Anahtar kelimeler: Davasözleşmeden Satmayı Inı Etmeyi Satımı Kapanış Payların Hisselerinin Takım Pay

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ45. HUKUK DAİRESİDOSYA NO
:████████KARAR NO
:████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
:İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİESAS NO
:████████KARAR NO
:████████KARAR TARİHİ
:█████/2025DAVA
:Sözleşmeden Kaynaklanan Cezai ŞartKARAR TARİHİ
:█████/20266100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalıların ... A.Ş'nin pay sahibi olan ... ile bu şirketin hakim pay sahipleri olduğunu, davacı ile davalılar arasında imzalanan █████/2012 tarihli ...A.Ş hisselerinin alım ve satımı ve şirketin sevk ve idaresine ilişkin ortaklık sözleşmesi gereğince davalıların sahibi oldukları payların %60'ını davacıya satmayı ve devir etmeyi kabul ve taahhüt ettiklerini, davalıların sözleşmenin imza tarihi ile payların devir tarihi (kapanış) arasındaki dönemde yani ara dönemde bir takım koşulları yerine getirmekle yükümlü olduklarını, sözleşmenin 7.maddesinde "Ön kapanış koşulları"nın tarih ve tadat edildiğini, 8.maddesinde de ön kapanış koşullarının tamamlanmasına ilişkin yapılacak işlemlerin belirlendiğini, buna göre davalıların en geç █████/2012 tarihine kadar ön kapanış koşullarının tamamlandığına ilişkin bir beyanı (ön kapanış bildirimi) davacıya göndermek ve ön kapanış koşullarının gerçekleştiğine ilişkin alıcının (davacının) teyidini almakla yükümlü olduklarını, bu arada tarafların hisseleri devir almak için Rekabet Kurulu'na başvuru yaptıklarını ve Rekabet Kurulun'dan devre ilişkin izni █████/2012 tarih ... sayılı yazı ile aldıklarını, sözleşmenin imzasından sonra ön kapanış koşullarının tamamlanması beklenmekte iken █████/2012 tarihinde söz konusu koşulların tümünün yerine getirilmediğinin anlaşıldığının, hangi koşulun ne şekilde ve ne zaman yerine getirileceği veya getirilemiyor ise bu koşulun yerine gelmemesi nedeniyle doğabilecek muhtemel riskler taraflar arasında yapılan toplantılarda değerlendirilmekte ve süreç devam etmekte iken █████/2012 tarihinde davalıların sahibi oldukları varlıklara el konulduğuna ilişkin basında haberler yayınlandığını, bu durum üzerine aynı tarihte ... Şirketler ... A.Ş tarafından ...'a gönderilen özel durum açıklaması ile henüz hisse devir anlaşmasının imzalanmadığı ve hisse devrine yönelik çalışmaların ertelendiğinin belirtildiğini, yine aynı tarihte İstanbul .... Noterliğinden gönderilen █████/2012 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarname ile ve sözleşmenin 8.2 maddesinin davacıya verdiği hakka istinaden şirket ortakları hakkında ileri sürülen iddiaların akıbetinin belli olması, ön kapanış koşullarının eksiksiz olarak gerçekleştirilmesine kadar iş bu bildirim tarihinden itibaren 90 günü geçmemek üzere erteleme hakkının kullanıldığının davalılara ihbar ve ihtar edildiğini, elektronik posta yoluyla davalı ...'ya da iletildiğini, aynı gün basında yer alan haberlerin doğru olup olmadığının da davalılara sorulduğunu, Ankara TMK'nın 10.maddesiyle görevli 1 nolu hakimliğinin ████████ D.iş sayılı ve █████/2012 tarihli kararı ile davalılardan ... ve ...'ın 2009 yılından sonra edindikleri tüm malvarlıklarına el konulmasına karar verildiğinin öğrenildiğini, müvekkilince yapılan bildirimden sonra davalıların sektörde faaliyet gösteren diğer akaryakıt dağıtım şirketleri ile görüşmeler yaptığına ilişkin duyumların alınması üzerine, █████/2012 tarihinde tüm dağıtım şirketlerine noter kanalı ile taraflar arasındaki sözleşmenin halen geçerli ve yürürlükte olduğunun bildirildiğini, davalılar tarafından ise davacıya sözleşmenin feshine dair Beyoğlu ... Noterliğinden █████/2012 tarih ve ... sayılı ihtarname gönderildiğini, bunun üzerine ihtarnamedeki beyanların doğru olmadığı, sözleşmenin haksız feshedildiği, haksız fesih nedeniyle tazminat ve cezai şart ödeme borcunun doğduğunun davalılara noter ihtarıyla bildirildiğini, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 8.maddesinin son fıkrası gereği ön kapanış koşullarının tamamlanmaması halinde davacının 8.1, 8.2, 8.3 maddelerinde hüküm altına alınmış seçimlik haklarından herhangi birisini kullanma yetkisinin bulunduğunu, davacının kullandığı 90 günlük erteleme süresi içinde davalılar tarafından koşulların sağlanması için çaba gösterilmesi gerekmekte iken sözleşmeyi feshetme yolunu tercih ettiklerini, müvekkilinin sadece basında yer alan haberlere değil aynı zamanda ████████ D.iş sayılı ve █████/2012 tarihli el koyma kararı nedeniyle o tarih itibariyle hukuki durumun belirsizliğine bağlı olarak erteleme hakkını kullanıldığını, davalılar tarafından █████/2012 tarihine kadar şirket ile ilgili bilgi ve veriler müvekkili şirket yetkililerine elektronik posta yoluyla iletilmeye devam edilmesine rağmen bu tarihten sonra bilgi ve belge gönderilmediğini, müvekkilinin diğer dağıtım şirketlerine gönderdiği ihtarnamelerde son derece dikkatli ve özenli ifadeler kullanıldığını, erteleme hakkının kullanıldığından dahi söz edilmediğini, sözleşmenin geçerli ve devam etmekte olduğunun vurgulandığını, davacının ne davalılara ne de 3.kişilere yönelik sözleşmenin feshine ilişkin bir iradesinin olmadığı ve oluşmadığını, sözleşmenin davalı tarafça haksız olarak feshedildiğini, davalıların ön kapanış koşullarını tamamlamamak ve sözleşmeyi haksız olarak feshetmek suretiyle sözleşmenin 10.5.maddesini ihlal etmiş bulunmaları nedeniyle cezai şartı ödemekle yükümlü hale geldiğini, İstanbul ...Noterliğinin █████/2012 tarihli ihtarnamesine rağmen cezai şartın ödenmediğini beyan ederek; Borçlar Kanununun 179.maddesi gereğince 20.000.000,00 USD'nin dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalılardan alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP
:Davalılar ..., ..., ..., ... ve ... vekili cevap dilekçelerinde özetle; müvekkillerinin borçlunun edasını temin etme yükümlülüğü altına girdiklerini, sözleşme ile bir garanti yükümlülüğünün değil kefaletin kararlaştırılmış olduğunu, 8.3 maddesindeki genel işlem kaydının olağanüstü ve şaşırtıcı bir kayıt niteliğinde olup TBK 21/2 gereğince yazılmamış sayılması gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte garanti taahhüdünün varlığı halinde bile garanti edilen risk gerçekleşmediğinden müvekkillerinin sorumluluğunun bulunmadığını, davacının İstanbul ... Noterliğinin █████/2012 tarihli ihtarnamesiyle sözleşmenin 8. Maddesine yer alan seçimlik haklardan ek süre vermek suretiyle erteleme hakkını seçtiğini, ön kapanış koşullarını tamamlanması için satıcıya verilen 90 günlük ek sürenin dava tarihinde henüz dolmadığını bu nedenle cezai şartın koşulu olan ifanın belirlenen zamanda yapılmaması koşulunun gerçekleşmediğini, basında çıkan haberlere dayanılarak mahkeme el koyma kararının geçici ve tedbir niteliğinde bir karar olup sözleşmenin şirket tarafından ifasına engel teşkil etmediğini, buna rağmen davacının sanki sözleşmenin ifasını tamamen ortadan kaldıran bir karar varmış gibi telaşla basında açıklamalar yaptığını ve resmi makamlara hisse devir işlemlerini askıya aldığını bildirdiğini, erteleme hakkı kullanılmasına rağmen davacının sonraki davranışları ile sözleşmeyi fiilen feshettiğini, davacının sözleşmeyi...A.Ş ile imzaladığını, basında çıkan haberlerin ise teminat veren sıfatıyla imzalayan iki davalı müvekkili hakkında olduğunu, 90 günlük süre dolmadan davacının sözleşmeyi eylemli olarak feshettiğini, davacı tarafından ... A.Ş ne gönderilen ihtarnamede bu sonuca varıldığını bu nedenle davacı tarafın cezai şart talep edemeyeceğini, garanti olarak kabul edilse dahi garanti edilen riskin ahlaka aykırı olması halinde garanti veren için sorumluluğun söz konusu olmayacağını, cezai şartın fahiş olması nedeniyle indirilmesi gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; cezai şart talebinin koşulları oluşmadığı gibi miktar itibariyle de fahiş olup müvekkilinin ekonomik mahvına yol açacağını, davacının askıya alma ve erteleme beyanının ortaklık sözleşmesinin 8. 2maddesi kapsamında süre verme niteliğinde olmadığını, sözleşmeye devam edilmeme konusundaki ilk irade açıklamasının davacı tarafça yapılması nedeniyle ortaklık sözleşmesinin davacı tarafça feshedildiğini, erteleme ile ilgili maddenin amacının ön kapanış öncesi gerçekleştirilecek işlemlerin ve/veya koşulların gerçekleştirilebilmesi, tarafların hisse devir işlemlerini tamamlayabilmesi olduğunu, davacı tarafça yapılan ertelemenin amacının ise basından öğrenilen son gelişmeler üzerine olayın içeriği tam olarak anlaşılıncaya kadar hisse devrine yönelik çalışmaların askıya alındığı ve ertelediğini, davacının amacının ilişkileri durdurma iradesi olduğunu, basında çıkan haberlerin sözleşmeyi imzalayan şahıslarla ilgili olduğunu, basında çıkan haberler üzerine şirketten personelini çektiğini, fiilen davacı tarafça feshedilmesi nedeniyle cezai şart talep edemeyeceğini, 90 günlük sürenin dava tarihinde henüz dolmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ'NİN VE DAİREMİZİN KARARLARI1-Mahkemenin █████/2020 tarihli kararı; sözleşme davalı tarafça haksız olarak feshedildiğinden sözleşmede belirlenen cezai şartın talep edilmesinin mümkün hale geldiği, davalı şahısların sözleşmeyi garantör olarak imzaladıkları, belirlenen 20.000.000,00 USD cezai şart fahiş olup ekonomik mahva sebep olacağından bu miktarın 1/4'ü olan 4.000.000,00 USD cezai şart miktarının uygun olacağı, davalı şirket açısından dava kayıt kabule dönüştüğünden dava tarihi ile iflas tarihi arasında işlemiş faizin de hesabı gerektiğinden bu konuda bilirkişiden ek rapor alındığı, dava tarihi ile iflas tarihi arasında 4.000.000,00 USD'ye işleyen faiz miktarı 665.095,89 USD olarak bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.2-Dairemizin █████/2024 tarihli kararı; Davanın davalı tarafça sözleşme koşullarının yerine getirilmediği ve sözleşmenin feshedildiği iddiasıyla sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın tahsili istemine ilişkin olduğu, ön kapanış koşullarının yerine getirilmemesi ve sözleşmenin haksız olarak davalı tarafça feshi karşısında davacının cezai şart talep hakkına sahip olduğu, cezai şart miktarının borçlunun ekonomik yönden mahvına sebep olup olmadığının kararda yer verilen açıklamalar çerçevesinde değerlendirilmesi, sözleşme ve taahhüt edilen edimin değerinin tarafların ve özellikle borçlunun cezai şartın kabul edildiği tarihteki iktisadi durumunun, alacaklının çıkarlarının, özellikle uğradığı zarar miktarının, borçlunun kusurunun, borca aykırılığın ağırlığının dikkate alınması ve bu hususlarda konusunda uzman bilirkişilere taraf kayıtları üzerinde inceleme yaptırarak karar vermesi gerektiği, yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporunda ise sadece davalı şirketin cezai şartın kabul edildiği █████/2012 tarihi itibariyle esas sermayesinin 41.525.000,00 TL olup ekonomik yönden mahvına sebebiyet vermeden ödeyebileceği ceza şart miktarının esas sermayesinin %30'una tekabül eden 12.457.500,00 TL karşılığı 6.874.241,25 USD olabileceği kanaati bildirildiğinden eksik incelemeye dayalı olan raporun hükme elverişli olmadığı, ayrıca kararda "20.000.000,00 USD cezai şart fahiş olup ekonomik mahva sebep olacağından bu miktarın 1/4'ü olan 4.000.000,00 USD cezai şart miktarının uygun olacağı" gerekçesine yer verilmiş ise de davacı vekilinin istinaf dilekçesinde de ileri sürdüğü gibi 20.000.000,00 USD cezai şartın 1/4'ü 5.000.000,00 USD olduğu için kararda takdiri indirim oranı yönünden çelişki oluşturulduğu, dava konusu sözleşme dava dışı ....AŞ şirketinin hisselerinin devrine münhasır düzenlenen bir sözleşme olup sözleşmede yer alan hükümlerin genel işlem koşulu niteliğinde olmadığı, sözleşmenin "B-Şirketin Sevk ve İdaresine İlişkin Esaslar" başlığı altında ... Ortaklarının Garantörlüğünün düzenlendiği 8.3.maddesi gereği davalı gerçek kişilerin garantör sıfatıyla cezai şarttan sorumlu oldukları ancak TBK'nın 603.maddesinde "Kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler, gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanır." hükmü uyarınca istinaf yoluna başvuran davalı gerçek kişilerin sorumluluklarının TBK'nın 583 ve 584.maddeleri de dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiği, cezai şart talebine ilişkin eldeki davanın değeri itibariyle yazılı yargılama usulüne tabi olduğu ancak davalı müflis şirket yönünden yargılama aşamasında kayıt kabul davasına dönüştüğü, kayıt kabul davası ise basit yargılama usulüne tabi olduğundan her iki dava yönünden verilecek hüküm ve sonuç ise farklı olup Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin █████/2024 tarihli ████████ E. ████████ K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere her iki davanın tefrik edilmesi gerekirken birlikte görülerek karar verilmesinin doğru olmadığı, İİK'nın 195/1. maddesi uyarınca iflas masasına yazılacak alacakların iflas tarihi itibariyle hesaplanıp belirlenmesi, yabancı para alacaklarının iflasın açıldığı andaki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilerek iflas masasına yazılması gerektiği ancak Mahkemece "Tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile 4.000.000,00 USD cezai şart bedeli ile dava tarihi ile iflas tarihi arasında işleyen 665.095,89 USD işlemiş faiz olmak üzere toplam 4.665.095,89 USD'nin müflis ... Aş'nin iflas tasfiyesinin yürütüldüğü Bakırköy 1 İflas Müdürlüğünün ███████ nolu iflas masasına kayıt ve kabulüne" dair karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle kaldırma kararı verilmiştir.3-Mahkemenin █████/2025 tarihli kararı; İstinaf ilamında dava cezai şart talebine ilişkin olup, dava değeri itibari ile yazılı yargılama usulüne tabi olduğu ancak müflis şirket yönünden, yargılama aşamasında davanın kayıt kabul davasına dönüştüğü, her iki davanın tefrik edilmesi gerektiği yönünde kanaat bildirilmiş ise de yargılama usulleri farklı olsa da, cezai şart koşullarının oluşup oluşmadığı, oluşmuş ise miktarının tespiti gibi ana hususların aynı dava da değerlendirilip sonuçlanmasının hem usul ekonomisine hem de farklı kararlar çıkmasının önüne geçeceği dikkate alındığında bu aşamadan sonra dosyaların tefrikinin usul ekonomisine de uygun olmayacağından tefrik kararı verilmediği, kaldırma kararının ardından alınan bilirkişi raporunun 10 ve 11.sayfasında mahkemece yapılan indirimin fazla olduğu, davalının ekonomik mahfına yol açacak derecede yüksek olup olmadığının değerlendirilmesi bakımından takdir yetkisinin mahkemede olması nedeniyle davalı şirketin iflasına karar verildiği, sözleşme tarihi olan █████/2012 tarihi itibari ile şirketin esas sermayesinin 41.525.000,00TL olup, davalının ekonomik yönden mahfına sebebiyet vermeden ödeyebileceği cezai şart tutarının indirim tutarının mahkemece saptanması gerektiği yönünde görüş bildirdikleri, en son alınan raporda bilirkişilerin tenkis miktarının kendileri belirlemeyip mahkemenin takdirine bıraktıkları, istinaf kararından önce bilirkişiler tarafından verilen █████/2017 tarihli rapora bir nevi atıf yaptıkları, █████/2017 tarihli bilirkişi raporunda ise raporun 14. Sayfasında cezai şartın kabul edildiği █████/2012 tarihi itibari ile esas sermayesi 41.525.000,00TL olan davalı şirket yönünden, davalı şirketin ekonomik yönden mahfına sebebiyet vermeden ödeyebileceği cezai şart tutarının esas sermayesinin %30'una tekabül eden (41.525.000,00TL X 0,30 = 12.457.500,00TL karşılığı (12.457.500,00TL : 1.8122=) 6.874.241,25USD olabileceği yönünde görüş bildirdiklerinden ve son raporda da aynı şekilde davalı şirketin █████/2012 tarihi itibari ile esas sermaye miktarına atıf yapmaları nedeniyle davalı şirketin sözleşme tarihindeki esas sermayesi dikkate alınarak ekonomik mahfına sebebiyet vermeyecek şekilde, cezai şart miktarından indirim yapılarak bilirkişiler tarafından önceki raporda belirlenen 6.874.241,25USD cezai şartın uygun olduğu kanaatine varıldığı, istinaf kararı doğrultusunda iflasın açıldığı tarih olan █████/2015 tarihindeki Merkez Bankası'nın efektif satış kuru dikkate alınarak bu tarihte 1 USD'nin efektif satış kurunun 2.6644TL olduğu dikkate alınarak, 6.874.241,25USD'nin TL karşılığı 18.315.728,38TL, dava tarihi ile iflas tarihi arasında işleyen faizin TL karşılığının ise 3.045.428,94TL olduğunun hesaplandığı, cezai şarta ilişkin tazminat davalarında, cezai şartın indirim yapılıp yapılmayacağı hususunun davacının dava açarken bilmesi mümkün olmadığından cezai şart miktarının reddedilen kısmı nedeniyle davacı aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilemeyeceğinden yargılama giderleri ve vekalet ücreti hesaplanırken bu hususa dikkat edildiği gerekçesiyle; "1-Davacının davasının kısmen kabulü ile ; 6.874.241,25 USD cezai şart bedelinin dava tarihi olan █████/2013 tarihinden itibaren 1 yıl vadeli USD cinsinden açılmış mevduat hesabına devlet bankalarınca ödenen en yüksek faiz oranını uygulanması sureti ile davalılar ..., ..., ..., ... ve ...'dan alınarak müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine. Tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile 18.315.728,38 TL cezai şart bedeli ile dava tarihi ile iflas tarihi arasında işleyen 3.045.428,94 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 21.361.157,32 TL müflis ... Aş'nin iflas tasfiyesinin yürütüldüğü Bakırköy 1 İflas Müdürlüğünün ███████ nolu iflas masasına kayıt ve kabulüne, Davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine" karar verilmiştir.İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; talep edilen cezai şart tutarının tenkisine gerek olmadığını, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararda █████/2017 tarihli bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığı net bir şekilde belirtilmesine rağmen mahkemece tekrar aynı raporun hükme esas alındığını, Mahkeme kararlarında talep edilen cezai şart tutarının neden ekonomik mahva sebep olacağına ilişkin hiçbir gerekçelendirme yapılmadığını beyan ederek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davalılar ..., ..., ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; fesih hakkının şekle tabi olmadığını, sözlü veya yazılı olabileceği gibi zımni bir irade beyanıyla da kullanılabileceğini, sözleşme fiilen davacı tarafça feshedildiğinden mahkemenin aksi yöndeki kabulünün hatalı olduğunu ve cezai şarta hükmedilemeyeceğini, müvekkilleri garantör sıfatıyla sözleşmeyi imzalamışsa da TBK'nın 603. maddesi gereğince gerçek kişiler tarafından garanti veya benzeri ad altında verilen kişisel güvence taahhütleri kefalet sözleşmesine ilişkin hükümlere tabii olduğundan üstlenilen yükümlülüğün kefalet sözleşmesi niteliğinde olduğunu, sözleşmenin imza tarihi █████/2012 olup bu tarihte yürürlükte bulunan TBK'nın 584/1. maddesi gereğince kefalet sözleşmesinin geçerli olabilmesi için kefilin eşinin yazılı rızasının sözleşmenin kurulmasından önce veya en geç kurulması anında verilmesi zorunlu olduğunu, her ne kadar tacir kefiller bakımından eş rızası şartı █████/2013 tarihli kanun değişikliği ile kaldırılmış ise de sözleşmenin imza tarihinde tacir kefiller yönünden de eş rızası aranması zorunlu olduğunu, müvekkillerinin eşinin yazılı olarak verdiği rıza beyanının olmadığını, bu nedenle sözleşmenin hükümsüz olduğunu, eş rızası bulunmayan müvekkilinin garantör olarak sözleşmeden sorumlu tutulmasının hukuka aykırılık teşkil ettiğini, yerel mahkeme tarafından bu husus gözetilmeden karar verildiğini, davacı tarafın askıya alma-erteleme işlemi sözleşmeye uygun olmadığından kabul edilmesi mümkün bulunmamakla beraber bir an için hukuken geçerli olduğu kabul edilse dahi 90 günlük süreyi beklemeksizin işbu davayı açmasının dahi başlı başına fesih iradesi teşkil ettiğini, davacı tarafça ihtarnamenin gönderildiği tarihte davalı müflis ...'nın ön kapanış koşullarını tamamlamayacağı yönünde bir intibanın varlığı yahut bu koşulları yerine getirmekten imtina etmesi gibi bir durum söz konusu olmadığını, ihtarname gönderilmeden hemen önce taraflar arasında yapılan yazışmalar incelendiğinde ortaklık sürecinin sorunsuz devam ettiğini, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 8.3. maddesinin genel işlem kaydı olup hiç yazılmamış sayılması gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte cezai şart talebinin reddedilen kısmı için müvekkilleri lehine vekalet ücretine hükmedilemeyeceği yönündeki gerekçenin usul ve yasaya aykırı olduğunu beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme tarafından istinaf kaldırma kararı sonrasında yeniden yargılama yapılmamış, ileri sürdüğümüz delillerimiz ve beyanlarımız gözetilmeksizin yeniden hüküm kurulduğunu, müvekkili şirket ortağı olarak ve garantör sıfatıyla sözleşmeyi imzalamışsa da TBK'nın 603. maddesi gereğince gerçek kişiler tarafından garanti veya benzeri ad altında verilen kişisel güvence taahhütleri kefalet sözleşmesine ilişkin hükümlere tabii olduğundan üstlenilen yükümlülüğün kefalet sözleşmesi niteliğinde olduğunu, müvekkilinin eşinin yazılı olarak verdiği rıza beyanının olmadığını, bu nedenle sözleşmenin hükümsüz olduğunu, eş rızası bulunmayan müvekkilinin garantör olarak sözleşmeden sorumlu tutulmasının hukuka aykırılık teşkil ettiğini, yerel mahkeme tarafından bu husus gözetilmeden karar verildiğini, cezai şart koşullarının oluşmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte müvekkilin sorumluluğu olduğu kabul edilse dahi talep edilen cezai şart miktarı fahiş olup davalı şirketin ve müvekkilinin mahvına sebep olacağını, bilirkişiler tarafından davacının öz sermayesini koruduğu tespit edildiğinden davacının zararından söz edilemeyeceğini, bu durumda cezai şart talebinin haksız olduğunu, ayrıca bilirkişi raporunda çelişkiler mevcut olup bunların giderilmediğini, mahkemece kısmen red kararı verilmesine rağmen müvekkili lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin hukuka aykırılık teşkil ettiğini beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı Müflis .... vekili istinaf dilekçesinde özetle; İşbu davanın devamı sırasında davacı tarafça iflas masasına yapılan alacak kayıt talebiyle ilgili olarak iflas idaresi tarafından ''dava sonucunun beklenilmesine'' karar verildiğini, dosya kapsamı itibariyle anlaşıldığı üzere davacının kendi imajını korumak maksadıyla ortaklığı ve yapılan görüşmeleri inkar ettiğini, davalı müflis şirket aleyhine bir çok haberin çıkmasına neden olduğunu, sözleşmeyi açıkça ve fiilen davacının feshettiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı ve eksik incelemeyle oluşturulduğunu, önce ceza miktarının aşırı olup olmadığına hakimin takdir hakkını kullanarak karar vermesi gerektiği belirtilip akabinde de hakimin takdir yetkisinde olan bir husus için görüş bildirildiğini, bilirkişi raporunda müflis şirket yönünden belirlenen cezai şartın müflis şirketin mahvına sebep olacak nitelikte bir sonuç doğurmayacağı ifade edilmiş ise de bu kanaatin ticari defterler ve mali kayıtlar tetkik edilmeksizin oluşturulduğunu, cezai şartın fahiş olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin feshedilmesi hususunda müflis şirkete atfedilebilecek herhangi bir kusur mevcut bulunmadığını, fesih iradesini kullanan taraf davacı olduğundan müflis şirketten de cezai şart istenemeyeceğini beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Dava, sözleşmeye aykırılık nedeniyle cezai şart istemine ilişkindir.Taraflar arasında █████/2012 tarihinde "... Anonim Şirketi Hisselerinin Alım ve Satımı ve Şirketin Sevk ve İdaresine İlişkin Ortaklık Sözleşmesi" imzalanmıştır.Sözleşmenin "Taraflar" başlıklı 1.maddesinde göre; davacı şirket "Alıcı", "..." veya "...", davalı şirket "Satıcı", "..." veya "...", davalı gerçek kişiler "Garantör" olarak anılmaktadır. Sözleşmenin taraflar arasında hisselerin alım ve satımı, şirketin kapanış sonrasında sevk ve idaresine ilişkin hususların düzenlenmesi için imzalandığı, kapanış ile birlikte şirket sermayesini temsil eden payların %60 A ve %40 B grubu olarak tasnif edileceği ve Alıcının iktisap edeceği payların A grubu paylar olduğu ifade edilmiştir.İşbu sözleşme "A-Hisse Satım ve Alımı Esasları" ve "B-Şirketin Sevk ve İdaresine İlişkin Esaslar" olmak üzere iki ana başlık halinde düzenlenmiştir.Sözleşmenin "A-Hisse Satım ve Alımı Esasları" başlıklı bölümünde; Satıcı'nın, imza tarihi itibariyle ....A.Ş.'nin tamamı ödenmiş durumda sermayesinin %100'ünü temsil eden beheri 25 TL'lik 2000 adet nama yazılı hissenin sahibi olduğu, davalı şirketin 50.000,00 TL sermayeli hisselerini █████/2012 tarihine kadar 175.000.000,00 USD karşılığı TL'ye arttırdıktan ve arttırılan sermayeyi nakten ....A.Ş.'nin bankadaki hesabına yatırdıktan sonra hisselerinin %60'ını 109,000.000,00 USD karşılığında TL cinsinden davacı şirkete devir ve teslim etmeyi, davacı şirketin ise davalı şirket tarafından sözleşmede belirtilen devir koşullarını yerine getirmesi halinde 109,000.000,00 USD karşılığı TL cinsinden bedelle satın almayı kabul ettiği belirtilerek tarafların sair yükümlülükleri açıklanmıştır.Devamında 7.maddede "Ön Kapanış" hükümleri düzenlenmiştir. Sözleşmenin 2.maddesinde belirtilen sermaye artırımı ile ilgili hususları Satıcı'nın eksiksiz ve usulüne uygun olarak gerçekleştireceği, Satıcı'nın sermaye artırımı yapılması, işletme sermayesi tamamlanması ve ilişkili taraflara olan borçların ödenmesi suretiyle Şirket'e ve İştiraklerine asgari 97.000.000 USD nakit fon sağlamayı taahhüt ettiği belirtilmiş, yapılacak satış vaadi sözleşmelerine, ipoteklere, ön kapanış devir bilançolarıyla ilgili açıklamalara ve sair hususlara yer verilmiştir.Sözleşmenin "Ön Kapanış Koşullarının Tamamlanması" başlığını taşıyan 8.maddesi; "Satıcı en geç 30 Kasım 2012 Cuma günü ön kapanış koşullarının gerçekleştiğine ve/veya tamamlandığına dair beyanını (ön kapanış bildirimi) Alıcı'ya gönderecek ve durumu tevsik edici ve yukarıda tariflenen her türlü belgeyi Alıcı'nın incelemesine sunacaktır.Alıcı ön kapanış bildirimini ve ayrıca gerekli belgelerin kendisine sunulmasını takiben en geç 3 hafta içerisinde ön kapanış koşullarının gerçekleştiğini/tamamlandığını tespit etmesi halinde, ön kapanışın gerçekleştiğini Satıcıya beyan eden bir bildirimde (kapanış bildirimi) bulunacak ve kapanış işlemleri başlatılacaktır.Kapanış, kapanış bildiriminin yapılmasını müteakip 5 iş günü içinde gerçekleştirilecektir.Ön kapanış öncesi gerçekleştirilecek işlemlerin ve/veya koşullarının herhangi birinin gerçekleşmemiş olması veya alıcının gereği gibi gerçekleşmemiş olduğu kanaatine ulaşılması halinde, Alıcı,8.1.İş bu sözleşmeyi herhangi bir tazminat ödemeksizin feshetme ve 10.5 maddesinde düzenlenen cezai şartın ödenmesini talep etme veya,8.2.Yerine getirilmemiş işlem ve/veya koşulun tamamlanması için 90 günü aşmayacak şekilde ek bir süre verme veya,8.3.Yerine getirilmemiş işlem ve/veya koşula rağmen söz konusu işlem ve/veya koşulun tamamlanmasından kısmen veya tamamen feragat ederek ancak söz konusu koşulun yerine getirilmemesi sebebiyle şirket ve/veya iştiraklerin ve/veya alıcının uğrayacağı zararı talep ve buna karşılık gelen miktarı takas ve mahsup hakkı saklı olmak üzere, kapanışın gerçekleştirilmesini talep etmek hak ve yetkisine sahip olacaktır."Sözleşmenin "Kapanış Koşulları ve Kapanış İşlemleri" başlığını taşıyan 10.maddesinin "Kapanış Yükümlülüklerinin İhlali" alt başlıklı 10.5.maddesi; "Satıcı'nın işbu maddede sayılan kapanış koşulları ve sair yükümlülüklerinden herhangi birini yerine getirmemesi veya Satıcının kapanışı gerçekleştirmekten herhangi bir şekilde imtina etmesi halinde Alıcı (Madde 13 ve 18 tahtındaki hakları ile diğer yasal haklarına halel gelmeksizin) Satıcıya yazılı bildirimde bulunarak;10.5.1.İşbu sözleşmeyi herhangi bir tazminat ödemeksizin feshetme veya,10.5.2.Yerine getirilmemiş kapanış koşulları veya yükümlülüklere rağmen söz konusu kapanış koşulunun veya yükümlülüklerin tamamlanmamasından kısmen veya tamamen feragat ederek kapanışın gerçekleştirilmesini devre konu hisselerin devrinin tamamlanarak sözleşmenin aynen ifasını talep etme veya,10.5.3.Kapanış için (Madde 8.2.maddesi gereğince ek bir süre verilmiş olsa da ayrıca) 90 günü aşmayacak yeni bir tarih belirleme (şu kadar ki bu durum Alıcının yerine getirilmeyen ilgili kapanış koşulunun aynen ifasını veya Satıcıdan söz konusu hususa ilişkin Şirket veya İştirak'in uğradığı zararların talep ve tahsil hakkından feragat ettiği şeklinde yorumlanamaz.) hak ve yetkisine sahip olacaktır....Satıcının herhangi bir sebeple Ön Kapanış ve Kapanış İşlem ve Koşullarını tamamlamaması ve tamamlamaktan/gerçekleştirmekten imtina etmesi veya kapanışa iştirak etmeyerek hisse devrini gerçekleştirmemesi hallerinden herhangi birinin vukuunda Alıcıya ilk yazılı talebinde (herhangi bir mahkeme kararına gerek olmaksızın) nakden ve defaten 20.000.000,00 (Yirmi Milyon) ABD Doları tutarında cezai şartı ödemeyi kabul ve beyan ve taahhüt etmiştir."Sözleşmenin 11.27. nolu maddesi; "Garantörler işbu sözleşmeye imza vazetmek suretiyle satıcının işbu sözleşme tahtında alıcıya karşı doğmuş, doğacak cezai şartlar dahil tüm borç ve yükümlülüklerini zamanında kayıtsız, şartsız ve eksiksiz yerine getirileceklerini garanti ettiklerini, satıcının herhangi bir yükümlülüğünü ihlal etmesi halinde yapılacak ilk yazılı bildirim ile birlikte söz konusu tutarı alıcıya ödemeyi müştereken ve müteselsilen kabul, beyan ve taahhüt etmiştir." şeklinde düzenlenmiştir.Sözleşmenin "B-Şirketin Sevk ve İdaresine İlişkin Esaslar" başlığı altında ise ... Ortaklarının Garantörlüğü düzenlenmiş, 8.3.maddesinde; "... ortakları başta 8.madde olmak üzere, ...'nın işbu sözleşme tahtındaki tüm borç ve taahhütlerinin aynen ifasını ve cezai şartların ödenmesini temin etmekle yükümlü olup, işbu sözleşmeyi garantör sıfatıyla imzalamışlardır." hükmüne yer verilmiştir.Sözleşme; Satıcı, Alıcı, Şirket ve Garantörler tarafında imzalanmıştır. ... A.Ş. tarafından, ....A.Ş.'nin %60 oranında hissesinin devralınması suretiyle adı geçen şirketin ortak girişime dönüştürülmesine izin verilmesi talep edilmiş, Rekabet Kurulu'nun █████/2012 tarihli ... Dosya no.lu, ... Karar no.lu kararı ile işleme izin verilmiştir.Davacı şirket vekili tarafından, İstanbul ... Noterliği'nden davalı şirkete keşide edilen █████/2012 tarihli ... yevmiye no.lu ihtarname ile; taraflar arasındaki sözleşmenin 8.maddesine göre davalı şirketin █████/2012 tarihine kadar ön kapanış koşullarını yerine getirerek tamamlandığına dair bildirim yapması gerektiği ancak ön kapanış koşullarının yerine getirilmediği ayrıca █████/2012 tarihinde şirket hakim ortakları ve garantörler hakkında ağır iddialar içeren haberler yer aldığı, söz konusu haberlere itibar edilmemekle birlikte doğruluğunun anlaşılması halinde sözleşmenin imzalanması ile hedeflenen amacın tehlikeye düşeceği belirtilmiş, bu itibarla; a) Şirket ortakları hakkında ileri sürülen iddiaların akıbetinin belli olmasına, b) Ön kapanış koşullarının eksiksiz olarak gerçekleştirilmesine kadar, işbu bildirim tarihinden itibaren 90 günü geçmemek üzere ve sözleşmeden doğan hakları saklı kalmak kaydıyla sözleşmenin 8.2.maddesi uyarınca ek süre verilmek suretiyle erteleme hakkının kullanıldığı bildirilmiştir.Davalılar ile davadışı ... A.Ş. ve ... A.Ş. Vekili tarafından Beyoğlu ... Noterliği'nden davacı şirkete keşide edilen █████/2012 tarihli ve ... yevmiye no.lu cevabı ihtarname ile; taraflar arasında imzalanan sözleşmede sözleşme ilişkilerinin askıya alınması yada durdurulmasına ilişkin bir hüküm olmamasına rağmen şirkete bildirimde bulunmadan, açıklama yapılmadan, haberlerin doğruluğu araştırılmadan görüşmelerin durdurulduğunun açıklanması ve personelin şirketten çekilmesinin sözleşmeye aykırılık teşkil ettiği gibi fesih iradesi ortaya koyduğu, fesih iradesinin açıklandığı █████/2012 tarihi itibariyle taraflar arasında akdedilen tüm sözleşmelerin ve bu sözleşmelerle ilişkili olarak imzalanan her türlü sözleşme, protokol beyan ya da taahhütnamenin sona erdirildiği ve davacı tarafın fesih iradesi dikkate alınarak sözleşmenin █████/2012 tarihinden itibaren kendileri açısından hüküm ifade etmediği bildirilmiştir.Davacı şirket vekili tarafından, İstanbul ... Noterliği'nden davalılara keşide edilen █████/2012 tarihli ... yevmiye no.lu ihtarname ile; sözleşmenin 8/2.maddesindeki erteleme hakkını kullanmış olmalarının sözleşmenin feshedildiği anlamını taşımadığını, iradelerinin sözleşmenin geçerliliğine ilişkin olduğunu ancak karşı tarafça gönderilen ihtarname ile sözleşmenin haksız olarak feshedildiği belirtilmiş, sözleşmede kararlaştırılan Ön Kapanış ve Kapanış Koşullarını gerçekleştirilmemiş olması sebebiyle davalıların sözleşmenin 10.5.3 maddesinde kararlaştırılan 20.00.000,00 USD ceza-i şart ödeme borçlarının doğduğu ve sözleşmede sair hükümlere aykırı davranılması halinde ayrıca diğer zararların da tazmini gerekeceği bildirilmiştir.Kaldırma kararından önce Mahkemece sektör uzmanı ..., hukukçu Yrd. Doç. Dr. ... ve finans uzmanı / yeminli mali müşavir Prof. Dr....'dan oluşan bilirkişi heyetinden alınan raporda özetle; taraflar arasında imzalanan sözleşmenin davalı ... Holding tarafından haksız olarak feshedildiği, davacının sözleşmenin 10.5.3.maddesine istinaden davalı şirketten 20.000.000 USD tutarında ceza-i şart talebinde haklı bulunduğu, Bakırköy 7. ATM'nin █████/2015 gün ve ████████ E. ████████ K. sayılı ilamı ile davalı şirketin iflasına karar verildiği, 20.000.000 USD olarak kararlaştırıları ceza-i şart tutarının kabul edildiği tarih (█████/2012) itibariyle davalı şirketin esas sermayesinin 41.525.000,00 TL olduğu, davalı şirketin ekonomik yönden mahvına sebebiyet vermeden ödeyebileceği cezai şart tutarının esas sermayesinin % 30'una tekabül eden 41.525.000,00x0,30 = 12.457.500,00 TL karşılığı 12.457.500 / 1.8122 = 6.874.241,25 USD olabileceği, davalı gerçek kişilerin sözleşmedeki konumları bakımından garanti veren sıfatına sahip bulundukları, kefil sıfatına sahip bulunmadıkları, garanti ediminin konusu olan cezai şart bedelinin ödenmesi bakımından müteselsilen sorumlu oldukları kanaati bildirilmiştir.Kaldırma kararından önce Mahkemece dosyanın hesap uzmanı bilirkişi ...'e tevdii ile alınan raporda; 4.000.000 USD, 5.000.000 USD ve 6.874.241,25 USD için ayrı ayrı 3095 sayılı kanunun 4/a maddesine göre dava tarihi olan █████/2013 ile iflasın açılma tarihi olan █████/2015 tarihi arasında devlet bankalarınca 1 yıl vadeli USD cinsinden açılan mevduat hesaplarına uygulanacak en yüksek faiz oranına göre ayrı ayrı ve hesap tarzını gösterir şekilde faiz hesabı yapılarak, 4.000.000,00 USD yönünden işlemiş faiz 665.095,89 USD, 5.000.000,00 USD yönünden işlemiş faiz 831.369,86 USD, 6.874.241,25 USD yönünden işlemiş faiz ise 1.143.007,41 USD olarak hesap edilmiştir. Kaldırma kararının ardından yeminli mali müşavir ..., sektör uzmanı ... ve nitelikli hesaplama uzmanı hukukçu Doç. Dr. ...'dan oluşan bilirkişi heyetinden alınan raporda; alacaklı ve borçlunun ekonomik durumları, alacaklının çıkarları, özellikle uğradığı zararın miktarı, borçlunun kusuru, borca aykırılığın ağırlığı, sözleşmenin türü ve süresi nazara alındığında sözleşmedeki ceza koşulunun aşırı derecede yüksek olmadığı, daha makul düzeyde indirim yapılabileceği yönünde kanaat bildirilmiştir.Dava, davalı tarafça sözleşme koşullarının yerine getirilmediği ve sözleşmenin feshedildiği iddiasıyla, sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın tahsili istemine ilişkindir.Sözleşme hükümleri incelendiğinde; ön kapanış işlemlerinin █████/2012 tarihine kadar yerine getirerek tamamlanacağı davalı tarafça taahhüt edilmesine rağmen, tamamlanmadığı ve sair ön kapanış işlemlerinin yerine getirilmediği, davalıların ön kapanış koşullarının tamamlandığına dair bir iddiaları bulunmadığı, davacı tarafça İstanbul ... Noterliği'nden keşide edilen █████/2012 tarihli ... yevmiye no.lu ihtarnamede ön kapanış koşullarının yerine getirilmediği gerekçesiyle sözleşmenin feshine yönelik bir beyan bulunmadığı ancak davalılar tarafından Beyoğlu ... Noterliği'nden davacı şirkete keşide edilen █████/2012 tarihli ve ... yevmiye no.lu cevabı ihtarname ile sözleşmenin feshedildiği açıkça beyan edildiğinden sözleşmenin davacı tarafça değil davalı tarafça feshedildiği kanaatine varılmakla, davalıların aksi yöndeki beyanlarına itibar edilmemiştir.Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 10.5.3.maddesinde satıcı ön kapanış ve kapanış işlem ve koşullarını tamamlamaması ve tamamlamaktan/gerçekleştirmekten imtina etmesi veya kapanışa iştirak etmeyerek hisse devrini gerçekleştirmemesi hallerinde, alıcıya ilk yazılı talebinde nakden ve defaten 20.000.000,00 USD cezai şartı ödemeyi kabul ve beyan ve taahhüt etmiş olup Dairemizin kaldırma kararında gerek mevzuat hükümleri, gerek doktrin görüşleri, gerekse Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kararına yer verilerek açıklandığı üzere taraflar arasında imzalanan sözleşme ile kararlaştırılan cezai şart, seçimlik cezai şarttır.Ön kapanış koşullarının yerine getirilmemesi ve sözleşmenin haksız olarak davalı tarafça feshi karşısında davacı, cezai şart talep hakkına sahiptir. Cezai şart miktarının borçlunun ekonomik yönden mahvına sebep olup olmadığının yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde değerlendirilmesi, sözleşme ve taahhüt edilen edimin değerinin tarafların ve özellikle borçlunun cezai şartın kabul edildiği tarihteki iktisadi durumunun, alacaklının çıkarlarının, özellikle uğradığı zarar miktarının, borçlunun kusurunun, borca aykırılığın ağırlığının dikkate alınarak karar vermesi gerekmektedir.Davalı müflis şirket yönünden Dava, cezai şart talebine ilişkin olup dava değeri itibariyle yazılı yargılama usulüne tabidir. Ancak müflis şirket yönünden yargılama aşamasında kayıt kabul davasına dönüşmüştür. Kayıt kabul davası ise basit yargılama usulüne tabi olup her iki dava yönünden verilecek hüküm ve sonuç ise farklıdır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin █████/2024 tarihli ████████ E. ████████ K. sayılı ilamında; "Kayıt kabul istemini içeren davalar, İİK'nın 235/3. madde hükmü uyarınca basit yargılama usulüne tabi olup, itirazın iptali istemli dava ise, yazılı yargılama usulüne tabidir. Ayrıca her iki davada verilecek hüküm sonuçları birbirinden farklıdır. Bu nedenle HMK'nın 167. maddesi gereğince; mahkeme, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden karar verebilir. Bu durumda, mahkemece davalı müflis şirket ile diğer davalı hakkındaki davanın farklı yargılama usulüne tâbi olduğu gözetilerek davalı müflis ile ilgili davanın tefriki ile ayrı bir esasa kaydı ve tâbi olduğu usule göre yargılamanın yürütülmesi gerekirken, davaların birlikte görülerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır." şeklinde verilen karar da dikkate alındığında, her iki davanın tefrik edilmesi gerekirken birlikte görülerek karar verilmesi doğru olmamıştır.Nitekim bu hususlar Dairemizin kaldırma kararında açıklanmıştır. Ancak mahkemece yukarıda yazılı gerekçelerle tefrik işlemi yapılmamıştır. Dairemizin kaldırma kararı kesin olmasına ve kaldırmaya konu edilen şekilde işlem yapılması gerektiği Yargıtay kararlarıyla da sabit olmasına rağmen mahkemece kaldırma kararında açıklanan işlemlerin yapmaması hatalı ise de dosyanın geldiği aşama itibariyle yeniden kaldırma gerekçesi yapılmamıştır.İİK'nın 195/1. maddesinin "Borçlunun taşınmaz mallarının rehni suretiyle temin edilmiş olan alacaklar müstesna olmak üzere iflasın açılması müflisin borçlarını muaccel kılar. İflasın açıldığı güne kadar işlemiş faiz ile takip masrafları anaya zammolunur." hükmü uyarınca iflas masasına yazılacak alacakların iflas tarihi itibariyle hesaplanıp, belirlenmesi gerekir. İflasın açılması ile ipotekle temin edilen alacaklar hariç, diğer alacaklar muaccel hale gelir ve iflasın açıldığı tarihe kadar işleyen faizler ve takip masrafları da asıl alacağa eklenerek masaya yazılır.Yabancı para alacaklarının iflas masasına kayıt şekli konusunda 2004 sayılı İİK'da açık bir hüküm bulunmamakla birlikte İİK'nın 198/1 maddesinde konusu para olmayan alacakların, ona eşit bir kıymette para alacağına çevrileceği öngörülmüş olup öğretide de konusu yabancı para olan alacakların anılan yasa hükümlerine göre iflasın açıldığı andaki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilerek iflas masasına yazdırılacağı hususu kabul edilmiştir. (Kuru: B. İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2013, 2. Baskı, Ankara, sf.1244) İİK'nın 195. maddesinde iflasın açılması ile müflisin borçlarının muaccel olacağı ve iflasın açıldığı güne kadar işlemiş faiz ve takip masraflarının ana paraya ilave edilerek masaya kaydedileceği öngörülmüş olduğuna göre, iflas tarihinde masanın aktif ve pasiflerinin aynı zamanda belirlenerek müflisin tüm alacaklılarına eşit ödeme yapılması gerekmektedir. Bunun için de yabancı para alacaklarının Türk Lirasına çevrilmesi gerekir. Yabancı para alacakları ve konusu para olmayan alacakların Türk Lirasına çevrileceği tarih ise iflas kararının verildiği tarihtir. Ayrıca, yabancı para alacağının aynen kaydı alacaklılar arasında eşitliği ön planda tutan İflas Hukuku'nun bu prensibini de zedelemiş olacaktır. Zira, iflasta imtiyazlı alacaklar İİK'nın 206. maddesinde ilk beş sırada sayılmış olup, yabancı paranın masaya aynen kaydedilmesi halinde, yabancı para alacakları lehine kanunda öngörülmeyen bir imtiyaz yaratılmış olur. Bu durumda, aynı sırada bulunan ülke parası alacaklısı ile yabancı para alacaklısı arasında eşitsizlik meydana gelecektir. Bu sonuç her sıradaki alacaklıların eşit hakka sahip olduğunu belirten İİK'nın 207. maddesine aykırılık teşkil eder. (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin █████/1997 tarih ve 2756 E. 4683 K. sayılı ilamı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin █████/2014 tarih ve █████████ E. █████████ K. sayılı, █████/2015 tarih ve █████████ E. █████████ K. sayılı, █████/2015 tarih ve █████████ E. █████████ K. sayılı emsal ilamları).Bu hususlar Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin █████/2022 tarihli █████████ E. █████████ K. sayılı ilamında da açıklanmış, "....iflas davalarının kamu düzenini ilgilendiren davalardan olması ve mahkemece kayıt kabulüne karar verilecek miktarın diğer alacaklıların alacak miktarlarını ve haklarını da etkileyecek olması sebebiyle, davacının müflis şirketten olan alacağının iflasın açıldığı tarihteki Merkez Bankasının efektif satış kuru üzerinden Türk Lirası'na çevrilerek masaya kayıt ve kabulüne karar verilmesi..." gerekçesine yer verilmiştir.Kaldırma kararının ardından alınan bilirkişi raporunda cezai şartın kabul edildiği █████/2012 tarihi itibariyle şirketin esas sermayesi 41.525.000,00 TL olan davalı şirketin ekonomik yönden mahfına sebebiyet vermeden ödeyebileceği cezai şart tutarının tespiti ile daha makul düzeyde indirim yapılması hususunda mahkemenin takdirinde olduğu belirtilmiş, kaldırma öncesi bilirkişi raporunda ise davalı şirketin cezai şartın kabul edildiği █████/2012 tarihi itibariyle esas sermayesinin 41.525.000,00 TL olup ekonomik yönden mahvına sebebiyet vermeden ödeyebileceği ceza şart miktarının esas sermayesinin %30'una tekabül eden 12.457.500,00 TL karşılığı 6.874.241,25 USD olabileceği kanaati bildirilmiştir. Mahkemece 6.874.241,25 USD esas alınarak karar verilmiş olup takdiri indirim tutarının dosya kapsamına uygun olduğu kanaatine varılmıştır.Bilirkişi raporunda 6.874.241,25 USD yönünden davanın açıldığı █████/2013 tarihinden, iflasın açıldığı █████/2015 tarihine kadar devlet bankalarınca 1 yıl vadeli USD cinsinden mevduat hesaplarına uygulanacak en yüksek faiz oranı üzerinden işlemiş faiz 1.143.007,41 USD olarak hesap edilmiştir. 6.874.241,25 + 1.143.007,41 = 8.017.248,66 USD olup █████/2015 tarihindeki TCMB efektif satış kuru uyarınca 1 USD = 2,6644 TL olduğundan, TL karşılığı 8.017.248,66 USD X 2,6644 = 21.361.157,32 TL hesap edilmiştir. Mahkemece anılan tutar üzerinden kayıt kabul kararı verilmesi yerindedir.Davalı gerçek kişilerin sorumluluğu yönünden;Dairemizin kaldırma kararında gerçek kişiler yönünden TBK'nın 603.maddesi çerçevesinde değerlendirme yapılması gerektiği belirtilmesine rağmen mahkemece bu husus incelenmemiştir.Garanti sözleşmesi Türk Borçlar Kanununda düzenlenmiş değildir. Ancak TBK m.128'in bu sözleşmeye kıyas yoluyla uygulanması mümkündür. Garanti verenin bir ivaz elde etmek kastı olmaksızın garanti alanı, bir teşebbüse sevketmek amacı ile teşebbüsün tehlikesini bağımsız olarak üzerine aldığı sözleşmelere garanti sözleşmesi denir. (Eren Borçlar Hukuku Şerhi, Cilt III, s. 2461)..TBK'nın 128.maddesinde; "Üçüncü bir kişinin fiilini başkasına karşı üstlenen, bu fiilin gerçekleşmemesinden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Belirli bir süre için yapılan üstlenmede, sürenin bitimine kadar üstlenene edimini ifa etmesi için yazılı olarak başvurulmaması hâlinde, üstlenenin sorumluluğunun sona ereceği kararlaştırılabilir." (818 sayılı TBK m.110) hükmüne yer verilmiştir. Sözleşme hükümlerine göre davalı gerçek kişilerin garantör sıfatıyla cezai şarttan sorumlu oldukları anlaşılmaktadır. Ancak TBK'nın 603.maddesinde kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümlerin gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine yönelik başka ad altında yapılan sözleşmelere de uygulanacağı düzenlendiğinden davalı gerçek kişilerin bu sorumluluğunun TBK'nın 603.maddesi de nazara alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir.TBK'nın 583.maddesinde; "Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması da aynı şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabilirler.Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz."Yine TBK'nın 584/1.maddesinde; "Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır.Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumlu olacağı miktarın artmasına veya adi kefaletin müteselsil kefalete dönüşmesine ya da kefil yararına olan güvencelerin önemli ölçüde azalmasına sebep olmayan değişiklikler için eşin rızası gerekmez. (Ek fıkra: 28/3/2013-███████ md.) Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler, █████/2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızası aranmaz." hükümleri yer almaktadır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun █████/2018 tarihli 2017/4 E. 2018/5 K. sayılı kararı; "...."Türk Borçlar Kanunu'nun "Uygulama alanı" başlıklı 603'üncü maddesi şu şekildedir:''Kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler, gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanır."Düzenlemede kefalete ilişkin üç hususun kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanacağı belirtilmiştir.- Sözleşmenin şekli, - Kefil olma ehliyeti ve - Eş rızasına ilişkin hükümlerdir.Maddede yer alan üç unsurun, içtihadı birleştirme konusu ile yakından ilgili olduğu tartışmasızdır.Bunlardan birincisi "gerçek kişilerce" kişisel güvence verilmesidir. Gerçek kişiler dışında (dernek, vakıf ya da şirket gibi) tüzel kişilerce verilen güvencelerde bu şart aranmayacağı gibi gerçek kişilerce fakat 584'üncü maddenin ikinci fıkrası kapsamında verilen güvencelerde de eş rızası aranmayacaktır.İkinci olarak verilen güvencenin "kişisel güvence" (şahsi teminat) olması gerekir. Bir para, mal veya hak üzerinde rehin ya da ipotek tesisi gibi nesnel güvenceler (ayni teminatlar) de eş rızasına tabi değildir.Nihayet üçüncü olarak kefalet dışında olan fakat gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılsa dahi bir "sözleşme"nin bulunması gerekir. Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur (TBK m.l/I). Sözleşme dışındaki hukuki işlemler 603'üncü maddenin uygulanma alanında değildir..." şeklindedir.Diğer yandan kefalet, geçerliliği yönünden şekil ve ehliyet sınırlamalarına bağlıdır. Özellikle kefaletin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına, kefilin sorumlu olacağı azami miktarın sözleşmede yazıyla gösterilmesine ve kefalet tarihinin belirtilmesine bağlıdır (TBK m.583). Aynı sınırlamalar üçüncü kişinin fiilini üstlenme açısından da geçerlidir. Zira, TBK m.603'te yer alan "Kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler, gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanır." hükmü, niteliği itibariyle emredicidir. Bu sebeple söz konusu hüküm gereğince üçüncü kişinin fiilini üstlenmede de şekle ve ehliyet sınırlamalarına uymak gerekir (Eren Borçlar Hukuku Şerhi, Cilt III, s. 2465, 2466).Garanti sözleşmesi de niteliği itibariyle kişisel güvence verilmesine ilişkin bir sözleşmedir. Dolayısıyla gerçek kişinin garanti veren sıfatıyla yaptığı bir garanti sözlemesinin geçerliliği de aynen kefalet sözleşmesinde olduğu gibi eşin rızasına bağlıdır... Kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihinin kendi el yazısıyla yazılmasına bağlıdır...Kefaletin şekline ilişkin bu hükümler, TBK m. 603 uyarınca niteliği itibariyle birer şahsi güvence borcu doğuran sözleşme niteliğindeki garanti sözleşmesiyle borca katılmaya da aynen uygulanır. (Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2021, s.786, 787, 788).Somut dosyada sözleşme 6098 sayılı TBK'nın yürürlüğe girdiği █████/2012 tarihinden sonra █████/2012 tarihinde imzalanmıştır. Sözleşmeyi garantör olarak imzalayan davalı gerçek kişiler yönünden TBK'nın 583.maddesinde belirtilen şekil şartlarına uyulmamıştır. Ayrıca sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte olan TBK'nın 584.maddesi gereği eş rızası alınması gerekmektedir ve bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır. Davalılar her ne kadar davalı şirket ortağı ise de sözleşmenin imzalandığı █████/2012 tarihinde TBK'nın 583/3.maddesi henüz yürürlüğe girmemiştir. Anılan hüküm █████/2013 tarihli ve 28615 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6455 sayılı ve █████/2013 tarihli Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 77. maddesi ile eklenmiştir. Bu durumda sözleşmenin imzalandığı tarihte evli olan davalılar yönünden en geç sözleşmenin kurulduğu tarih itibariyle eş rızasının alınması zorunludur zira TBK'nın 584. maddesindeki kefalet için eş rızası gerektiği yönündeki düzenleme emredici nitelikte olup bu rızanın alınmadığı sabittir.Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin █████/2022 tarihli █████████ E. █████████ K. sayılı kararında "...Ayrıca, davalının kefaletinde eş rızasının alınmadığı davalı vekili tarafından ilk kez temyiz aşamasında ileri sürülmüşse de geçersizlik iddiası itiraz niteliğinde olup, ilgili herkesçe ileri sürülebileceği ve mahkemece de re’sen dikkate alınabileceği gözetilmeden de karar verilmesi doğru olmamış, kararın davalı lehine bozulması gerekmiştir...." yönünde karar verilmiştir.Mahkemece kaldırma kararına uyarınca davalı gerçek kişilerin sorumlulukları yönünden inceleme ve değerlendirme yapılması ve nihayetinde TBK'nın 603.maddesi de nazara alınmak suretiyle davalılar ..., ..., ..., ... yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesi hatalı olduğundan davalılar ..., ..., ..., ...'ın istinaf taleplerinin kabulü ile kararın kaldırılması suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.Davalı ... yönünden ise ayrıca değerlendirme yapmak gerekmiştir. Zira davalı ... vekili tarafından önceki karara karşı istinaf yoluna başvurulmuş ise de, istinaf harç ve masrafları yatırılmadığı için mahkemece bu hususta muhtıra çıkartıldığı, çıkartılan muhtıraya rağmen süresi içerisinde harç ve masraf yatırılmadığından Mahkemenin █████/2020 tarihli ek kararı ile HMK 344.maddesi uyarınca istinaf talebinin reddine karar verildiği, istinaf talebinin reddi kararının tebliğine rağmen karşı istinaf yoluna başvurulmadığı tespit edilmiştir. Davalı tarafından önceki karara karşı istinaf yoluna başvurulmadığı için verilen karar davacı yönünden usuli kazanılmış hak teşkil etmektedir. Bu nedenle davalı ... yönünden mahkemenin önceki kararı ile hükmedilen 4.000.000,00 USD üzerinden davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir.Vekalet ücreti ve yargılama giderleri yönünden;Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin █████/2023 tarihli ████████ E █████████ K.;"..Davacı vekilinin cezai şart talebinin kabul edildiği, hakim takdiri ile bunun tenkisinin yapıldığı ancak davalı lehine reddedilen cezai şart miktarı üzerinden davalı taraf lehine avukatlık vekalet ücretine hükmedildiği anlaşılmıştır. Ancak dava açılışında davacının, hakimin takdir yetkisini kullanıp kullanmayacağını bilmesine imkan olmadığı gibi cezai şarta hak kazandığı da dosya kapsamındaki önceki ilamlarda gerekçelendirilmiştir. Bu durumda tenkis edilen cezai şart üzerinden davalı lehine vekalet ücreti takdiri ve yargılama giderleri oranlaması doğru olmamıştır..." şeklinde karar verilmiş, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin █████/2019 tarihli █████████ E. █████████ K., Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin █████/2015 tarihli ██████████ E. ████████ K. Sayılı ilamlarında da aynı hususlara işaret edilmiştir. Cezai şarttan indirim yapılıp yapılmayacağı, sözleşmede kararlaştırılan cezai şart miktarının borçlunun ekonomik mahvına sebep olacak düzeyde fahiş olması halinde yapılacak indirim miktarı hakimin takdirinde olup, davacı tarafından bu hususların önceden bilinmesi mümkün olmadığından kısmen reddedilen cezai şart miktarı üzerinden davalılar ... ve Müflis ...yararına vekalet ücretine hükmedilmemiş, yargılama giderleri bu davalılar üzerinde bırakılmıştır. Ancak Müflis .... yönünden dava, kayıt kabul davasına dönüştüğünden ve kayıt kabul davaları alacağın iflas masasına kaydı istemine ilişkin olup, belirli bir miktarın tahsiline yönelik olmadığından, alacağın ödenmesi ancak tasfiye sonunda masa mevcudunun sıra cetveline uygun biçimde dağıtımı aşamasında gerçekleşip, alacakların tam olarak ödenip ödenmeyeceği ancak bu aşamada anlaşılacağından Müflis ....'nin maktu harç ve vekalet ücretiyle sorumlu olması kaydıyla hüküm tesis edilmiştir.Davalılar ..., ..., ..., ... yönünden ise TBK'nın 603.maddesi gereği dava tamamen reddedildiği için lehe vekalet ücretine hükmedilmiştir.Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin, davalı Müflis .... vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine, davalılar ..., ..., ..., ..., ... vekillerinin istinaf taleplerinin kabulü ile kararın kaldırılmasına karar verilerek HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde yeniden hüküm tesis edilmiştir.HÜKÜM
:Yukarıda açıklanan nedenlerle1-Davacı vekilinin, davalı Müflis .... İflas İdaresi vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalılar ..., ..., ..., ..., ... vekillerinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile, 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.2 bendi uyarınca İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2025 tarihli ████████ E. ████████ K. sayılı kararının KALDIRILMASINA ve YENİDEN HÜKÜM TESİS EDİLEREK;a-Davanın davalı ... ve davalı Müflis .... yönünden KISMEN KABULÜ ile tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla 4.000.000,00 USD cezai şart bedelinin dava tarihi olan █████/2013 tarihinden itibaren 1 yıl vadeli USD cinsinden açılmış mevduat hesabına devlet bankalarınca ödenen en yüksek faiz oranının uygulanması sureti ile davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile 21.361.157,32 TL'nin Müflis ... AŞ'nin tasfiyesinin yürütüldüğü Bakırköy 1. İflas Müdürlüğü'nün ███████ İflas sayılı dosyasındaki iflas masasına kayıt ve kabulüne, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE,b-Davalılar ..., ..., ..., ... yönünden davanın REDDİNE,c-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 495.356,79 TL karar ve ilam harcının, davacı tarafından peşin olarak yatırılan 615.535,35 TL harçtan mahsubu ile bakiye 120.178,56 TL'nin davacıya karar kesinleştiğinde iadesine,ç-Davacı tarafından yatırılan 495.356,79 TL harcın (davalı Müflis .... iflas masası 732,00 TL maktu karar ve ilam harcından sorumlu olmak kaydıyla) davalılar ... ve Müflis ....'den müştereken ve müteselsilen alınarak davacı tarafa verilmesine,d-Davacı tarafça yapılan 28,05 TL ilk masraf, 28.250,00 TL bilirkişi ücreti, 2.227,20 TL tebligat ve müzekkere gideri olmak üzere toplam 30.505,25 TL yargılama giderinin davalılar ... ve Müflis ....'den müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,e-Davalı ... tarafından yapılan 500,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,f-Davacı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Dairemizin karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap ve takdir olunan 856.128,00 TL vekalet ücretinin (davalı Müflis .... iflas masası 45.000,00 TL maktu vekalet ücretinden sorumlu olmak kaydıyla) davalılar ... ve Müflis ....'den müştereken ve müteselsilen alınarak davacı tarafa verilmesine,g-Davalılar ..., ..., ..., ... kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden Dairemizin karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap ve takdir olunan 1.418.580,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,ğ-Yatırılan gider avansından kalan kısmın karar kesinleştiğinde taraflara ilk derece mahkemesince iade edilmesine,3-İstinaf yargılama giderleri yönünden;a-Davacı ve davalı ... tarafından yatırılan istinaf başvuru harçlarının ve istinaf karar harçlarının Hazineye irat kaydına,b-Davalılar ..., ..., ..., ... ve ...'nın adli yardım talepleri kabul edildiğinden, alınması gereken (2.002,00 TL X 5 = 10.010,00 TL) istinaf başvurma harcı, (732,00 TL X 5 = 3.660,00 TL) istinaf karar harcı toplamı olan 13.670,00 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına,c-Davalı ... tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,ç-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,d-Yatırılan gider avansından kalan kısmın karar kesinleştiğinde taraflara ilk derece mahkemesince iade edilmesine,e-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361/1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. █████/2026