Anahtar kelimeler: Tekstil Sinai Sınai Turizm Fikri Davacikarşi Davalikarşi Davalıkarşı Haklar Birleşen

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
SAYISI
: ████████ Esas, ████████ KararDAVACI/KARŞI DAVALI
:...İnşaat Tekstil Turizm İşletmecilik San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili Avukat ...DAVALI/KARŞI DAVACI
: ... vekili Avukat ...BİRLEŞEN İSTANBUL FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİNİN███████ E. SAYILI DOSYASINDAHÜKÜM
:Yeniden Hüküm Kurulmak Suretiyle Asıl Davanın Kısmen Kabulü, Birleşen Davanın Kabulü, Karşı Davanın ReddiİLK DERECE MAHKEMESİ
: İstanbul 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk MahkemesiSAYISI
: ████████ E., ███████ K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleşen davada davalı/karşı davada davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:KARARI. DAVA1. Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkilinin 25. sınıfta ██████████ ... ibareli, 25. ve 35 . sınıflarda ██████████ "B.... ibareli, 25. sınıfta ██████████ "Belloni" ibareli tescilli markalarının bulunduğunu, davalının müvekkili gibi Laleli semtinde çorap çamaşır üretip sattığını, davalının "Pierre..." ibareli davalı marka başvurusunun müvekkili itirazı üzerine reddedildiğini, ██████████ sayılı marka başvurusuna müvekkilinin itirazı üzerine, emtia kapsamından 25. ve 35. sınıfların çıkarıldığını, "Belloni" ve "Pierre Belloni BP" markalarının ayırt edilemeyecek kadar benzer olduklarını, taraf işyerlerinin birbirine çok yakın olduğunu, davalının reddedilen markasını uzun süre kullanmaya devam ettiğini, Değişik İş dosyası ile yapılan delil tespitinde davalı işyerinde "Piere Belloni" ibaresi taşıyan erkek iç çamaşırı bulunduğunu, suç duyurusuna ilişkin soruşturmanın devam ettiğini, delil tespitinden sonra davalının işyeri tabelasını "..." şeklinde değiştirdiğini, daha önce reddedilen markaya "N" ibaresi eklenerek 25. sınıfta tescil almak üzere ██████████ "... PB" marka başvurusunda bulunduğunu, markaların aynı olduğunu ileri sürerek davalı eylemlerinin müvekkilinin marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, men'ine, önlenmesine, davalı adına tescilli ██████████ "... PB" ibareli markanın hükümsüzlüğüne, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 1 50... . maddeleri uyarınca, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL maddi, 20.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davacı vekili 19.12.2022 tarihli dilekçesi ile maddi tazminat talebini 6.324,00 TL olarak ıslah etmiştir.2.Karşı davacı vekili dava dilekçesinde, karşı davalının 2003 yılında "Belloni b+şekil" marka başvurusunun tanınmış "Bellona" markası sebebi ile reddedilmekle karşı davalının artık bu markayı tescil ettiremeyeceğini öğrendiğini, buna rağmen kötüniyetle 2008 yılında ██████████ "Belloni" markası için başvurduğunu, onun da itirazlar neticesi "belonni" ve tanınmış "Bellona" markaları sebebi ile reddedildiğini, sonrasında müvekkilinin ██████████ "pierre belloni+pb +şekil" başvurusunu, kendi ██████████ ... markasına dayanarak yaptığı itirazla reddettiren karşı davalının 2018 yılında "BELONNİ" markalarının takipsizlikten yenilenmemesi ve ...markası sahibi şirkete kayyım atanmasını fırsat bilen karşı davalının 2003'den beri tescil ettiremediği "Belloni" ibaresini kendi adına tescil ettirdiğini, somut olayda "Bellona" ve ██████████ ..., ██████████ "Belloni" markaları kıyaslandığında aralarında iltibas bulunduğunu, davalının tanınmış bir marka ile iltibas oluşturan marka tescili ile hakszı menfaat elde etmeye çalıştığını, davalının markaları tanınmış ...markası ile iltibas oluşturduğundan reddi gerektiğini, emtia sınıflarının aynı olduğunu, davalı markalarından daha önce tescil edilmiş olduklarını, karşı davalının başkaca hak sahipleri bulunduğunu bildiği halde BELLONİ markasını kötüniyetle tescil ettirdiğini, davalının markasal kullanmadığı ibareleri müvekkilin ██████████ “... BELLONI+PB ŞEKİL” tescil müracaatının itiraz ile reddi üzerine kullanıp ██████████ “Belloni” markasını tescil ettirmesinin de kötüniyeti ortaya koyan başka bir husus olduğunu ileri sürerek SMK'nın 5/1-(ç), 6/1, 6/4, 6/9 hükümleri uyarınca karşı davalının ██████████ “... , ██████████ “B ... ve ██████████ “Belloni” markalarının hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir.3. Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; müvekkilinin asıl davaya konu tescilli markaların sahibi olduğunu, davalının ██████████ "...+PB" ibareli markası ile ilgili marka hakkında tecavüz, tazminat ve marka hükümsüzlüğü davasının derdest olduğunu, davalının daha sonra dava konusu 35. sınıf emtiaya yönelik ███████████ "..." marka başvurusunda bulunduğunu, marka tescil süresindeki itirazlarının reddedildiğini, müvekkili markaları ile dava konusu marka arasında iltibas bulunduğunu ileri sürerek, davalı markasının 35. sınıf içinde yer alan 25. sınıf emtia yönünden kısmen hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAP1. Davalı/karşı davacı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; zamanaşımı itirazlarının olduğunu, haksız fiil temeline dayalı davada dava tarihinden geçmişe doğru 2 yıl hariç davacı taleplerinin zamanaşımına uğradığını, müvekkilinin "PİERRE..." markasını kullanmaya başladığı tarihte davacının "Belloni" ibareli tescilli markasının bulunmadığını, bu sebeple müvekkilinin ██████████ "PİERRE..." marka başvurusunda bulunduğunu, ancak davacının ██████████ ... ibareli markasına dayanarak yaptığı itiraz üzerine tescil başvurusunun reddedildiğini, markanın bültende yayınlanması ile markayı kullanım hakkına sahip olduğundan markaya yatırım yapmaya devam ettiğini, marka tescil sürecinde müvekkilinin davacı markasından haberinin olmadığını, elinde kalan malları iyiniyetle çıkarırken davacının delil tespitine maruz kaldığını, başvurunun reddinden sonra müvekkilinin ██████████ "... BP+şekil" ibaresinin tescili için başvurduğunu, markanın tescil edildiğini, müvekkilinin "PİERRE...+şekil" markasını kullandığı ve tescili için başvuruda bulunduğu zaman davacının "BELLONİ" ibareli bir tescilinin bulunmadığını, ve fiilen kullanmadığını, müvekkili başvurusuna sadece ██████████ ... markasına dayanarak itiraz ettiğini, müvekkili başvuru reddedilince de davacının müvekkili ile muarraza oluşturmak için ██████████ "BELLONİ" ibaresi için başvurduğunu, dolayısıyla müvekkili başvurusundan sonra salt huzurdaki davaya mesnet kılınmak üzere yapılan BELLONİ ibareli kötüniyetli tescilin huzurdaki dava yönünden hukuki dayanak alınmayacağını, davacının hakkın kötüye kullanılması yasağını ihlal ettiğini, dava açıldıktan sonra yapılan araştırmada, davacının 2003 yılında "Belloni b + şekil" 2008 yılında "Belonni" ibareli marka başvurularının, "Belonni" ve "Bellona" markaları sebebi ile reddedildiğinin öğrenildiğini, somut olayda davacının ██████████ “... markası ile müvekkilinin “... BELLONI+PB şekil” ibaresini kullanması sebebi ile oluşan bir iltibas ve marka tecavüzünün bulunmadığını, başkaca hükümsüzlük sebebinin de bulunmadığını, davacının ██████████ "BELLONİ" markasının tescilinin kötüniyetli olduğunu, 4 yıldır sesiz kaldığını ikrar eden davacının davasının bu sebeple de reddi gerektiğini, işletmeleri aynı yer de olan taraflar açısından 4 yıl beklenerek tecavüz iddiasında bulunulmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, ayrıca müvekkili markaları ile iltibas oluşturmadığını, markalar bütüncül değerlendiriliğinde aralarında iltibas bulunmadığını savunarak asıl davanın reddine karar verilmesini istemiştir.2.Davacı/karşı davalı vekili karşı davaya cevap dilekçesinde, karşı davanın kötüniyetli olduğunu, hükümsüzlük nedenleri olarak dava dışı şirketlerin markalarına dayanıldığını, müvekkiline ait tescilli markalar ile dava dışı şirketlerin markaları arasında iltibas var ise bu şirketlerin itiraz etmesi, şartları varsa hükümsüzlük davaları açılması gerektiğini savunarak karşı davanın reddini istemiştir.3.Davalı vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde, davacının eldeki davaya dayanak marka tescillerinin asıl dava dosyasındaki karşı davaları uyarınca hükümsüzlüğüne karar verilmesi halinde, birleşen işbu davanın dayanaksız kalacağını, müvekkili "Bellona" markalarının sahibi olmasa dahi mutlak ret sebepleri ve kötüniyetli tescilin re'sen dikkate alınması gerektiğini, davacının hükümsüzlük davasına dayanak aldığı ██████████ “..., ██████████ “B ... ile ██████████ “Belloni” markalarının tanınmış "...markası” ile arasında aynı sınıfta ayırt edilemeyecek derece benzerlik bulunması”, “tanınmış marka ile iltibas oluşturması” ve ayrıca davacının marka tescil sürecine göre marka tescillerinin “kötüniyetli” olması nedeniyle SMK'nın 5/1-ç, 6/1, 6/4, 6/9 ve ilgili yasa hükümleri uyarınca hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesi gerektiğini, hükümsüzlük geçmişe etkili olacağından, davacının söz konusu markalara dayalı olarak müvekkiline ait ███████████ "..." markanın kısmi hükümsüzlüğü talepli huzurdaki birleşen davanın da reddi gerektiğini, ███████████ sayılı müvekkili markası ile davacının ██████████ ... ██████████ "B..., ██████████ "BELLONİ" markaları arasında hükümsüzlüğü gerektirecek iltibas bulunmadığını, marka tescil süreçleri kronojik olarak dikkate alındığında, kötüniyetli olanın davacı olduğunu savunarak asıl davaya cevap ve karşı dava dilekçesindeki hususları da yineleyerek davanın reddini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ██████████ ... markasının 25. sınıfta, ██████████ "B Bellonj+şekil" markasının 25. ve 35. sınıflarda, ██████████ "Belloni" markasının 25. sınıfta ... adına; ██████████ "...... PB+ şekil" ve ███████████ "...... PB + şekil" markalarının ... adına tescilli olduğu, davacı/karşı davalının sessiz kalma yoluyla hak kaybının söz konusu olmadığı, davacı/karşı davalı adına tescilli ██████████ "B Bellonj+şekil" ve ██████████ ... markalarının ortalama tüketicinin gözünde kalan izine, hafızasında kalan özelliklerine dayanarak, davalı/karşı davacı tarafından "Belloni" ibaresiyle birlikte "PİERRE PB" ibaresinin kullanımlarının; ortalama tüketiciler nezdinde iltibas ve karıştırılma ihtimali yaratacağı, bu nedenle asıl davada davalının eylemlerinin davacının marka tescilinden doğan haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiği, davacının maddi tazminat talebini SMK'nın 151/2-(b) maddesine göre talep ettiği, markaya tecavüz sayılan fiiller, haksız fiil niteliğinde olduğundan, bilirkişi kurulunun 14.03.2022 tarihli kök raporunda maddi tazminat miktarının 6.324,00 TL olarak tespit edildiği, markaya tecavüz sayılan fiiller aynı zamanda haksız fiil niteliğinde olduğu için 6098 Türk Borçlar Kanunu'nun 58. maddesinde yer alan haksız fiilin kişilik hakkını zedelemesi halinde manevi tazminata hükmedileceği hükmünün SMK bakımından da kabul edildiği, 6.000,00 TL manevi tazminatın uygun olduğu, ssıl ve birleşen davada davalı kullanımları ile asıl ve birleşen davada davacı adına tescilli markalardaki tek farklılığın; son kısma eklenen "N" ibaresi olduğu, ortalama tüketicisi algısında yeterince farklılaştığının söylenemeyeceğinden birleşen davada markanın hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğu, karşı davada SMK'nın 6/1 hükmü uyarınca yapılan değerlendirmeye göre "Bellona" markasının yatak odası, yemek odası, genç odası takımları, oturma grupları, yatak, baza ve sandalye üretiminde olduğu, dava dışı ...Mobilya Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin "Bellona" ibareli 100'den fazla marka tescillinin olduğu, bunların mal ve hizmet sınıflarının 20... . sınıflarda mobilyalara ilişkin olduğu ve 2022 yılında da marka tescil başvurularına devam ettikleri, SMK'nın 6/1 hükmünde aynı veya benzer mal ve hizmetleri kapsaması arandığından, davacı/karşı davalının ... numaralı ..., ... numaralı "B Bellonj+şekil" ve ... numaralı "Belloni" markaları bakımından hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı, SMK'nın 6/5 hükmü uyarınca yapılan değerlendirmeye göre, davacı/karşı davalı şirket adına tescilli ... numaralı "Bellonj ", ... numaralı "B Bellonj+şekil" ve ... numaralı "Belloni" markaları bakımından hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı, SMK'nın 6/9 hükmü uyarınca yapılan değerlendirmeye göre "Bellona"nın tanınmış bir marka oluşu ile davacı/karşı davalının bu markadan haberdar olduğu ancak çorap ve iç çamaşırına yönelik satışlarında tanınmış ...markasının imajından yararlandığının ispatlanamadığı, bu nedenle ... numaralı ..., ... numaralı "B Bellonj+şekil" ve ... numaralı "Belloni" markaları bakımından hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı gerekçesi ile asıl davanın kısmen kabulüne, karşı davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm, asıl ve birleşen dosyada davalı/karşı davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARIBölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, Değişik İş dosyası ile yapılan delil tespitinde davalı/karşı davacının bu markanıntescil edilmiş halinden farklı olarak ... BELLONI PB şeklinde tabela ürün vekartvizitlerde kullandığı, işyerinde PB ... BELLONJ ibaresi bulunan yaklaşık 250 adeterkek iç çamaşırı ile 1000 adet çorapların raflarda sergilendiğinin tespit edildiği, SMK'nın 25/6 hükmü uyarınca marka sahibinin, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veyabilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonrakitarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremeyeceği, somut olayda, davalının işe başlama tarihinin 27.09.2017 olduğu, davanın 27.11.2020 tarihinde açıldığı, 5 yıllık sessiz kalma süresinin dolmadığı, davalı tarafın kullanımlarının, davacınınmarkalarının tescilli olduğu 25. ve 35. sınıfta iç çamaşırı ve çoraplar ile bu ürünlerin satışınayönelik tabela kartvizit vb. alanlarda olduğu, hitap edilen ortalama tüketicinin özel birtüketici grubu ya da uzmanlık/ihtisas sahibi bir tüketici grubu olmadığı, ortalama tüketicinin dikkate alınması gerektiği, ortalama tüketiciye göre davalı kullanımlarının iltibasa sebebiyet verdiği, asıl davada davalı/karşı davacı adına kayıtlı ... numaralı "...BELLONIN PB" ibareli markanın hükümsüzlüğüdavasında yapılan incelemede, davalı markasının davacı markalarından farklılığının son kısma eklenen "N" ibaresi olduğu, PB ibaresinin ...... ibaresinin baş harflerinden oluştuğu, markaların tescilli olduğu sınıflarda, hitap ettiği ortalama tüketici kitlesine göre bu eklentinin ayırt edicilik vasfı kazandırmadığı, görsel ve sesçil olarak yüksek oranda benzer olduğu, davalı markasının hükümsüzlüğü ile dosya kapsamında bulunan D.İş dosyasındaki tespitlerden markaya tecavüz ve tazminat koşullarının gerçekleştiğinin anlaşıldığı, karşı davada; davacı/karşı davalıya ait ██████████ ..., ██████████ "B... ve ██████████ "Belloni" markalarının hükümsüzlüğü ve sicilinden terkininin talep edildiği, davacı markalarının tescil tarihinin davalı markasından önce olduğu, tescil ve kullanımla öncelik hakkının davacıya ait olduğu, davalı/karşı davacı vekilinin "Bellona" markasının davadışı ...Mobilya Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ye ait olduğu, T/... no ile tanınmış marka olarak tescilli olduğu, dava dışı şirketin ...ibareliseri markaları bulunduğu ileri sürülmüş ise de, davalı tarafça kendisine ait olmayan markalara dayanılarak davacının kötüniyetli olduğu ileri sürülerek davacı/karşı davalı markasının hükümsüzlüğünün talep edilemeyeceği, ancak mahkemenin karşı davada, koşulları oluşmadığından hükümsüzlük davasının reddine karar vermesi yerinde ise de üçüncü kişinin markası nedeniyle kötüniyetli tescile yönelik gerekçesinin düzeltilmesi gerektiği, birleşen davada, dosya kapsamında bulunan tescil kayıtları ile, bilirkişi ek raporundan davalı adına tescilli ███████████ "...... PB+ şekil" ibareli markanın 35. sınıf içerisinde yer alan 25. sınıf (koruyucu amaçlıolanlar hariç her türlü malzemeden yapılmış iç-dış giysiler, çoraplar, fularlar, şallar,bandanalar, eşarplar, kemerler. Ayak giysileri: ayakkabılar, terlikler, sandaletler. Başgiysileri
: şapkalar, kasketler, bereler, takkeler, kepler) yönünden kısmen hükümsüzlüğükoşullarının oluştuğu, birleşen davada verilen kısmen hükümsüzlük kararının dosya kapsamına uygun olduğu gerekçesi ile asıl ve birleşen davada davalı, karşı davada davacının istinaf başvurusunun karşı dava yönünden kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, buna göre asıl davanın kısmen kabulüne, karşı davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm, asıl ve birleşen davada davalı/karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.V. TEMYİZA. Dava ve Hukuki NitelendirmeAsıl dava, marka hakkına tecavüzün tespiti, men'i, maddi ve manevi tazminat ile davalı markanın hükümsüzlüğü, karşı dava, davalı markalarının hükümsüzlüğü, birleşen dava, davalı markasının hükümsüzlüğü taleplerine ilişkindir.B. Değerlendirme ve Gerekçe1.İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre asıl ve birleşen dosyada davalı/karşı davada davacı vekilinin, birleşen ve karşı davada tüm, asıl davada aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.2.Mahkemece asıl davada davalının kullanımlarının marka hakkına tecavüzün yanı sıra haksız rekabet de oluşturduğu benimsenerek tescilli markanın kümülatif olarak korunması cihetine gidilmişse de; bilindiği üzere kümülatif koruma, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını aynı anda taşıması halinde o mevzuatların tamamı ile korunabilmesidir. Yani, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını taşıması halinde hak sahibinin her bir yasal düzenlemeye birlikte dayanarak koruma talebinde bulunması ve mahkemelerce de eş zamanlı olarak her bir mevzuat hükümleri ile hak sahibinin tatmin edilmesidir (SULUK, Cahit/ KARASU, Rauf/NAL, Temel; Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara 2022, s. 20-21). Diğer bir ifade ile somut davada olduğu gibi markanın izinsiz kullanılmasının hem marka hakkına tecavüz davasına, hem haksız rekabet davasına konu edilmesi ve mahkemece de her iki müessese kapsamında taleplerin kabul görmesi kümülatif koruma olarak tanımlanmaktadır.Tescilli haklar bakımından ise ilke olarak sadece ilgili özel düzenleme uygulama alanı bulacaktır. Bununla birlikte özel düzenlemede haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanacağına ilişkin açık bir hüküm bulunması halinde yine haksız rekabete dair düzenlemelerin de devreye gireceği tartışmasızdır.Somut olay bakımından Dairemizin eski uygulamasına esas teşkil eden mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı TTK) 57. maddesinin beşinci fıkrasında ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarının iltibasa meydan verebilecek surette kullanılmasının da haksız rekabet hallerinden olduğu düzenlenmişti. Bu kapsamda tescilli marka ve tasarım haklarının bu şekilde kullanılmasının marka ve tasarım hakkına tecavüz ile birlikte haksız rekabeti de oluşturduğu, anılan haklara tecavüz ve haksız rekabetin kesiştiği alanda hem özel hükümler hem de haksız rekabet hükümleri ile kümülatif korunması gerektiği Daire uygulaması haline gelmişti. Başlangıçta kümülatif korumanın benimsenmiş olması, 6762 sayılı TTK’da yer alan bu düzenlemeden kaynaklanmaktaydı. Ancak 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (6102 sayılı TTK), 6762 sayılı TTK’da değinilen hükmün yerine getirilen 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinde, “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Anılan iki hüküm karşılaştırıldığında 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklinde olmasına rağmen, yerine ikame edilen 6102 sayılı TTK’nın 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” şeklindedir.Görüldüğü üzere yeni hükümde “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Bunun temel nedeni; tescilli işletme adı ve ticaret unvanının 6102 sayılı TTK’nın 50. ve 53. maddeleri arasındaki hükümlerle düzenlenmesi ve dolayısıyla özel koruma getirilmesidir. 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinin gerekçesinde eski hükümden ayrılmanın nedeni “Anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşul, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK'da, 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında KHK'da, 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında KHK'da ve unvanla ilgili olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden gerekli görülemez” şeklinde ifade edilmektedir. Bu kapsamda belirtmek gerekirse, kanun koyucunun haksız rekabete ilişkin eski ve yeni hüküm bağlamında anılan gerekçelerle eski hükümden ayrılması ile kümülatif koruma yönünden yukarıda belirtilen özel hükümlerin getirilmesi tescilli marka ve tasarım ile tescilsiz tasarımın tıpkı faydalı model ve patent hakkı gibi sadece SMK kapsamında korunmasını yeterli bulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle artık, 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda, tescilli sınai haklar bakımından sadece özel kanun olan SMK hükümleri uygulanabilecek olup TTK'nın haksız rekabet hükümlerinin anılan özel hükümler yanında ve aynı anda uygulanması söz konusu olamayacaktır. Diğer bir ifade ile bu kapsamda kümülatif koruma uygulanmayacaktır (NOMER ERTAN, Füsun/HELVACI, Mehmet/KAYA, Arslan/ÜLGEN, Hüseyin; Ticari İşletme Hukuku, İstanbul 2022, s. 356 vd.; ARKAN, Sabih; Ticari İşletme Hukuku, Ankara 2024, s.363).Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davacı marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ile önlenmesi taleplerinde bulunmuş, davalı ise davanın reddini istemiştir. Davacının ihlal edildiğini iddia ettiği marka hakkı Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescilli olup SMK ile getirilen özel hükümler haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirerek düzenlendiğinden, tescilli markanın koruma alanı ile haksız rekabetin koruma alanının kesişmiş olduğu dava konusu olayda, yalnızca özel hükümler uygulama alanı bulacağından, özel hükmün yanında haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektirir herhangi bir kanun hükmü de olmadığından, özel kanunla birlikte eş zamanlı olarak haksız rekabet hükümlerinin de uygulanmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır.Hal böyle olunca, Dairemizin daha önceki bazı kararlarında da benimsediği üzere (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 14.03.2022 gün ve █████████ E., █████████ K. sayılı, yine 22.04.2021 gün ve ███████ E., █████████ K. sayılı kararları) somut olay bakımından, SMK ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif korumanın uygulama alanı kalmadığı gözetilerek talebin, haksız rekabetin tespiti ve men'ine dair kısmı yönünden ret kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.VI. SONUÇ
: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen davada davalı/karşı davada davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi'nin asıl davada verilen kararına yönelik davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesinin hüküm fıkrasının (3) numaralı maddesinde yer alan "...ve haksız rekabet" (4/c) maddesinde yer alan "Haksız Rekabetin" ibareleri çıkartılarak kararın bu haliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 09.02.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.(M)KARŞI OYSayın çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık; haksız rekabet hukuku hükümlerinin fikrî mülkiyet hukuku hükümleriyle birlikte uygulanıp uygulanmayacağı (Kümülatif Koruma) noktasında toplanmıştır.Kümülatif koruma ilkesi “mevzuattaki birden fazla hükümle korunabilme” anlamına gelmektedir. Bu durumda, bir kişinin gerçekleştirdiği fiilin birden çok hükmün koruma kapsamında olması halinde, hak sahibinin bu hükümlerden dilediğine başvurabilmesine kümülatif koruma denilmektedir. Fikri haklar bakımından kümülatif koruma ilkesi ise, bir fikri ürünün birden çok kanuni düzenlemenin şartlarını taşıması halinde, hak sahibine her koruma yoluna başvurma yetkisi tanınmasıdır. Bu ilke kapsamında bir kümelenmenin meydana gelmesi için mevcut bir fikri mülkiyet korumasına ek olarak haksız rekabet korumasının var olması gerekir. Kümülatif koruma ilkesinin söz konusu olduğu halde hak sahibi seçme zorunluluğuna tabi olmayıp şartlarını taşıması koşuluyla hukuki sebeplerden birine, birkaçına veya tamamına bu ilke kapsamında dayanabilmektedir.Diğer yandan, taleplerin yarışması hali ile taleplerin seçimlik olması hali birbirinden tamamen farklıdır. Taleplerin seçimlik olması halinde hak sahibine aynı vakıa bakımından öngörülen birbirinden farklı ve birden fazla yaptırımdan birini seçme imkanı tanınmaktadır. Taleplerin yarışması veya yığılması halinde ise bundan farklı olarak aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbiri ile seçimlik olarak sunulmayan ve birlikte ileri sürülebilen farklı hukuki sebeplere dayandırılmaktadır. Hakların yarışmasından bahsedebilmek için aynı talebin dayandırılan her bir sebep bakımından haklı görülmesi gerekeceği gibi bu hukuki sebepler arasında özel hüküm-genel hüküm ilişkisi de bulunmaması gerekir. Nitekim bu korumada özel hüküm-genel hüküm ilişkisi bulunmamaktadır.Taleplerin yarışması veya yığılması halinde aynı vakıa bakımından birbiriyle seçimlik nitelikte olmayan, birbirini dışlamayan, birlikte var olabilen farklı hukuki sebeplere dayanılarak talepte bulunulduğundan kümülatif koruma ilkesi gereğince taleplerin yarıştığının kabulü gerekir. Bu durumda, aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbirini dışlamayan, bir arada ileri sürülebilecek birden fazla hukuki sebebe dayandırılmaktadır.Fikri mülkiyet koruması, sahibine mutlak nitelikte tekelci yetkiler sağladığından mütecavizin fiilinden sorumlu tutulması bakımından herhangi bir sübjektif şart aranmayacak ve mütecavizin her türlü izinsiz kullanımı sorumluluğunu gerektirecekken haksız rekabet korumasında durum farklıdır. Yine fikri mülkiyet korumasının konusu bizatihi fikri ve sınai hakkın kendisi iken, haksız rekabet koruması dürüst ve bozulmamış rekabet ortamını sağlamayı amaç edinmektedir. Fikri mülkiyet koruması sadece ilgili hak sahibini koruduğundan hakkın ihlali halinde yalnızca hak sahibi dava açma hakkına sahip olacaktır. Ancak haksız rekabet koruması rakiplerin yanı sıra tüketicileri de koruduğundan hak ihlali halinde rakiplerin yanı sıra tüketiciler ve meslek örgütleri de dava açma hakkına sahip olacaktır.Özel kanunun genel kanunu bertaraf edebilmesi için hem konusunu eksiksiz düzenlemiş hem de genel kanundan daha kapsamlı ve üstün koruma sağlamış olması gerekir. Fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf edeceğinin kabulü halinde ise, tüketiciler ve mesleki örgütler fikri haklarda ortaya çıkan haksız rekabete karşı korunma imkanından mahrum kalacağından bu kabul yerinde olmayacaktır.Sayın çoğunluk gibi, Fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf ettiği kabul edilirse fikri mülkiyet korumasına dayalı olarak açılan davada koruma konusunun şartları taşımadığı gerekçesiyle özel kanun kapsamında kalmadığı sonucuna varılırsa dava genel nitelikteki haksız rekabet koruması ile desteklenemeyeceğinden tecavüz eylemi kanıtlanamamış olacaktır. Bu itibarla, haksız rekabete ilişkin genel hükümler fikri mülkiyet koruması yanında ikinci dereceden değil, doğrudan uygulama alanı bulmalıdır.Burada dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da, hak sahibinin birden fazla talebini aynı davada istemesi halinde davaların yığılması gündeme geleceğinden, ortada tek bir dava olmasına rağmen esasında talep sayısı kadar dava bulunmakta olup hakim her bir talep bakımından ayrı ayrı karar verecektir. Bu halde mahkemece her ne kadar talepler birlikte incelenecekse de, bu talepler birbirinden bağımsız taleplerdir. İşte işbu davayı diğer davalardan ayıran da bu dava türünün davacının talepleriyle değil, bu talepleri haklı gösterecek hukuki sebeplerle ilgili bir durum olmasıdır. Bu halde hak sahibi dilediği koruma modeline başvurarak zararının giderilmesini talep eder. Kümülatif koruma kapsamında davacının ihlal edilen hakkı için hem haksız rekabet korumasına hem de fikri hak korumasına birlikte başvurması halinde davacı ya fikri hak korumasına göre ya da haksız rekabet korumasına göre tek bir tazminat alabilecektir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 60. maddesine göre: “Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.” Bu hükme göre davacı talebini hangi hukuki sebebe dayandırdığını belirttiyse hakim buna göre tazminata karar verir ancak belirtmediyse hakimin davacıyı zorlama yetkisi olmadığından hakim zararı en iyi giderim imkanı veren talep sebebine göre hüküm kurar. Zira tazminatın işlevi mütecavizin zararını karşılamak olup aynı haksız eylem birden fazla hukuk kuralını ihlal etse dahi oluşan zarar tektir.Sayın çoğunluk, SMK sonrası sınai hakların haksız rekabet hükümleriyle korunmayacağı yönündeki görüşünün temel dayanaklarından bir gerekçesi de, 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası ile 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a(4) hükmü arasındaki farklılığa dayandırmaktadır. Bu itibarla bu husus da incelenmelidir. 2012 yılında yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin 55/1-a(4) hükmü ve gerekçesi, -henüz SMK kabul edilmeden önceki dönemde- fikrî mülkiyet haklarının bu hüküm kapsamında korunabilirliği hususunda tereddütlere neden olmuştur. Bu tereddüt, temelde hükmün 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrasına göre daha dar kapsamlı kaleme alınarak “mal, iş ürünü, faaliyet veya iş” ifadesinin tercih edilmesinden kaynaklanmıştır. Mülga 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası aynen “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” hükmünü haiz iken 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi aynen “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” hükmünü haizdir.6102 sayılı TTK’nın 55/1-a(4) hükmüne ilişkin madde gerekçesi aynen şu şekildedir: “Bu bent karıştırılmayı, yani 6762 sayılı Kanun'un 57 nci maddesinin (5) numaralı bendinde kullanılan terimle iltibası düzenlemektedir. (4) numaralı alt bendin ilkeleri ve amacı, 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin (5) numaralı bendi ile özdeş olmasına rağmen lafızda farklıdır. Ancak, bu değişiklik 6762 sayılı Kanundaki hükmün öğreti ve mahkeme kararlarındaki birikiminin feda edilmesi, uygulanamaz kabul edilmesi anlamını taşımamaktadır. Çünkü, karıştırılma (iltibas) kavramı, pozitif hukuklar üstü anlamı ve işlevi ile varlığını sürdürmektedir. MarkKHK “iltibas” yerine “karıştırılma”yı kullandığı ve bu terim öğreti ve içtihatlarda yerleşmeye başladığı için, burada da aynı terim tercih edilmiştir. Bu sebeple bentte basit ancak kapsamı geniş bir ifadeye yer verilmiştir. “Karıştırılma”, yanıltmayı, kandırmayı, yanlış algılattırmayı da kapsar. Hüküm, karıştırılmayı dış görünüş (tanıtım, takdim-görsellik) ve duyuruş (ses yönünden benzerlik) bağlamında düzenler. İç benzerlikten doğan karıştırılma (meselâ elektrik devrenin veya yarı iletken topografyasının benzerliği) hükmün kapsamı dışındadır. İç benzerlik “karıştırılma” kavramı ile tanımlanmaz. Dış görünüm koruması, takdim, şekil, tasarım ve donanım korumasıdır. Karıştırılma nesnel değerlendirmeyi gerektirir. 6762 sayılı Kanun hükmü, başkasının “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları ile iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” cümle parçasına yer vermiştir. Oysa, anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşulu, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani MarkKHK'da, ...'da, ...'da ve unvanla ilgili olarak TK'da ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikrî mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden de gerekli görülemez.” şeklindeki ifadeden, esasen hâlihazırda kümülatif koruma ilkesinin geçerli olduğu, ancak bu ilkenin varlığının da belirtilen cümle parçalarının maddede yer almalarını gerektirmediği anlamı çıkmaktadır. Dolayısıyla, gerekçedeki ifadelerin kümülatif uygulama ilkesini destekler şekilde anlaşılması ve TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesinin, fikrȋ mülkiyet mevzuatının yanında, ondan bağımsız olarak uygulanabileceğinin kabulü gerekir. Şu hususun özellikle belirtilmesi gerekir: Özel hukuki düzenlemelerin korudukları konu ile haksız rekabetin koruduğu konu farklıdır. Şöyle ki, bir markanın taklit edilmesi marka hakkına zarar verebileceği gibi haksız rekabete de yol açmaktadır. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere ayırtedici işaretlerin ayrı ayrı sayılmamış olması, fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerle haksız rekabet hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez. (Prof. ...– Prof. ..., Ticari İşletme Hukuku, 20. Baskı. 2024, s. 410. vd) SMK hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle TTK.nun haksız rekabet hükümleri kadük hale gelmemiştir. Aksinin kabulü aşkın yorumdur. (Prof. Arslan Kaya- Prof. ..., Rekabet ve Haksız Rekabet Hukukunun Esasları, Baskı 2024, s.122 vd) Haksız rekabet koruması fikri haklar korumasını tamamlayan bir konumda olmayıp bağımsız ve kendi kurallarını takip eden bir koruma olduğundan haksız rekabet kaynaklı talepler fikri haklar korumasından bağımsız olarak ileri sürülür. O halde korumanın şartları mevcut olduğu halde haksız rekabet hükümleri fikri mülkiyet hukukuna ilişkin hükümler yanında doğrudan ve birinci dereceden uygulama alanı bulur (Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, 5.Bası s.37, 2012)TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesi, mehaz İsviçre hukukundan aynen aktarılan başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almaya ilişkin 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a(4) hükmüdür. Bu hükümle, ürünlerin kaynağı konusunda tüketicinin kafasını karıştırma ihtimali olan fiillerin engellenmesi, piyasada açıklık ve şeffaflığın sağlanması amaçlanmakta, bu suretle rakiplerin yanı sıra tüketicilerin ve toplumun da menfaatleri korunmaktadır. Piyasada oluşması muhtemel karışıklığın engellenmesi, rekabetten beklenen işlevlerin sağlanması açısından da önem taşımaktadır.Öte yandan Avrupa Birliği (AB) hukukunda da kümülatif koruma ilkesi açıkça kabul edilmiştir. Yönerge ve Tüzük Tasarısı'ndaki düzenlemelerde tasarımların marka, patent, faydalı model gibi Topluluğun fikri mülkiyet mevzuatı ile korunmasının üye ülke hukuklarındaki fikri mülkiyet mevzuatına göre ayrıca korunmalarına engel olmayacağı belirtilmiştir. Ancak, kümülatif olarak koruma üye ülke mevzuatlarına bırakılmış olup, ilkenin nasıl uygulanacağı gösterilmemiştir. SMK’nın genel gerekçesi ve madde gerekçeleri incelendiğinde, sınai mülkiyet haklarının kanunla düzenlenme ihtiyacı yanında, uluslararası sözleşmeler ve AB mevzuatıyla uyumun arttırılması ve daha nitelikli ve etkin işleyen çağdaş bir sınai mülkiyet sistemine geçişin sağlanması için mevcut sistemin revize edilmesi gereğinin ortaya çıktığı, bu çerçevede marka, coğrafi işaret, tasarım, patent ve faydalı model haklarına ilişkin önemli yenilikler getiren düzenlemelerin yapıldığı, mevcut sistemde yer almayan geleneksel ürün adı korumasının sisteme dahil edildiği ve düzenlemelerde Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması (TRIPS), Paris Sözleşmesi, yeni █████████ sayılı Avrupa Birliği Marka Direktifi ve █████████ sayılı AB Marka Tüzüğü, Patent Kanunu Anlaşmasına (PLT) uygun olarak kanunun hazırlandığı belirtilmiştir. Dolayısıyla kümülatif koruma AB müktesabına da uygundur.Sonuç olarak; Dairenin hiç değişikliğe uğramadan süre gelen görüşünde bir değişiklik yapılmasını gerektirecek hukuki bir değişiklik bulunmadığından kümülatif korumanın uygulanması gerektiği kanaatiyle kararın onanması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun düzeltilerek onama yönündeki görüşüne katılmamaktayım.