Anahtar kelimeler: Kızarmış Sos Sunum Tavuk Çeşitlerine Franchise Acentelik Özgün Sektöründe Satılmasına

T.C. İstanbul Anadolu 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO
: █████████ Esas
KARAR NO
: ████████
DAVA
: Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ
: █████/2025
KARAR TARİHİ
: █████/2026
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:Davacı vekilinin dava dilekçesini özetle; Taraflar arasında akdedilmiş Franchise sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedilmiş olması sebebiyle sözleşmede belirlenmiş cezai şart talebine ilişkin olup marka ve sınai hakka ilişkin bir uyuşmazlık bulunmadığından yüksek mahkeme içtihatları doğrultusunda görevli mahkemenin ---------- Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, müvekkilinin gıda sektöründe faaliyet göstermeye başlayarak kızarmış tavuk ve çeşitlerine ilişkin sunum, satış ve pazarlama hizmetlerinin gerçekleştirilmesi ve tüketiciye satılmasına ilişkin çeşitli yatırımlar gerçekleştirdiğini, özgün ürünler, marka, sos ve standartlar belirlendiğini, müvekkili şirket, sahibi olduğu "---------" markasının tanınırlığını arttırmak amacıyla sosyal medya başta olmak üzere birçok alanda reklam ve tanıtım faaliyeti yürüttüğünü, mağaza dizayn, sunum, servis gibi standartlarını belirlediğini, yeni ürünler geliştirdiğini ve söz konusu çabalar neticesinde markanın ününün ülkemiz sınırlarını dahi aştığını, yatırım faaliyetlerinin karşılığını alabilmek, ürün ve hizmet sürümünü arttırabilmek amacıyla markası ile ilgili ----------- ve birçok yabancı ülkede ----------- ve yabancı gerçek ve tüzel kişilere franchise verdiğini ve vermeye devam ettiğini, davalının müvekkili şirkete başvurarak öncelikle müvekkil şirketin markası, mağaza dizaynı ve know-how vb. ile ilgili olmak üzere görüşme talebini ilettiğini davacıya ait mağazayı gezdiğini, müvekkiline ait ürünleri denediğini ve mağaza açma talebini müvekkiline ilettiğini, bunun üzerine müvekkili şirket ile davalı taraf arasında 17.08.2023 tarihinde ---------- Mah. ---------- Sok. No:--------- ---------- adresinde davalı tarafından know/how ve markanın 10 yıl boyunca kullanılmasını ve benzeri hak ve yükümlülükleri içeren "Franchise Sözleşmesi" davalı ve davacı yan arasında akdedildiği, müvekkili şirket sözleşme gereği markasının, logosunun ve sloganlarının ve ürünlerinin belirlenen adreste davalı tarafından kullanılmasına izin verildiğini ve tüm sözleşmesel yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiğini, ancak davalı tarafın, kendi kendine belirlediği bir hedef cironun altında kaldığından bahisle mağazayı kapatmak ve başka bir iş yapmak istediğini müvekkiline haricen beyan ettiğini, sözleşmesel yükümlülükleri kendisine hatırlatılınca da markaya ve sisteme zarar verme kastı ile maliyet altına satışlar yapmaya ve kalitesiz ürünler meydana getirmeye başladığını, bu sebeple taraflarınca, davalının sözleşmeye aykırı davranışlara son vermesi ve yükümlülüklerini yerine getirmesi için 11.11.2024 tarihinde davalıya uyarı ihtarnamesi keşide edildiğini, davalı tarafın, sözleşmeyi hukuken kabul edilebilecek sözleşmesel yahut yasal olarak hiçbir dayanak öne sürmeden ve ilgili dükkanın işletmesini adeta bir kaosa sürükleyerek -------- Noterliği 20.11.2024 tarih ve ---------- yevmiye no'lu ihtarnamesi ile işlerinin iyi gitmediğini ve zarar ettiğini öne sürerek anılan ihtarnamenin tebliğinden itibaren 6 ay sonra sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedeceğini bildirdiğini, davalının bu süreçte işletmede yeterli personel istihdam etmemiş, sigortasız personel istihdam etmiş ve müvekkilinin hiçbir uyarısını dikkate alınmayarak müvekkilinin de zarar etmesine sebebiyet verdiğini, işbu ihtarname üzerine ---------- Noterliği 07.05.2025 tarih ve ---------- yevmiye no'lu ihtarname ile sözleşmesel yükümlülüklerini ihlale yönelerek mevcut mağazasını kapatarak faaliyetlerine tek taraflı olarak son veren, işletmeyi fahiş fiyatla başkasına veren ve müvekkil davacıyı açıkça zarara uğratan davalı tarafa ahde vefa ilkesi gereği sözleşmesel yükümlülüklerinin hatırlatıldığını ve 15 gün içerisinde bu hususların giderilmesi talep edildiğini, ancak davalı ---------- Noterliği'nin 22.05.2025 tarih ve --------- yevmiye no'lu cevabi ihtarnamesi ile sözleşmeyi tek taraflı olarak feshettiklerini ve faaliyetlerini sonlandırdıklarını beyan ederek ibhtarname ile yapmış oldukları çağrıya riayet edilmediğini, bu durum üzerine müvekkili adına 24.07.2025 tarihinde---------- Arabuluculuk Bürosu'na Arabuluculuk başvurusunda bulunularak bir uzlaşma sağlanmak istenmişse de görüşmelerden bir sonuç alınamadığını, davalı tarafın, hedef cirosunun altında kaldığını belirterek haksız olarak mağazanın kapatılmasını istediği zaman sözleşmesel yükümlülükleri hatırlatılınca özellikle Sözleşmenin 4.2. , 4.5., 4.6. , 4.7. vd. maddelerine aykırı olarak marka ve sisteme zarar verme kastı güdülerek maliyet altına ve kalitesiz satışlar yapılmış, sözleşmenin 5.4. maddesi uyarınca personel yeter sayısı kuralına ve diğer kurallara aykırı davranılmış, genel olarak faaliyet tek taraflı sonlandırılarak sözleşme haksız olarak feshedildiğinden dolayı tüm sözleşme kurallarına ve ahde vefa ilkesine aykırı davranıldığını, sözleşme gereği davalının bağımsız ve basiretli tacir olduğunu, dolayısıyla işin başarısına ilişkin davalı kendi öngörüsü ve ticari uzmanlığına uygun hareket etmesi gerektiğini, işbu sebeple artan personel giderleri, kira bedeli vs. gibi sebeplere dayanılmasının mümkün olmadığını, nitekim davalının davacıya ulaşmış herhangi bir sözleşme hükümleri yahut koşullarını uyarlama talebi de mevcut olmadığını ki zaten somut olayda uyarlamaya ilişkin şartların da sübut bulmadığını, sözleşmenin haksız feshedildiğini, somut olayda taraflar ahde vefa ilkesine güvenerek önceden bir takım hükümler sevk ettikleri ve öngörülebilirliğin tesis edildiği ticari nitelikli sözleşmeye olan güvenleri gereği yatırımlar yapıtığını ve açıkça işe başlanmasından işin sonlanmasına kadar ve hatta fesih halindeki taleplere kadar sözleşmesel hükümleri özgür iradeleri ile imza altına alındığını ve kararlaştırıldığını, davacının sözleşmeye güvenerek yükümlülük altına girdiğini, davalı tarafın haksız fesih sebebiyle sözleşmeyi sonlandırması sonucu uyuşmazlık konusu sözleşmenin "Sözleşmenin sona ermesi" başlıklı 11. maddesinin 2. fıkrası uyarınca davalının sözleşmeyi haksız olarak feshi halinde işin mahiyet ve miktarına uygun olarak 300.000 TL cezai koşula bağlandığını, işbu 300.000 -TL'nin davalının haksız feshi tarihinden itibaren işletilecek ticari temerrüt faiziyle birlikte müvekkil davacıya ödenmesi gerektiğini, müvekkilinin işbu erken ve haksız fesih nedeniyle ---------- en işlek caddelerinden birinde mevcut bulunan tabelası ile logosu indirilerek ve bu neviden popüler lokasyonda yer alan mağazasının aniden kapatılarak şirketin süregelen olumlu imajına zarar verdiğini, taraflar arasında Franchise Sözleşmesinin Davalı Tarafından Haksız Olarak Feshi Sebebiyle Fazlaya İlişkin Haklarımız Saklı Kalmak Kaydıyla Şimdilik 41.000,00 TL kısmi cezai şart, haksız fesih tarihinden itibaren işletilecek ticari temerrüt faizi ile birlikte müvekkilinin davacıya ödenmesi ile davanın kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekilinin cevap dilekçesini özetle; Müvekkili ile davacı taraf, 17.08.2023 tarihinde Franchise Sözleşmesi imzaladığını, ancak müvekkilinin tüm çabasına rağmen davacı tarafın yükümlülüklerine uymaması nedeniyle müvekkilinin sözleşmeden zarar gördüğünü ve sözleşmeyi feshetmek zorunda kaldığını, bilindiği üzere franchise sözleşmeleri hukukumuzda özel olarak düzenlenmemiş olup karma nitelikte sözleşmeler olduğunu, davaya konu sözleşmenin, aynı zamanda uygulamada “kelepçe sözleşme” olarak adlandırılan türden olduğunu, kelepçe sözleşmelerin temel özelliği, sözleşme ile yükümlülük altına giren taraflardan birinin fesih hakkının ciddi biçimde sınırlandırılması ve uzun süre sözleşmeye bağlı kalmaya zorlanması olduğunu, müvekkilinin davacı tarafın yüklendiği edimlere güvenerek üzerinde müzakere şansının oldukça sınırlı olduğunu, genel işlem koşulları şeklinde hazırlandığını ve ağır bir cezai şart içeren işbu kelepçe sözleşmeyi akdettiğini, davaya konu sözleşmede fesih ihbarı için herhangi bir süre öngörülmediğini, kanunumuzda franchise sözleşmelerine ilişkin özel bir düzenleme bulunmadığından, kıyas yoluyla diğer hükümlerin uygulanması gerektiğini, bu kapsamda, kıyas yoluyla uygulanabilecek hükümlerden ilki, acentelik sözleşmelerinin üç aylık bildirim süresiyle feshini öngören TTK m.121’dir. Ancak franchise sözleşmelerinin yapısı gereği daha uzun bir fesih ihbar süresine ihtiyaç duyulduğu kabul edilerek, bu kez TBK m.640’ta düzenlenen altı aylık fesih ihbar süresinin kıyasen uygulanabileceği öngörüldüğünü, bu nedenle, fesih işleminin altı ay sonra gerçekleştirileceği hususu davacı tarafa ihtarname ile bildirildiğini, dava konusu sözleşmede cezai şartın doğabilmesi için, ya davacı tarafından yapılan feshin haklı olması ya da müvekkili tarafından yapılan feshin haksız olması gerektiğini, oysa davacı tarafın bu hususlara ilişkin herhangi bir delil ileri süremediğini, bu nedenle öncelikle davacı tarafın dava dilekçesindeki asılsız iddialarına değinmek gerektiğini, davacı tarafın, müvekkilinin hedef cironun altında kalması nedeniyle işletmeyi kapatmak ve başka bir iş yapmak yönünde harici beyanlarda bulunduğunu iddia ettiğini, taraflarınca bu yönde herhangi bir beyan söz konusu olmadığını, davalının müvekkilinin maliyet altında satış yaptığını ve kalitesiz ürünler ortaya çıkardığını ileri sürdüğünü, bu iddiaların gerçek dışı olduğunu, davacı tarafın bu yöndeki iddialarını ileri sürerken bunları destekleri sunmadığını, bir an için davacı tarafın dava açmakta haklı olduğu kabul edilse dahi, dava konusu sözleşmede öngörülen cezai şartın fahiş olduğunu, bu nedenle TBK’nın ilgili hükümleri uyarınca cezai şarttan hakkaniyet indirimi yapılmasını, feshin haklı sebeple yapılmış olması nedeniyle davanın reddine, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
:Dava, franchising sözleşmesinden kaynaklanan cezai şart alacağının tahsili talebi ile açılan alacak davasıdır.
Bir davanın ticari dava olup olmadığı TTK'nın 4. maddesinde gösterilen ilkelere göre belirlenmekte olup, öğretide benimsenen görüşe göre de ticari davalar kendi aralarında mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Mutlak ticari davalar için tarafların sıfatlarına ve dava konusunun ticari işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmazken, nispi ticari davalarda dava konusunun ticari işletme ile ilgili olup olmadığı kriter olarak kabul edilmiştir.TTK'nın 4. maddesinde ticari davalar sayılmış olup bu maddeye göre her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medeni Kanunu’nun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun mal varlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu düzenlemeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent hâlinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez.Az yukarıda açıklandığı gibi ticari davalar, mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır.Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın sırf dava konusunun TTK'da düzenlenmesi nedeniyle ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar TTK'nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra ve İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.Nispi ticari davalar ise, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava hâline getirmez.
Bu genel kuralın yanında TTK'nın 4. maddesinin son cümlesindeki düzenleme nedeniyle yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale ve vedia gibi sözleşmelerden doğan davalarla fikri ve sınai haklara ilişkin davalar da ticari davadır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken, burada sayılan davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması yeterli görülmüştür.
Somut olayda uyuşmazlık franchise sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Franchise sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu'nda veya özel yasalarda düzenlenmemiş olmakla birlikte öğretide kendine özgü bir sözleşme türü olarak kabul edilmekte ve tarafları bağlayıcılığı olan ve her iki tarafa da karşılıklı hak ve yükümlülükler getiren, sürekli borç ilişkisi doğuran, çerçeve sözleşme niteliğinde olup doktrinde, kanunda düzenlenmediğinden dolayı isimsiz sözleşme olan franchise sözleşmesinin sui generis ya da karma bir sözleşme olduğuna dair çeşitli görüşler bulunmaktadır. Bu tür sözleşmelerden kaynaklanan davaların ticari dava olduğuna ya da asliye ticaret mahkemelerinde görüleceğine dair yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle, eldeki davanın ticari dava olarak kabulü için uyuşmazlık konusunun her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili olması ve her iki tarafın da tacir olması gerekmektedir.
Davaya konu franchise sözleşmelerinden kaynaklanan davaların ticaret mahkemesinde görülebilmesi için dolayısıyla işin ticari olduğundan söz edilebilmesi için sırf işin ticari nitelikte olması ve bir tarafın tacir olması yeterli olmayıp, her iki tarafın da tacir olması gerekmektedir.Somut uyuşmazlıkta davacının tacir, işin de davacı şirketin ticari işletmesiyle ilgili olduğu konusunda hiç bir tereddüt bulunmamaktadır. Ancak davalının da görevli mahkemenin tayini için tacir olup olmadığı hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Somut uyuşmazlıkta mahkememizce ---------- Ticaret Sicil Müdürlüklerine yazılan yazıda davalının tacir kaydı olmadığı belirtilmiştir.---------- Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği davalının esnaf kaydının bulunduğu ve halen devam ettiği bildirmiştir. ----------- Vergi Dairesi tarafından davalının 2023, 2024 ve 2025 yılları arası vergi kaydının bulunduğu, işletme esasına göre defter tuttuğu belirtilmekle VUK 177 deki sınırı aşmadığından davalının tacir olmadığı anlaşılmıştır.6100 sayılı HMK.nin 114/1-c maddesi gereğince mahkemenin davaya bakmakta görevli olması hususunun dava şartı olduğu, 6100 sayılı HMK.nun 115/1 maddesi gereğince dava şartlarının yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilerek, 6100 sayılı HMK.nun 114/1-c maddesi delaletiyle, 6100 sayılı HMK.nun 115/2 maddesi gereğince de mahkemenin görevli olmaması halinde davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğinden açılmış olan davada görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğu anlaşılmakla. Açıklanan nedenlerle mahkememizin görevsizliğine ilişkin karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM
:Gerekçesi yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, bu nedenle 6100 sayılı HMK'nın 115/2. Maddesi uyarınca dava şartı noksanlığından davanın usulden REDDİNE,
2-Taraflardan birinin, karar süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde Mahkememize başvurarak, dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmesi halinde dosyanın görevli ----------- Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine,
3-Yasal süre içinde Mahkememize başvurarak, dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesi talep edilmediği takdirde, Mahkememize davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin iş bu kararın tefhim/tebliği ile İHTARINA,
4-Dava dosyasının talep üzerine gönderilmesi halinde yargılama giderlerine görevli mahkemece hükmedilmesine,
Dair, davalı vekilinin yüzüne karşı, davacı tarafın yokluğunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere bulunulan yer yada başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile başvurmak ve istinaf harç ve masraflarını karşılamak koşulu ile----------- Bölge Adliye Mahkemesi'ne istinaf yolunun açık olduğu, istinaf dilekçesinde istinaf edilen hususlar ile nedenlerinin belirtilmesinin gerektiği, süresi içerisinde kararın istinaf edilmemesi halinde hükmün kesinleşeceği ve infaz edilebileceği açıklanmak suretiyle açık duruşmada verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. █████/2026

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!