Anahtar kelimeler: Tedariği Davaalacak Unvanıyla Otelcilik Süresiz Denizcilik Halihazırdaki Başta Danışmanlık Yedek

T.C.

İSTANBUL
18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
:████████ Esas
KARAR NO
:████████
DAVA
:Alacak (Danışmanlık Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ
:█████/2026
KARAR TARİHİ
:█████/2026
DAVA
: Davacı vekilince mahkememize ibraz edilen dava dilekçesinde, müvekkili ... ile davalı şirket (sözleşme tarihindeki unvanıyla ... Denizcilik İnşaat Turizm ve Otelcilik Limited Şirketi, hâlihazırdaki unvanıyla ... A.Ş.) arasında 08.03.2021 tarihinde yazılı bir Danışmanlık Sözleşmesi akdedildiğini, sözleşmenin davalı şirket yetkilisi ... tarafından imzalandığını ve taraflar arasında süresiz olarak yürürlüğe girdiğini, anılan sözleşmenin 2. maddesi uyarınca danışmanlık hizmetini alan davalı şirket "Müşteri", danışmanlık hizmetini veren müvekkil ... ise "Servis Danışmanı" olarak adlandırıldığını, sözleşmenin 4. maddesi ile müvekkilinin görev, sorumluluk ve yetkileri ayrıntılı biçimde düzenlendiğini, buna göre müvekkil, başta gemi yedek parça tedariği, ithalatı ve ihracatı olmak üzere davalı şirketin çeşitli ticari faaliyetlerine ilişkin danışmanlık, bilgi aktarma ve bilgi verme hizmetinde bulunmayı kabul, beyan ve taahhüt ettiğini, sözleşmenin akdedilmesi sürecinde davalı şirket sahibi ...'ın akrabası ...'ın sözleşmenin yapılmasını bizzat şart koştuğunu, ...'ın da sözleşmenin hazırlanması ve imzalanma sürecini yürüttüğü müvekkilinin beyanlarıyla sabit olduğunu, sözleşmenin "Ücret ve Ödeme" başlıklı 6. maddesi, müvekkilin hizmet karşılığı alacağını iki kalem olarak düzenlendiğini, bu maddelerin ; "
a) Sabit Aylık Ücret
: KDV, stopaj, harç ve benzeri diğer yasal yükümlülükler dâhil aylık 1.500 Euro olup işletme tarafından her ayın 25 ile 30'u arasında ödenecektir. b) Kâr Payı (Komisyon): Müvekkilin yapmış olduğu işlerle ilgili elde edilen net kârın %20'si, işin bittiği yılın sonunda müvekkile nakden ve defaten ödenecektir." şeklinde olduğunu, davanın konusunun sözleşmenin 6/b maddesi kapsamında kararlaştırılan ve 2021 ile 2022 yıllarında gerçekleştirilen gemi yedek parça satışlarından elde edilen net kârın %20'sine tekabül eden komisyon (kâr payı) alacağının oluşturduğunu, davalı şirketin sözleşmenin açık hükmüne rağmen bu bedeli müvekkiline ödemediğini, müvekkilinin 2021 ve 2022 yılları boyunca sözleşme kapsamındaki danışmanlık yükümlülüklerini eksiksiz biçimde ifa ettiğini, bu süre zarfında müvekkilinin, davalı şirketin işlettiği gemiler (... gibi) için yedek parça tedarikine ilişkin kapsamlı danışmanlık hizmeti verdiğini, müvekkilinin vermiş olduğu hizmet faaliyetleri sırasında müvekkilinin, davalı şirketin Teknik Müdürü ...ve Teknik Müdür Yardımcısı ... ile birlikte çalıştığını, proforma faturalar ve satış analizlerinin fiziki kopyaları da şirket yetkililerine teslim edildiğini, düzenlenen proforma faturaları, davalı şirketin finans sorumlusu ... tarafından "... Manager" programına işlendiğini ve tüm işletilen gemilerin hesaplarına alacak olarak kaydedildiğini, yedek parçaların yurt dışındaki gemilere sevk edilmesi nedeniyle faturalama işlemlerini şirketin Muhasebe Müdürü ... tarafından gerçekleştirildiğini, gümrük işlemlerinin ise şirket gümrükçüsü dava dışı ... Gümrükleme aracılığıyla yürütüldüğünü, müvekkilinin kar payı alacağının miktarının tablo olarak dilekçesinin 3.sayfasında hesaplandığını buna göre müvekkilinin sözleşmenin 6/b maddesi kapsamında hak kazandığı kâr payı alacağı toplamı 28.588,16-USD + 51.027,42-USD = 79.615,58-USD olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin TBK'nun 502.maddesinde düzenlendiğini, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 15.03.2016 tarihli █████████ E. ve █████████ K. numaralı kararının da taraflar arasındaki danışmanlık sözleşmesinin vekâlet sözleşmesi mahiyetinde olduğuna hükmettiğini, davalı şirketin tacir sıfatını haiz bir anonim şirket olduğunu, sözleşmeden doğan edimlerini ifa etmemesi nedeniyle TTK m. 18/2 uyarınca basiretli bir tacirden beklenen özen yükümlülüğüne de aykırı davrandığını, TBK m. 112 gereğince borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlü olduğunu, davalının ödeme yükümlülüğünü yerine getirmemesinin açık bir sözleşmeye aykırılık teşkil ettiğini, müvekkili ile davalı şirket arasındaki danışmanlık sözleşmesinin ticari nitelikte olduğunu, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bir hukuki ilişkiden doğduğunu, bu itibarla sözleşmeden kaynaklanan borç TTK m. 3 ve m. 19/2 uyarınca ticari iş niteliğinde olduğunu, dava konusu kâr payı alacağının taraflar arasında ABD Doları (USD) cinsinden gerçekleştirilen ticari işlemlerden doğduğunu, tüm proforma faturalar ve satış analizleri USD bazında düzenlendiğini belirterek dilekçesinin sonuç kısmında, davalı ... A.Ş.'nin, 08.03.2021 tarihli Danışmanlık Sözleşmesi'nin 6/b maddesi uyarınca müvekkiline ödemekle yükümlü olduğu toplam 79.615,58 USD (yetmişdokuzbinaltıyüzonbeş ABD Doları ellisekiz sent) tutarındaki kâr payı (komisyon) alacağının aynen tahsiline, aynen tahsilin mümkün olmaması hâlinde fiili ödeme tarihindeki TCMB efektif satış kuru üzerinden TL karşılığının tahsiline, 2021 yılı kâr payı alacağı olan 28.588,16 USD için 01.01.2022 tarihinden, 2022 yılı kâr payı alacağı olan 51.027,42 USD için 01.01.2023 tarihinden itibaren işleyecek, 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi gereğince devlet bankalarının ABD Doları cinsinden bir yıl vadeli mevduata uyguladığı en yüksek faiz oranı üzerinden temerrüt faizinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
: Davalı vekiline usulüne uygun şekilde tebligat yapılmış olup cevap dilekçesi sunulmamıştır.
DELİLLER VE GEREKÇE
: Dava, danışmanlık sözleşmesinden kaynaklı kar payı alacağı istemine ilişkindir.
Taraflar arasında imzalanan █████/2021 tarihli danışmanlık sözleşmesi incelendiğinde, davalı ... Denizcilik....Ltd Şti'den müşteri , davacı ...'tan ise servis danışanı olarak bahsedildiği, sözleşmenin Danışman'ın Görev, Sorumluluk ve Yetkileri başlıklı 4.maddesinde ;
"Servis Danışmanı, aşağıda yazılı konularda müşteriye danışmanlık, bilgi aktarma ve bilgi verme hizmetinde bulunmayı kabul, beyan ve taahhüt etmektedir. Gemi yedek parça tedariği, ithalatı ve ihracatı, Medical ürünlerin, cihazların ve sarf malzemelerinin ithalatı ve ihracatı, Her türlü gıda ürünlerinin ithalatı ve ihracatı, Profesyonel ses, sahne ışık, görüntü sistemlerine ait ürünlerin ithalatı, ihracatı ve tedariği, LED ekranlara ait led modül güç ünitesi , processor, alıcı ve verici kartların ithalatı ihracatı ve tedariği , Her türlü ürünün ithalatı ve ihracatı, Servis Danışmanı, taahhüt ettiği hizmet uyarınca Danışan'ın taleplerine uygun yazılı ve/veya sözlü bilgi vermekle yükümlüdür. Danışan, geçerli bir neden olmadıkça bu yükümlülüğünden kaçınamaz." denildiği,
Yine taraflar arasında imzalanan sözleşmenin Ücret ve Ödeme başlıklı 6.maddesinde ;
"Servis Danışmanı vermiş olduğu hizmetten dolayı;a- Sözleşme dönemi süresince alacağı aylık ücret, KDV, stopaj, harç ve benzeri diğer yasal yükümlülükler dahil 1.500 EURO olup, işletme tarafından her ayın 25 - 30'u arası, b- Yapmış olduğu işlerle ilgli elde edilen net karın 920” si işin bittiği yılın sonunda kendisine prim olarak nakden ve defaten ödenecektir. c- Elde edilen primin erken ödeme hakkı müşteriye ait olup gizlidir." denildiği görülmüştür.
UYAP kayıtlarında davanın türünün komisyon sözleşmesinden kaynaklanan alacak olarak sisteme giriş yapıldığı görülmüş ise hukuki niteleme mahkemeye aittir.
Komisyon sözleşmesi TBK'nun 532.maddesinde düzenlenmiştir.
TBK'nun Alım veya satım komisyonculuğu Tanımı başlıklı 532/1.maddesinde ;
"Alım veya satım komisyonculuğu, komisyoncunun ücret karşılığında, kendi adına ve vekâlet verenin hesabına kıymetli evrak ve taşınırların alım veya satımını üstlendiği sözleşmedir." denilmiştir.
Komisyon sözleşmesinde "alım satım" işleminin üstlenilmesi gerekmektedir, oysa dava konusu sözleşmede davacı danışmanlık yapmayı , müşteriye bilgi aktarma , bilgi verme hizmetini üstlendiğinden taraflar arasındaki sözleşme komisyon sözleşmesi olmayıp danışmanlık sözleşmesidir.
Mahkememizce İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğüne davacı adına ticari işletme kaydı olup olmadığı hususunda ve Beykoz Vergi Dairesi'ne davacının 2021-2022 (bu yıllarda dahil) yılına ait beyan etmiş olduğu yıllık gelir vergisindeki yıllık gelirinin ne kadar olduğu, 21.07.2007 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan 18.06.2007 tarihli ██████████ sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177. Maddesi uyarınca davalının esnaf mı yoksa tacir mi olduğu, hangi usulde defter tuttuğu, 2021-2022 (bu yıllarda dahil) yılı itibari ile nerede ne işi yaptığının araştırılarak mahkememize bildirilmesi istenilmiştir.
İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün █████/2026 tarihli yazısında ;
"Gerçek ve tüzel kişi tacirlerin ticaret unvanlarının tasnifinden meydana gelen sicil fihristimizde yapılan incelemede yazınızda TC kimlik bilgisi verilen ...'ın gerçek kişi ticari işletme kaydı, ortağı olduğu kollektif ve komandit şirket kaydı bulunamadığı gibi tek pay sahibi olduğu anonim şirket kaydı da bulunamamıştır." şeklinde karar verildiği görülmüştür.
Beykoz Vergi Dairesince mahkememize gönderilen █████/2026 tarihli yazı cevabında ;
"... (T.C. No
:...) 'ın bilgisayar kayıtlarımızın tetkikinde; potansiyel mükellef (gelir getirici kazanç olmaksızın bazı iş ve işlemlerde kullanılan potansiyel vergi kimlik numarasına haiz mükellef) olduğu, şahsi gelir vergisi mükellefiyeti bulunmadığı, dairemizin ... vergi kimlik numarasına kayıtlı mükellefi ... İthalat İhracat Limited Şirketi 'nin yetkilisi olduğu ve şirketin █████/2025 tarihinden itibaren ve halen dairemizin faal mükellefi olduğu görülmüştür. Ancak; hali hazır ortağı olduğu aşağıda hakkında en son sicil kayıtlarımıza göre bilginin verildiği limited şirketin kaydı bulunmuştur." şeklinde bilgi verildiği görülmüştür.
Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı HMK'nın 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınır. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK'nun 5/4. maddesinde düzenlenmiş olup yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde, asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez.
6102 sayılı TTK m. 4 hükmünde, bir davanın ticarî dava niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından üç ayrı kıstas kabul edilmiştir:
(i) Bunlardan ilki, tarafların sıfatına ve işin ticarî işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ve başka hiçbir şart aranmaksızın TTK veya diğer kanunlarda ticarî sayılan davalardır (mutlak ticarî davalar). Mutlak ticarî davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticarî niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardan olup; TTK m. 4/1 hükmünde (a) ilâ (f) bentlerinde sayılmıştır.
(ii) İkincisi ise, yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalardır. TTK m. 4/1-son cümle hükmü uyarınca ikinci grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia (saklama) sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalardır. Bu nevi davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da gerekli ve yeterli görülmüştür.
(iii) Üçüncü grup ise, nispî ticarî davalar olup, TTK m. 4/1 hükmü uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. TTK m. 19/2 hükmü uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticarî sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı “ticarî iş” esasına göre değil, “ticarî işletme” esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez.
Öte yandan, 507 sayılı Kanun'un 2. maddesinde ''İster gezici olsun ister bir dükkan veya bir sokağın belli yerinde sabit bulunsunlar ticari sermayesi ile birlikte vücut çalışmalarına dayanan ve geliri o yer ve gelenek ve teamülüne nazaran tacir niteliğini kazanmasını icap ettirmeyecek miktarda sınırlı olan ve bu bakımdan ticaret sicili ve dolayısıyla ticaret ve sanayi odasına kayıtları gerekmeyen, ayni niteliğe (sermaye unsuru olsun olmasına) sahip olmakla beraber, ayrıca çalıştığı sanat, meslek ve hizmet kolunda bilgi, görgü ve ihtisasını değerlendiren hizmet, meslek ve küçük sanat sahipleriyle bunların yanında çalışanlar ve geçimini sınırlı olarak kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlükle temin eden kimselerin 1. maddede belirtilen amaçlarla kuracakları dernekler bu kanun hükümlerine tabidir” denilmektedir.
507 sayılı Kanun, █████/2005 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5362 Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun 76. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve maddenin 2. cümlesi ile diğer yasaların 507 sayılı Yasaya yaptıkları atıfların 5362 sayılı yasaya yapılmış sayılacağı belirtilmiştir. Yeni yasal düzenlemede esnaf ve sanatkar tanımı değiştirilmiş olup Yasa'nın 3. maddesine göre esnaf ve sanatkar, ister gezici ister sabit bir mekanda bulunsun, Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkar meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseleri olarak belirtilmiştir.
Diğer yandan, TTK'nın 12. maddesinde "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur." hükmü ile anılan Yasa'nın 11. maddesinde "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.” düzenlemesi yine TTK’nin 15. maddesinde de "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır. Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez.
Mülga 6762 sayılı TTK'nın 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulunca █████/2007 tarihinde kararlaştırılıp, █████/2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, ██████████ sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf-tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nın 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekecektir.
İş bu dava , yukarıda belirtildiği şekilde mutlak ticari dava değildir. Nisbi ticari dava olup olmadığı irdelendiği ise iş bu dosyanın davacısının tacir olmadığı bildirildiğinden nisbi ticari dava da sayılmayacaktır. İstanbul BAM 18 HD █████████ esas ███████ karar sayılı ilamı gereği, görevli mahkeme , Asliye Hukuk Mahkemesidir. Mahkememizin görevsizliği nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine, dosyanın görevli İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM
: Yukarıda açıklanan nedenlerle ;
1-HMK 114-c , HMK 115/1 Maddesi gereğince Mahkememizin görevsizliği nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine, kararın kesinleşmesinden itibaren 2 hafta içerisinde Mahkememizden talep edilmesi halinde dosyanın görevli İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,
2-Harç, yargılama gideri ve vekalet ücreti hususlarının görevli mahkemece değerlendirilmesine,
3-HMK 20.maddesine göre süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kararın kesinleşmesi halinde kararın kesinleştiği tarihten , kanun yoluna başvurulmuş ise bu başvurunun reddi kararının tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde Mahkememize başvurularak, dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesinin talep edilmemesi halinde resen davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin davacı vekiline ihtarına,
Dair , tarafların yokluğunda dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı.█████/2026
Başkan ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Katip ...
¸e-imzalıdır

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!