Anahtar kelimeler: Edenin Görüşü Dördüncü Yağma Direnme Edilebilir Sayisi Onama İstanbul Yetkisinin
6. Ceza Dairesi         █████████ E.  ,  ████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ
:Ceza Dairesi
SAYISI
: █████████ E., █████████ K.
SUÇ
: Nitelikli yağma
KARAR
: Direnme
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ
: Onama
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 10.09.2025 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ile Yargıtay 6. Ceza Dairesinin, 18.03.2024 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı bozma kararına karşı verilen direnme kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 307 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca Dairemize gönderildiği belirlenmekle;
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen direnme kararının; 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin direnme kararını temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Kırklareli 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 22.10.2018 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile sanık hakkında yağma suçundan, 5271 sayılı Yasa'nın 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası (e) bendi gereğince beraatine karar verilmiştir.
2. O yer Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf talebinde bulunulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 05.04.2019 tarihli ve █████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile; "Olayın mağduru ve aynı zamanda tek görgü tanığı olan ... dinlenmeden, beyanları arasındaki çelişkiler giderilmeden, sanığın beraatine karar verilmesi" nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
3. Kırklareli 1.Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.12.2019 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile sanık hakkında yağma suçundan, 5271 sayılı Yasa'nın 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası (e) bendi gereğince beraatine karar verilmiştir.
4. O yer Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf talebinde bulunulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin,16.12.2020 tarihli ve ████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hüküm kaldırılarak, sanık hakkında yağma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 148, 168/3-1, 62, 53, 63 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, karar verilmiştir.
5. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi kararının, sanık müdafileri tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin, 18.03.2024 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ile " Mağdur ve sanığın arkadaş oldukları ve olay günü alkol aldıkları, sanığın suçlamayı inkar ederek saat 17.00-18.00 sıralarında mağdur ile ikametlerinin arka taraflarında tüfek ile atış yaptıklarını, tanık A. B.'nin mağdur ile sanığın olay günü öğleden sonra saat 4-5 gibi evinin önünde tartıştıklarını duyduğunu beyan ettikleri, mağdurun ise aşamalarda değişen beyanda bulunup, istikrarlı beyanda bulunmadığı olayda;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir."
Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak, sanığın üzerine atılı eylemi gerçekleştirdiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin, yeterli ve inandırıcı delil bulunamadığından şüpheden sanık yararlanır ilkesi de nazara alınarak, sanık hakkında yağma suçundan beraat kararı verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şeklide mahkûmiyet kararı verilmesi" nedeniyle bozulmasına ve dava dosyasının 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
6. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 25.09.2024 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ile 5271 sayılı Kanun’un 307 nci maddesinin 4 üncü fıkrası uyarınca direnilmesi ile sanık hakkında yağma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 148, 168/3-1, 62, 53, 63 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, ilişkin kararının, sanık müdafii tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin, 27.03.2025 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ile "...Somut dosyaya göre mahkemece direnme karırı verirkende yine bozma üzerine karar ortadan kalması nedeniyle yeni bir hüküm vermesi gerekeceği ve direnme kararı verdikten sonra yeni hüküm vermeye ilişkin katılan, iddia makamı ve hazır bulunan sanık vekiline diyecekleri sorulup son söz hakkı kullandırıldıktan sonra direnilen hükmü kurması gerekeceği gözetilmeden karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur..." nedeniyle bozulmasına ve dava dosyasının 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
7. Bozma sonrası yapılan yargılamada İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 10.09.2025 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ile 5271 sayılı Kanun’un 307 nci maddesinin 4 üncü fıkrası uyarınca direnilmesi ile sanık hakkında yağma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 148, 168/3-1, 62, 53, 63. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi
Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına, verilen cezanın fahiş olduğuna, delillerin değerlendirilmesinde hataya düşüldüğüne, sanığın beraatine, Bölge Mahkemesinin direnme kararının bozulmasına,
İlişkindir.
III. GEREKÇE
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2022/7-508 Esas ve ████████ Karar, 2022/9-116 Esas ve ████████ Karar, 2022/9-168 Esas ve ████████ Karar, 2022/1-512 Esas ve █████████ Karar, 2023/7-105 Esas ve ████████ Karar sayılı kararlarında ayrıntılı belirtildiği üzere bozma kararına karşı yerel mahkemenin uyma ya da direnme hakkı vardır. Bozma kararına uyma kararı vermesi halinde Yargıtay ilgili Dairesinin kararı uyarınca incelenen ilk derece mahkemesinin kararı bozulan hususlar açısından tamamen ortadan kalkmaktadır. Direnme kararı verilirse dosya Daireye gönderilmekte ve sonucuna göre ancak kesinleşmektedir.
Bozmaya uyma, Yargıtay uygulamaları uyarınca iki şekilde mümkündür. Mahkeme ya doğrudan bozmaya uyulmasına şeklinde karar verir ya da bu şekilde karar vermese bile bozma sonrasında işin esasına girerek esaslı bir işlem yapmaya başlar, bu kapsamda şikayetçi veya sanık beyanı ya da tanık beyanı alınıp bozmada gösterilen eksik bir delilin araştırması yapılabilir ya da Cumhuriyet Başsavcılığından yeni bir mütalaa vs. alınır ise bu bozmaya eylemli uyma yani fiilen Yargıtay bozma kararına uymak anlamına gelir. Açık açık ''uyulmasına'' denilmesine gerek yoktur. Yargıtay uygulamaları ve usul hükümleri kapsamında Yargıtay bozma ilamına fiilen uyulduktan sonra ilgili bozma kararı, Yerel Mahkeme açısından kesinleşmiş olduğundan yani mahkemenin önceki hükmü ortadan kalmış olduğundan ortada direnilecek bir karar da kalmayacaktır. Bu nedenle Yerel Mahkemenin fiilen uyma doğrultusunda yeniden işin esasına girip soruşturma yapması ve sonucuna göre karar vermesi gerekmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 05.03.2019 tarihli ve ███████-56 Esas, ████████ Karar sayılı kararında belirtildiği üzere; "...1412 sayılı CMUK'nın 251. maddesine benzer hükümler içeren 5271 sayılı CMK'nın "Delillerin tartışılması" başlıklı 216. maddesinin üçüncü fıkrasında; "Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir" düzenlemesi yer almaktadır. Bu hüküm uyarınca katılmış olduğu takdirde son söz mutlaka sanığa verilerek duruşma bitirilecektir. Ceza muhakemesinde sanığın en önemli haklarından biri de savunma hakkı olup, hazır bulunduğu oturumda son söz sanığa verilmeden hüküm kurulması, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun birçok kararında açıkça belirtildiği üzere, savunma hakkı ile yakından ilgili olan son sözün sanığa ait bulunduğuna ilişkin usul kuralı emredici nitelikte olup bu kurala uyulmaması kanuna mutlak aykırılık oluşturmaktadır.
Bununla birlikte, yürürlükten kaldırılmış bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 251. maddesinin son fıkrasındaki; “Sanık namına müdafii tarafından müdafaada bulunulsa dahi müdafaaya ilave edecek bir şeyi olup olmadığı sanığa sorulur” şeklindeki düzenlemenin yeni usul kanununda yer almamasının nedeni, aynı yöntemin yeni yasada kabul edilmemesi değil, 216. maddenin son fıkrasındaki “Hükümden önce son söz hazır bulunan sanığa verilir” ibaresinin bu anlamı da kapsamasıdır.
Temyiz merciince verilen bozma kararından sonra ilk derece mahkemeleri tarafından yargılamaya devam olunduğunda, dava henüz sonuçlanmamış bulunduğundan, ilk defa hüküm kurulurken "son sözün sanığa verilmesi" kuralı, bozmadan sonra başlayan yargılamalarda da "kamu davasının kesintisizliği ve sürekliliği" ilkesinin doğal bir sonucu olarak aynen geçerli olacaktır. Kovuşturmanın sona erdirilip hükmün tesis ve tefhimine geçilmesinden önce son söz alan tarafın sanık olması gerektiği şeklinde anlaşılması gereken "son sözün sanığa verilmesi" kuralına uyulmaması hâli, gerek "savunma hakkının sınırlandırılamayacağı" ilkesine, gerekse CMK'nın 216. maddesinin üçüncü fıkrasına açık aykırılık teşkil edecek ve bu durum, temyiz incelemesi aşamasında hükmün esasına geçilmeden önce bozma nedeni kabul edilecektir."
Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 12.09.2023 tarihli ve 2023/1-278 Esas, ████████ Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere"...Ceza muhakemesinin amacı olan somut gerçeğin ortaya çıkarılması için delillerin duruşmada ortaya konulmasından sonra, bu delillerden sonuç çıkarma, yani tartışma safhası başlamaktadır. Böylece ortaya konulan delillerle ilgili taraflara CMK'nın 216/1. maddesinde belirtilen sıraya göre söz hakkı verilecek ve tartışma imkânı sağlanacaktır.
Delillerin tartışılmasında hazır bulunan taraflardan kimin hangi sıra ile söz alacağı, cevap haklarını nasıl kullanacakları ve duruşmanın en son kimin sözü ile bitirileceğine ilişkin aynı Kanun'un "Delillerin tartışılması" başlıklı 216. maddesi;
"1) Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir.
2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir.
3) Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir." şeklinde düzenlenmiş iken, 25.08.2017 tarihli ve 30165 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 694 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmündeki Kararname'nin 148. maddesi ile üçüncü fıkraya; "Bu aşamada zorunlu müdafiin hazır bulunmaması hükmün açıklanmasına engel teşkil etmez." cümlesi eklenmiş, 08.03.2018 tarihli ve 30354 Mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7078 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 143. maddesiyle de anılan cümle kanunlaşmıştır.
Buna göre; delillerin tartışılmasında ilk önce söz katılana veya vekiline, daha sonra Cumhuriyet savcısına ve en son olarak da sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir. Görüldüğü üzere kanun koyucu, önce iddia, daha sonra da savunma makamında bulunan kişilerin söz alıp görüşlerini açıklaması gerektiğini kabul etmiştir. Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanuni temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanuni temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. Bu kurallar tez (iddia) ile antitezin (savunmanın) çatışmasıyla sonuca (karara) ulaşılan bir sürecin karşılığı olan muhakeme sonunda sağlıklı bir karara ulaşabilmenin gerekli ve zorunlu şartıdır.
1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 251 ve CMK’nın 216. maddeleri benzer şekilde düzenlenmiş olmalarına rağmen her iki Kanun'da da, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasının ne şekilde olacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak ceza yargılaması kurallarının her konuyu ayrıntısıyla düzenlemesi beklenmemelidir. Bu nedenle usul yasalarının düzenlemediği alanlar kişi hak ve özgürlüklerine aykırı olmamak ve yasanın ruhuna uygun olmak koşuluyla yorum ve kıyasla doldurulmakta ve bu uygulamalar benimsendikçe teamüle dönüşmektedir. Uygulamada esas hakkındaki görüşün mahkûmiyet yönünde olması durumunda, uygulanması talep edilen yasa ve maddelerinin açıkça belirtilmesi yerleşik ve benimsenmiş bir yöntemdir.
Öte yandan, iddia makamının esasa ilişkin görüşünü anlaşılır ve açık bir biçimde sunmasının savunma hakkının kullanılmasıyla da ilintili olduğunda kuşku yoktur. Zira sağlıklı bir savunma ancak sağlıklı bir iddia üzerine oturtulabilir.
Kamusal iddia makamını temsil eden Cumhuriyet savcısı, karar verilmeden önce, toplanan kanıtlara göre esasa ilişkin görüşünü açık ve anlaşılır bir biçimde ve eğer görüşü mahkûmiyete ilişkin ise mevzuatta yer alan yasa ve maddelerini de göstermek suretiyle açıklamak zorundadır." "... Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasının alınmasından sonra yine CMK’nın 216. maddesinde yer alan sıralama gözetilerek taraflara söz hakkı tanınacağından, Cumhuriyet savcısının, davanın esasına ilişkin görüşü alınmaksızın ve hazır bulunan sanığa esas hakkında savunma yapma imkânı tanınmaksızın hüküm kurulması, ceza muhakemesinde sanığın en önemli haklarından biri olan savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır.
Kamusal iddia makamını temsil eden Cumhuriyet savcısı, esas hakkındaki görüşünü açık ve anlaşılır bir biçimde, uygulanması talep edilen kanun ve maddelerini de göstermek suretiyle açıklamak zorunda olduğundan, direnme kararına konu dosyanın 19.11.2019 tarihli oturumunda Cumhuriyet savcısı tarafından ileri sürülen ve CMK’nın 216. maddesinin 1. fıkrası uyarınca duruşmada ortaya konulan delile yönelik olan; "Usul ve yasaya uygun bulunan bozma ilamına uyulsun.” şeklindeki görüşün esas hakkında mütalaa olarak geçerli ve yeterli kabul edilmesi olanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla Yerel Mahkemece Cumhuriyet savcısının esasa ilişkin görüşü alınmadan direnme kararına konu hükmün kurulduğu kabul edilmelidir."
Somut dosyaya göre;
Bölge Adliye Mahkemesince verilen ve Dairemizce bozulan karar sonrasında, yerel mahkemece eylemli uyduğu belirlenen 25.09.2024 tarihli karar hakkında; "... sanık hakkında kurulan direnme kararına konu hükmün, Cumhuriyet savcısından esas hakkındaki görüşü sorulmadan ve hazır bulunan sanık ve müdafiine esasa ilişkin savunma yapma imkânı tanınmadan yargılamaya son verilip hüküm tesis ve tefhim edilmesi isabetsizliğinden, diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmesi gerekmektedir.
Somut dosyaya göre mahkemece direnme karırı verirkende yine bozma üzerine karar ortadan kalması nedeniyle yeni bir hüküm vermesi gerekeceği ve direnme kararı verdikten sonra yeni hüküm vermeye ilişkin katılan, iddia makamı ve hazır bulunan sanık vekiline diyecekleri sorulup son söz hakkı kullandırıldıktan sonra direnilen hükmü kurması gerekeceği gözetilmeden karar verilmesi..."
Nedeniyle bozulduğu, eylemli uyduğu belirlenen 25.09.2024 tarihli karar hakkında; direnme kararı verilemeyeceği eylemli uyma ile ilk kararın ortadan kalktığı, yerel mahkemenin direnme olarak göstererek yani hüküm olarak incelenen kararın yeniden hüküm kurulması gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.
Yerel mahkemenin 25.09.2024 tarihli kararına ilişkin, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin, 27.03.2025 tarihli ve █████████ Esas, █████████ sayılı kararı ile eylemli uyma nedeniyle bozma kararı verildiği, yerel mahkemenin 10.09.2025 tarihli kararı ile bozma kararına usule ilişkin uyma kararı vererek 25.09.2024 tarihli kararının hatalı olduğunu, direnme kararı verirken ilk kararda direnme olmayacağını kabul etmiştir.
Son kararında usulen de olsa uyulan bu karar ile esas bozması nedeniyle ortadan kalktığı için ortada bir karar kalmadığından direnilmesi de hukuken mümkün değildir. Dolayısıyla; mahkemenin bozma kararına eylemli uyması nedeniyle ortadan kalkan 16.12.2020 tarihli ilk kararına uygun karar veremeyeceği, yeni bir hüküm kurması gerektiği, mahkemenin 16.12.2020 tarihli ilk kararının sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği yönünden Dairemizin 18.03.2024 tarihli kararı ile bozulduğu, mahkemece ortada direnilebilecek bir kararın bulunmadığı, bu nedenle mahkemece yeniden yargılama yapıp yeni hüküm kurması gerekirken bundan imtina ile ortadan kalkmış olan ilk kararında direnilmesinde ısrar edilerek yazılı şekilde karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin,10.09.2025 tarihli kararının diğer yönleri incelenmeksizin 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
08.01.2026 tarihinde karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!