Anahtar kelimeler: Onüçüncü Lisanssız Danışmanlık Limited Sanayi Süreci Piyasasında Üretim Mühendislik Resmî

T.C.
D A N I Ş T A YİDARİ DAVA DAİRELERİ KURULUEsas No
: █████████Karar No
: ███████TEMYİZ EDEN (DAVACILAR)
: 1- ... Enerji Üretim Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi2-... Mühendislik Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited ŞirketiVEKİLİ
: Av. ...KARŞI TARAF (DAVALI)
: ... KurumuVEKİLİ
: Av. ...İSTEMİN KONUSU
: Danıştay Onüçüncü Dairesinin █████/2024 tarih ve E:█████████, K:█████████ sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.YARGILAMA SÜRECİ
:Dava konusu istem
: █████/2019 tarih ve 30772 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliği'nin 28. maddesinin 7. fıkrasının iptali istenilmiştir.Daire kararının özeti
: Danıştay Onüçüncü Dairesinin █████/2024 tarih ve E:█████████, K:█████████ sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule yönelik itirazı geçerli görülmemiş,Elektriğin yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreyle uyumlu bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için, rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösteren, mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir elektrik enerjisi piyasasının oluşturulmasını teminen gerekli düzenlemeleri yapmanın Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun yetkileri arasında olduğu, 6446 sayılı Kanun'un 14. maddesinin 4. fıkrası ile de lisanssız elektrik üretimi faaliyetlerine özgü olarak, bu kişilerin sisteme bağlanmasına ilişkin teknik usul ve esaslar ile satışa, başvuru yapılmasına ve denetim yapılmasına ilişkin usul ve esaslara ilişkin düzenleme yapma yetkisinin Kuruma verildiği,İptali istenilen Yönetmelik kuralı yapılan açıklamalar çerçevesinde değerlendirildiğinde, düzenlemenin lisanssız elektrik üretiminin amacı doğrultusunda kaçak elektriğin tespiti halinde neler yapılacağına ilişkin üst norm olan 6446 sayılı Kanun'un 14. maddesinin 4. fıkrası ile verilen yetki kapsamında yapıldığının görüldüğü,Dava konusu düzenleme ile bağlantı anlaşmasına çağrı mektubu sahibi ve bağlantı anlaşması imzalayan gerçek veya tüzel kişilerin uhdesindeki üretim tesisi ile ilişkilendirilen tüketim tesislerine ilişkin aboneliğe ait kaçak elektrik enerjisi tüketiminin tespit edilmesi halinde, ilgili döneme ilişkin üretilen enerjinin görevli tedarik şirketi tarafından üretilerek sisteme verilmiş olduğu kabul edilerek bu enerji ile ilgili olarak piyasa işletmecisi ve görevli tedarik şirketi tarafından herhangi bir ödeme yapılmaması ve bu kapsamda sisteme verilen enerjinin YEKDEM’e bedelsiz katkı olarak dikkate alınmasının kurala bağlandığı, kaçak elektrik kullanım faturasına ilgili mevzuat kapsamında itiraz edilmemesi ya da yapılan itiraz sonucunda nihai olarak kaçak elektrik tüketiminin tespit edilmesi halinde ilgisine göre bağlantı anlaşmasına çağrı mektubu, bağlantı anlaşması ve sistem kullanım anlaşmasının iptal edileceğinin belirtildiği,Anayasa Mahkemesinin E
:████████, K:███████ sayılı kararında, "(...) İdari cezalardan farklı olarak idari tedbirlerin temel amacı cezalandırmak değil belirli bir kamu hizmeti alanında kurulan düzeni korumak, onun bozulmasını engellemek ve işleyişine yönelik muhtemel tehlikeleri önlemektir. Dolayısıyla idari yaptırım kapsamındaki tedbirler, ceza niteliğinde değildir. Bu itibarla idari cezalardan farklı olarak idari tedbirler bakımından ceza hukukunun temel ilke ve güvencelerinin uygulanma zorunluluğu bulunmamaktadır (AYM, E.███████, K.2010/2, 14/1/2010)(...) İdari tedbirlerin çok çeşitli olduğu ve değişen koşullar karşısında her zaman yeni tedbirlerin belirlenme ihtiyacının ortaya çıkabileceği düşünüldüğünde tüm idari tedbirlerin kanunla sınırlı olarak sayılmasının mümkün olmadığı açıktır. Diğer yandan hukuk kurallarının belirliliğinin sağlanması yalnızca kanunla düzenleme yapılması anlamına gelmemektedir. Belirlilik ilkesi, yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade etmektedir. Yasal dayanağının bulunması ve erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olması gibi gereklilikleri karşılaması koşuluyla yürütmenin düzenleyici işlemleriyle de hukuki belirlilik sağlanabilir. Asıl olan muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır.(...)" denilmek suretiyle idari yaptırım kapsamındaki idari tedbirlerin idari ceza niteliğinde olmadığına vurgu yapıldığı, idari tedbirler yönünden ceza hukukunun temel ilke ve güvencelerinin uygulanma zorunluluğu bulunmadığı belirtildikten sonra, kanunilik şartının ne şekilde yorumlanması gerektiğine açıklık getirildiği,Anayasa Mahkemesinin bu kararı ışığında bir değerlendirme yapıldığında, kamu tüzel kişiliğini haiz, idarî ve mali özerkliğe sahip bir kamu kurumu olan Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun, 6446 ve 5346 sayılı Kanunlar uyarınca elektriğin tüketicilere kaliteli ve güvenli şekilde ulaştırılması amacıyla bu alandaki faaliyetlerin regüle edilmesine yönelik tedbirler alma, bu bağlamda bazı yükümlülüklerin ihlali durumunda yaptırımlar uygulama, bu yaptırımların türünü ve miktarını belirleme konusunda yetkili olup, sözü edilen görev alanıyla ilgili olarak ikincil mevzuatla idari tedbir getirme yetkisine de sahip olduğunun anlaşıldığı,Anayasa Mahkemesi kararında da vurgulandığı üzere, her türlü idari tedbirin kanunda sayılması hukuken mümkün olmadığından, yasal dayanağın bulunması şartıyla idarenin düzenleyici işlemleriyle de idari tedbir öngörülebilecek olup dava konusu düzenlemede yine anılan Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen idari tedbirler yönünden kanunilik ilkesinin görünümü olan hukuki belirliliğin gereklerinden erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olma gerekliliklerini taşıdığı,İdari yargı denetiminde ölçü norm olarak kullanılan temel ilkelerin birini de ölçülülük ilkesinin teşkil ettiği, ölçülülük ilkesinin elverişlilik, gereklilik ve orantılılık şeklinde alt ilkeleri bünyesinde barındırdığı, dolayısıyla idarenin, bir yaptırım/tedbir öngörürken yaptırım uygulanmasına neden olan fiilin ağırlığı ile yaptırım/tedbir uygulamakla ulaşılmak istenen amacı gözetmesi gerektiği,Elektrik piyasasında lisanslı üretimin esas, lisanssız üretimin ise istisnai üretim şekli olduğu, 6446 sayılı Kanun'da bazı şartlarda lisanssız üretime izin verildiği, üretim sonucu ihtiyaç fazlasının sisteme verilerek satın alınmasının öngörüldüğü, bağlantı anlaşmasına çağrı mektubu sahibi ve bağlantı anlaşması imzalayan gerçek veya tüzel kişilerin uhdesindeki üretim tesisi ile ilişkilendirilen tüketim tesislerinde kaçak elektrik kullanımıyla haksız gelir elde edilmesinin yanı sıra kaçak elektrik bedeli tarifeler içinde birer maliyet kalemi kabul edilerek tüm tüketicilerden tahsil edildiğinden, kaçak elektrik kullanımının tüm tüketiciler için yük oluşturarak bütün bir piyasayı etkilediği, ayrıca, bağlantı anlaşmasının iptali için kaçak elektrik kullanım faturasına ilgili mevzuat kapsamında itiraz edilmemesi ya da yapılan itiraz sonucunda nihai olarak kaçak elektrik tüketiminin tespit edilmesinin şart olduğu, kuralda yer verilen "nihai tespit" şartının ise yargısal denetimini de kapsadığının anlaşıldığı, tüm bu hususlar dikkate alındığında dava konusu düzenlemenin amacı ile sınırlanan hak arasında makul, kabul edilebilir bir orantının bulunduğu görüldüğünden dava konusu düzenlemede ölçülülük ilkesine de aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI
: Davacılar tarafından, dava konusu düzenlemenin hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkesi ile bağdaşmadığı, davalı idarenin kanun tarafından kendisine verilmeyen bir kısıtlama yetkisi kullandığı, dava konusu Yönetmelik maddesi ile ölçüsüz bir cezanın öngörüldüğü, kaçak elektrik kullanımına ilişkin zaten halihazırda etkili yaptırımların olduğu, madde ile lisansız elektrik üretimi yapan firmaların dağıtım şirketleri karşısında savunmasız ve korumasız bırakıldığı, dağıtım firmalarının asılsız tespitleri ile lisansız elektrik üretim iznini kolayca geri alabileceği belirtilerek temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmüştür.KARŞI TARAFIN SAVUNMASI
: Davalı idare tarafından, Danıştay Onüçüncü Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ
: Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.TÜRK MİLLETİ ADINAKarar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:HUKUKİ DEĞERLENDİRME
:Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,b) Hukuka aykırı karar verilmesi,c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.KARAR SONUCU
:Açıklanan nedenlerle;1. Davacıların temyiz istemlerinin reddine,2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Onüçüncü Dairesinin temyize konu █████/2024 tarih ve E:█████████, K:█████████ sayılı kararının ONANMASINA,3. Kesin olarak, █████/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.