Anahtar kelimeler: Davadava İhalelerde Rücuen Devri İşçiye İdarenin Yüklenici Şirketlerin Sınırlı Ödenen

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ15.HUKUK DAİRESİDOSYA NO
: █████████KARAR NO
: ████████TÜRK MİLLETİ ADINABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARIİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ
: █████/2025NUMARASI
: ████████ Esas, ████████ KararDAVANIN KONUSU
: Tazminat (Rücuen Tazminat)KARAR TARİHİ
: █████/2026Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ
:Dava;dava dışı işçiye ödenen bedelin rücuen davalıdan tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf talebinde bulunulmuştur.Davacı vekili; müvekkil idarenin yaptığı ihalelerde davalının yüklenici olduğunu, ihale ile iş alan şirketlerin işyeri devri hükümlerine göre önceki işçileri devralarak çalıştırmaya devam ettiğini, davalı ve alt yüklenicilerin müvekkil idareden iş aldıkları dönemlerde çalıştırdıkları işçilerden doğan ve idare tarafından ödenmek zorunda kalınan tüm hak ve alacaklardan aslen sorumlu olduklarını, bu nedenle davalı şirketin çalıştırdığı işçinin açtığı dava sonucunda müvekkil idarece ödenen miktarın rücuen tahsil edilmesi gerektiğini, Davalı şirketlerin adi ortaklık olarak iş aldığı dönemde çalıştırdığı işçi ...'ın alacakları için müvekkil idare aleyhine açtığı davada, İstanbul 33. İş Mahkemesi'nin ████████ E. ████████ K. sayılı dosyası ile alacaklarının müvekkil idareden tahsiline karar verildiğini, alacaklı vekili tarafından İstanbul Anadolu 12. İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, toplam borcun 94.105,19 TL olarak bildirildiğini, müvekkil idarenin bu tutarı icra dosyasına ödediğini ve davalılardan tahsili gerektiğini, Dava şartı olan arabuluculuğa 29.07.2024 tarihinde başvurulduğunu, 13.08.2024 tarihinde yapılan görüşmelerde davalıların uzlaşmaya yanaşmadığını ve bu nedenle uzlaşma sağlanamadığını, müvekkili idare ile davalılar arasında akdedilen ihale şartnameleri, sözleşmeler ve ilgili Kanun hükümleri çerçevesinde davaya konu bedelin sorumlusunun davalı olduğunu, ihale belgelerine göre hizmet alımı kapsamında çalıştırılan işçilerin idarenin değil yüklenicinin işçisi olduğunu, işçiye ödenmesi gereken tüm ödemeleri yüklenicinin karşılaması gerektiğini, işçi alacaklarının yüklenicilere ait bir borç olup müvekkil idarenin İş Kanunu'nun ilgili maddeleri gereğince asıl işveren sıfatıyla müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulduğunu ancak idarenin yüklenicilere karşı böyle bir borç ödeme sorumluluğunun bulunmadığını, davalı şirket ile müvekkili idare arasında akdedilen sözleşme ve şartnameler gereği iş akdinin feshi halinde işçinin doğacak alacaklarından yüklenicinin sorumlu olduğunu, işçilerin iş kanunundan ve ilgili mevzuattan doğan tüm özlük haklarından yüklenicinin sorumlu olduğunu, yüklenici firmaların çalıştırdığı işçilerin iş akdinden ve 4857 sayılı İş Kanunu'ndan kaynaklanan tüm yükümlülükleri yerine getirmek zorunda olduğunu, Yargıtay kararlarında da yüklenicilerin çalıştırdıkları işçilerin hak ve alacaklarından sorumlu olduğunun belirtildiğini, işçilik alacaklarının işverence ödendiği durumda yüklenicilerden tahsil edilebileceğini, sözleşmeyi fesheden son yüklenicinin ihbar tazminatı ve yıllık izin ücretinden sorumlu olacağını, kıdem tazminatı, genel tatil, hafta tatili ücreti, ücret alacağı ve fazla mesai alacağı gibi ödemelerden yüklenicilerin işçiyi çalıştırdıkları dönemle sınırlı olarak sorumlu olacağını ve mahkemece bu ilkeler çerçevesinde karar verilmesini talep etmiştir.Davalı taraf vekili cevap dilekçesinde, müvekkilinin, davacı tarafın rücu davasını dava dışı işçiye yaptığı ödemeye dayandırdığını, bu nedenle uyuşmazlığın İş Mahkemesi nezdinde çözümlenmesi gerekirken Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açıldığını, Asliye Ticaret Mahkemesi'nin açıkça görevsiz olduğunu ve bu sebeple görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, davacının taleplerinin müvekkil şirket açısından yasal dayanağı bulunmadığını ve gerçeğe aykırı olduğunu, ayrıca davalı tarafın zamanaşımı itirazlarının da göz önünde bulundurularak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, rücu davasına konu ilamın müvekkili aleyhine maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediğini, söz konusu ilamın verildiği dava dosyasının müvekkiline ihbar edilmiş olmasına rağmen müvekkilinin davaya taraf sıfatı kazanmadığını, lehine veya aleyhine hüküm kurulmadığını, bu nedenle ihbar edilen davanın müvekkili hakkında kesin hüküm oluşturmadığını, İdarenin, rücu olanağına sahip olmadığı bir davayı müvekkiline ihbar ettirdiğini, ayrıca yasal usul ve esaslara uygun hareket etmeyerek davanın aleyhe sonuçlanmasına sebebiyet verdiğini, idarenin ağır kusuru nedeniyle rücu talebinin kabul edilmemesi gerektiğini, davacı idarenin işçilik haklarından kaçınmak amacıyla muvazaalı işlemler gerçekleştirdiğini, bu nedenle rücu talebinin reddi gerektiğini, mevzuat hükümleri uyarınca idarenin hizmet alımına konu işçilerin başlangıçtan itibaren idarenin işçisi sayıldığını, dolayısıyla Müvekkil şirketin sorumlu tutulamayacağını, muvazaa iddialarının araştırılmasına engel teşkil etmeyeceğini, müvekkilinin alt işveren olarak gösterilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bu kapsamda rücu davasının reddedilmesi gerektiğini beyan ettiğini, Müvekkilinin, asıl-alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğunu, Yargıtay içtihatlarına göre işverenler arasındaki sözleşmenin teknik ve hukukçu bilirkişi tarafından incelenmesi gerektiğini, muvazaalı sözleşmeye dayanarak hak talep edilemeyeceğini, alt işveren işçisinin başlangıçtan itibaren asıl işveren işçisi sayılması gerektiğini, işçilerin uzun süre aynı işyerinde çalıştıklarını ve fiilen davacı tarafın emir ve talimatlarına tabi olduklarını, yapılan alt işverenlik sözleşmesinin iş hukukundan kaynaklanan hakları kısıtlamaya yönelik olduğunu, bu nedenle işçilerin asıl işveren işçisi kabul edilmesi gerektiğini, davacının, ihale sona erdikten sonra işçilerin başka şirketlerde çalışmaya devam ettiğini, işçilik alacakları davasında gerekli savunmayı yapmadığını ve ağır kusuruyla tazminata mahkum olduğunu, bu nedenle rücu hakkının bulunmadığını, işçilik alacakları yönünden işyeri devrinin fesih niteliğinde olmadığını, işçilerin feshe bağlı haklarının doğmadığını, davacı tarafın fazla mesai, hafta tatili ve ... alacakları konusunda savunma yapmadığını, HMK madde 69 uyarınca davacının kusuruyla ödediği işçilik alacaklarını rücu edemeyeceğini, Rücu davasında ticari avans faizinin talep edilmesinin yasal dayanağı bulunmadığını, yasal faizin ancak dava tarihinden itibaren istenebileceğini, davacının sorumluluğunun bulunmadığına dair iddialarının gerçek dışı olduğunu, sözleşmelerde bu yönde bir hüküm bulunmadığını, tip sözleşmelerin genel işlem koşulları içerdiğini, muvazaaya ilişkin savunmalarının geçerliliğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.Mahkemece; davacı ile davalı arasında Hizmet Alım İhalesi Sözleşmesi akdedildiği, hizmet sözleşmesi kapsamında davalı tarafından dava dışı ...'ın işçi olarak işe alındığı, anılan işçinin davalı ve davacı bünyesinde çalışma yaptığı dönemlere ait işçilik alacaklarının mevcudiyetinden bahisle İstanbul 33. İş Mahkemesi'nin ████████ E. ████████ K. Sayılı dosyası ile davacı aleyhine dava ikame ettiği, davanın kabulüne karar verilmesi ile kararın istinaf edildiği, İstanbul B.A.M. 25. Hukuk Dairesinin █████████ Esas ve ███████ Karar sayılı ilamı ile kararın kaldırılarak yeniden hüküm tesis edildiği ve işçilik alacaklarına hükmedildiği, dava dışı işçi tarafından kesinleşen bu karar doğrultusunda davacı aleyhine İstanbul Anadolu 12. İcra Müdürlüğü'nün ... E. Sayılı icra dosyası ile icra takibine geçildiği, davacı tarafından icra takibine konu alacağın 94.105,19TL olarak █████/2024 tarihinde ödendiği, işbu dava ile dava dışı işçiye karşı yaptığı ödemelerin Hizmet Sözleşmesi kapsamında davalıdan iadesinin talep edildiği, her ne kadar taraflar arasındaki sözleşmede işçilik alacaklarından kimin sorumlu olacağına dair bir hüküm bulunmuyor ise de, Yargıtay kararlarında, hizmet alım sözleşmelerinin ihale şartları ile belirlenen işin sözleşmede kararlaştırılan bedel ile yapılmasının üstlenildiği sözleşmeler olduğu ve bu sözleşme türünde alt işverenin sözleşme konusu hizmetin kendi işçisi ile yerine getirmesi, bunun karşısında işverenin de sözleşme bedelini ödemesi gerektiği vurgulanmakla işçilik alacakları işveren tarafından ödenen işçinin; alt işveren işçisi olması, sözleşme ücretine işçinin ücret ve sosyal haklarının dahil olması, kamu kurumunun işçilik alacaklarından sorumlu olacağına dair sözleşmede bir hüküm bulunmaması hususları nazara alındığında kamu kurumunun işçiyi çalıştıran alt işverenlerden ödediği bedeli ve ferilerinin tamamını talep etme hakkı bulunduğu (Bkz . Yargıtay 15 HD., 23.03.2021 T., ████████ E., █████████ K.), neticeten toplam 83.674,25-TL'nin 78.003,21-TL'sine █████/2024, 5.671,04-TL'sine █████/2023 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.Mahkemece, █████/2025 tarihinde Davalı vekilinin █████/2025 tarihli dilekçesi ile gerekçeli kararın hüküm kısmında: " 7-Davalı taraf duruşmalarda vekil ile temsil edildiğinden red edilen dava değeri itibariyle AAÜT uyarınca takdiren 10.430,94-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsil edilerek davacı tarafa verilmesine" şeklinde hüküm fıkrası oluşturulduğunu, ancak maddi hata nedeniyle davacıdan alınarak davalıya verilmesine yazılması gerekirken davalıdan tahsil edilerek davacı tarafa verilmesine şeklinde hatalı yazıldığını, bu nedenle hükmün tashihini" talep etmiş olmakla kararın "Davalı taraf duruşmalarda vekil ile temsil edildiğinden red edilen dava değeri itibariyle AAÜT uyarınca takdiren 10.430,94-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsil edilerek davalı tarafa verilmesine" şeklinde tashihine karar verilmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesi ile, Müvekkili şirket açısından davacı tarafın taleplerinin yasal dayanağı bulunmadığını ve gerçeğe aykırı olduğunu, davanın zamanaşımına uğradığını, davacının davaya konu alacağı icra dosyasına ödediği ancak ödeme tarihinde birlikte sorumlu olduğu kişileri bilmediğini yönünde bir iddia ileri süremeyeceğini, rücu davasına konu ilamın müvekkili şirket aleyhine maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediğini, yargılama konusu rücu davasına dayanak ilamın verildiği dava dosyasının talep üzerine taraflarına ihbar edilmişse de, söz konusu işlemin yasa gereği ihbar olunan müvekkili şirkete taraf sıfatı kazandırmadığını, Mahkemece lehlerine veya aleyhlerine hüküm kurulmadığını, bu durumda ihbar edilen davanın haklarında kesin hüküm teşkil etmediğini, rücu davasına konu ilamın verildiği dava dosyasında idarenin, rücu olanağına sahip olmadığı bir davayı taraflarına ihbar ettirdiğini, dava konusu hizmet alım sözleşmelerinde davacının işçilik haklarını bertaraf edip sorumluluktan kurtulmak maksadıyla muvazaalı işlemler yaptığını, yasa gereği ödeme yapmış olduğu işçinin başlangıçtan itibaren idarenin işçisi sayılarak taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiğini, kural olarak da hiç kimsenin kendi muvazaasına dayanarak bir hak talep edemeyeceğini, bu durumun bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının hukuk düzenince korunamayacağını belirten TMK'nun 2. maddesine de aykırı olduğunu, asıl işveren ve alt işveren arasındaki sözleşmenin muvazaalı olması halinde alt işveren işçisi, aynı madde uyarınca başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçileri sayılacağını, yargılama konusu olayda davacının ödeme yaptığı işçinin iş sözleşmesinin ihalenin bitmesiyle sonlanmadığını, davacının ödediği tazminat ve işçi alacaklarını taraflarına rücu etmesine yasal olanak bulunmadığını, somut olayda davacının iş sözleşmesinin kıdem tazminatı şartlarında belirtildiği şekilde sona erdirilmediğini, iş bitimi nedeniyle müvekkilinin sözleşmesinin sona ermesine bağlı olarak şirketleri nezdinde sonlandığını, muvazaaya ilişkin savunmaları baki kalmak kaydıyla, davacının belirttiği gibi İş Kanunu’nun 6.maddesinde, işyerinin veya bir bölümünün devrinin iş ilişkisine etkisi düzenlendiğini, yargılama konusu olayda, muvazaaya ilişkin savunmalarının kabul edilmemesi halinde, işyeri devri de iş sözleşmesinin feshi niteliği taşımadığından, devir sebebiyle feshe bağlı hakların istenmesinin de mümkün olmayacağını, hal böyleyken davacı idarenin işçinin açmış olduğu davada bu konuda savunma yapmadığını, ağır kusuruyla davacının tazminatlarını ve yıllık ücretli izin alacaklarını ödemek zorunda kaldığını, Mahkemece muvazaa ve devire yönelik itirazlarının dikkate alınmadığını, yargılama konusu olayda davacının sözleşmeler gereği sorumlu olmadığına dair iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacının, sözleşmelerde sorumlu olmayacağına dair hüküm olmadığı gibi, rücu hakkını saklı tuttuğuna dair bir hüküm dahi bulunmadığını, müvekkiline imzalatılan sözleşmelerin tip sözleşmeler olduğu ve genel işlem koşulları içerdiğini, uygulamada bu nitelikteki sözleşme hükümleri ile, zayıf tarafın maddeleri müzakere etme ve pazarlık imkânının elinden alındığını, sorumsuzluk anlaşmalarının genel işlem koşulu niteliğinde olması halinde ilgili hükümlerin devreye gireceğini, buna göre sözleşmenin yapılması sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip, bunların içeriğini öğrenme imkânı sağlaması ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesi gerektiğini, aksi takdirde ilgili hükümlerin yazılmamış sayılacağını, genel işlem koşullarında yer alan sorumsuzluk hükmünün açık ve anlaşılır olmaması veya birden çok anlama gelmesi halinde ise, koşulların düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın lehine yorumlanacağını, sorumsuzluk anlaşmasının kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusunun imkânsız olmaması gerektiğini, TBK m.115 hükmünün, borçlunun kendi davranışından kaynaklanan sorumluluğuna ilişkin sorumsuzluk anlaşmalarını düzenlediğini, buna göre, borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşmanın kesin olarak hükümsüz olduğunu, Kanun koyucunun sorumsuzluk anlaşmasının içeriğine ilişkin emredici bir hüküm getirdiğini, öte yandan davacı tarafın, sorumluluğun olmamasını, hizmet alım sözleşmesi ve eklerindeki işçilik tazminat ve alacaklarının ihale bedeli içerisinde hesaplandığına dayandırdığını ancak ihale bedeli içerisinde tazminat ve işçilik alacaklarını nasıl hesaba kattığını ispatlaması gerektiğini, sorumsuzluk anlaşmasının bir kısım şartlara bağlı olduğunu, yargılama konusu olayda sözleşmelerde bu şartları taşıyan ya da aykırı olmayan bir düzenleme mevcut olmadığını belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.Uyuşmazlık, atıksu ve içme suyu hatlarında yapım, bakım ve onarım işini konu alan sözleşmeden kaynaklanmaktadır. Davacı iş sahibi, davalı yüklenicidir.Davacı ile davalı arasında hizmet alım sözleşmesi bulunmaktadır. Bu sözleşme kapsamında dava dışı Ertan Tutal davalı tarafça işe alınmış, bu işçi, davalı ve davacı bünyesinde çalıştığı dönemlere ilişkin işçilik alacağı olduğu iddiasıyla davacıya dava açmış ve İstanbul BAM 25. Hukuk Dairesinin kaldırma kararı sonrası tesis edilen yeni hükümle işçinin, işçilik alacaklarına hükmedilmiş, işçi tarafından davacı aleyhine 94.105,19 TL'lik icra takibi başlatılmış, davacı tarafça bu bedel █████/2024 tarihinde ödenmiş ve davacı işbu dava ile yapılan bu ödemelerin hizmet sözleşmesi kapsamında davalı tarafça kendisine ödenmesini talep etmiştir.Dava, hizmet alım sözleşmesinden kaynaklanan rücuen alacak istemine ilişkindir. Taraflar arasında yapılan hizmet alım sözleşmesinde işçilik alacaklarından kimin sorumlu olacağı belirtilmemiştir. Ancak Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin ███████ Esas, ████████ Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere,Hizmet alım sözleşmeleri; ihale şartları ile belirlenen işin sözleşmede kararlaştırılan bedel ile yapılmasının üstlenildiği sözleşmelerdir. Bu sözleşme türünde yüklenicinin edimi, hizmetin kendi işçisi ile yerine getirilmesi, işverenin edimi ise sözleşme bedelinin ödenmesidir. Sözleşme kapsamında yapılması gereken iş yüklenici işçisi tarafından yerine getirilecektir. İş aktinin yüklenici ile işçi arasında yapıldığı hususu ihtilaflı değildir. SGK kayıtları da bu hususu doğrulamaktadır. Hizmet alımı tip sözleşmelerinde işverenin, yüklenici tarafından çalıştırılan işçinin ücretinin ödenmesi, sosyal haklarının takibi gibi denetim dışında işçiye karşı bir sorumluluğu yoktur. İşçilik alacakları işveren tarafından ödenen işçinin; yüklenici işçisi olması, sözleşme ücretine işçinin ücret ve sosyal haklarının dahil olması, işverenin işçilik alacaklarından sorumlu olacağına dair sözleşmede bir hüküm bulunmaması hususları nazara alındığında davacı işverenin işçiyi çalıştıran yüklenicilerden ödediği bedeli ve ferilerinin tamamını talep etme hakkı bulunduğunun kabulü gerekir." dava dışı işçinin işçilik alacaklarından davalının sorumlu olduğu sabittir. Bu gerekçe ile davacının rücuen tazminat talebi haklıdır ve davalının bu yöndeki istinaf talepleri yerinde değildir. İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla istinaf taleplerinin reddine karar verilmesi kanaati gelmiştir.Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılan istinaf incelemesi sonucunda, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. bendi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin █████/2025 tarih ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan REDDİNE,2-Alınması gereken 5715,78 TL nisbi istinaf karar harcından davalı tarafça peşin olarak yatırılan 1429,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 4.286,78 TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,3 -Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA,4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince KESİN olmak üzere █████/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.