Anahtar kelimeler: Oğulları Köyün Tespite Tahdit Etmişler Vasfıyla Tarla Adlarına Hisselerle Usûl
8. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  ████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

SAYISI
: 2023/3 E., 2023/8 K.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak verilen karar davacı ... İdaresi vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usûl eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Ankara ili ... ilçesi ... köyü çalışma alanında 1953 yılında yapılan kadastro sırasında, 878 parsel sayılı 12.540 m² yüzölçümündeki taşınmaz, tapu kaydı nedeniyle tarla vasfıyla ... oğulları ..., ... ve ... adlarına eşit hisselerle tespit edilmiştir.
2. Davacılar Orman İdaresi ve ... Köyü Tüzel Kişiliği, dava konusu taşınmazın orman tahdit sınırları içerisinde kaldığı iddiasıyla tespite itiraz etmişler, davacı Köy Tüzel Kişiliği yargılama sırasında taşınmazın köyün kadim merası olduğunu ileri sürmüştür.
II. CEVAP
Davalılar cevaplarında; dava konusu yerin tapulu arazileri olduğunu, orman ve mera olmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 02.09.1961 tarihli ve █████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile “Keşiflerden ve tahkikatlardan yerin orman tahdidi dışında kaldığının belirlendiği, dayanak tapu, hudutları itibariyle bir kısım yeri krokide gösterildiği şekilde ihtiva eylemiş ise de, tapu kaydının iktisap şekline ve tanık beyanlarına göre dava konusu yerin civarı ile birlikte ... köyünün kadim merası olduğu, bu şekilde iken, tapu tarihinde zamanın ağası olan "..." namındaki şahsın nüfuzunu kullanarak herhangi bir tasarrufu ve eski bir kaydı olmamasına rağmen senetsizden bu yer için tapu tuttuğu, mera olan yerlerin senetsizden tapu tutulmasına imkan bulunmadığı, böylece gerek üzerindeki zilyetlik müddeti gerekse tapu kaydına istinaden meraların iktisap edilemeyeceği kanun gereği olmakla, tapu kaydının hukuki kıymeti bulunmadığı, yerin başka türlü, herhangi bir kimse tarafından iktisap edildiği de sabit olmadığı” gerekçesiyle, dava konusu 878 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile ... köyünün merası olarak tespitine, tapuya bu şekilde şerh verilmesine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı ... İdaresi vekili ve davalı ... oğlu ...’in mirasçıları olduğunu iddia eden kişiler tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Dairemizin 12.09.2022 tarihli ve ████████ Esas, █████████ Karar sayılı ilamıyla taraf teşkilinin sağlanması, usulüne uygun orman ve mera araştırması ile dayanak tapu kaydı uygulaması yapılması gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Bozma ilamı uyarınca yapılan keşif sonucunda alınan fen ve harita mühendisinin raporuna göre; dava konusu taşınmazın 22/a çalışmalarının hatalı yapıldığının bildirildiği, gerçekten de yapılan keşif sırasında zemine uygulanan Mayıs 1933 tarihli ve 25 sıra numaralı tapu kaydının mahalli bilirkişilerce gerçek yerinin gösterilmesi istenildiğinde tapu kaydının mevki ve hudutlar olarak bire bir fen bilirkişisinin raporunda da belirtilen krokideki yere uyduğu, 22/a çalışmalarındaki belirtilen 1 15... sayılı parselin yerine uymadığının anlaşıldığı, yine fen bilirkişisinin raporundaki tesis ve uygulama kadastro paftalarının çakıştırılması sonucunda elde edilen krokilere göre de dava konusu taşınmazın uygulama kadastrosunun hatalı yapıldığı, uygulama kadastrosunda tersimat hatası yapıldığı, doğru paftanın fen bilirkişisinin raporunda belirttiği yer olduğu konusunda bilirkişi raporu hükme esas alındığından Mahkemede tam bir vicdani kanaat hasıl olduğu, uygulama kadastrosunun hatalı yapıldığına dair Mahkemede tam bir vicdani kanaat hasıl olduktan sonra ziraat ve orman yüksek mühendislerinden oluşan bilirkişi heyetinden hatalı yapılan güncelleme çalışmaları baz alınmaksızın fen bilirkişisi ve mahalli bilirkişiler tarafından belirtilen Mayıs 1933 tarihli ve 25 sıra numaralı tapu kaydının uyduğu eski 878 parsel sayılı taşınmazın gerçek yerine ilişkin olarak değerlendirme yapılması istenildiğinde bilirkişi heyetinin raporunda ilgili bu kısmın orman ile bir alakasının olmadığı, yaklaşık 40 yıl önce burada tarım yapıldığının bildirildiği, sonrasında ise tarım yapılmaması nedeniyle ağaçların çıktığının belirtildiği, yine bilirkişi heyetinin raporunda belirtilen hava fotoğrafı, memleket haritası, amenajman planı incelemelerinde de dava konusu bu kısmın orman tahdidi ile bir ilgisinin olmadığı, orman tahdit hattının dışında kaldığının belirtildiği, gerçekten de Mahkemece yapılan keşifte resen gözlemlendiği üzere mahalli bilirkişiler ve tanık beyanlarında belirtildiği gibi dava konusu taşınmazın fen bilirkişisince doğru konumlandırılan yerinde yani tapu kaydının zemine uyduğu belirtilen yerde eskiden tarım yapıldığına dair izlerin bulunduğu, nitekim bilirkişi heyetinin raporunda da bu duruma yer verilerek desteklendiği, dava konusu eski 878 parsel sayılı taşınmazın gerçek konumlandırılan kısmının Mayıs 1933 tarihli ve 25 sıra numaralı tapu kaydının sınırları kapsamında kalması, bu kısmın orman tahdit hattı dışında kaldığının bilirkişi raporları ve mahalli bilirkişi beyanlarına göre net bir şekilde sabit olması, taşınmazın tapu kayıt maliklerinin önceden kullanımında olduğuna dair mahalli bilirkişilerin kısmi beyanları hep birlikte değerlendirildiğinde dava konusu taşınmazın gerçek konumlandırılan yerinin orman sınırları dışında olduğuna tespit malikleri olan ve aynı zamanda tapu malikleri olan kişiler tarafından kullanıldığına dair Mahkemede tam bir vicdani kanaat hasıl olduğundan taşınmazın mera ve orman ile bir ilgisinin bulunmadığı, bunun dışında fen ve harita bilirkişilerinden oluşan heyetin raporu göz önünde bulundurulduğunda uygulama kadastro tespitinin hatalı yapıldığının anlaşıldığı" gerekçesiyle, davacılar tarafından ispatlanamayan davaların ayrı ayrı esastan reddi ile dava konusu eski 878 parsel sayılı taşınmazın tamamının tespit malikleri adına tarla vasfıyla 12.540,00 m² yüzölçümlü olarak tespit gibi tapuya tesciline, eski 878 parsel, yeni 1 15... parsel sayılı taşınmaz hakkında düzenlenen 05.10.2018 kesinleşme tarihli uygulama kadastro tutanağının ve uygulama kadastrosunun iptaline, dava konusu taşınmazın eski parsel numarası ile tarla vasfıyla 12.540,00 m² yüzölçümlü olarak tapuya tesciline, taşınmaz hakkında yapılacak yeni uygulama tespitinin karar kesinleştikten sonra ... Kadastro Müdürlüğü tarafından resen nazara alınmasına, bu hususta karar kesinleştiğinde ilgili kuruma resen bildirimde bulunulmasına karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı ... İdaresi vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğunu, ayrıca 1943 yılında yapılan orman tahdidinde orman sınırları içinde kaldığını, yapılan araştırma ve incelemenin eksik olduğunu ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, dava konusu taşınmazın kesinleşen tahdit sınırları içinde kalıp kalmadığı ve orman sayılan yerlerden olup olmadığına ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince dava konusu taşınmazın 1943 yılında yapılan orman tahdidinde orman sınırları dışında olduğu, öncesi itibarıyla da orman sayılan yerlerden olmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmiş ise de; yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmak için yeterli bulunmamaktadır.
Şöyle ki; dava konusu taşınmaz, 1953 yılında yapılan tapulama sırasında 878 parsel numarası ile 12.540 m² yüzölçümlü olarak tespit edilmiş, sonrasında 2018 yılında 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 22/2-a maddesi uyarınca yapılan uygulama kadastrosu sonucunda ise 1 15... parsel numarasını alarak 12.700,81 m² olmuştur. Hükme esas alınan fen ve harita bilirkişisi raporuna göre; uygulama kadastrosu sırasında dava konusu taşınmazın zeminde konumlandırılan yerinin hatalı olduğu, diğer bir deyişle, 1 15... parsel olarak tespit gören yerin, tesis kadastrosunda tespit gören 878 parselle aynı yer olmadığı belirlenmiştir. Anılan raporda, dava konusu 878 parselin gerçek yeri de saptanarak gösterilmiştir. Bu gerçek yerin komşuları baz alınarak, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün parsel sorgu sayfasında haricen yapılan araştırma neticesinde; 878 parselin zeminde bulunduğu yerin, 1 03... numaralı orman parseli içinde tapuda kayıtlı olabileceği konusunda tereddüt hasıl olmuştur.
Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince doğru sonuca ulaşılabilmesi için, fen bilirkişisi ve orman mühendisi ile yeniden yapılacak keşif ve sonrasında düzenlenecek raporda, 878 parselin gerçek konumu olarak belirlenen yerin, 1 03... numaralı orman parseli içinde kalıp kalmadığı açıklığa kavuşturulmalı, orman parseli içinde kaldığının anlaşılması durumunda, 1 03... sayılı orman parselinin nasıl oluştuğu yönünden araştırma yapılmalı, 1943 yılından sonra yörede yapılan başka orman kadastro çalışması bulunup bulunmadığı belirlenip, bu çalışmalara ilişkin işe başlama, çalışma, işi bitirme ve sonuçlarının askı ilan tutanakları ile taşınmazın bulunduğu yeri orman tahdit sınır noktalarıyla birlikte gösterir onaylı orman tahdit harita örneği dosyaya getirtilerek, tutanak ve haritanın uygulanması suretiyle 878 parselin gerçek yerinin, tahdit hattına göre konumu saptanmalı, dava konusu yerin içinde kaldığı bir orman kadastro çalışması var ise bu çalışmanın kesinleşip kesinleşmediği de araştırılıp değerlendirilerek, oluşacak sonuç çerçevesinde infaza elverişli bir karar verilmelidir.
Kabule göre de; 3402 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca kadastro hakimi, doğru, infazı kabil, infaz sırasında tereddüt oluşturmayacak şekilde ve dava konusu taşınmaz hakkında sicil oluşturmaya elverişli bir karar vermek zorundadır. Bu doğrultuda, 878 parselin tespit malikleri adına tesciline karar verilirken pay payda uyumu gözetilmeden infaza elverişli olmayacak şekilde hüküm kurulması isabetli değildir.
VI. KARAR
Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
13.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!