Anahtar kelimeler: Ekb Distribütörlük Konumlarda Münhasır Yapmaya Ulaşılmıştır Akdedildiğini Eki Listesinde Adresi

T.C. İstanbul Anadolu 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
: ████████KARAR NO
: ████████DAVA
: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)DAVA TARİHİ
: █████/2024KARAR TARİHİ
: █████/2026Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,Yukarıda adı ve adresi yazılı davacı tarafından açılan hukuk davasının 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9. Maddesi gereğince Türk Milleti adına yargılama yapmaya görevli ve yetkili ---- Asliye Ticaret Mahkemesince yapılan yargılaması sonucunda aşağıda gerekçesi yazılı hükme ulaşılmıştır.DAVA
: Davacı vekili dava dilekçesi özetle ; Müvekkili ile ----arasında 01.01.2014 tarihli Distribütörlük Sözleşmesi ("Sözleşme") akdedildiğini ve Sözleşme'de belirlenen konumlarda Sözleşme'nin 1.1. maddesi ile münhasır distribütörlük yetkisinin müvekkiline verildiğini; Sözleşme'nin eki niteliğinde olan Ek-B Bölge Listesi'nde müvekkili olan şirketin münhasır distribütörlük faaliyet alanının ----olarak belirlendiğini; ancak bu sözleşmenin 31.03.2016 tarihinde Fesih Protokolü ile ("Protokol") karşılıklı olarak feshedilmiş olduğunu; söz konusu sözleşme yürürlükte iken ----- tarafından müvekkili şirkete verilen bilgide Sözleşme'nin yenileneceği bu nedenle 01.01.2014 tarihli sözleşme yerine 03.03.2015 tarihli Distribütörlük Sözleşmesi'nin imzalanacağını söylendiğini ancak bu yenileme içerisinde müvekkili şirkete münhasıran verilmiş olan bölgelerde bir değişiklik yapılacağı, bölge sayısının azaltılacağı yönünde bir bilgi verilmediğini; buna istinaden müvekkili şirket yetkililerince 03.03.2015 tarihli distribütörlük sözleşmesi taraflar arasındaki ilişkiye güvenilerek iyi niyetli bir şekilde tek taraflı olarak imzalanıp --- şirket yetkililerinin imzalaması için teslim edildiğini ancak davalı şirket yetkilileri tarafından imzalanmış bir asıl nüshasının davacı şirkete verilmemiş olduğunu; müvekkili şirket tarafından imzalanan 03.03.2015 tarihli Distribütörlük Sözleşmesi'nin ekinde ise 01.01.2014 tarihli Sözleşme'nin eki niteliğindeki Ek-B Bölge Listesi ile benzer mahiyette bir ek ise yer almadığını; dolayısıyla müvekkili şirkete verilmiş münhasır distribütörlük yetkisinin lokasyon olarak kapsamında herhangi bir değişiklik yaratılmadığını; önceki dönemde yetkili olunan bölgelerin aynen devam ettiğini; ilerleyen süreçte tarafların karşılıklı anlaşması ile aralarındaki distribütörlük ilişkisinin 31.03.2016 tarihinde sona ermiş olduğunu; taraflar arasında Sözleşme'nin feshedilmesine binaen akdedilen Protokol'de müvekkilinin Sözleşme'den kaynaklanan tüm hak ve alacaklarını saklı tuttuğunu ve ayrıca Protokol'e binaen uhdesinde barındırdığı malları da 2016 Nisan ayı içerisinde davalıya iade ettiğini ancak -----, Protokol tahtında yüklendiği müvekkil şirkete olan cari hesaptaki borçlarını ödemediğini bu nedenle ----- o tarih için müvekkili şirkete olan 7.948.033,17-TL (7.929.530,93-TL Asıl alacak+18.502,24-TL işlemiş faiz) borcuna istinaden 20.05.2016 tarihinde ---. İcra Müdürlüğü’nün ----- Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını; ----- tarafının işbu borcun 1.763.072,40 TL’lik kısmını ve bu miktara ilişkin faizi kabul ederek ödediğini, bakiye tutar yönünden ise dosya borcuna itiraz ettiğini; ---- işbu icra takibine olan itirazına rağmen 13.06.2016 tarihinde 1.155.319,46-TL, 20.06.2016 tarihinde 2.737.538,42-TL ve son olarak 04.08.2016 tarihinde 895.502,75-TL tutarında ödemelerde bulunduğunu; bakiye tutar yönünden ise borcun 01.09.2016 tarihine kadar kapatılacağını taahhüt ettiğini; taahhüt edilen tarihe kadar bir ödeme yapılmaması üzerine müvekkil şirket tarafından --- Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ---- Esas sayılı dosyası üzerinden itirazın iptali istemli dava açıldığını; ----Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ----- Esas sayılı dosyası ile görülen itirazın iptali davası neticesinde ise 29.03.2018 tarihli gerekçeli karar ile davalarının kısmen kabulüne karar verilmiş olduğunu; işbu dosyanın karar akabinde istinaf edildiğini ve istinaf incelemesi neticesinde ---- Bölge Adliye Mahkemesi ---- Hukuk Dairesi'nce verilen 30.01.2020 tarih ve ---- Esas, ---- Karar sayılı karar ile taraf vekillerinin istinaf istemlerinin ayrı ayrı kısmen kabulü hüküm altına alınmış olduğunu; işbu kararın taraf vekillerince temyiz edilmesiyle Yargıtay ----. Hukuk Dairesi'nin önüne giden dosya Daire'nin --- Esas, --- Karar sayılı ve 03.03.2022 tarihli kararı ile neticelendirildiğini ve Bölge Adliye Mahkemesinin kararının onandığını; dosyanın bahsedilen süreçlerden geçmesinin akabinde itirazındaki haksızlığı ve müvekkili şirkete borçlu durumda olduğu açık şekilde ortaya çıkan davalı şirket tarafından ---İcra Dairesi'nin ---- Esas sayılı dosyasında 2022 yılında nisan ayı içerisinde ödeme yapıldığını ancak söz konusu takibin 20.05.2016 tarihinde açılmış olması ve davalı tarafından yapılan haksız itiraz nedeniyle ödemenin 6 yıl sonra alınmış olması nedenleriyle işbu davayı ikame etme zorunluluğu hasıl olduğunu; hakkaniyete ve adalete uygun olan müvekkili şirketin söz konusu alacağını geç tahsil etmiş olmasından dolayı alacak miktarında meydana gelen alım gücü düşüşünün gerçek ekonomik veriler ışığında tespit edilerek müvekkili olan şirketin faiz ile giderilemeyen munzam zararının giderilmesi olduğunu; somut olayda davalı şirketin taraflar arasındaki Protokol'e aykırılıkları nedeniyle başlatılan icra takibine haksız şekilde itiraz etmiş olması ve itirazın iptali davasında verilen hükmün istinaf ve temyiz aşamalarından geçerek icra dosyasındaki tutarın tamamının ancak 6 yıl sonra tahsil edilebilmiş olması nedenleriyle müvekkili olan şirketin uğramış olduğu temerrüt faiziyle giderilemeyen munzam zararının taraflarınca tespitinin fiili olarak imkânsız olup ancak mahkeme eliyle tespit ve takdir olunabilecek mahiyette olması nedeniyle huzurdaki davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edildiğini; müvekkilinin uğramış olduğu temerrüt faizini aşan munzam zararının giderilmesi için -toplatılacak deliller ve bilirkişi marifetiyle yapılacak hesaplamalar neticesinde tutarın belirli hale gelmesi halinde HMK 107. maddesi uyarınca arttırılmak üzere- 10.000,00-TL tutarındaki maddi tazminatın ve alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep etmektedir.CEVAP
: Davalı vekili cevap dilekçesi özetle ; Temerrüt faizinden farklı olarak, munzam zararın tazmini için zarar ve kusur şart olup davacının somut zararı olmadığından ve davalı müvekkile atfedilmesi mümkün kusur olmadığından munzam zarar talebi hukuka aykırı bulunduğunu; davacı, davalı müvekkili aleyhine 7.948.033,17 TL alacak iddiası ile icra takibi başlatmış olup davalı müvekkil icra takibi tarihi itibarıyla borcun 1.763.072,40TL'lik kısmını kabul ederek ödemiş ve bakiye alacak bakımından ise bir kısmına muaccel olmaması ve bir kısmına ise borçlu olmadığı gerekçesi ile itiraz etmiş olduğunu; takip sonrasında vadesi gelen borcunu ödemiş olmakla bakiye 1.378.097,90- TL bakımından itirazın iptali davası açtığını; nitekim ---- Bölge Adliye Mahkemesi ---- Hukuk Dairesince --- Esas ve -----Karar sayılı ilamı ile, davacının davalı müvekkilinin muaccel olmadığı gerekçesi ile itiraz ettiği takip konusu diğer alacak bakımından talep ettiği faiz talebi reddedildiğini; mahkemece, davalı müvekkilinin 1.378.097 ,90 TL bakımından itirazı kabul edilmediğini; davalı müvekkili bakımından yargılamayı gerektiren bir alacak iddiası karşısında yargılama hakkını kullanmış olup alacağa ilişkin kararın yargı yolu ile kesinleşmesi üzerine de derhal ödeme yapılarak faiz ve masraflar ile birlikte borç ödenmiş olduğunu; yargılamanın uzamasında davalıya atfı kabil bir kusur olmadığı dolayısı ile munzam zarar talebi bakımından gerekli yasal koşullar oluşmadığından davanın reddi gerektiğini; davacının munzam zararına ilişkin ispat yükünü yerine getirmediğini, davacının zararını ve illiyet bağını ispata elverişli herhangi bir delil sunmadığını; alacaklının herhangi bir zarara uğradığını somut biçimde ispatlamasını beklemeksizin, enflasyon oranında bir zarara uğradığını peşinen kabul etmenin yasal temerrüt faiz oranını yasal dayanaktan yoksun biçimde enflasyon oranına çıkarmak demek olduğunu ancak bu yetkinin sadece konun koyucu tarafından kullanılabileceğini; TBK'nın 122. maddesinin gayet açık olup temerrüt faiziyle karşılanamayan zararın varlığı ve iş bu zararın davacı tarafça somut deliller ile ispatı gerektiğini beyan ederek davanın reddini talep etmektedir.İNCELEME VE GEREKÇE
:Dava ; alacağın temerrüt faizi ile karşılanmayan kısmı için açılmış munzam zararın tazmini davasıdır.Mahkememizce; tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları resen belirlenerek; taraf vekillerinin vermiş olduğu dilekçeler, ibraz ettikleri tüm deliller, bilirkişi raporu, tüm kayıt ve belgeler tek tek incelenmiştir.Uyuşmazlığın tespiti teknik bilgiyi gerektirmekle dosya bir mali müşavir bilirkişi ve bir nitelikli hesaplamalar uzmanı bilirkişiden oluşan bilirkişi heyetine tevdi tevdi edilmiş █████/2026 tarihli bilirkişi raporunda özetle; zarar hesaplamasında; Davacı tarafından aşkın zararın varlığının somut ispat yöntemine göre ispatlanamadığı, soyut ispat yönteminin uyuşmazlığa uygulanması ihtimalinde aşkın zararın hesaplanabileceği, Yargıtay Hukuk daireleri arasında ispat yöntemleri konusunda görüş birliği olmaması sebebiyle sayın mahkemece soyut ispat yönetiminin varlığının yeterli olması durumunda; aşkın zarar hesabına Yargıtay ilke kararları gereğince esas alınması gereken tarihin, temerrüt tarihi ile fiili ödeme süresi arasında geçen zaman dilimi olduğu, Davalı tarafından icra müdürlüğüne 29.04.2022 tarihinde ödeme yapıldığı, Aşkın zarar hesabında davalı tarafından yapılan ödemede ---- BAM ---. Hukuk Dairesi -----. sayılı dosyasında hükmedilen 1.378.097,90 TL’nin esas alınması gerektiği, ---- BAM -----. Hukuk Dairesi kararı uyarınca takip tarihinin temerrüt tarihi olarak kabul edildiği, Piyasanın ekonomik koşullarına göre kamu otoritesinin dahili olmadan oluşan başlıca ekonomik parametreler (usd, eur, c.altını, tüfe ve Üfe )’in 20.05.2016 tarihindeki karşılıklarının tahsil tarihi olan 29.04.2022 tarihindeki TL karşılıkları dikkate alındığında; davacının tahsil tarihinde 6.747.632,35 TL tahsil etmesi gereken tutar ana para ve faiz toplamı olarak 2.531.389,78 TL gerçekleştiğinden arasındaki fark 4.215.792,78 TL AŞKIN ZARAR (faiz ile karşılanamayan ) tutarı olarak hesaplandığı şeklinde sonuç bildirmiştir.Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; açılan davanın temerrüt faizi ile karşılanmayan munzam zarar talebine ilişkin olduğu munzam zararın borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan durum arasındaki farktan ibaret olduğu, başka deyişle; temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı zarar şekilde tanımlanabileceği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 122. maddesi kapsamında munzam zararın talep edilebilirliğinin bir şartının da alacaklının mevcut olan zararını açık ve somut bir şekilde ispat etmesi olduğu, faizi aşan zararın ödenebilmesi için uğranılan zararın varlığı ile miktarının ispatlanması gerekeceği, bu açıklamalar ışığında davacının zararını somutlaştırarak zarar iddiasını ispat edecek delilleri ortaya koyması gerekeceği, ancak dava dilekçesi ve yargılama aşamasındaki beyanlar uyarınca, sadece ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeni ile paranın satın alma gücünde meydana gelen azalmanın munzam zararın ispatı için yeterli sayılamayacağı, nitekim cereyan eden ekonomik olumsuzlukların karine olarak kabul edilip davacıyı somut zarar ispat yükümlülüğünden de kurtarmayacağı, (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun █████/2022 tarih ----- Esas --- karar sayılı ilamı da bu yöndedir.) 6098 sayılı TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekeceği, burada kanıtlanacak olgunun; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarar olacağı, (---BAM ----.HD ------) yapılan tüm bu açıklamalar ışığında, davacı tarafın munzam zararını somut ispat yöntemine göre ispat edecek her hangi bir delil ibraz etmediği bu itibarla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan zararın, somut ve davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gerektiği ancak davacı tarafça somut vakıalara dayanılarak bir zararın gerçekleştiği ileri sürülüp kanıtlanmadığı, kaldı ki taraflar arasındaki █████/2014 tarihli münhasır distribütörlük sözleşmesinin ve devamında yapılan bu sözleşme ve eklerinin feshine dair protokol-sözleşmeler çerçevesinde cari hesap alacağının tahsili için davacının --- İcra Müdürlüğünün ----- esas sayılı takip dosyası ile 7.929.530,93-TL asıl alacak ve 18.502,24-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam takip çıkışı 7.948.033,17-TL üzerinden takip başlattığı, ödeme emrini alan davalının ise süresinde █████/2016 tarihinde borcun 1.763.072,40-TL asıl alacak kısmını kabul ederek icra dosyasına ödediği bakiye kısım için ise itirazla takibi durdurduğu, süreç devam ederken davalının █████/2016 tarihinde 1.155.319,46-TL, █████/2016 tarihinde 2.737.538,42-TL ve █████/2016 tarihinde 895.502,75-TL şeklinde kısım kısım ödemeler yaptığı, bakiye kısım ödenmeyince davacının ---- Asliye Ticaret Mahkemesinin ----- esas sayılı dosyası ile itirazın iptali davası açtığı ve davanın ---- Karar numarası ile kısmen kabul edildiği, taraf vekilleri tarafından hükmün istinafı üzerine ---- Bölge Adliye Mahkemesi ---- Hukuk Dairesi'nin ----Esas----- karar numaralı ilamı ile taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kabul edilmek sureti ile ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulduğu ve davanın kısmen kabulüne karar verildiği, bu kez taraf vekillerinin temyiz kanun yoluna başvurulduğu ve Yargıtay --- Hukuk Dairesi'nin----Karar sayılı ilamı Bam kararının onandığı ve hükmün kesinleştiği, kesinleşen ilam üzerine de davalı şirketçe █████/2022 tarihinde icra dosyasının infazen tüm ferileri ile birlikte kapatıldığı, safahat kronolojik olarak izah edilip görüldüğü üzere davacının alacağına geç kavuşmasının esasen yargılamanın uzaması sebebi ile olduğu, yargılamanın uzamasında ise davalının kusurunun olamayacağı, davalının yasal hakları olan istinaf ve temyiz yasa yollarına başvurmuş olmasının davalıya kusur olarak izafe edilemeyeceği, ezcümle somut olayda munzam zarar talep edilmesine ilişkin şartların oluşmadığı mahkememizce anlaşılmış ve açılan davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.HÜKÜM
: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere :1-Açılan davanın REDDİNE,2-HARÇLARAlınması gerekli 732,00 TL harcın davacı tarafından dava açılışı sırasında yatırılan 427,60 TL harçtan mahsubu ile, eksik bakiye 304,40 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,3-VEKALET ÜCRETİAvukatlık asgari ücret tarifesine göre davalı vekili için takdir olunan 10.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,4-ARABULUCULUK ÜCRETİ6325 Sayılı Kanunun 18/A maddesi gereği Arabuluculuk sürecinde düzenlenmiş sarf kararında yer alan 3.600,00 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,5-YARGILAMA GİDERLERİDavacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde talep halinde yatırana iadesine, Dair, davalı vekilinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde ---- BAM nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı.