Anahtar kelimeler: Küçükkuyu Çanakkale Yanca Tbknın İlçesinde Eser Feshi Devamı İli Sahibinin

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ15.HUKUK DAİRESİDOSYA NO
: ████████KARAR NO
: ████████TÜRK MİLLETİ ADINABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARIİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ
: █████/2025NUMARASI
: █████████ Esas, ███████ KararDAVANIN KONUSU
: Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)KARAR TARİHİ
: █████/2026Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ
:Dava; 6098 sayılı TBK'nın 474 ve devamı maddelerine göre, iş sahibinin haksız feshi sebebiyle yüklenicinin tazminat talebine ilişkin olup, mahkemece davacı vekilinin kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı yanca istinaf talebinde bulunulmuştur.Davacı vekili, Çanakkale ili ... ilçesinde yer alan "...-Küçükkuyu Yolu Km:10+700-17+642,23g/ 18+368,08i-21+55 Ve Ezine-Küçükkuyu Arası Kk550-05 Km :31+000-43+000Arası (Üstyapı İyileştirme) Kesimlerinin ... İşi" için Karayolları Genel Müdürlüğü’nün açtığı ihaleyi dava dışı... ... ... Adi Ortaklığı kazanarak, taraflar arasında bu işin yapımını konu alan sözleşme imzalanmış, akabinde de █████/2017 tarihinde bu işin ”T-2 Tünelinin Çıkış Tarafının (... Yönü) ... işi” için ... ... ... Adi Ortaklığı ile davalı ... ... A.Ş. Arasında yapılan yüklenici sözleşmesi ile iş davalı ... ...’a verilmiş olduğunu yine aynı işin yapımı için, davalı ... ... AŞ. ile davacı ... Yapı ... A.Ş. arasında 05.01.2018 tarihinde 131,750,000,00TL bedelli, Taşeron Sözleşmesi imzalanarak işin ... Yapı ... tarafından yapılacağı hususunda anlaşmaya varılmış olduğunu Yapılan sözleşmeye göre işin teslim süresi, portal işleri hariç 24 ay olduğunu, imzalanan Taşeron Sözleşmesine dayalı █████/2018 tarihinde yer teslimi yapılmış, çalışan teknik ve idari personelin kalacakları yapılar inşa edilmiş akabinde de tünel inşaatına, dolgu ve kazı çalışmalarına başlanmış olup yer tesliminden çok kısa bir süre, bir hafta on gün sonra, davalı şirket davacı çeşitli bahanelerle kusur bulma çabalarına girmiş ve 18 Ocak 2018’de önce bir e-posta ile peşine de 22 Ocak 2018 tarihli Beşiktaş 6. Noterliği ... yevmiye nolu ihtarnameyi göndererek, “yetersiz makine parkı nedeniyle işlerin çok yavaş gittiğini….” bahane ederek , “ iş programında gecikmelere meydan vermemek için makine, ekip ve ekipmanın 7 günü geçmemek kaydıyla hazır edilmesini aksi tadirde ana sözleşmenin 11.1 ve 13. Maddesi gereğince “sözleşmenin feshi dahil) gerekli yaptırımların uygulanacağı” yönünde bir ihtarname ile kendine haklı fesih sebepleri yaratmaya çalışmış ve yine aynı noterliğin 26 Şubat 2018 tarih, ... yevmiye nolu ihtarnamesiyle müvekkil ile aralarında mevcut Taşeron Sözleşmesini feshettiğini bildirmiş olduğunu Fesih İhbarnamesine karşı davacı tarafından Bakırköy 26. Noterliği ... yevmiye nolu ve 12 Mart 2018 tarihli İhtarname ile “Söz konusu 05.01.2018 tarihli Taşeron sözleşmesinin 7. Maddesi İş Süresini düzenlemekte olduğunu buna göre yer tesliminden 5 gün sonra işe başlanacak ve portal kazı ve desteklemesi hariç 24 ay içerisinde iş tamamlanacağını Biz sözleşmede belirtilen süreler içerisinde sözleşmeden doğan yükümlülüklerimizi yerine getirdiklerini ve size sözleşmede öngörülen süreden önce işin bitireceğimizi de karşılıklı görüşmelerimizde ve mail ile defaatle belirttiklerini ancak firmanızın yüklenici sözleşmesi yaptığı üstyüklenici... ... ... Adi Ortaklığı tarafından, ( aranızda tamamen bizim dışımızda mevcut sebeplerle) bu işi bırakmanızın istendiği ve sizin de bu işten çekildiğiniz anlaşılmakta olduğunu Fakat, aramızdaki sözleşmenin yapılmasından sadece 17 gün sonra gerçeğe aykırı olarak yükümlülüklerin yerine getirilmediğinden bahisle tarafımıza ihtarname gönderilmesi, akabinde de ikinci bir ihtarname ile sözleşmenin feshedildiğinin belirtilmesi duruma hukuki kılıf uydurulmaya çalışıldığını göstermekte olduğunu . Bu nedenle gönderilen ihtarnameler ve fesih bildirimi haksız ve hukuka aykırıdır. “ denilerek zararlarının tazmini talep edilmiş olduğunu 6100 Sayılı HMK'nın 107/1. maddesinde davanın açıldığı tarihte alacağın miktarı yahut değerinin tam ve kesin olarak belirlenememesi halinde belirsiz alacak davası açılabileceğinin düzenlendiğini, davalı tarafından sanki bizim talebimiz yaptığımız masrafların ödenmesiymiş gibi yapılan masrafların belli olduğu gerekçesiyle belirsiz alacak davası açılamayacağı iddia edilmiş olup Halbuki huzurdaki davada ile taraflar arasında imzalanan Taşeron Sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğinin tespiti ila haksız fesih sonucu davacının uğradığı müspet zarar ve kar yoksunluğunun davalıdan tahsili talep edilmiş olup Sözleşme ifa edilseydi elde edeceği karı kapsayan, mahrum kalınan kar ile müspet zararın tespiti bilirkişi incelemesi ve yargılamayı gerektirmekte olup, bu hacimdeki bir iş için bizim bu aşamada alacak miktarını tam ve kesin olarak belirlememiz mümkün olmadığını dolayısıyla belirsiz alacak davası açmada hukuki yararlarının bulunduğunun izahtan vareste olduğunu, davalı tarafça davacı şirketin gerekli ekipmana sahip olduğunu sözleşme öncesinde beyan ettiğini ancak daha sonra bir çok yeni ekipman satın alarak maliyeti arttırdığını iddia etmişse de; davacı şirketin iddia edildiği gibi bir beyanı kesinlikle söz konusu olmadığını Zira dava dilekçesinde de belirtildiği üzere, davalı şirketle yazılı anlaşma yapılmadan önce karşılıklı sözlü mutabakata varıldığından, davacı davalı ile sözleşme yapılacağına güvenerek, Aralık 2017 den itibaren iş makinesi kiralama ve satın alma işlemlerine başlamış olduğunu davacı sözleşme konusu tüneli inşa etmek için gerekli ekipmanları, iş makinelerinin bir kısmını satın almış, bir kısmını ise kiralama yöntemi ile temin etmiş ve ... alanında makine parkı kurmuş olduğunu tüm bu süreç davalı şirketin bilgisi dahilinde olup Nitekim davalı yanın cevap dilekçesinde bu hususa dair beyanları durumun bilgileri dahilinde olduğunun kanıtı olduğunu bu noktada sormak gerekir ki, davalı taraf henüz sözleşme kurulmadan kiralama ve satın almaların yapıldığını bildiği halde, neden 05.01.2018 tarihinde taşeron sözleşmesini imzalamıştır? Ya da bu hususta davacı şirkete yönelik herhangi bir ihtarı var mıdır? Ayrıca bu hususta bir memnuniyetsizlik söz konusu ise, neden fesih ihtarına konu edilmemiştir? Yapılan harcamaların fahiş miktarlarda olduğunun kesinlikle kabulü anlamına gelmemekle birlikte, davalının bu savunmasının da sorumluluktan kurtulmak adına ileri sürülmüş mesnetsiz bir beyan olduğu aşikar olduğunu, davacı şirketçe sözleşme kurulduğundan ve yer teslimi yapıldığından hızlıca çalışmalara başlanmış ve gerekli alt yapı ve sair işlemleri gerçekleştirilmiş olup davacı sözleşmede belirtilen süreler içerisinde sözleşmeden doğan yükümlülüklerini gereğince yerine getirmiş ve sözleşmede öngörülen süreden önce işin bitirileceğini de karşılıklı görüşmeler ve mail ile defaatle belirtmiş olduğunu, davalı yanın haksız feshi karşısında davacı şirketçe haksız fesih tarihine kadar geçen sürede yapılan işlemlerin tespiti önem arz ettiğinden ... Sulh Hukuk Mahkemesinin █████/2018 tarih ve 2018/4 D.İş sayılı dosyası kapsamında delil tespiti yapılması talep edilmiş olup Mahkemece talebin kabulü ile, davacı şirket tarafından iş başlangıcından itibaren şantiye alanından ayrılmadan öncesine kadar yapılan işlemlerin tespit edilmesinde hukuki yararı bulunduğundan delil tespiti yapılmış olduğunu, dolayısıyla davalı tarafından inceleme anında mahalde bulunmadıkları yönündeki itirazlarının hukuki mesnedi bulunmamakta olup Haksız fesih karşısından zarara uğrayan davacı şirketin, sözleşmenin fesih gerekçesinin geçersiz olduğunu ispatı açısından her türlü yasal delili temin etme hakkı bulunduğu tartışmasız olduğunu . Bu minvalde HMK 400 ile 406. Maddeleri arasında düzenlenen “delil tespiti”ni talep etme hakkını kullanmasının son derece olağan olup, zira davalı yanın savunmalarının aksine, davacı şirket, sözleşme konusu ... alanını sözleşmeye uygun bir şekilde vaktinde teslim almış, işçilerin, idari personelin yaşam alanlarını inşa için gerekli çalışmaları kısa sürede tamamlamış, gerekli araç, iş makinesi, teçhizatları şantiye alanına götürmüş, tünel inşaatının sağlıklı bir şekilde yapılması için ... alanındaki dere ıslah, kazı, betonlama çalışmalarına ve tünel kazı çalışmalarına başlamış olduğunu Sözleşmenin imzalanmasının hemen ardından 2 hafta gibi kısa bir süre zarfında bahsedilen işler yapılmış olup ... Sulh Hukuk Mahkemesi’nin tespiti ve şantiye alanının fotoğrafları bu hususları belgelemekte olduğunu, davalı tarafından atıf yapılan ve uğruna ödeme yapıldığı iddia edilen taşeronluk sözleşmesinin 15/4. maddesinde; elektrik işlemlerinin Taşeron tarafından yapılacağı ve hakedişinden kesileceği belirtilmiş olduğunu Ancak bu kesintinin bir ön ödeme ile yapılacağına dair herhangi bir hüküm de bulunmamakta olduğunu bununla birlikte, ödeme yapılırken açıklama olarak sözleşme hükmünden hiçbir şekilde bahsedilmemiş olup Davalının soyut iddiasını destekleyecek hiçbir delil de dosyaya sunulmamış olduğunu, aksine, davacı sözleşmenin kurulmasından hemen sonra çetin kış koşullarına rağmen azami bir gayretle edimini ifaya devam ettiği için Davalı ... A.Ş, davacıya █████/2018 tarihinde, 150,000,00TL istihkak ödemesi yapmış olduğunu, bu ödemeden 10 gün önce davacıya sözleşmenin feshedileceğine dair ihtarname gönderen davalının ödemeyi iddia ettiği gerekçe ile yaptığını basiretli bir tacir olarak banka ödeme dekontu açıklaması veyahut davacı şirkete yazılı olarak bildirmesi ve delileri ile ispatlaması gerektiğini, ancak huzurdaki dava ile karşı karşıya kaldığında bu yönde bir savunma yapmış olması kabul edilemez olup dava dilekçesini tekrarla; davalının söz konusu ödemesi, davacının sözleşmeye uygun olarak edimini ifa ettiğinin ve davalının sözleşmeyi haksız olarak feshettiğinin örtülü bir ikrarı ve açık bir kanıtı olduğunu davacı iddia edildiği gibi kusurlu olsaydı herhalde davalı tarafından kendisine istihkak ödemesi yapılmaz olduğunu, davacı şirketin, davalının iddia ettiğinin aksine, işi savsaklamadığı gibi, özen yükümlülüğünü fazlasıyla yerine getirmiş, programın önüne geçmiş ve hatta sözleşmede belirtilen teslim süresinden önce işi teslim edeceğini davalı şirkete defaatle bildirmiş olduğunu, davalının, davacının işe başlamadığını iddia etmekte ise de, davalının ilk ihtarnameden sonra ödediği istihkak ve ... Sulh Hukuk Mahkemesinin tespiti, şantiyeye ait fotoğraflar, İş aracı-makinesi ve teçhizatlara ilişkin ruhsatlar, faturalar ve tanıklar, işe zamanında, hiçbir gecikme olmadan başlandığını açıkça ortaya koymakta olduğunu, kaldı ki davalı şirket üst yüklenici Kolin- Kalyon ile ana sözleşmeyi █████/2017 tarihinde imzalamış ve işbu taşeron sözleşmesinin imzalandığı █████/2018 tarihine kadar 70 gün boyunca sözleşme konusu hiçbir işe başlamamışken, davacıya yer tesliminden sadece 13 gün sonra işler devam ederken, “işlerin çok yavaş gittiğinden bahisle” fesih ihtarı yapması davalının kötüniyetle haksız feshi için hukuki kılıf oluşturmaya çalıştığını göstermekte olduğunu, davacı şirketin, ...’ın çetin kış koşullarına, Ocak, Şubat aylarının hava muhalefetine rağmen büyük bir hızla ve azami gayretle edimini ifaya devam ederken, ... ..., fesih ihbarından tam 18 gün önce, üst yüklenici... ile anlaşarak işten çekildiklerini davacı şirkete 8 Şubat 2018 tarihli e-posta ile “ Patron kalyon işi bırakmamızı istemiş….” “Çekiliyoruz ordan…merkeze gelirsen konuşuruz….” diyerek bildirmiş olduğunu E-posta yazışmalarından dosyaya ibraz edilmiş olup Bu şekilde... Ortaklığı ile davalı ... ... karşılıklı olarak anlaşmış, akabinde de ... ... dava konusu işten çekilmiş olduğunu ancak, ... ..., müvekilin, zararlarını tazmin talebinin önüne geçmek için, haksız feshine hukuki gerekçe oluşturmak amacıyla, davacıya e-posta ve 2 adet ihtarname göndermiş olduğunu Madem 8 Şubatta işten çekildiği belli idi ... neden, davacı şirket ile olan sözleşmesini fesih için 18 gün daha beklemiştir? Anlaşılan odur ki aslında ... ile... çok daha önce işi bırakma, ...’yı başka işe kaydırma, bu işi de başkasına verme konusunda anlaşmış olduklarını, ... da davacı ile imzaladığı Taşeron sözleşmesini feshetmek, haksız fesih yaptırımlarından kurtulmak için bahaneler bularak hukuki kılıf hazırlamaya çalışmış olduğunu, dava dilekçesinde de ayrıntılı olarak izah edildiği üzere; davalı yanca feshe gerekçe yapılan... / ... Yüklenici Sözleşmesinin 11. maddesi, işyerinin tesliminin 5 gün içerinde gerçekleşmesini düzenlediği, davacı ise sözleşmenin kurulmasından 4 gün sonra █████/2018 tarihinde işyerini teslim aldığı, bu itibarla davacının sözleşmenin 11. Maddesine uygun davrandığı açık olmakla, davalının 11. Maddeye aykırılık iddiası gerçeği yansıtmamakta olduğunu, Feshe dayanak yapılan mezkur sözleşmenin 13. Maddesi ise ‘İş Programını’ düzenlemektedir. Bu maddeye göre: Yüklenici iş süresi ve programına uygun şekilde çalışacak, yeterli ekipman ve makinelerini hazır edecek, iş programını tehlikeye atacak aksaklıklar (mücbir sebep hariç )iş sahibinin bildiriminden itibaren on gün içerisinde giderilecek, iş programına uygun duruma getirilecektir. Davalı, 13. Maddeye aykırılığa sebep olarak; şantiye şefinin atanmamasını, yer teslimi alan işveren vekilinin şantiyede bulunmamasını, makine parkı ve ekipmanların yetersizliğinden dolayı iş takviminin uzadığını, bu eksikliklerin 7 gün içerisinde giderilmesini talep etmiş olup, her şeyden önce davalı iş yerini 09.01.2018 de teslim almış, olumsuz hava koşulları ve yoğun yağmura rağmen azami süratle işe başlamış, gerekli araç, iş makinesi, teçhizatları şantiye alanına götürmüş, tünel inşaatının sağlıklı bir şekilde yapılması için ... alanındaki dere ıslah, kazı, betonlama çalışmalarına ve tünel kazı çalışmalarına başlamış, çalışan teknik ve idari personelin kalacakları yapılar inşa edilmiş, yapılan işler ... Sulh hukuk Mahkemesinin 2018/4 D.İş sayılı tespiti ile hazırlanan bilirkişi raporunda ayrıntılarıyla belirtilmiş olduğunu, bu işlerin yapıldığına ilişkin ... Sulh Hukuk Mahkemesi’nin tespiti ve şantiye alanının fotoğrafları dosyaya mübrez olduğunu, toplam iş süresi düşünüldüğünde henüz 2 yıllık süre bile başlamamışken(sözleşme süresi portal işleri hariç 24 aydır ), ilk 13 günde ... Sulh Hukuk Mahkemesince tespit edilen işler yapılmışken iş programının aksadığına dair ihtarname göndermek, olağan iş hayatı, Ticaret hayatı, ... sektörü uygulamalarına, yasaya ve sözleşmeye aykırıdır, açık bir kötüniyet göstergesi olduğunu Taraflarınca Mücbir sebebe dayanmaya gerek olmamasına, davacının iş programına uygun davranmasına rağmen, bir an için mücbir sebebin varlığı aranacak olsa bile, davalının kendisi yoğun hava muhalefetini ihtarnamesinde mücbir sebep olarak da kabul etmiş olduğunu, bu durum bile davalının fesih sebeplerinin haksızlığını açıkça ortaya koyduğunu, davalı tarafın kendi iradesiyle, ... Adi Ortaklığıyla anlaşarak, işten çekilmiş, davacının tazminat haklarını ortadan kaldırmak için hukuki sebepler oluşturmaya çalışmış olduğunu Davalının keşide ettiği her iki ihtarnamede belirttiği sebeplerin hiç birisi, ihtarnamelerin tarihleri, 22 Ocak- 26 Şubat tarihleri olduğu da dikkate alındığında (iş yeri tesliminden sadece 13 gün sonra ) ve henüz başlamamış olan 24 aylık iş süresi ve ortada henüz davalı tarafından oluşturulmuş bir iş takvimi de söz konusu olmadığı da göz önünde bulundurulduğunda, iş programının aksadığına ilişkin davalının iddiası hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, kaldı ki Yüklenici sözleşmesinin 11 ve 13. Maddelerine aykırılık iddiaları ve belirtilen sebeplerin hiç birinin gerçek olmadığını da yukarıda delilleriyle birlikte ayrıntılı olarak açıklandığını Tüm delillerden açıkça anlaşıldığı üzere davalı, taraflar arasındaki 05.01.2018 tarihli Taşeron Sözleşmesini haksız olarak feshetmiş olduğunu, bu itibarla mahkemenizce öncelikle, sözleşmenin haksız olarak feshedildiğinin tespiti gerekmekte olduğunu Akabinde de Yargıtay HGK ve 15. HD . Nin içtihatlarına uygun olarak TBK 408. Maddesine göre müvekkilin olumlu zararları, kar kaybının ‘eksiltme yöntemine’ göre hesaplanması gerektiğini belirterek fazlaya ilişkin hakların saklı kalmak kaydıyla, davanın kabulüyle,...-Küçükkuyu Yolu Km:10+700-17+642,23g/ 18+368,08i-21+55 Ve Ezine-Küçükkuyu Arası Kk550-05 Km :31+000-43+000 Arası (Üstyapı İyileştirme) Kesimlerinin ... İşi", kapsamında, ”T-2 Tünelinin Çıkış Tarafının (... Yönü) ... işi” ile ilgili olarak, taraflar arasında imzalanan Taşeron Sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğinin tespitine, haksız fesih sonucu davacının uğradığı şimdilik, 101.000.00TL müspet zarar ve kar yoksunluğu tazminatının, sözleşmenin fesih tarihinden (█████/2018) itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı vekili █████/2022 tarihli dilekçesi ile; dava her ne kadar 101.000,00 TL üzerinden açılmışsa da taleplerini kar mahrumiyeti alacaklarına ilişkin bedel artırım ve fazlaya ilişkin her türlü hakları saklı kalması kaydı ile 581,729,00 TL arttırarak toplam 682.729,00 TL ye çıkartıklarını, bedel artırım talebimizin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davacı vekili █████/2023 tarihli dilekçesi ile;█████/2022 tarihli bedel artırım dilekçemiz ile müspet zarar alacağımızı sadece sözleşme kapsamında yapılan giderler bakımından artırarak 682.729,00 TL'ye çıkarttıklarını, daha sonra alınan █████/2021 tarihli ve █████/2022 tarihli bilirkişi heyeti raporlarıyla kar mahrumiyetine yönelik müspet zarar alacaklarının 12.450.000,00 TL olduğunun tespit edildiğini bu nedenle kar mahrumiyeti alacaklarını 12.450.000,00 TL'ye çıkartıklarını, bu nedenle davayı ıslah yolu ile; dava konusu müspet zarar alacaklarından, yoksun kalınan kar alacakları 12.450.000,00 TL artırarak dava konusu toplam alacaklarını 13.132.729,00 TL'ye çıkarttıklarını belirterek fazlaya ilişkin her türlü hakları saklı kalmak kaydıyla ıslah dilekçesinin kabulüne, 682.729,00 TL sözleşme kapsamında yapılan gider, 12.450.000,00 TL yoksun kalınan kar olmak üzere toplam 13.132.729,00 TL müspet zarar alacağının sözleşmenin fesih tarihi olan █████/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle; davacı davasını belirsiz alacak davası olarak açmış olup, bu davanın kabulü mümkün olmadığını, dilekçenin sonuç kısmında fazlaya ilişkin hakkını saklı tutarak 101.000,00 TL tazminat talebinde bulunmuş olup davacının dava dilekçesi ve eklerinde yapmış olduğunu iddia ettiği masraf ve harcamaların miktarı belli olup belirsiz alacak davasına konu edilemeyeceğini, bu nedenle davanın reddi gerekmekte olduğunu, işveren... ile Yüklenici ... ... A.Ş arasında imzalanmış olan, Çanakkale ili ... ilçesinde yer alan “...-Küçükkuyu Yolu Km:10+700-17+642,23G/ 18+368,08İ-21+055 ve Ezine – Küçükkuyu arası Kk550-05 km :31+000-43+000 arası(üst yapı iyileştirme) Kesimlerinin ... İşi”, kapsamında T-2 Tünelinin Çıkış Tarafının (... Yönü) ... İşi' için müvekkil şirket ile davacı ... Yapı ... A.Ş. arasında 05.01.2018 tarihinde taşeron sözleşmesi imzalanmış olduğunu, dava dilekçesinde davalı ... ... A.Ş ile Davacı ... Yapı ... A.Ş arasında imzalanan sözleşme tarihinin 05.01.2018 olduğunu ve yer tesliminin 09.01.2018 tarihinde yapıldığını yer teslim tarihinden çok kısa bir süre sonra ihtarname gönderilerek sözleşmenin fesih edilmesini haksız ve hukuka aykırı olduğunu, gönderilen e-posta ve ihtarnameler ile tamamen sözleşmenin feshine gerekçe gösterildiğini iddia etmekte olup davacının bu iddialarının tamamen haksız olduğunu, taraflar arasında taşeron sözleşmesi her ne kadar 05.01.2018 tarihinde imzalanmışsa da davacı işe sözleşme tarihinden önce başlamış olup davacının dosyaya sunmuş olduğu fatura tarihlerine ve imzalamış olduğu sözleşmeler incelendiğinde ve dilekçemiz ekinde yer alan taraflar arasındaki e-posta yazışmalarına bakıldığında davacının işe sözleşme imzalanmadan önce başladığı ortaya çıkacağını, taraflar arasında imzalanan sözleşme gereğince, davacının sorumlu olduğu işin yapımı için gerekli olan tüm personel giderleri davacıya ait olduğunu Fakat davacı firma, sözleşme imzalanmadan işyeri açılışı yapamadığından ve sözleşme imzalanmadan işe başladığından iş kapsamında çalıştıracağı personellerin sigorta girişleri davalı şirket bünyesinde yapılmış ve maaş ödemeleri de davalı şirketçe ödenmiş olup dilekçenin ekinde sunulan sigorta giriş bildirgelerinden de anlaşılacağı üzere davacı işe sözleşme imzalanmadan başlamış olduğunu, bu sebeple, davalı şirket tarafından keşide edilen Beşiktaş 6. Noterliğinin ... yevmiye nolu 22.01.2018 tarihli ihtarname ve Beşiktaş 6. Noterliğinin ... yevmiye nolu 26.02.2018 tarihli ihtarnameleri, davalı şirket tarafından, feshe gerekçe hazırlamaya yönelik olmayıp, aksine ihtarnamede belirtilen gerekçelerle sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğinin açık ve net göstergesi olduğunu, davacı şirket ile davalı şirket arasında ticari ilişki uzun yıllara dayanmakta olup davacı davalı şirketin yükümlülüğünde olan başka işlerde de taşeronluk yapmış olup davaya konu işin yapımı için yapılan görüşmelerde davacı şirket yetkilisi ... ... “işin yapımında kullanılacak bütün makine ekipmana sahip olduğunu ve fazla harcama yapmadan işi bitireceğini “ belirtmiş olup, aralarındaki ticari ilişkiye güvenilerek işin yapımı davacı şirkete verilmiş olduğunu Fakat davacı bu beyanlarda bulunmamış gibi bir kısmı taşeron sözleşmesi imzalanmadan bir kısmı sözleşme imzalandıktan sonra olmak üzere yeni makine, ekipman satın alma ve kiralama işlemi gerçekleştirmiş ve kötü niyetli olarak bu fahiş harcamayı davalı şirketten tahsil etmeye çalışmakta olduğunu, davacının ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 2018/4 D.İş sayılı tespit dosyasında yer alan bilirkişi raporunun da davalı şirket tarafından kabulü mümkün olmadığını, davacı tarafça tek taraflı olarak yaptırılan tespit sonucu düzenlenen rapora itiraz ettiklerini, keşif tarihinde dava konusu işin yapıldığı mahalde davalı şirketten hiç kimse bulunmadığını, söz konusu tespit bilirkişi raporu benimsenerek Mahkememizce hüküm kurulması da mümkün olmadığını, HMK'un 266. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi incelemesi yaptırılması, taraflarca öne sürülen itirazların da yine bilirkişi tarafından değerlendirilmesi gerektiğini, davalı tarafça açıkça veya örtülü olarak kabul edilmiş olmadıkça, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda davacı tarafça tek taraflı olarak yaptırılan tespit sonucu düzenlenen bilirkişi raporu benimsenerek hüküm verilemeyeceğini bu gibi hallerde mahkemece ayrıca bilirkişi incelemesi yaptırılması zorunlu olduğunu, Yargıtay 7.Hukuk Dairesinin 06.05.2011 tarih █████████ Esas █████████ Karar sayılı ilamı; "Somut olaya gelince; davacı, davalı tarafından dere içerisinde yapılan ... çalışmaları nedeniyle, derenin bulanık ve oksijensiz aktığını, bu nedenle balık çiftliğinde bulunan balıkların telef olduğunu öne sürmüştür. Mahkemece hasar bedeli yönünden bilirkişi incelemesi yaptırılmaksızın, davacı tarafça yaptırılan tespit sonucu düzenlenen bilirkişi raporu benimsenerek hüküm verilmiştir. Davalı, cevap dilekçesinde, davacı tarafın yaptırdığı tespiti ve zarar miktarını kabul etmediğini açıklayarak tespit raporuna açıkça itiraz etmiş olup davacı tarafça tek taraflı olarak yaptırılan delil tespiti sonucu düzenlenen rapora itiraz edildiğinden, zarar miktarının belirlenmesi için ayrıca bilirkişi incelemesi yaptırılmadan itiraz edilen tespit bilirkişi raporu benimsenerek hüküm verilemeyeceğini Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan hukuksal olgu dikkate alındığında, mahkemece ayrıca bilirkişi incelemesi yaptırılarak, ayrıntılı, gerekçeli rapor alınması, alınan rapor ile tespit bilirkişi raporu arasında çelişki meydana gelmesi halinde çelişkinin giderilmesi için gerekirse üçüncü kez bilirkişi incelemesi yaptırılarak çelişkinin giderilmesi, daha sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, davalının temyiz itirazının bu yönden kabulüne karar vermek gerekmiştir." şeklinde olduğunu, davacının dava dilekçesinde ifade ettiği 150.000,00 TL ödeme hususundaki açıklamaların ise kabulü mümkün olmadığını Davacı dilekçesinde ne hikmetse davalı şirket tarafından 22.01.2018 tarihinde göndermiş olduğu ihtarname ve akabinde 02.02.2018 tarihinde ödeme yapılmasının nedeni olarak, sözleşmeye uygun olarak edimini ifa ettiği ve davalı şirketin sözleşmeyi haksız olarak feshettiğinin ikrar ve açık bir kanıtı olarak ifade etmiş olsa da durum tam tersi olduğunu, davalı şirket tarafından davacıya yapılan ödemenin sebebi taraflar arasında imzalanan taşeron sözleşmesinin 15. maddesinin 4. bendi ; "Tünel ağzına 600 kva trafo ve pano, kamp sahasına ise 250 kva trafo ve pano ... ... tarafından sağlanacak olup, TAŞERON hakedişinden kesilecektir. " gereğince olduğunu, davalı şirket sözleşme konusu tünel ... işinde, elektrik işi için davacıya ödeme yapmış olup bu ödeme de davacının hakediş alacağından kesilecek olduğunu, davacı bunu bildiği halde yapılan ödemeyi farklı şekilde yorumlayarak haklı nedenle fesih edilen sözleşme, davalı şirket tarafından haksız olarak fesih edilmiş izlenimi yaratılmaya çalışılmakta olduğunu, davacıya sözleşmenin ilgili maddesi gereğince ödeme yapılacağından, davalı şirket tarafından ödeme emri düzenlenmiş olduğunu, davacının, dava dilekçesinin ekine eklediği ve ek 9'da 01.02.2018 tarihli yazı ile banka bilgilerini davalı şirketin muhasebe departmanına göndermiş olup, söz konusu ödeme yapıldığını, eser oluşturmayı yüklenen kişi olarak tanımlanan yüklenici ile işin sahibi kişi olarak tanımlanan iş sahibi arasında bir eserin meydana getirilmesi ve iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedelin ödenmesini kabul ettiği sözleşme eser sözleşmesi olarak tanımlandığını, ancak eseri hazırlamayı yüklenen yüklenicinin, eseri meydana getirirken iş sahibinin çıkarlarını doğrudan gözetmesi, işi azami özen ve sadakat göstererek yapması beklendiğini, bu aşamada yüklenicinin iş sahibine karşı olan özen borcundan kaynaklanan sorumluluklarının sınırlarının belirlenmesi, benzer alanda basiretli ve başarılı iş ifa etmiş başka bir yüklenicinin mesleki ve teknik kurallara uygun davranışları esas alınarak belirlendiğini, davada ise ise taşeron olan davacı, iş sahibinin yani davalı şirketin çıkarlarını gözetmeden işi savsaklamış ve zamanında dikkatli ve özenli bir yüklenici gibi ifa etmemiş olup bu durumda yapılan işin yönetilmesinden ve başarılı bir şekilde ifa edilmesinden davacı sorumlu olduğunu, bu nedenle de dava dilekçesindeki bu hususta yer alan beyanlarını da kabul etmediklerini, davalı şirketin sözleşmeyi haklı nedenle feshetmiş olup, işi zamanında yetiştirme olasılığının bulunmamasının açıkça belli olduğu durumlarda, iş sahibinin sözleşme tarihinin bitmesini beklemeden önce sözleşmeyi feshetme hakkı olduğunu, davalı şirketin davacının işi yetiştirme olasılığının bulunmadığını anlayarak sözleşmeyi feshetmek durumunda kalmış olduğunu, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin ilgili maddesinde davacı sözleşmenin feshinden dolayı kalan işlerin herhangi bir hak veya kar mahrumiyeti talebinde bulunmayacağı açık ve net olduğunu, bu nedenle, davacının bu talebi de diğer talepleri gibi yersiz olup açıkça hukuka aykırı olduğunu davalı şirketin söz konusu sözleşmenin feshinde ve dava konusu işin ifa edilmemesinde hiçbir kusuru bulunmadığı gibi fahiş zararı mevcut olduğunu, bu nedenle de davacının sözleşmenin ifa edilmemesinden kaynaklanan zararlarını davalışirketten talep etmesi mümkün olmadığını, davacı taşeron sözleşmesi gereğince yükümlülüklerini eksiksiz olarak zamanında ifa etmiş olsa idi işveren ile davalı şirket arasında imzalanmış olan ana sözleşme de devam edecek olup ve davalı şirkette bu işten kazanç sağlayacağını, bu sebeple, davacı tarafın kusurlu davranışından dolayı davalı şirketin yapmış olduğu harcamalar ve elde edemediği, kazanç kaybı için dava açma hakkımızı saklı tuttuklarını belirterek tüm beyanları doğrultusunda davacının davasının ve taleplerinin reddine karar verilmesini istemiştir.Mahkemece,Dosya Mali Müşavir, Nitelikli Hesaplama Uzmanı ve ... Mühendisinden oluşan yeni bir heyete tevdi edilmiş, düzenlenen █████/2024 tarihli raporda; davacının sözleşmenin, davalı tarafından erken feshi nedeniyle zarar ettiği beyan ettiği KDV hariç 790.784,88 TL olarak talep ettiği masraf tutarının toplam 245.914,92 TL'sinin ... maliyetleri olarak dönem sonunda 170-Yıllara Yaygın ... Faaliyetleri-Çanakkale Şantiye hesabı içerisinde muhasebeleştirdiği, Davacı talebine göre hesaplanan KDV hariç bakiye 544.869,96 TL lik harcamanın avans mahiyetinde tahsil edilebilir niteliğinde olduğu, belgesiz ödemelerin davacı ticari kayıtlardan tespit edilemediği, Yüce mahkemenin davacı lehine kar kaybı ödenmesine karar vermesi halinde, davacının , davalıdan talep ettiği zarar tutarlarının, hesaplanan kar kaybı hesaplamasına dahil edilen hak ediş tutarı içerisinde yer alacağı, davalının, davacı hesabına ve davacının temlik ettiği tedarikçilerine yaptığı ödemelerden dolayı , davacıdan 274.637,33 TL alacaklı olduğu, Mahkemenin davalının, davacı ile yapmış olduğu 05.01.2018 tarihli taşeron sözleşmenin süresinden önce fesh etmiş olması sebebi nedeniyle davacının kar kaybına uğradığına ve davalının tazminat ödemesi gerektiğine karar vermesi halinde, kar kaybı hesaplamasının davacının 2018 ve 2019 yılları hasılat ve giderlerinin %99'unun ... faaliyeti dışındaki faaliyetlerinden oluşması sebebi ile, toplam ihale bedeli üzerinden yapılacak hesaplamada davacının gelir tablosu analiz oranlarının, hesaplamaya uygun olmadığı, bu sebeple benzer sektörde faaliyet gösteren firmalar, heyetimizde yer alan teknik bilirkişi ve davalı tarafından dosyaya sunulmuş olan uzman görüşünde yer alan hesaplamalara göre toplam ihale bedeli üzerinden hesaplanan kar kaybı tutarı ile, davalı, davacı toplam alacak tutarlarının hesaplama şekillerinin uygulanması yönünde takdir yüce mahkemeye ait olmak üzere; davacı adına tahakkuk edecek kar kaybı hesaplamasının, aynı iş kolunda faaliyet göstermekte olan davalının mali verileri içerisinde, gelir tablosunda yer alan hasılat ve giderlerin analiz oranları ile aynı oranların131.750.000.-TL'lik ihale bedeline uygulanması halinde, davacının ihale bedeli bedeli üzerinden hesaplanan kar kaybı tutarının 1.172.575 TL olarak hesaplandığı, bu tutardan davalının, davacıdan olan 274.637,33 TL'lik alacak tutarının indirilmesi ile davacının, davalıdan olan alacak tutarının(1.172.575,00-274.637,33) 897.937,67 TL olacağı, davacı adına kar kaybı hesaplamasının elde edeceği ihale bedeline, TCMB' nın ... sektöründe bina dışı ... faaliyetinde bulunan firmaların faaliyet sonuçları hakkında yayınlamış olduğu 2018-2020 yılları arası bina dışı ... faaliyetinde bulunan ... firmalarının sağladıkları hasılata göre elde ettikleri VÖ.kar tutarını oluşturan TCMB istatistik veri ortalamalarında yer alan analiz oranlarının davacının, davalıdan alacağı toplam 131.750.000.-TL ihale bedeline uygulanması halinde, sözleşmenin davalı tarafından süresinden önce feshi sebebi ile davacının uğrayacağı kar kaybı tutarının 7.246.250.-TL olarak hesaplandığı, bu tutardan davalının, davacıdan alacaklı olduğu 274.637,33 TL'nin indirilmesi ile, davacının, davalıdan olan alacak tutarının (7.246.250-274.637,33)6.971.612,67 TL olacağı, davacı adına Kar kaybı hesaplamasının 03.10.2022 tarihli Hukukçu Mali Müşavir ... tarafından hazırlanan uzman görüşü raporuna göre yapılması halinde, uzman görüşü raporunun sonuç bölümünde; İhalenin iptal edilmemiş olması halinde davacının sağlayabileceği V.Ö. Kar tutarı 1.046.942,64 TL olarak hesaplandığı, bu tutarından davalının, davacıdan olan 274.637,33 TL cari hesap alacak tutarının düşülmesi ile, davacının, davalıdan (1.046.942,64-274.637,33)772.305,31 TL alacaklı olacağı şeklinde olduğu, davacı adına kar kaybı hesaplamasının, teknik bilirkişi teknik inceleme sonucu; Davacı tarafından hazırlandığı belirtilen“Teklif Birim Fiyat Maliyet Bileşenleri Hesap Özeti”nin piyasa koşullarına uygun olduğu değerlendirmesi ile, davacının, davalı ile anlaştığı 131.750.000 TL'lik ihale bedeli üzerinden ( Davacı ... Yapı’nın) elde edebileceği toplam kar tutarının finansman gideri hariç 12.450.000,- TL olarak belirlendiği, teknik bilirkişi tarafından 131.750.000.-TL'lik ihale için öngörülen davacının yapacağı ... ve Genel gider maliyet toplam tutarının, finansman gideri hariç 119.300.000.-TL olarak hesaplandığı, davacının tarafımıza sunduğu mali verilerine göre, davacının öz kaynaklarının dava konusu ... faaliyetini yürütmesine yeterli olmadığı ancak takdiri yüce mahkemeye ait olmak üzere, davacının ihale konusu ... faaliyetini sürdürmek üzere ihtiyacı olacak dış kaynağı, yabancı kaynaktan temin etmesi halinde, davacının temin etmesi gereken harici kredi finansman ihtiyacının toplam iş maliyeti tutarı 119.300.000.-TL kadar olması gerektiği, böylece işin tamamlanma süresi sonuna kadar davacının temin etmesi gereken aylık 4.970.000.-TL dış kaynak için bankaların 2018-2019 yıllarında açılan krediler için uyguladığı, değişken oranlı kredi faiz oran ortalaması %28 oranı üzerinden, temin edilebilecek kredinin toplam faiz fiderinin vergi dahil, toplam 2.900.000.-TL olabileceği, böylece, heyetimizde yer alan teknik bilirkişi ...'in, davacı lehine hesapladığı 12.450.000.-TL brüt kar mahrumiyet tutarından, hesaplanan finansman giderinin indirilmesi ile, mahrum kalınan V.Ö. kar tutarının (12.450.000-2.900.000) 9.550.000.-TL olacağı, bu tutardan davalının, davacıya ve temlik olunanlara yaptığı ödemeler sebebi ile, davacıdan olan 274.637,33 TL'lik cari hesap alacak tutarının mahsup edilmesi ile davacının, davalıdan olan alacak tutarının 9.275.362,67 TL olacağı, davacı adına Mahkeme tarafından kar kaybı tazminatı hesaplanmaması gerektiği yönünde karar alınması halinde; davacı ticari defter kayıtlarında Yıllara yaygın ... Maliyetlerindeki davalıya faturalanmamış, 245.914,92 TL+KDV=295.097,90 TL hakediş bedelinin davalı tarafından, davacıya fatura karşılığı ödenmesinin gerekeceği, bu tutardan davalının davacı banka hesabına ve adına yaptığı temlik ödemeleri sebebi ile davacıdan alacaklı olduğu 274.637,33 TL'nin indirilmesi ile, davacı (... Yapı’nın) davalıdan olan alacak tutarının 20.460,57 TL olacağı, davacı vekilinin dava ve beyan dilekçelerinde yer alan, Davalının ... adi ortaklığı ile anlaşarak işten çekilme karşılığı 5.000.000.-TL aldığı iddiasına yönelik davalı ticari kayıtları üzerine yapılan incelemede, davalının 2018 ve 2019 yıllarında ana yükleyiciye 3 adet 5.000.000+KDV tutarında hizmet faturaları düzenlediği, faturalarda yer alan hizmet bedeli muhteviyatlarının hangi projelerle ilgili olduğu belirlenemeyen Geoteknik, Tasarim ve Teknik danışmanlık hizmetlerini içerdiği, davalı tarafından, dava dışı... ... ... Adi Ortaklığına düzenlenen faturalarda '' işten el çektirme tazminatına'' karşılık düzenlendiğine ilişkin bir açıklamanın yer almadığını belirtilmiştir.Davacı, bu işin bitirilmesi için bir kısım bankalar nezdinde kredi çektiğini, bu sebeple kredilerin maliyetinin de davalı taraftan karşılanması gerektiğini ileri sürmüş ise de bu talep mahkememizce kabul görmemiştir. Zira, davacı işi kendi öz kaynakları ile yapıp yapamayacağını sözleşme öncesi hazırlık sürecinde değerlendirmeli, kredilerin maliyetlerini de hesaba katarak davalı ile sözleşme imzalamalıdır. Bu durumda taraflarca sözleşmenin 4. Maddesinde kararlaştırılan 131.750.000,00 TL +KDV ve fiyat farkı sözleşme bedelini kendi subjektif durumunu nazara alarak belirlemeliydi.Özetleri yukarıda yapılan bilirkişi raporlarında, davacının işbu sözleşmeden kaynaklı olarak elde edebileceği kar miktarı 12.450.000,00 TL olarak hesaplandığından, davacının kısmen kabulu ile, 12.175.362,67 TL tazminat alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesiyle, müvekkil şirket bu iş nedeniyle kesinlikle kredi çekmediğini, kredi maliyetlerinin davalıdan talep edilmediğini, ilk derece mahkemesi hatalı olarak tarafımızca bankalar nezdinde kredi çekildiğini kredi maliyetlerinin tarafımızca talep edildiğini belirttiğini, ancak bu tamamen davalı tarafın iddialarından ibaret olup, tarafımızca hiçbir zaman kredi çekilmediği gibi kredi maliyetleri de talep edilmediğini, her ne kadar son alınan bilirkişi raporunda seçenekli yapılan hesaplamalardan birinde farazi olarak müvekkil şirketin işi tamamlamak için kredi finansmanı ihtiyacı doğabileceğinin değerlendirildiğini, ancak bu değerlendirme tamamen varsayımdan ibaret olup müvekkil sözleşme fesholunana kadar hiçbir finansman desteği almayıp kredi kullanmadığını, müvekkilin talebinin yapmış olduğu masrafların kendisine ödenmesi olduğunu, müvekkilin sözleşmeye güvenerek yaptığı harcama ve giderler de müspet zarar kapsamında olup sözleşmeyi haksız fesheden davalı taraftan talep edilebileceğini, ancak ilk derece mahkemesi bu talebimize ilişkin olumlu ya da olumsuz bir değerlendirme yapmadığı gibi bu hususta karar da vermediğini, müspet zarar sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zararlar olup, sözleşme gereği gibi ifa edilseydi alacaklının mal varlığı hangi durumda olacak idiyse bu durumla mevcut durumu arasındaki fark müspet zarar olduğunu, yüklenici tarafından sözleşmenin ayakta kalacağı inancıyla yapılan giderler ve yoksun kalınan karlar müspet zarar kalemleri arasında olduğunu, sözleşme ifa edilmiş olsaydı müvekkil yoksun kaldığı karın yanı sıra yapmış olduğu harcamaların bedelini de alacağını, nitekim davacının yapmış olduğu 150.000 TL lik hakediş ödemesinin de bunu gösterdiğini, ancak son bilirkişi raporunda diğer raporların aksine, yoksun kalınan kar ile sözleşmeye güvenerek yapılan giderler aynı anda talep edilemezmiş gibi ifade edilerek "kar kaybı tazminatı hesaplanmaması gerektiği yönünde karar alınması halinde" yaptığı masrafları alabileceğinin belirtildiğini, halbuki, hem sözleşmeye güvenerek yapılan giderler hem de yoksun kalınan kar alacağı müspet zarar kapsamında olup sözleşmeyi haksız fesheden taraftan talep edilebileceğini, yoksun kalınan kar alacağına sözleşmenin feshi tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiğini, müvekkil şirketin sözleşme nedeniyle yaptığı harcamalar, dosyada alınan ilk Ü. raporla sabit olup, son alınan raporun dikkare alınmadan müvekkilin yapmış olduğu masrafların tazminine karar verilmesi gerektiğini, hem yoksun kalınan kar alacağı hem de sözleşmeye güvenerek yapılan masraflar davalıdan talep edilebileceğinden, ilk derece mahkemesinin müvekkilin yapmış olduğu masrafların tazminine karar vermemesi, hatta bu talebimizi hiç değerlendirmeye almaması yönüyle kaldırılmasını ve kararın masraf alacağı yönünden düzletilerek yeniden karar verilmesini talep etmek gerekmiş, bilirkişi raporlarıyla müvekkilin masraf alacağı tespit edilmiş olup, ilave bir inceleme gerektirmediğini, dosyada alınan ilk 3 raporda da bu alacağımız tespit edilmiş olduğundan, HMK m.356/2 uyarınca, dosyanın ilk derece mahkemesine geri gönderilmeden istinaf mahkemesince, mevcut raporlara göre ilk derece mahkemesi kararının düzeltilerek yeniden karar verilmesini ve ilk derece mahkemesinde hükmedilen alacağımıza ilaveten müvekkilin masraf alacağı talebinin de kabulüne karar verilmesini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması için istinaf kanun yoluna başvurmuştur.Davalı vekili istinaf dilekçesiyle, tanık dinletme talebimiz hukuka aykırı olarak reddedildiğini, yazılı delil başlangıcı mahiyetindeki davalı şirket yetkilisinden sadır olan yazılı belge usul ve yasalara aykırı biçimde delil olarak kabul edilmediğini, taraflar arasında 500.000,-TL nin ödenmesi halinde hesabın kapatılacağı ve ibralaşılacağına ilişkin bir anlaşmanın varlığına işaret eden, fakat senet niteliği kazanması için sözleşmede aranan tüm unsurları içermeyen 22.10.2018 tarihli HMK M.202 de düzenlenen delil başlangıcı niteliği taşıyan bu belgenin yargılama sürecinde bulunmuş olması sebebiyle tahkikat aşamasında dosyaya sunulmuş olması ise hiçbir surette savunmanın genişletilmesi yasağına tabi tutulamaz. zira yargılamanın en başından beri iddia ettiğimiz tüm hususlar işbu davacı şirket yetkilisi tarafından yazılan yazı ile teyid edilmektedir. yeni bir vakıadan sözedilemeyeceği gibi hmk 145 madde kapsamında "yargılamayı geciktirmek amacı taşımadığı" sabit olduğu halde yerel mahkemece değerlendirmeye alınmamış olması açıkça kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını gerektirdiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte faiz ıslah tarihinden itibaren olması gerekirken dava tarihinden itibaren işletildiğini, Kanunda sayılı hallerden hiçbiri somut durumda mevcut olmamasına, davacı tarafça bu yönde bir delil, emare sunulmamasına rağmen müvekkilim şirket hakkında davacıdan teminat alınmadan ihtiyati haciz kararı verilmiş olmasının yasaya aykırı olduğunu, yerel mahkeme tarafından "12.175.362,67 TL tazminat alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davacıya ödenmesine" dair verilen karar açıkça usul ve yasaya aykırı olup kararın bu bakımdan kaldırılması gerektiğini, ilk bedel arttırımından sonra karar yerinde de belirtildiği üzere davacı tarafça açıkça ıslah yoluna başvurulmuş olduğundan, dava konusu alacağa (asla kabul anlamına gelmemek kaydıyla) dava tarihinden değil ıslah tarihi olan 10.02.2023 tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerekmekte iken aksi yönde oluşturulan kararın kaldırılması gerektiğini, esas bakımından1.) fesih kararının haklı olduğunu, sayın başkanlığınızca yapılacak istinaf incelemesi neticesinde kaldırılması talep edilen karar yerinde müvekkilim şirket tarafındna yapılan feshin haksız fesih olduğuna karar verilmiş ve hüküm bu yanlış tespit üzerine kurulmuş olmakla kararın esas bakımından da kaldırılması yasal zorunluluk olduğunu, müvekkilim tarafından gerçekleştirilen feshin haklı fesih olduğunun kabulünün gerektiğini, davacıdan kaynaklanan gecikmenin varlığını, işe başlanılması ile davalı müvekkilim tarafından gecikme ihtarının çekilmesi arasında sadece 13 gün değil çok daha uzun bir sürenin geçmiş olduğu, bu süre itibariyle de işin yetiştirilmesi bakımından davacının yetersiz kaldığını ortaya koyan somut delillerin mevcut olduğunu, celp edilen SGK kayıtları iddialarımızı doğrulamış ise de karar yerinde bu hususun gözardı edilmiş olması hükmün açıkça hukuka aykırı olduğunu gösterdiğini, kaldı ki bu elemanların davacı şirket personeli olup müvekkilim davalı adına girişlerinin yapıldığına dair yazışmaların da mevcut olduğunu, HMK’nun 199. maddesinde ”uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu kanuna göre belgedir.” yazılı olduğunu, bu düzenleme ile mail yazışmaları da belge olarak kabul edildiğini, o halde, mahkemece mail yazışmalarının feshin haklı olup olmadığı noktasında delil kabul edilmesi gerekirken tamamen afaki sebeplerle feshin haksız olduğunun kabulü kararın kaldırılmasını gerektirdiğini, Aralık 2017'de fiilen işe başlanılmış olmasına rağmen son derece yavaş ve özensiz ilerleyen çalışmalar nedeniyle davacı şirkete beşiktaş 6. Noterliğinin 22.01.2018 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi keşide edilmiş ise de durumda hiçbir değişiklik olmadığından aynı noterliğin 26.02.2018 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile sözleşme haklı nedenle feshedildiğini, tüm bu somut verilere rağmen yerel mahkemece tüm deliller yok sayılmak suretiyle haksız ve hukuka aykırı biçimde hiçbir hukuki dayanağı olmayacak şekilde bir karar verildiğini, verilen bu kararın hiçbir vicdanda ya da hukuki düzende kabulünün mümkün olmadığını,müvekkilim davalı üst yükleniciden bu proje için değil 5 milyon TL hiçbir surette ödeme almadığını, müvekkilim davalının üst yüklenici ile anlaşarak davacının çekilmesini sağladığı iddiası mesnetsiz bir varsayım olup bu varsayıma dayalı olarak kurulan hüküm de keenlemyekün - yok hükmünde olduğunu, kaldırılması talep edilen yerel mahkeme kararında müvekkilim davalı şirket yetkililerinin gönderdiği e-maillerden sadece birinin ve anlam bozukluğu yaratacak şekilde karara dayanak alınmış olması haklılığımızı ortaya koymaya yeterli olduğunu, davacının tazminat talep hakkının bulunmadığını, davacı ... AŞ, imzaladığı sözleşmedeki sorumsuzluk kaydı ile müvekkilim davalının sözleşmeyi tek taraflı derhal feshi halinde, yapılmış işlerin hakkedişi dışında, kendisinden herhangi bir tazminat talebinde bulunmayacağı taahhüdüne girdiğini, bu sebeple kar mahrumiyeti dahil, tazminat talep hakkı bulunmadığını, asla kabul anlamına gelmemekle birlikte kar mahrumiyeti hesaplamasında hataya düşüldüğünü, davacı şirket mali verileri borca batık olduğunu gösterdiğini, 02.09.2024 tarihli raporda yapılan yerinde tespitlerraporda mali açıdan yapılan incelemede, tarafımızca sunulan uzman mütalaasında yer alan mali tespitlerle uyumlu olarak " davacının dava konusu 131.750.000.-tl'lik ... ... işinin finansmanını sözleşmenin imza tarihi öncesi 01.01.2018 yılı tarihli bilançosuna göre kendi öz kaynaklarından sağlayamayacağı ve sözleşmenin fesih edilmemiş olması ve işin devamı halinde tcmb nın bina dışı ... işleri sektör ortalamalarına göre tespit olunan toplam iş bedeli üzerinden hesaplanacak maliyet tutarlarına göre, davacının, davalıya taahhüt etmiş olduğu ... ihalesi işini gerçekleştirmek üzere, yatırım harcamaları ve faaliyet giderlerinin tamamını öz kaynakları dışında, dış kaynaklardan sağlaması gerektiğine kanaat getirilmiştir." şeklinde tespitte bulunulmuştur. devamında rapordaki detaylı yapılan mali inceleme ile davacı şirketin ttk 376/3 maddesinde belirtildiği şekli ile 2018-2019 ve 2020 yıllarında borca batık halde olduğu tespit edilmiş olup ilgili dönemlerde ortakların sermaye koymadığı hususu da dikkate alındığında; ortaklarının şirketin iflasını istemesi veya sermaye koyması gerekirken, sermayesinin tamamını bile ödemeyen ve hiçbir finansman gücü olmayan davacı şirket hayatın olağan akışına aykırı biçimde davalı müvekkilimden haksız fesih sebebiyle talepte bulunduğunu, nitekim raporun 10. sayfasında “davacının taahhüt ettiği işi mevcut gücü ile yürütemeyeceği iddiasına yönelik olarak; davacının ihale konusu işin yürütülmesi için temin edilmesi gereken dış kaynağı kredi yolu ile ya da ortakların mal varlığından ya da haricen 3. şahıslardan temin edip edemeyeceği yönünde dosyada yeterli bilgi ve belge olmadığı” şeklinde tespit yapılmış olup bilirkişi akabinde bir kısım yorumlarıyla seçenekli hesaplamalar yapmış ve takdiri mahkemenize bırakmış ise ise de esasen davacı şirketin mali verileri ışığında yapılan mali tespitler bütünüyle tarafımızca ibraz edilen uzman görüşüyle uyumlu olduğunu, hükme esas alınması gerekirken yok sayılan mali somut veriler hiç sermayesi olmayan borca batık bir şirketin bu işi yapabilmesi için, işin başlangıcından bitimine kadar kredi kullanması gerektiği, en iyimser tahminle bile 119.300.000 TL maliyetteki işin sadece 12 aylık finansmanının 2018 yılındaki TCMB verilerine göre ortalama ticari kredi faiz oranının yıllık %28 olduğu ve bunun da parasal karşılığının 33.404.000,00 TL olacağı,talep edilen kar mahrumiyeti brüt değil vergi öncesi net tutar üzerinden hesaplanmak durumundadır. şirketin her ay düzenli fatura kestiği ve 131.750.000 tl bedelin her ay düzenli olarak alındığı düşünülse bile (131.750.██████) = aylık alınacak tutarın 5.489.000,00 TL olacağı sabitken çıkacak geçici vergi işçi stopajı ile kurumlar vergisi gibi ödemelerin hesaba katılması gerektiğini, şirketin faturasız da harcamalarının olacağı ve her ay 5.000.000,00 TL kredi kullanılarak 131.750.000,00 TL tutarındaki bir işin yapılmasının mümkün olmadığı (kredinin rotatif olacağı varsayılsa bile) her ay işin tamamının yapılacağı ödemenin eşit taksitler halinde alınacağı düşünülse bile, yapılan tahsilatın kredi ana para ve faizini karşılayacağı, 24 aylık bir işin ortalama 12 aylık tutar kadar finansmanına ihtiyaç olduğu, çünkü harcamaların aylık olarak homojen bir şekilde değil çoğunlukla başlangıç anında ve yüklüce yapıldığının da dikkate alınması gerektiğini, zaten işin de gecikmesinin nedeni davacının bu finansmanı temin edememesi olduğunu, mali bilirkişinin tespitinde belirttiği üzere; davacının hangi teminatı göstererek kredi temin edeceği yönünde dosyada somut bir mali veri olmadığı, sermayesi bile ödenmemiş bir firmaya hiçbir finansman kuruluşunun kredi vermeyeceğinin açık olduğunu, ayrıca davacının talep ettiği KDV tutarının zaten vergi idaresinde indirim konusu yapıldığı düşünüldüğünde, vergi idaresinde indirim/iade konusu yapılan/yapılacak bir tutarın yeniden talebinin mükerrerlik arz edeceği ve bunun sebepsiz zenginleşmeye yol açacağının izahtan vareste olduğunu,ancak yine de davacı şirketin mali verilerine göre, talep ettiği olası kar mahrumiyetinin hesabında; dışsal maliyet (external costs) konumundaki finansman giderlerinin hesaba katılması gerekmekte olup en iyimser ihtimalle davacı şirketin yapacağı iş için gereken finansman giderlerinin işin toplamın tutarının en az %10 u kadar olacağı sabit ve muhakkaktır. asla kabul anlamına gelmemekle birlikte; feshin bir an için haksız olduğu kabul edilse dahi davacının müvekkilim davalıdan talep edebileceği olası kar mahrumiyet tutarı 889.901,24 TL'den fazla olamayacağını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması için istinaf kanun yoluna başvurmuştur.Taraflar arasındaki uyuşmazlık TBK 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı yüklenici, davalı ise iş sahibidir.Davada davacı, taraflar arasında 05.01.2018 tarihli taşeron sözleşmesi bulunduğu, sözleşme konusu işin davacı tarafından üstlenildiği, davalı tarafından sözleşmenin haksız olarak feshedildiği, bu nedenle davacının sözleşmeye güvenerek yaptığı giderler ile yoksun kaldığı karın oluştuğu, 10.02.2023 tarihli ıslah dilekçesi ile 682.729,00 TL gider ve 12.450.000,00 TL kar mahrumiyeti olmak üzere toplam 13.132.729,00 TL müspet zararın fesih tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilinin talep edildiği belirtilmiştir.Davalı, davacı tarafın işi süresinde ve gereği gibi yerine getirmediği, işe geç başlandığı ve işin yavaş ilerlediği, sözleşme hükümlerine aykırı davranıldığı, bu nedenle fesih işleminin haklı olduğu, davacının mali durumunun işi tamamlamaya elverişli olmadığı, kar mahrumiyeti talebinin yerinde olmadığı, sözleşme hükümleri gereği tazminat talep edilemeyeceği, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığı ve davanın reddini talep etmiştir.Mahkeme, taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından feshedildiği, fesih işleminin haksız olduğu, davacının sözleşme kapsamında yaptığı giderler ile kar mahrumiyetinin bilirkişi raporları doğrultusunda hesaplandığı belirterek davacının davasının kısmen kabulü ile davacının sözleşme kapsamında elde edebileceği 12.450.000,00 TL kar mahrumiyetinden davalı tarafından yapılan 274.637,33 TL ödemenin mahsup edilmesi suretiyle 12.175.362,67 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar vermiştir.Dava dilekçesinde, davalı tarafından taraflar arasındaki sözleşmenin haksız olarak fesih edilmiş olması sebebiyle, haksız fesih edildiğinin tespitini, haksız fesih sonucu davacının uğradığı şimdilik 101.000,00 TL müspet zarar ve kar yoksunluğu tazminatının sözleşmenin fesih tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.Davacı vekili mahkemeye sunmuş olduğu 12.01.2022 tarihli bedel arttırım dilekçesi ile, davanın 101.000,00 TL'den açılmış ise de, kar mahrumiyeti alacaklarına ilişkin bedel arttırım ve fazlaya ilişkin her türlü hakları tutarak 581.729,00 TL arttırılarak toplam 682.729,00 TL çıkartmıştır.Davacı vekili 10.02.2023 tarihli ıslah dilekçesi ile, 12.01.2022 tarihli bedel arttırım ile sözleşme kapsamında yapılan giderler bakımından arttırılarak 682.729,00 TL çıkarttıklarını, daha sonra alınan bilirkişi raporları itibariyle kar mahrumiyet yönelik müspet zarar alacaklarını 12.450.000,00 TL'ye çıkarttıklarını belirterek toplam 13.132.729,00 TL talep etmişlerdir. Mahkemece, bilirkişi raporlarında davacıya yapılan ödemelerin toplamının 274.637,33 TL olduğu, hesaplanan 12.450.000 TL kar mahrumiyetinden bu tutarın düşülmesi suretiyle 12.175.362,67 TL üzerinden davanın kabulüne karar vermiştir.Dava dilekçesi, sonuç kısmında 101.000 TL'yi "müspet zarar" olarak adlandırmış olsa da; dilekçe içeriğinde "yapılan giderler" (menfi zarar) ve "kazanç kaybı" (müspet zarar) ibarelerini birlikte kullanmıştır. Bu iki tazminat türü bir arada (kümülatif) istenemez. Bu nedenle Mahkememizce esasa girilmeden önce; HMK m. 31 Hakimin Davayı Aydınlatma Ödevi kapsamında davacı vekiline kesin süre verilmeli; talep edilen 101.000 TL'nin ne kadarının menfi zarar (giderler), ne kadarının müspet zarar (kâr kaybı) olduğu mutlaka kalem kalem miktar belirtilmek suretiyle açıklattırılmalı ve ayrıştırılmalıdır.ilk derece mahkemesi; davacının dilekçesindeki "yapılan giderler" ve "kazanç kaybı" şeklindeki çelişkili ve iç içe geçmiş taleplerinden, "feshin haksız olduğunu tespit ederek, yalnızca kâr mahrumiyetini (müspet zararı)" kabul etmiştir. Mahkemenin maddi hukuk bakımından yalnızca kâr kaybını hüküm altına alması yerleşik içtihatlara uygun ise de; HMK m. 31 uyarınca Hâkimin Davayı Aydınlatma Ödevi kapsamında talep miktarları kalem kalem ayrıştırılmadan hüküm verilmesi hatalı olmuştur.O halde, davacı tarafa dava dilekçesinde yer alan taleplerini açıklatması, yapılan gider masrafları için taleplerini ve kazanç kaybı için taleplerini bildirmesi istenmeli ve sonucuna göre inceleme yapılmak suretiyle karar verilmesi gerekmektedir.Bununla birlikte, sözleşme dava tarihinden önce feshedilmiş olup, davacı tarafından feshin haksızlığına dayalı "eda (tahsil) davası" açılmıştır. HMK m. 106/2 ve yüklenen BAM kararı uyarınca, eda davası açılabilen hallerde ayrıca tespit davası açılmasında "hukuki yarar" bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu ifade, ayrı bir harca tâbi bağımsız bir talep değil; 101.000 TL'lik tazminat talebinin mahkememizce değerlendirilecek olan hukuki dayanağıdır (ön sorunudur).Bu sebeple mahkemece sözleşmenin haksız fesh edildiğinin tespiti talebi yönelik bir karar verilmemiş olmaması doğru olmuştur.Mahkemece 4 farklı heyetten bilirkişi raporu alınmıştır.18.12.2019 tarihli ve bilirkişiler ...tarafından düzenlenen raporda, taraflar arasında 05.01.2018 tarihli taşeron sözleşmesi bulunduğu, işyeri tesliminin 09.01.2018 tarihinde yapıldığı, davalı tarafından 22.01.2018 ve 26.02.2018 tarihli ihtarnameler ile sözleşmenin feshedildiği, dava konusu işte 62 günlük sürede 832.729,00 TL tutarında imalat yapıldığı ve işin toplam sözleşme bedeline oranla çok düşük seviyede kaldığı, bu nedenle işin süresinde tamamlanmasının mümkün olmadığı, davacının kar mahrumiyeti talep edemeyeceği ancak yaptığı iş ve masrafları talep edebileceği, davacının yaptığı iş ve masraflar kapsamında 832.729,00 TL’den 150.000,00 TL avans düşülerek 682.729,00 TL talep edebileceğini bildirmiştir. ticari faiz talebinin değerlendirilebileceği kanaatine varılmıştır.03.11.2021 tarih bilirkişiler ... oluşan heyet tarafından düzenlenen raporda, taraflar arasındaki e mail yazışmalarında işin bırakılmasının ana yüklenici tarafından istendiğinin bildirildiği, ihtarların iş başlangıcından kısa süre sonra gönderildiği, 24 aylık iş süresinin çok başında fesih gerçekleştirildiği, davacı tarafından yapılan 832.729,00 TL masraftan 150.000,00 TL düşülerek 682.729,00 TL talep edilebileceği, işin kalan sürede tamamlanmasının mümkün olabileceği ve fesih kararının erken olabileceğini, davacının 682.729,00 TL masraf talep edebileceği, kar mahrumiyeti talebinin bulunduğu ancak bu konuda indirimin yapılıp yapılmayacağının mahkeme takdirinde olduğu belirtilmiştir.15.09.2022 tarih bilirkişiler ... tarafından düzenlenen raporda, sözleşme süresinin 730 gün olduğu, işyeri tesliminden kısa süre sonra ihtar ve fesih işlemlerinin yapıldığı, işin başında fesih gerçekleştirildiği, davacı tarafından yapılan imalatların başlangıç aşamasında olduğu, toplam masrafın 832.729,00 TL olduğu ve bazı kalemlerin düşülmesiyle 708.092 TL olarak hesaplandığı, teklif bedelinin 131.750.000 TL ve öngörülen karın 12.450.000 TL olduğu, Feshin haksız olarak değerlendirilebileceği, davacının 832.729,00 TL masrafından yapılan ödemeler düşülerek 558.091,67 TL talep edebileceği ve ayrıca 12.450.000 TL kar elde edebileceği rapor olarak sunulmuştur. 02.09.2024 tarih bilirkişiler ...tarafından düzenlenen raporda, taraflar arasında 01.11.2017 tarihli yüklenici ve 05.01.2018 tarihli taşeron sözleşmeleri bulunduğu, işyeri tesliminin 09.01.2018 tarihinde yapıldığı, işin başında ihtar ve fesih işlemlerinin gerçekleştirildiği, yapılan işlerin kamp sahası ve altyapı hazırlık imalatları olduğu, toplam masrafın 832.729 TL olduğu ve 708.092 TL olarak netleştirildiği, toplam teklif bedelinin 131.750.000 TL ve öngörülen karın 12.450.000 TL olduğu, farklı yöntemlerle kar kaybı hesaplamaları yapıldığı belirterek, davacının yaptığı masraflar ve mahsup işlemleri sonucunda alacak miktarının hesaplama yöntemine göre değiştiği, kar kaybının farklı yöntemlerle hesaplanabileceği ve nihai takdirin mahkemeye ait olduğu bildirilmiştir.Dosya kapsamında alınan 18.12.2019, 03.11.2021, 15.09.2022 ve 02.09.2024 tarihli bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde, raporlar arasında hem değerlendirme hem de hesaplama sonuçları bakımından farklılıklar bulunduğu anlaşılmaktadır, 18.12.2019 tarihli raporda işin süresinde tamamlanamayacağı ve bu nedenle fesih işleminin yerinde olduğu, davacının yalnızca yaptığı masrafları talep edebileceği kabul edilirken, sonraki tarihli 03.11.2021, 15.09.2022 ve 02.09.2024 tarihli raporlarda işin henüz başlangıç aşamasında feshedildiği, kalan sürede tamamlanmasının mümkün olabileceği ve bu nedenle fesih işleminin erken veya haksız olabileceği yönünde değerlendirme yapıldığı, bu kapsamda davacının kar mahrumiyeti talep edebileceğinin de kabul edildiği görülmektedir, bu yönüyle raporlar arasında fesih işleminin hukuki niteliği ve davacının kar mahrumiyeti talep edip edemeyeceği hususlarında açık bir değerlendirme farklılığı bulunduğu anlaşılmaktadır, diğer yandan hesaplama sonuçları bakımından da 18.12.2019 ve 03.11.2021 tarihli raporlarda davacının talep edebileceği masraf alacağının 682.729,00 TL olduğu belirtilirken, 15.09.2022 tarihli raporda bu tutarın 558.091,67 TL olarak hesaplandığı, 02.09.2024 tarihli raporda ise masraf tutarının 708.092 TL olarak belirlendiği, ayrıca kar mahrumiyeti bakımından 12.450.000 TL üzerinden değerlendirme yapıldığı ve farklı yöntemlerle 1.172.575 TL ile 7.246.250 TL arasında değişen tutarlarda hesaplamalar yapıldığı, bu haliyle raporlar arasında yalnızca hukuki değerlendirme bakımından değil, aynı zamanda masraf alacağı ve kar mahrumiyeti miktarlarının belirlenmesi yönünden de önemli farklılıklar bulunduğu anlaşılmaktadır.Mahkeme kararının gerekçesi incelendiğinde, hükme esas alınan bilirkişi raporunun kar mahrumiyeti üzerinden hesaplama yapan rapor olduğu anlaşılmaktadır, zira mahkemece davacının kar mahrumiyeti talebinin kabul edildiği ve hüküm altına alınan 12.175.362,67 TL tutarındaki alacağın bu kalem esas alınarak belirlendiği, buna karşılık yalnızca masraf alacağı ile sınırlı değerlendirme yapan 18.12.2019 tarihli bilirkişi raporundaki görüşün benimsenmediği görülmektedir, mahkemenin gerekçesinde fesih işleminin haksız olduğu kabul edilerek davacının sözleşmenin ifası halinde elde edebileceği kazancın müspet zarar kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin benimsendiği, bu yaklaşımın ise kar mahrumiyeti hesabı yapan sonraki tarihli bilirkişi raporları ile uyumlu olduğu, bu nedenle mahkemenin özellikle 15.09.2022 ve devamındaki bilirkişi raporlarında yer alan değerlendirme ve hesaplama yöntemini esas aldığı anlaşılmaktadır.Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporları ve özellikle 15.09.2022 ile 02.09.2024 tarihli raporlar birlikte değerlendirildiğinde, kar mahrumiyeti hesabının sözleşme bedeli ve teklif analizine dayalı olarak yapıldığı anlaşılmaktadır.Bu kapsamda, taraflar arasında imzalanan 05.01.2018 tarihli taşeron sözleşmesinde işin toplam bedelinin 131.750.000 TL olarak belirlendiği, davacı tarafından hazırlanan teklif ve maliyet analizinde işçilik, makine ekipman, malzeme ve genel gider kalemlerinin hesaplandığı, bu giderlerin toplam sözleşme bedelinden düşülmesi suretiyle öngörülen kar tutarının 12.450.000 TL olarak belirlendiği görülmektedir.Bilirkişi raporlarında kar mahrumiyeti hesabında esas alınan teknik, davacının sözleşme ifa edilmiş olsaydı elde edeceği varsayılan karın tespiti olup, bu çerçevede toplam iş bedelinden maliyet unsurlarının çıkarılması yöntemi kullanılmıştır, ayrıca bazı raporlarda bu kar tutarı üzerinden farklı ihtimaller ve yöntemler uygulanarak alternatif hesaplamalar yapıldığı, bu kapsamda kar kaybının daha düşük oranlar üzerinden 1.172.575 TL ve 7.246.250 TL gibi tutarlarda da hesaplandığı belirtilmiştir.Sonuç olarak, dosya kapsamına göre kar mahrumiyeti hesabının sözleşme bedeli esas alınarak, maliyet kalemlerinin düşülmesi suretiyle net karın belirlenmesi ve bu karın kaybı olarak kabul edilmesi yöntemiyle yapıldığı, ayrıca bazı raporlarda bu tutar üzerinde farklı hesaplama yöntemleri uygulanarak alternatif sonuçlara ulaşıldığı anlaşılmaktadır.Alacaklının, borçludan borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi nedeniyle tazminat isteyebilmesi için bir zarara uğramış olması zorunludur. Bu zararlar müspet (olumlu) veya menfi (olumsuz) zarar şeklinde ortaya çıkabilmektedir.Müspet zarar; borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki fark olup, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır ve kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır.Menfi zarar ise, uyulacağı ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zarardırBaşka bir anlatımla sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan zararları (sözleşmenin yapılmasına ilişkin giderler, masraflar vb.) kapsar.Dosya kapsamı, taraflar arasındaki e-mail yazışmaları ve aldırılan teknik bilirkişi raporları bir bütün olarak incelendiğinde; sözleşmenin feshinin asıl ve gerçek sebebinin dava dışı asıl işveren ile davalı asıl yüklenici arasındaki ana sözleşmenin sona erdirilmesi olduğu anlaşılmaktadır. Eser sözleşmelerinde alt sözleşmenin asıl sözleşmeden bağımsız olması prensibi gereği, asıl sözleşmenin herhangi bir sebeple sona ermesi alt sözleşmeyi kendiliğinden ortadan kaldırmaz. İşverenlerce veya asıl yüklenicilerce, işi zamanında bitiremeyecek olması, nitelikli işçi bulma sıkıntısı ve teknik donanım eksiklikleri olması bahanesi üzerinden haksız fesih için mazeret aranması Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesindeki dürüstlük kuralına açıkça aykırıdır. Yükümlülüklerden kurtulma gayreti içinde mesnetsiz iddialar oluşturularak alt yüklenicinin sözleşmesinin feshedilmesi haksız fesih teşkil eder.Nakit bedel karşılığı eser sözleşmelerinde mahkeme kararına gerek olmaksızın tek taraflı irade beyanı ile sözleşmeden dönülmesi mümkündür. Ancak tek taraflı irade beyanı ile dönme (fesih) mümkün olmakla birlikte, sözleşmeyi haksız ya da kusuruyla fesheden taraf, fesih bildiriminin sonuçlarına da katlanmak durumundadır. Fesih sonucu zarara uğrayan kimse koşulları mevcutsa haksız fesih sebebiyle uğradığı zararlarının tazminini isteyebilir.Mahkemece, davalı tarafından yapılan fesih'in haksız olduğunun kabulü doğru olmuştur.Davacının bir talebi yüklenici tarafından sözleşmenin haksız feshedildiği iddiasıyla uğranılan müspet zarar (kâr kaybı) alacağının tahsilini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, doğru bir şekilde feshin haksız olduğu kabul edilmiş ve bilirkişi heyetinden alınan rapor doğrultusunda davacının kâr mahrumiyeti talebinin kısmen kabulüne karar verilmiştir.Uyuşmazlık; sözleşmenin haksız feshi nedeniyle davacı yüklenicinin uğradığı kâr mahrumiyetinin yerleşik Yargıtay ve Dairemiz içtihatlarında benimsenen "Kesinti Yöntemi" uyarınca usulüne uygun şekilde hesaplanması gerekmektedir.Dairemiz kararlarında da vurgulandığı üzere, eser sözleşmesinin karşı tarafın kusuru ile feshi hâlinde kâr kaybının hesabında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 408. maddesinde düzenlenen (kıyasen) kesinti yönteminin esas alınması zorunludur. kesinti yöntemine göre yüklenicinin kâr kaybının hesaplanabilmesi için; öncelikle yapılmayan işin sözleşmenin feshi tarihindeki bedelinin tespit edilmesi, bulunacak bu bedelden yüklenicinin işi fesih sonucu tamamlayamaması nedeniyle yapmaktan kurtulduğu giderler (malzeme ve işçilik giderlerinden yaptığı tasarruf) ile başka bir iş yaparak kazandığı veya kazanmaktan bilerek kaçındığı yararların sözleşme bedelinden düşülmesi suretiyle net kazanç kaybının bulunması ve varsa ödemeler dikkate alınması gerekmektedir.Somut olayda mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu incelendiğinde; bilirkişi kurulu tarafından "sözleşmede yer alan toplam iş bedeli 131.750.000 TL esas alınmış, davacı tarafından sunulan teklif ve analizler doğrultusunda gider kalemleri belirlenmiş ve öngörülen net kâr 12.450.000 TL olarak tespit edilmiştir." şeklindeki kurgusal ve tahmini hesaplamaya itibar edildiği görülmektedir. Bilirkişilerin bu hesaplama yöntemi usul ve yasaya, özellikle de emredici "kesinti yöntemi" kuralına açıkça aykırıdır. Zira kâr kaybı, toplam sözleşme bedeli üzerinden değil, yalnızca fesih tarihinde "yapılmayan / eksik kalan iş bedeli" üzerinden hesaplanmalıdır. Ayrıca tasarruf edilen giderlerin davacının tek taraflı "teklif ve analizlerindeki öngörülerine" göre değil, o tarihteki fiili piyasa gerçeklerine göre tespit edilmesi ve mutlaka davacı yüklenicinin o dönemde "başka işten sağladığı veya kasten kaçındığı kazancın" da bu bedelden mahsup edilmesi gerekmektedir.O hâlde mahkemece yapılacak iş; HMK'nın 281/3. maddesi gereğince, bilirkişi heyetinden yukarıda açıklanan ilke ve yöntemlere mutlak surette bağlı kalarak, davacı yüklenicinin müspet zarar kapsamındaki kâr kaybı alacağının "kesinti yöntemine" göre hesaplanması ile denetimine elverişli rapor alınıp, sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekmekte olup, eksik inceleme ve yanlış değerlendirme sonucu, kesinti yöntemine uymayan, sözleşmenin toplam bedelini ve tahmini kâr oranlarını baz alan hatalı bilirkişi kurulu raporu esas alınarak yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olmuştur.Açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin istinaf talebinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,2-İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin █████/2025 tarih, █████████ Esas, ███████ Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,4-Taraflarca yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine İADESİNE,5-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere █████/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.