sanık hakkında, esastan incelenerek hukuka uygun bulunan beraat kararının onanması gerektiği gözetilerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.III. KARAR1. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ REDDİNE,2. 5271 sayılı Kanun’un 308/3. maddesi uyarınca Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 26.11.2025 tarihli ve █████████ Esas, ██████████ Karar sayılı onama kararı ile ilgili itirazı incelemek üzere dava dosyasının,Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,25.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.