Anahtar kelimeler: Https Url Davatazminat Kaleme Sayıştaydan Reçete Acı İçerik İmtiyaz Sitesinin

T.C.
İSTANBUL11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİESAS NO
:████████ EsasKARAR NO
:████████MAHKEMEMİZ DOSYASI İLE BİRLEŞEN YİNE MAHKEMEMİZİN ... SAYILI DOSYASI YÖNÜNDEN:DAVA
:Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)DAVA TARİHİ
: █████/2025KARAR TARİHİ
:█████/2025------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------DAVA
:Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)DAVA TARİHİ
:█████/2025KARAR TARİHİ
:█████/2026Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı... Tic. Ltd. Şti.'nin imtiyaz sahibi olduğu internet sitesinin "https://.../...-..." URL adresinde davalı ... tarafından kaleme alınan "Sayıştay’dan ... ...’ya acı reçete…" başlıklı içerik 08.01.2025 tarihinde yayınlandığını, bahse konu içeriklerde davalılar tarafından;... bu yıl içinde büyük bir olasılıkla medyadan tamamen çekilmek zorunda olduğu,... Bankası’ndan 2018 yılında aldığı 700 milyon dolarlık proje, 200 milyon dolarlık da işletme kredisini geri öde(ye)meyen ... ... Grubunun bu kez fena halde köşeye sıkıştığı,... desteklemek için kurulan bir kamu kuruluşu olan ... Bankasının ... ...’ya hoşgörülü davrandığı,Bankanın tüm hoşgörülü yaklaşımına karşı ... ana para borcunun bir kuruşunu dahi ödememekte ısrarcı olduğu, bunun üzerine başka ...’daki tesisler olmak üzere ... şirketlerine ait tüm bina ve arsalara el konulduğu, El konulan tüm varlıkların değerinin, 30 milyar liralık borcun beşte birini bile karşılamadığı, bankanın ... gruba verdiği parayı geri alabilmek için daha radikal yaptırımlar uygulaması gerektiği,Bu durumda geriye tek bir seçenek kaldığı ve bu seçeneğin başta ..., ..., ... gazeteleri ile ... ve ... televizyonlarının sahipliğinin ve yönetiminin en geç bu yıl içinde ... Bankası’na geçmesi olduğu, banka yöneticilerinin bu seçeneğe sıcak bakmamalarının sebebinin de grubun sürekli zarar etmesi olduğu,... ... medyaya girdiği günden bu yana, iktidar yanlısı bir yayın politikası izlemek için binlerce muhabiri, editörü, yazarı, genel yayın müdürünü ve yazı işleri müdürünü işten attığı,... ... işten atılan birçok personelin tazminatını vermeye yanaşmadığı, bunun sebeple işten atılanların yıllarca mahkemelere gidip gelmesi gerektiği,... ... kanallarının televizyonlar rating sıralamasında ciddi kan kaybettiği,... grubun geleceği konusunda ... kardeşler arasında da ciddi bir görüş ayrılığı oluştuğu,Küçük kardeş ... ... ... şirketlerindeki aktif görevlerden tamamen çekildiği, tüm stratejik kararların ... tarafından alındığı,Kardeşlerin en büyüğü ... ...'in yönetim konusunda ...’le anlaşamamakla birlikte ...’la yakınlığını kullanarak sorunun “ötelenmesini” sağladığı,Sayıştay raporuna göre ... bu yıl içinde büyük bir olasılıkla medyadan tamamen çekilmek zorunda olduğu, aksi halde ... Bankası yönetiminin başının fena halde ağrıyacağı,... Grubun sadece ... şirketlerini kaybetmekle kalmayıp enerji ve şans oyunlarındaki yatırımlarını da küçültmek zorunda kalabileceleri" gibiasılsız şekilde iddia edilmiş, müvekkiller haksız bir şekilde aşağılanma ve karalanma saikiyle, haber amacı gütmeyen ifadeler ile iftira ve hakarete uğramış, müvekillerin kişilik hakları ve ticari itibarı zedelenmeye çalışıldığını, davalılar, şikayete konu eylemleriyle müvekkillerin kişilik haklarına ve ticari itibarına saldırmış, müvekkilere karşı haksız fiiliyle haksız rekabeti ihlal ettiklerini, davalılar tarafından müvekkiller hakkında karalayıcı ve itibar zedeleyici beyanlarda bulunulmak suretiyle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu' nun Haksız Rekabet hükümlerinin ihlal edildiğini, davalılar tarafından müvekkil hakkında karalayıcı ve itibar zedeleyici beyanlarda bulunulmak suretiyle 4271 sayılı Türk Medeni Kanunu' nun 24.ve 25.maddeleri uyarınca müvekkillerin kişilik haklarına saldırıldığını, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 49.maddesi uyarınca haksız fiil işlendiğini, davalıların eylemi ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğini, davalıların eylemleri basın özgürlüğü kapsamında dahi değerlendirilemeyeceğini, açıklanan tüm bu nedenlerle öncelikle tensip ile birlikte verilecek ihtiyati tedbir kararıyla https://.../...-...URL adreslerindeki içeriklerin tedbiren yayından çıkarılmasına ve erişime engellenmesine, her bir müvekkil için 50.000,00 TL olmak üzere toplam 200.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile müvekkillere verilmesine, dava neticesinde yukarıda yer alan URL adreslerindeki içeriklerin yayından çıkarılmasına ve erişime engellenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Birleşen dosya davacı vekili dava dilekçesinde; dava konusu içeriğin yayınlandığı internet sitesinin imtiyaz sahibi olan... Tic. Ltd. Şti.'ye karşı işbu davaya konu içerik sebebiyle müvekkillerince İstanbul ... Aliye Ticaret Mahkemesinin ... E. Sayılı dosyası ile tazminat davası açıldığını, dava konusu ve davacıları aynı olan ilgili dava ile işbu davanın birleştirilmesini talep ettiklerini, davalı tarafından müvekkilleri hakkında karalayıcı ve itibar zedeleyici beyanlarda bulunulmak suretiyle 6102 sayılı türk ticaret kanununun haksız rekabet hükümleri ihlal edildiğini, davalı, davaya konu içerikte, müvekkillerinin şahsına, ... ... ve sahibi olduğu ... organlarına aleni bir şekilde hakaret ettiğini, mesnetsiz iftira ve isnatlarda bulunduğunu, müvekkilleri ... ve ... ..., müvekkili şirketin sahibi olduğu kanallar ve ... Holding hakkında yanlış, yanıltıcı ve gereksiz yere tahkir edici beyanlarda bulunulması müvekkillerinin ticari hayatında olumsuz intiba yaratma amacıyla yapıldığını, dürüstlük kurallarına aykırı davranılarak, müvekkilleri hakkında doğru olmayan iddia ve isnatlarda bulunulmuş, müvekkilleri maddi olarak zor durumda, mal varlıklarını satmak zorundaymış gibi gösterilmiş, diğer kişi ve kurumların ve hatta kamuoyunun, müvekkilleri hakkında yanlış bir kanaat edinmeleri kastıyla hareket edildiğini, davalının amacı; dürüst biçimde faaliyet yürüten müvekkilleri, gerçek dışı yanıltıcı açıklamalarla kötülemek ve haksız yere rekabette geri bırakmaya çalışıldığını, davalı tarafından müvekili hakkında karalayıcı ve itibar zedeleyici beyanlarda bulunulmak suretiyle 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunun 24,. Ve 25. maddeleri uyarınca müvekkillerin kişilik haklarına saldırılmış, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu 49. maddesi uyarınca haksız fiil işlendiğini ileri sürerek dilekçesinde bildirmiş olduğu diğer nedenlerle; işbu davanın İstanbul ... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... E. sayılı dosyasına birleştirilmesine, her bir müvekkil için 50.000,00 TL olmak üzere toplam 200.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkillere verilmesine, dava neticesinde yukarıda yer alan URL adreslerindeki içeriklerin yayından çıkarılmasına ve erişime engellenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Asıl davada davalı şirket vekiline dava dilekçesi usulüne uygun tebliğ olunmasına rağmen, davalı şirket vekili süresinde cevap dilekçesi sunmamış, yargılama sırasında davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Birleşen dosya davalı vekili cevap dilekçesinde; bahsi geçen haberde, hiçbir ifade hiçbir eylem hukuka aykırı olmadığı gibi eleştiri sınırları dışına çıkılmadığını, müvekkilin yaptığı iş gereği ülke gündemini meşgul eden güncel ve kritik konularda kamuoyunu bilgilendirmek, bilinçlendirmeye ve düşündürmeye yönelik günlük haberler yapmak, konuları yorumlamak, eleştiri ve farklı düşünceleri kamuoyu ile paylaşmak hem işi hem görevi olduğunu, medyanın amacının da halkı muğlak konularda düşündürmek ve eldeki bulgularla bilgilendirmek olduğu aşikar olduğunu, bilindiği üzere bir basın çalışanlarının asıl gayesi araştırmak, düşünmek ve düşündüklerini ifade özgürlüğünün vermiş olduğu sınırlar içinde dile getirmek olduğunu, ifade etmek gerekir ki kamu ilgisi ve yararına haiz anlatılmak istenen olay ve tenkit edilmek istenen durumla, haberde kullanılan ifadeler arasında düşünsel bağ bulunmakta olduğunu, haberde anlatılan olaylar, tamamıyla hukuka uygun şekilde anlatıldığını, bu yönüyle dava konusu yayın hukuka aykırı unsurları barındırmamakta olduğunu, müvekkilinin mesleki vazifesini yerine, getirmiş, gerek basın özgürlüğünün gerekse hem Anayasanın hem de uluslararası pek çok sözleşmenin asli unsuru olan düşünce ifade özgürlüğünün vermiş olduğu yetkiyle hareket ederek, gündemde yer tutan bu mühim konu hakkında davacı tarafı tenkit ettiğini, davacı tarafın, dava konusu haberin her ne kadar kişilik haklarını ihlal eden, aşağılayıcı, küçük düşürücü ifadeler içerdiği iddia edilse de haberde bahsi geçen konuyu yansıtan, konu ile uyumlu bulunan haber başlıklarının sırf dikkat çekici ve ilgi uyandırıcı şekilde hazırlanmış olması, yayının hukuka aykırı kılınmasını gerektirmemekte olduğunu, bir haberin kamuoyuna en hızlı şekilde aktarılması sağlanırken diğer taraftan da en etkileyici ve okuyucuyu habere yönlendirici şekilde verilmesinin zorunluluk olduğunu, gerek ilgili kanun maddeleri gerekse yerleşik içtihatlarına göre basının haberin doğruluğu araştırma veya bu hususta belge sunmak gibi bir yükümlülüğü bulunmamakta olduğunu, dolayısı ile karşı tarafın iddiaları yersiz ve mesnetsiz olduğunu, manevi tazminat davalarında zarar karşılığı olarak talep edilen miktarın talepte bulunanı zenginleştirecek oranda olmaması gerektiğini, davacı yanın iddia ettiği gibi kişilik hakkı ihlaline sebebiyet veren bir haber variz olmadığını, keza müvekkil yayıncı kuruluş, görünürde gerçekliğe uygun haberleri, yayıncılık ilkeleri, AİHS, anayasa ve basın kanunu çerçevesinde ve yayın politikasına uygun olarak yayınlamış ve bu minvalde gerek Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarına gerekse basın ve ifade hürriyetinin sınırlarına riayet ettiği mahkemece her türlü izahtan vareste olduğunu, açıklanan tüm bu nedenlerle huzurdaki haksız ve mesnetsiz davanın ve fahiş tazminat talebinin reddine, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davacıdan tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.HUKUKİ NİTELENDİRME DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:Asıl ve birleşen dava; TTK'nın 56. maddesi uyarınca, haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ile manevi tazminat taleplerine ilişkindir.Mahkememizce davaya konu olarak İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü' ne müzekkere yazılarak davalı şirketin tüm sicil dosyası istenmiş, ilgili kolluklara müzekkere yazılarak adres araştırması yapılmış, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü' ne müzekkere yazılarak davacı şahısların tacir kaydının bulunup bulunmadığı hususları sorulmuş, Beykoz Vergi Dairesine müzekkere yazılarak davacı asillerin hangi usulde defter tuttukları ile son vergi beyannameleri ve ekleri celp edilip incelenmiştir.Asıl davada davalı olarak belirtilen ...' a usulüne uygun olarak tebligat yapılamamış, adres araştırmasından da bir fayda sağlanamadığından, ilanen tebligat yoluna gidilmiş, davacı tarafça ilanen tebligat masrafı ödenmemiş, daha sonrasında asıl davada ... olarak bildirilen kişinin birleşen dosyada davalı olarak belirtilen ... olduğunun bildirildiği anlaşılmıştır.Somut uyuşmazlıkta asıl davanın davalı ... yönünden yanlış hasma yöneltildiği anlaşıldığından mahkememizce bu davalı yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır.Anayasanın 90. maddesinin son fıkrası ise; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmünü içermektedir. Bu durumda, mahkemelerce önlerine gelen uyuşmazlıklarda usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar ile iç hukukun birlikte yorumlanması ve uygulanması gerekmektedir.Hâl böyle olunca, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde (AİHS) konunun nasıl düzenlendiğinin ve Sözleşme'nin uygulanmasını sağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının incelenmesi yerinde olacaktır.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “İfade Özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinin birinci fıkrası; “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.” hükmünü içermekte olup hangi hâllerde ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği de aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir.İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birisi olup, toplumsal ilerlemenin ve her bireyin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin ikinci fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olmaz (Handyside, parag. 49, başvuru no: ███████, 07.12.1976). AİHS'nin 10. maddesinde benimsenen ifade özgürlüğü bu şekilde olmakla birlikte, yine de dar bir yorum gerektiren istisnalar içermektedir ve bu hakkı kısıtlama ihtiyacının ikna edici bir biçimde ortaya konması gerekmektedir (Pakdemirli/Türkiye kararı, başvuru no: ████████, 22 Şubat 2005).İfade özgürlüğü geniş bir şekilde yorumlanmakta ise de, sınırsız olmadığı da Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilmiştir. Burada çözülmesi gereken temelsorun ifade özgürlüğü ile kişilik haklarına yönelik saldırı arasındaki sınırın hangi ölçütlere göre saptanacağıdır.AİHM önüne gelen uyuşmazlıklarda yapılan müdahalenin ifade özgürlüğünü ihlal edip etmediğini aşağıdaki kriterleri uygulayarak tespit etmektedir:1. Müdahalelerin yasayla öngörülmesi
:AİHM, Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “yasayla öngörülme” ifadesinin, ilk olarak, itiraz konusunun iç hukukta bir dayanağı olması gerektiğini hatırlatır. Ancak söz konusu ifade hukuki normların ilgili kişinin erişiminde olmasını, sonuçlarının öngörülebilmesini ve hukukun üstünlüğü ilkesine uygun olmasını gerektiren kanun niteliğine de atıfta bulunmaktadır (Association Ekin/Fransa, başvuru no: ████████; Ürper ve diğerleri/Türkiye kararı, başvuru no: ████████, ████████, ████████, ████████, ████████, ████████, ████████, ████████ ve ████████, 20 Ekim 2009).2. Müdahalelerin meşru bir amaç izleyip izlemediği konusu:Sözleşme’nin 10/2. maddesine göre, “… bu özgürlüklerin kullanılması, demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”Görüldüğü üzere yasayla düzenlemek şartıyla ve “başkalarının şöhret ve haklarının korunması” amacıyla ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği kabul edilmekte olup sınırlama haklı olsa bile, bu kez sınırlamanın orantılılığı gündeme gelecektir (bkz. sınırlamanın orantısızlığı konusunda Pakdemirli/Türkiye kararı). Kişilik hakkının korunması ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi iyi sağlamak gerekmektedir. Özellikle siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin kişilik hakları ve şöhretleri söz konusu olduğunda bu dengede ifade özgürlüğünün ağır bastığı konusunda kuşku yoktur. Diğer bir deyişle, terazide bir yanda siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin “kişilik hakları”, diğer yanda “ifade özgürlüğü” bulunduğu durumlarda, tercihin daha çok ifade özgürlüğünden yana kullanıldığı söylenebilir (Doğru, O., Nalbant, A; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Açıklama ve Önemli Kararlar, C. 2, Ankara 2013, s. 232).3. Müdahalelerin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı konusu:AİHM, ifade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun temel yapılarından birini oluşturduğu ve toplumun gelişimi ve bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşullarından biri olduğunu hatırlatır (Lingens/Avusturya, başvuru no: ███████, 08 Temmuz 1986). İfade özgürlüğü istisnalara tabi olsa da, bu istisnalar dar bir biçimde yorumlanmalı ve sınırlama nedeni ikna edici bir biçimde ortaya konmalıdır (Observer ve Guardian/Birleşik Krallık, A Serisi no: 216, başvuru no: ████████, 26.11.1991).Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 25.04.2018 tarihli ve 2017/4-1320 E., ████████ K.; 30.05.2018 tarihli ve 2017/4-1470 E., █████████ K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.Basın özgürlüğü ise ifade özgürlüğünün en önemli unsurlarından birisidir. AİHM basın ile ilgili kararlarında ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birisini oluşturduğuna değinildikten sonra basına tanınması gereken güvencelerin özel bir öneme sahip bulunduğu belirtilmektedir. Basın ve diğer ... organlarının ifade özgürlüğü kamuoyuna yöneticilerin görüş ve davranışlarını tanıtmak ve yargılamak için en iyi araçlardan birisini sunmaktadır. Basına siyasal arenada ve kamunun ilgilendiği diğer alanlarda tartışma konusu olan bilgi ve görüşleri iletme görevi düşer. Basının bu görevi, kamuoyunun da bilgi ve görüşleri alma hakkı ile tanımlanır (Handyside/Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976, Başvuru No: ███████, 49, Centro Europa 7 S.R.L. And Dı Stefano/İtalya, Başvuru No: ████████, 131).Bu açıklamalardan sonra, denilebilir ki, basın özgürlüğünün kişilik haklarına üstün tutulabilmesi için haberin gerçeğe uygun olması, gerçeğe uygun yayımın haber niteliği taşıması, gerçeğe uygun haberlerin verilmesinde nesnel (objektif) ölçütlere uyulması, haberin veriliş biçimi yönünden özle biçim arasında ölçülülük bulunması gerekir. Bir yayımın hukuka uygun olduğunun kabul edilebilmesi ancak açıklanan bütün bu koşulların birlikte varlığı halinde mümkündür. Yapılan bir yayım bu temel ilkelerden herhangi birine ters düşüyorsa hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmiş olacaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.06.2015 tarihli ve 2014/4-33 E., █████████ K., 08.05.2013 tarihli ve 2012/4-1162 E., ████████ K.sayılı kararları).Önemle vurgulanmalıdır ki yayımlanmasında kamu yararı bulunan, gerçek ve güncel bir haberin veya eleştirinin, özle biçim arasında denge kurulmak suretiyle verildiği durumlarda manevi tazminat sorumluluğunun temel öğesi olan “hukuka aykırılık” gerçekleşmeyeceğinden basının sorumluluğu da söz konusu olamaz.Basın objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle olay ve konu ile ilgili olan, görünen, bilinen her şeyi araştırma, inceleme ve olayları o anda belirlenen biçimi ile değerlendirme, yayma ve yayınlama yetki ve sorumluluğuna sahip olmakla birlikte, haberin verilişi sırasında özle biçim arasındaki dengenin bozulmaması gerekir.Öte yandan haberde gerekli, yararlı ve ilgili olmayan nitelemeler ve yorumlar yapıldığı, haberin içeriğine uygun düşmeyen, tahrik edici, kamuoyunda husumet ve kuşku yaratıcı, güveni zedeleyici bir üslubun kullanıldığı durumlarda, özle biçim arasındaki denge bozulmuş sayılır. Bu da hukuka aykırılığın varlığını kabule imkan sağlar.Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.Ne var ki, basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Haklar ve Ödevler bölümünde yer alan ve gerekse 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 24 ve 25. maddelerinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması yasal bir zorunluluk ve hukuki gerekliliktir.Yine, basının manevi tazminat sorumluluğunun doğması 818 sayılı Borçlar Kanununun 49. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 58) maddesindeki koşulların gerçekleşmiş olmasına bağlıdır.Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında dava konusu yayın ve ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Dava konusu haberde" ... bu yıl içinde büyük bir olasılıkla medyadan tamamen çekilmek zorunda olduğu, ... Bankası’ndan 2018 yılında aldığı 700 milyon dolarlık proje, 200 milyon dolarlık da işletme kredisini geri öde(ye)meyen ... ... Grubunun bu kez fena halde köşeye sıkıştığı, ... desteklemek için kurulan bir kamu kuruluşu olan ... Bankasının ... ...’ya hoşgörülü davrandığı,Bankanın tüm hoşgörülü yaklaşımına karşı ... ana para borcunun bir kuruşunu dahi ödememekte ısrarcı olduğu, bunun üzerine başka ...’daki tesisler olmak üzere ... şirketlerine ait tüm bina ve arsalara el konulduğu, El konulan tüm varlıkların değerinin, 30 milyar liralık borcun beşte birini bile karşılamadığı, bankanın ... gruba verdiği parayı geri alabilmek için daha radikal yaptırımlar uygulaması gerektiği, Bu durumda geriye tek bir seçenek kaldığı ve bu seçeneğin başta ..., ..., ... gazeteleri ile ... ve ... televizyonlarının sahipliğinin ve yönetiminin en geç bu yıl içinde ... Bankası’na geçmesi olduğu, banka yöneticilerinin bu seçeneğe sıcak bakmamalarının sebebinin de grubun sürekli zarar etmesi olduğu, ... ... medyaya girdiği günden bu yana, iktidar yanlısı bir yayın politikası izlemek için binlerce muhabiri, editörü, yazarı, genel yayın müdürünü ve yazı işleri müdürünü işten attığı, ... ... işten atılan birçok personelin tazminatını vermeye yanaşmadığı, bunun sebeple işten atılanların yıllarca mahkemelere gidip gelmesi gerektiği, ... ... kanallarının televizyonlar rating sıralamasında ciddi kan kaybettiği, ... grubun geleceği konusunda ... kardeşler arasında da ciddi bir görüş ayrılığı oluştuğu, Küçük kardeş ... ... ... şirketlerindeki aktif görevlerden tamamen çekildiği, tüm stratejik kararların ... tarafından alındığı, Kardeşlerin en büyüğü ... ...'in yönetim konusunda ...’le anlaşamamakla birlikte ...’la yakınlığını kullanarak sorunun “ötelenmesini” sağladığı, Sayıştay raporuna göre ... bu yıl içinde büyük bir olasılıkla medyadan tamamen çekilmek zorunda olduğu, aksi halde ... Bankası yönetiminin başının fena halde ağrıyacağı, ... Grubun sadece ... şirketlerini kaybetmekle kalmayıp enerji ve şans oyunlarındaki yatırımlarını da küçültmek zorunda kalabileceleri" şeklinde iddiaların dile getirildiği, davacılar hakkında kesin bir isnadda bulunulmadığı, toplumun bilgi edinme, basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı, habere yönelik toplumsal ilginin bulunduğu, gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekecek nitelikte aktarıldığı, özle biçim arasındaki dengenin bozulmadığı, demokratik toplum tarafından meşru sayılabilecek nitelikte, ifade özgürlüğüne getirilmesi gereken bir sınırlamanın gerekli olmadığı ve davacı tarafın kişilik haklarına bir saldırı bulunmadığı sonucuna varılarak asıl ve birleşen davanın ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.KARAR
: Gerekçesi yukarıda yazılı kararda açıklandığı üzere;1-Asıl ve birleşen davanın ayrı ayrı REDDİNE,2-Asıl dava yönünden; alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcının, peşin alınan 3.415,50 TL' den düşümü ile bakiye kalan 2.683,50 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacılara iadesine,3-Birleşen dava yönünden; alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcının, peşin alınan 3.415,50 TL' den düşümü ile bakiye kalan 2.683,50 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacılara iadesine,4-Davacılar tarafından asıl ve birleşen dosyada yapılan tüm yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,5-Davalı... Ticaret Limited Şirketi kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereği hesap olunan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak bu davalıya ödenmesine,6-Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereği hesap olunan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak bu davalıya ödenmesine,7-Gider avansının harcanmayan kısmının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,8-Asıl dava yönünden; 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 4.900,00 TL arabulucu ücretinin davacılardan alınarak Hazine'ye ödenmesine,9-Birleşen dava yönünden; 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 4.700,00 TL arabulucu ücretinin davacılardan alınarak Hazine'ye ödenmesine,Dair, davacı ve davalı vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine İSTİNAF YOLU açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. █████/2026Katip ...e-imzalıdırHakim ...e-imzalıdır