Anahtar kelimeler: İstemlerinin Yağma Edenlerin Neticesinde Edilebilir Yetkilerinin Usulü Mahkûmiyet İnci Nci
6. Ceza Dairesi         █████████ E.  ,  ████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
KARAR TARİHİ
: 24.04.2025
SUÇ : Nitelikli yağma
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
Sanıklar hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi uyarınca temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü;
Sanık ... müdafii duruşmalı inceleme isteminde bulunmuş ise de; 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanunun 94. maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun’un 299. maddesi uyarınca takdiren duruşmalı inceleme talebinin reddine karar verilmiştir.
Sanıklar Hakkında Mağdura Yönelik Nitelikli Yağma Suçundan Kurulan Hükmün İncelenmesinde;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere;
"Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir."
Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak, somut olayda;
Mağdurun 28.07.2013 tarihli kolluk ifadesinde, “sanıkların kendisinden bir adet 40.000,00 TL bedelli senet yağmaladıklarını ayrıca sanık ...’ya sattığı araçlar ile arsaların karşılığı olarak sanık ...’dan aldığı senetleri de geri vermesini istediklerini” 04.09.2013 tarihli Cumhuriyet savcılığında alınan ifadesinde,“kendisinden bir adet 40.000,00 TL ve bir adet 18.000,00 TL bedelli senedin yağmalandığı ve sözkonusu senetlerin iadesini istediklerini ileri sürerek, şikâyetten vazgeçmesi karşılığında bilirkişi incelemesine konu 18.000,00 TL bedelli senedin iade edildiğini, sanık ...’nın ayrıca 16.000,00 TL bedelli bir adet senet daha verdiğini” ileri sürdüğü, Dairemizin 20.06.2018 tarihli kısmi bozma ilâmı sonrası dosyaya sunduğu 26.07.2018 tarihli dilekçesinde, “sanıkların kendisine iade etmesi sonrası yırttığı incelemeye konu 18.000,00 TL bedelli senedin sanık ...’nın kendisinden ayrıca yağmaladığı senet olduğunu, araç içerisinde bunun haricinde bir adet 18.000,00 TL ve bir adet 40.000,00 TL bedelli senetler yağmalandığını”, 22.05.2014 tarihli sanık ... ten şikayetten vazgeçme ve iftira attığına dair dilekçesinde , ".. sanık ...'in alışverişi düzgündür demesi nedeniyle sanık ... ya satış yaptığını alacağını alamayınca ... de işin içine çekerek alacağını tahsil edebileceğini düşündüğünü olay günü sadece görüştüklerini.. ... kardeşi ... ... internet üzerinden ... göndermiş gibi mesaj yazayım diyerek bu işi yaptığını .. hakkında şikayetçi olmadığını"; bozma sonrası alınan ifadesinde ise; "..ihtilafın çözülmesi amacıyla sanık ...’in babası ve avukat .. ile görüştüğünü 150.000,00 TL bedelli senet karşılığı avukatın yazdığı dilekçeyi imzaladığını" ileri sürdüğü; Sanıkların aşamalardaki aksi ispatlanamayan savunmalarında suçlamayı kabul etmedikleri; tanık A.D.'nin de olay anına ilişkin görgüsünün olmadığı, olaydan bir süre önce sanıkların kendi aralarındaki konuşmalarını duyduğunu belirterek bu hususta da aşamalarda çelişkili beyanlarda bulunduğu, bozma sonrası dinlenen tanıklar ... ve avukat ... ifadelerinde mağdurun olayı anlatarak kendi rızasıyla dilekçe yazdırdığını beyan ederek mağdurun iddialarını doğrulamadıkları, mağdura gönderilen mesajların sanık ... tarafından gönderildiğinin kesin şekilde tespit edilmediği ayrıca mağdur ile sanık ... arasındaki araç satışana ilişkin noterlik belgesinden, mağdura iade edilen 18.000 TL bedelli bononun söz konusu bu araç satışı nedeniyle düzenlendiğine ve aracın satışının gerçekleşmemesi nedeniyle mağdura iade edildiğine dair sanık savunmasıyla uyumlu olduğunun anlaşılması karşısında;
Mağdurun aşamalardaki sanıkların durumun ağırlaştırmayı amaçlayan çelişkili soyut beyanları dışında, hükümlülüklerine yeterli hukuka uygun, her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı bir delil elde edilemediğinden, şüpheden sanık yararlanır ilkesi de nazara alınarak, sanıkların nitelikli yağma suçundan beraatleri yerine ile yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafilerinin temyiz istemleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenlerle Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
07.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!