Anahtar kelimeler: Olunmadığının Bam Esaskarar Ortağı Başkan Yazim Konya Katip Üye Geldiği

T.C. KONYA BAM 6. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ...
T.C.KONYABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ6. HUKUK DAİRESİDOSYA NO
: ...KARAR NO
: ...T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IBAŞKAN
: ..... (...)ÜYE
: ..... (...)ÜYE
: ..... (...)KATİP
: ..... (...)İNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ
: █████/2024NUMARASI
: ... Esas - ... KararİSTİNAF EDEN DAVACI
: ........VEKİLLERİ
: Av...... Av.....DAVALILAR
: 1-........2-........ .....VEKİLİ
: Av.....DAVA
: Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve AlacakİSTİNAF KARARININKARAR TARİHİ
: █████/2026YAZIM TARİHİ
: █████/2026Davacı tarafından, davalılar aleyhine Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile açılan şirket ortağı olunmadığının tespiti ve alacak davasında █████/2024 tarihinde tesis edilen karara karşı, davacının istinaf kanun yoluna başvurması üzerine dosyanın dairemize geldiği anlaşılmakla üye hakimin görüşleri alındıktan sonra, dosya incelendi;DAVA
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin yüksek faiz getireceği ve istendiği an geri ödeneceği garantisi ile davalı şirkete yaklaşık 117.375 Alman markı karşılığı olan 60.012EURO miktarında para verdiğini, müvekkili davacı tarafa yatırdığı para karşılığı █████/2000 tarihli ortaklık durum belgesi verildiğini, müvekkilinin Türkiye geldiği dönemlerde şirketle yapmış olduğu görüşmelerde yeni yatırımlar yapıldığı, paranın güvende olduğunun müvekkile terkin edildiğini, müvekkilinin bu parasının müvekkiline iadesinin gerektiğini ancak müvekkili davacı tarafın verdiği paraları geri istemesine rağmen davalı tarafça müvekkili davacı tarafın parasının iade edilmediğini, davalı tarafın Bankacılık Kanunu'na aykırı şekilde mevduat topladığını, SPK'na aykırı olarak aracılık faaliyetinde bulunup hisse senetlerini halka arz ettiğini, davalı şirket veya şirketlerin yöneticilerinin vs. cürüm işlemek amacıyla çete oluşturmak vs. suçlarından değişik ceza dava dosyalarında yargılandıklarını, müvekkili ile davalı şirket arasında geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığını, davalı şirketin müvekkilinin hulus ve saffetinden yararlanmak suretiyle iradesinin iğfal edilerek müvekkilinden para alındığını, bu durumun haksız eylem niteliğinde olup açılan bu davanın haksız eylemden kaynaklanan istirdat davası mahiyetinde olduğunu beyanla müvekkilinin davalı şirketle ortaklık ilişkisinin olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla şimdilik 200EURO'nun yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı vekili █████/2019 tarihli ıslah dilekçesinde özetle; dava dilekçesi ile talep ettikleri bedelleri alınan bilirkişi raporu ve dosya kapsamında 36.241,12 EURO'ya ıslah ettiklerini ve bu bedel üzerinden davanın kabulünü karar verilmesini talep etmiştir.CEVAP
: Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iş bu davadaki taleplerine ilişkin Almanya mahkemelerinde açmış olduğu davada kabul kararı verildiğini, verilen bu yabancı mahkeme kararının tenfizi için Konya ... Asliye Hukuk Mahkemesinin ... esas sayılı dosyası ile açılan davada verilen karar ile tenfize konu yabancı mahkeme kararının usulünce kesinleştirilmediği gerekçesiyle talebin reddine ilişkin karar verildiğini, bu kararın Yargıtay'ca bozulduğunu ve bozma sonrası yeniden yapılan yargılama dosyasının halen derdest olduğunu, bu dava sonucunun kesin hüküm niteliğinde olup beklenilmesi gerektiğini, davacı tarafın yabancı mahkeme dosyasındaki beyanları ile 27.000DM ödeme yaptığını ikrar ettiğini, davacı tarafın Almanya Eyalet mahkemesindeki davasının 2009 tarihli olup aradan geçen 9 yıl sonra açılan davanın hak düşürücü süre ve zamanaşımına uğradığını, davacının müvekkili şirkete iddia edildiği gibi 60.012EURO ödemediğini, davacı tarafın doğrudan müvekkili şirkete bir ödeme yapmadığını, müvekkili şirkete olan ortaklık ilişkisine ait hisse senetlerini üçüncü kişilerden devren iktisap ederek edindiğini, TTK nun 329 ve 405. maddeleri gereğince şirket ortaklarının hisse bedellerini şirketten geri istemesinin mümkün olmadığı gibi şirketin de kendi paylarını temellük etmesinin (edinmesinin) de mümkün olmadığını, davacı tarafın müvekkili şirkete veya şirketlere her an geri alabileceği garantisi ile para verdiğine ilişkin iddianın gerçek olmadığını, bu iddianın bağlayıcı yazılı belge ile ispat edilmesi gerektiğini, müvekkili şirket veya şirketlerin davacı taraftan para almadığını, davacı tarafın dayandığı belge veya belgelerdeki imzaların müvekkili şirketle veya şirketlerle hiç bir ilgisinin olmadığını, belge veya belgelerdeki imza veya imzaların müvekkili şirket veya şirketlerin yetkililerine ait olmadığını, belge veya belgelerin içeriğini kabul etmediklerini, bu belge veya belgelerde dahi şirket hisse senedi alındığının yazılı olduğunu, bu belge veya belgelerin delil değerinin olmadığını, davacı tarafın hata veya hileye maruz kaldığı ile ilgili talep ve beyanlarının Borçlar Kanununun 31. maddesi gereğince bir yıllık hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle dinlenemeyeceğini, kaldı ki müvekkili şirketin veya şirketlerin davacı tarafa yönelik hata veya hile olgusu içerir bir davranışının olmadığını, davacı tarafın müvekkili şirkete veya şirketlere her hangi bir para vermediğini, sunulan delillere göre davacı tarafın şirket paylarını üçüncü kişilerden edindiğini, davacı tarafın iyi niyet kurallarına aykırı davranarak işbu davayı açtığını, davacı tarafın üçüncü kişilerden aldığı şirket hisseleri nedeniyle şirketin kâr ve zararına ortak olduğunu, iyi niyet kurallarına aykırı davranamayacağını, ayrıca Borçlar Kanununun 126. maddesi gereğince şirket ile ortaklar arasındaki davaların 5 yıllık zaman aşımı süresine tabi olduğunu, varsa davacı tarafın dayandığı belgelerde geçen düzenleme tarihinden veyahut bir an için iddianın doğruluğu halinde bile iddiaya konu paranın verildiği tarihten dava tarihine kadar zaman aşımı süresinin geçtiğini, hatta olayda uygulanması mümkün olmayan sebepsiz zenginleşme ile ilgili Borçlar Kanununun 66. maddesindeki bir yıllık ve on yıllık zaman aşımı sürelerinin de geçtiğini, yine haksız fiiller ile ilgili zaman aşımı süresinin dahi geçtiğini, davacı tarafın iddialarını yazılı delille ispat etmesi gerektiğini, kaldı ki müvekkili şirketten veya şirketlerden döviz olarak para istenemeyeceği gibi faiz de istenemeyeceğini, davacı tarafın tüm iddia ve taleplerinin hak düşürücü süre ve zaman aşımına uğradığından bahisle davanın öncelikle hak düşürücü süre veya zaman aşımı yönlerinden bunlar olmadığında esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
: İlk derece mahkemesince; "...Davalı ........ A.Ş yönünden davanın 13.804,88EURO'luk kısmı için yapılan değerlendirmede;Davanın belirtilen kısmı için öncelikle kesin hüküm dava şartı eksikliğinin bulunup bulunmadığı konusunda bir değerlendirme yapılması gerekmiştir.6100 Sayılı HMK'nun 114/1-i maddesine göre, aynı davanın daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması dava şartı olup, aynı Kanunun 115. Maddesine göre dava şartları davanın her aşamasında Mahkemelerce kendiliğinden gözetilmeli ve bu konuda eksikliğin tespiti halinde usulden ret kararı verilmelidir.Yerleşik yargıtay uygulamasına göre, tarafları, hukuki sebepleri aynı olan yabancı mahkeme kararı ülkemiz mahkemelerinde tanındığı takdirde dava konusu miktar yönünden kesin hüküm teşkil eder. ( Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 20.06.2022 tarih ████████ E. █████████ K.sayılı ilamı)Konya 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/1 esas ███████ karar sayılı █████/2019 tarihli kararı ile, Federal Almanya Cumhuriyeti Darmstadt Eyaleti Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin ..... numaralı dosyasından verilen █████/2010 tarihli yabancı mahkeme kararının tanınmasına karar verildiği, bilahare düzenlenen █████/2019 tarihli tavzih kararı ile yabancı mahkeme kararının tenfizine şeklinde kararın tavzih edildiği, kararın █████/2019 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Söz konusu yabancı mahkeme kararının tarafları ve hukuki sebebinin Mahkememiz dava dosyası ile birebir aynı olduğu, yabancı Mahkeme kararına konu edilen 13.804,88EURO'luk kısım yönünden kesin hüküm dava şartı eksikliğinin meydana geldiği sonuç ve kanaatine varılarak bu miktar için davalı ........ A.Ş ne yönelik davanın usulden reddi gerekmiştir.Davalı ........ A.ş. yönünden davanın 22.436,24 Euro'luk Kısmı ve davalı ........ Yönünden davanın tamamı için yapılan değerlendirmede ise;Davalı ........ A.Ş ve davalı ........'in müşterek vekili tarafından süresinde sunulan cevap dilekçesi ile zamanaşımı def'inde bulunmuştur.6100 Sayılı HMK'nun 142. Maddesi
: "Ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra, hâkim tahkikata başlamadan önce, hak düşürücü süreler ile zamanaşımı hakkındaki itiraz ve def’ileri inceleyerek karara bağlar" hükmünü, Aynı Kanun'un 320/2. Maddesi: "Daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilkitirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler..." hükmünü, içermektedir.Mahkememizin yukarıda yer verilen önceki kararında, 7194 sayılı Kanunun 41. maddesiyle 3332 sayılı kanuna eklenen geçici 4. maddesi gereğince, davanın esası ve bu arada zamanaşımı def'i incelenmeksizin, karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmiştir. Söz konusu kararın istinafı üzerine yine İstinaf Mahkemesince esasa ve zamanaşımına yönelik bir değerlendirme yapılmaksızın istinaf başvurusu reddedilmiştir. İstinaf Mahkemesi kararının temyizi üzerine ise, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda yer verilen ilamı ile; 12.09.2023 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 18.05.2023 tarih ve ███████ Esas ███████ Karar sayılı ilamı ile 7194 sayılı Kanunun 41. maddesi ile iptal edilmiş olduğundan tarafların iddia ve savunmaları ile ilk itirazları değerlendirilerek davanın esası hakkında bir karar verilmek üzere, Mahkememiz kararının bozulduğu anlaşılmıştır.Zamanaşımı konusunda davacı lehine usuli kazanılmış hak bulunmadığından, esasa ilişkin diğer konulardan önce zamanaşımı hususunun değerlendirilmesi gerekmektedir.Zamanaşımı süreleri genel olarak yalnızca alacak hakları için öngörülmüş olup bu hakların zamanaşımı sürelerine tabi tutulmasının çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Özellikle uzun yıllar boyunca talep edilmemiş olan alacak hakkının ya elde edilmiş ya da ifa dışındaki bir nedenle sona ermiş olması, uzun yıllar boyu ifanın kanıtı olan belgeleri saklamasının borçludan beklenemeyecek olması, ifa talebiyle karşılaşan borçlunun borcunu ifa etmiş olsa bile ifayı ispat etmesinin neredeyse olanaksız olması ve bu durumda borçlunun hukuken korunmasının gerekmesi, hukuk düzeninin istikrar kazanmış durum ve ilişkilere dokunmak istememesi, hukuki güvenlik ilkesi ve geçmişte kalan olaylardan dolayı uyuşmazlığın sürdürülmesinde kamu yararı bulunmaması bu nedenler arasında yer almaktadır (Erdem, Mehmet: Özel Hukukta Zamanaşımı, İstanbul 2010. s. 16.)Hukukumuzda zamanaşımı, uyuşmazlığın niteliği ve vasıflandırmasına göre farklı sonuçlara ve sürelere bağlandığından öncelikle taraflar arasındaki hukuki ilişkinin nitelendirilmesi gerekmektedir.Somut olayda davacı vekili, müvekkilinden yüksek kar vaadi ve her an iade edilebileceği garantisiyle para tahsil edildiğini, müvekkilinin geçersiz belgelerle şeklen şirket ortağı gibi gösterildiğini, tahsil edilen paraların muhasebe kayıtlarına yansıtılmadığını, para iade taleplerinin reddedildiğini, taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi bulunmadığını iddia ettiğinden, uyuşmazlığın haksız fiilden kaynaklı olduğu neticesine varılmıştır.Uyuşmazlığın nitelemesi kadar kuşkusuz zamanaşımı süresinin başlangıç tarihinin tespiti de somut olayda önem arz etmektedir.Yargıtay 11. Hukuk Dairesi benzer bir davaya ilişkin olarak 13.03.2023 tarih ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı emsal ilamı ile; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir... Bu itibarla off shore alacakların tahsiline ilişkin davalar bakımından verilen işbu içtihadı birleştirme kararının gerekçesi, somut uyuşmazlık bakımından da açıklayıcı ve yol gösterici mahiyette olup zamanaşımı hususunun bu bakış açısı ile değerlendirilmesi elzemdir..." şeklinde karar vermiştir.Yukarıda yer verilen Yargıtay ilamında özellikle belirtildiği üzere, içtihadı birleştirme kararları konularıyla sınırlı, gerekçeleri ile açıklayıcı ve yol gösterici, sonuçlarıyla bağlayıcı kararlardır. Bu bakımdan eldeki davada, dosyaya sunulan ortaklık durum belgesi ve taraf vekillerinin dilekçe içerikleri dikkate alındığında taraflar arasındaki hukuki ilişkinin, dolayısıyla zamanaşımı süresinin, 1999 yılında başladığı neticesine varılmıştır.Somut olayda, zamanaşımı bakımından 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Zira, 818 sayılı Borçlar Kanunu, 11.01.2011 tarihinde kabul edilen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 647 nci maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ise de; 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanım hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden haşlayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur” hükmünü haizdir. 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesi; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazam olan tarafın zarara ve failine ıttıla tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.” hükmünü içermektedir.818 sayılı Borçlar Kanunun 60. maddesinde haksız fiilden kaynaklı maddi ve manevi tazminat istemleri için 1 yıllık ve 10 yıllık ile ayrıca uzamış ceza zamanaşımı süreleri düzenleme altına alınmıştır. Genel kural, davanın, zararın ve tazminat borçlusunun öğrenilmesinden başlayarak 1 yıl içinde açılması gerektiğidir. Ayrıca ilgili kanun maddesinde üst sınır olarak 10 yıllık süre tayin edilmiştir. Söz konusu 10 yıllık sürenin başlangıcı ise eylem günüdür. Ayrıca tazminata ilişkin eylem, ceza kanunlarında suç oluşturuyorsa ve daha uzun bir zamanaşımı süresini öngörüyorsa, tazminat talep süresi de ceza kanunundaki öngörülen zamanaşımına kadar uzamış kabul edilir.Davalı şirketin yetkilileri hakkında Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin ████████ Esas sayılı dosyasıyla açılan en son kamu davasında; mahkemenin 25.03.2011 tarih ve ████████ Karar sayılı ilamıyla "Örgüt Kurma ve Örgüte Üye Olma, Hizmet nedeniyle Görevi kötüye Kullanma, Nitelikli Dolandırıcılık" suçlamaları nedeniyle tüm sanıklar (davalı şirket yetkilileri) hakkında açılan davalarının 765 sayılı TCK'nun 102/4. ve 104/2. maddelerinde öngörülen zamanaşımı süresinin dolduğundan CMK'nun 223/8 maddesi gereğince davaların ayrı ayrı düşürülmesine karar verildiği, bu kararın Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 12.11.2012 tarih ve ██████████ Esas, ██████████ Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.765 sayılı TCK'nun 102. ve 104. maddelerinde bahsi geçen suçlara ilişkin öngörülen zamanaşımı süresi 5 yıl, uzamış ceza zamanaşımı süresi ise 7,5 yıldır.Ceza davası zamanaşımı süresinin amacı gözetildiğinde, daha uzun olmak şartıyla bu sürenin hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresi hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresi açısından uygulanması gerekir. On yıldan fazla ceza davası zamanaşımı süresinin söz konusu olduğu bir durumda artık nispi ve mutlak zamanaşımı süresi dikkate alınmayacaktır. Bu durumda ceza davası zamanaşımı süresi hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresinin hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin yerini alacak, tazminat davası en geç bu sürenin sonuna kadar açılabilecektir. Öte yandan ceza davası zamanaşımı süresi bir yıllık nispi zamanaşımı süresinden uzun ancak on yıllık mutlak zamanaşımı süresinden kısa ise bu durumda sadece nispi zamanaşımı süresinin yerine uygulanma imkanına sahip olacaktır. (Tekinay/Akman Burcuoğlu/Altop, s. 725.). Zarar gören, zarar ve faili ne zaman öğrenmiş olursa olsun on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin geçmemiş olması şartıyla ceza davası zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir. Bununla birlikte ceza davası zamanaşımı süresi dolmuş olsa dahi zarar gören on yıllık mutlak zamanaşımı süresi içerisinde zarar ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık nispi zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi █████████ E. █████████ K.)Nitekim Konya Bam 6. Hukuk Dairesi'nin benzer mahiyetteki davaya ilişkin olarak verdiği █████/2023 tarih ve █████████ Esas █████████ Karar Sayılı kararı: "..davacının, şirkete █████/2000 tarihinde para yatırdığı buna karşın eldeki davanın █████/2018 tarihinde zamanaşımı süreleri geçtikten sonra açıldığı, bu nedenle davalılar ........ A.Ş ve ........'na yönelik açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmadığından davalı ........ A.Ş ve ........'nun istinaf taleplerinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, HMK'nın 353/1.b.2 maddesi gereğince; ........ A.Ş ve ........'na yönelik açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine,.." şeklindedir.Söz konusu İstinaf Mahkemesi kararının temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince verilen █████/2024 tarih, █████████ Esas, █████████ Karar sayılı karar ise: "... Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesi kararında zamanaşımına ilişkin hangi sürenin karara esas alındığı açıkça belirtilmişse de Dairemizin bu husustaki müstakar kararlarında belirtildiği üzere davalıların eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, cezanın üst sınırına göre ceza zamanaşımı süresinin 765 sayılı Kanun’un 102 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu, davanın da davalı tarafa paranın yatırıldığı tarihten itibaren 7.5 yıldan sonra yani zamanaşımı süresinden sonra açılmış olmasına göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir..." şeklindedir.Yukarıda yer verilen yüksek mahkeme kararlarında belirtildiği gibi, davalıların eylemlerinin haksız fiil niteliğinde olduğu, süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunulduğu, davacının davalı şirkete para yatırdığı tarihten itibaren 7,5 yıldan sonra - yani zamanaşımı süresi geçtikten sonra - eldeki davanın açıldığı, bu sebeple davalı ........ a.ş. yönünden davanın 22.436,24euro'luk kısmı için ve davalı ........ yönünden davanın tamamı için davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermek gerektiği netice ve kanaatine varılarak; aşağıdaki şekliyle hüküm tesis edilmiştir..." gerekçesiyle;1-Davalı ........ A.Ş. yönünden davanın 13.804,88 Euro'luk kısmının kesin hüküm dava şartı eksikliği sebebiyle USULDEN REDDİNE,2-Davalı ........ A.Ş. Yönünden davanın 22.436,24 Euro'luk kısmının ZAMANAŞIMINDAN REDDİNE,3-Davalı ........ Yönünden davanın ZAMANAŞIMINDAN REDDİNE, şeklinde karar verilmiştir.İSTİNAF SEBEPLERİ
: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 21.04.2019 tarihli ıslah dilekçesinde belirtildiği üzere; davalı tarafça ileri sürülen Konya 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/1 esas sayılı tanıma/tenfiz dosyası irdelendiğinde işbu dosyada bulunan ve incelenen davalı tarafça SPK'ya ibraz edilen CD kayıtlarının, ceza dava dosyalarının, TBMM, MASAK ve SPK soruşturma raporlarının yabancı mahkeme dosyasında ileri sürülmediği ve incelenmediğinin görüleceğini, işbu dosya açısından kesin hüküm teşkil etmediğinin anlaşılacağını, yabancı mahkeme ilamında yazılı 13.804,88 EURO'nun ıslaha konu edilmediğini, ıslaha konu edilmemesine rağmen ilk derece mahkemesince 13.804,88 Euro tutarının reddinin doğru olmadığını, ilk derece mahkemesince zamanaşımına karar verilmesiyle hukuk devleti ilkesi, hukuki güven ve öngörülebilirlik ilkesinin ihlal edildiğini, bir tarafın, dava açıldığı andaki mevzuata göre davasında veya savunmasında haklı olup da dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren yeni bir kanun hükmü veya yeni bir içtihadı birleştirme kararı gereğince davada haksız çıkmış sayılamayacağından yargılama giderlerine mahkum edilemeyeceğini, bu nedenle müvekkili aleyhine yargılama giderlerine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
:Dava; davalı şirkete ortak olunmadığının tespiti ile kâr payı alınması maksadıyla verilen paranın iadesi istemine ilişkindir.İstinaf incelemesi HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve re'sen kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı, yabancı mahkeme ilamında yazılı 13.804,88 Euro'nun ıslaha konu edilmediğini iddia etmiş ise de, dosyada mevcut bilirkişi raporu ile diğer bilgi ve belgelere göre davacının davalı şirkete toplam 37.222,00 Euro para yatırdığı, Konya 5.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2019/1 Esas-███████ Karar sayılı kesinleşen kararıyla tenfizine karar verilen yabancı mahkeme ilamında davacı lehine davalı ........ A.Ş. aleyhine 13.804,88 Euro'nun hüküm altına alındığı, davacının ıslahla 36.241,12 Euro talep ettiği bu sebeple davalı ........ A.Ş. yönünden davanın 13.804,88 Euro'luk kısmının kesin hüküm nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesinde ve reddedilen bu kısım için davalı ........ A.Ş. lehine vekalet ücretine hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır.Zamanaşımı yönünde verilen karara gelince; somut olayda, davalı tarafça süresi içerisinde zamanaşımı def'inde bulunulduğu, zamanaşımı def'i yönünden davacı taraf lehine usuli kazanılmış bir hakkın söz konusu olmadığı, davalıların eylemi haksız fiil niteliğinde olup, haksız fiilin işlendiği tarihin tespitinin önem arz ettiği, haksız fiilin meydana geldiği tarih ile davanın açıldığı tarih nazara alındığında, davalı tarafın zamanaşımı def'inin 818 sayılı Borçlar Kanunu ve 765 sayılı TCK hükümlerine göre değerlendirilmesi gerektiği, buna göre, 818 sayılı Yasada genel zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğu, 765 sayılı Yasa'nın 102/4 ve 104/2. maddelerinde ise, eyleme uyan zamanaşımı süresinin 5 yıl, uzamış zamanaşımının 7,5 yıl olduğu, dosya içerisinde mevcut bilirkişi raporu ile diğer bilgi ve belgelere göre davacının davalı şirkete █████/1997 tarihinde 30.927 Euro, █████/1998 tarihinde 5.623 Euro ve █████/1999 tarihinde 672 Euro olmak üzere toplam 37.222 Euro para yatırdığı , buna karşın eldeki davanın ceza zamanaşımı süresi olan 7,5 yıllık süre geçtikten sonra █████/2018 tarihinde açıldığı, ilk derece mahkemesince davalı ........ A.Ş yönünden davanın 22.436,24 Euro'luk kısmının ve davalı ........ yönünden davanın tümden zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizliğin bulunmadığı anlaşılmıştır.Ancak; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12.07.2023 tarih, ███████-658 Esas ████████ Karar sayılı ilamında "....Öte yandan bir tarafın, dava açıldığı andaki mevzuata göre davasında veya savunmasında haklı olup da dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren yeni bir kanun hükmü veya yeni bir içtihadı birleştirme kararı gereğince davada haksız çıkmış sayılamayacağından yargılama giderlerine mahkum edilemeyeceği kuşkusuzdur. Zira bir kimseye diğer tarafın dava giderlerinin yükletilmesinin nedeni, o kimsenin diğer tarafın gider yapmasına haksız olarak sebebiyet vermiş olmasıdır. İşte bu nedenledir ki, dava açıldığı anda haklı durumda bulunan tarafın, yargılama sırasında meydana gelen mevzuat değişikliği sonucu haksız çıkmış sayılamayacağından yargılama giderlerinden sorumlu tutulması olanaklı değildir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18.11.2009 tarihli ve ███████-421 Esas- ████████ Karar sayılı kararı)...." hususu belirtilmiştir. Yargılama sırasında Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunca verilen 22.04.2022 tarih 2021/7 Esas 2022/2 Karar sayılı kararı ile haksız fiilin işlendiği tarihin, paranın alındığı tarih olduğu ve zamanaşımı süresinin bu tarihten itibaren işlemeye başlayacağı kararlaştırıldığından Yargıtay HGK'nın 12.07.2023 tarih, ███████-658 Esas- ████████ Karar sayılı kararı doğrultusunda zamanaşımı nedeniyle verilen karar yönünden davalıların yaptığı yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılması ve davalılar lehine vekalet ücreti taktir edilmemesi gerekirken zamanaşımı sebebiyle verilen karar yönünden davalılar lehine vekalet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya uygun olmadığından; davacının buna yönelik istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması, HMK'nın 353/1.b.2 maddesi gereğince yeniden karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatiyle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;A) Davacının istinaf başvuru talebinin KABULÜ ile; Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2024 tarih, ... Esas - ... Karar sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,1-İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yatırılan 615,40 TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine,2-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına,3-İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yatırılan 1.683,10 TL istinaf kanun yoluna başvuru harcının davalılardan alınarak davacıya verilmesine,B) Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.2 maddesi gereğince davacı talebi ile ilgili YENİDEN HÜKÜM KURULMASINA,1-Davalı ........ A.Ş. yönünden davanın 13.804,88 Euro'luk kısmının kesin hüküm dava şartı eksikliği sebebiyle USULDEN REDDİNE,2-Davalı ........ A.Ş. yönünden davanın 22.436,24 Euro'luk kısmının ZAMANAŞIMINDAN REDDİNE,3-Davalı ........ yönünden davanın ZAMANAŞIMINDAN REDDİNE,4-Dava açılırken peşin alınan 35,90 TL ve yargılama sırasında alınan 4.033,28 TL ıslah harcı toplamı olan 4.069,18 TL harçtan Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL harcın mahsubu ile fazla alınan 3.337,18 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,6-Davalılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,7-Kesin hüküm dava şartı eksikliği sebebiyle verilen karar yönünden AAÜT'ye göre hesaplanan 17.900,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ........ A.Ş.'ye verilmesine,8- Zamanaşımı sebebiyle verilen karar yönünden davalılar lehine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,9-Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333 ve HMKGAT'nin 5/1. maddeleri gereğince yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde gider avansını yatıran tarafa iadesine,C) Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/4. maddesi gereğince kararın tebliği işlemlerinin Dairemiz tarafından yapılmasına,D) Kararın temyiz edilmeden kesinleşmesi halinde dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda verilen kararın HMK'nın 361/1 maddesi gereğince taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Dairemize, temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine veya İlk Derece Mahkemesine verilecek dilekçe ile temyiz kanun yoluna başvurma talebinde bulunulabileceğine █████/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.Başkan ...e-imzalıdırÜye ...e-imzalıdırÜye ...e-imzalıdırKatip ...e-imzalıdır.....