Anahtar kelimeler: Direnilmiştir Bozulmuş Kesinlik Şartı Eksiklikleri Direnme Sayisi Daire Esastan İşleminin

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI
: ███████ E., ████████ K.ÖZEL DAİRE KARARI
: Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 16.10.2023 tarihli ve█████████ Esas, █████████ Karar sayılı BOZMA kararıTaraflar arasındaki Kurum işleminin iptali ve tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.Kararın davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.Direnme kararı davalı ... vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı vekili; müvekkilinin eşinden boşanması üzerine ölmüş olan annesinden dolayı kendisine yetim aylığı bağlandığını, eski eşi ile sadece müşterek çocuklarla kurulan şahsi ilişki sebebiyle görüştüğünü, bunun dışında hiçbir şekilde bir araya gelmediklerini, buna rağmen Kurum görevlilerince tutulan tutanak üzerine aylığının kesildiğini, daha önce açtığı davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini ileri sürerek Kurum işleminin iptali ile müvekkiline yeniden aylık bağlanmasına ve kesilme tarihinden itibaren faiziyle birlikte aylıkların ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAPDavalı ... (SGK/Kurum) vekili; Kurum işleminin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin 15.04.2021 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile; davacı ve eski eşinin uyuşmazlık konusu dönemde aynı adreste kayıtlı olmadıkları, Medula kayıtlarından da birlikteliği gösterir başvuru veya tedaviye rastlanmadığı, abonelik kayıtlarının bulunmadığı, gerek bu dosyada gerekse Mahkemenin ████████ Esas numaralı dosyasında dinlenen tanıkların anlatımlarından davacı ve eski eşinin fiilen ayrı yaşadıklarının ve boşanmadan sonra bir araya gelmediklerinin belirlendiği, Kurum denetmenince de aksi yönde bir kayıt veya beyan bulunmamasına rağmen tarafların birlikte yaşadıkları yönünde yapılan tespitin hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.IV. İSTİNAFA. İstinaf Yoluna Başvuranlarİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.B. Gerekçe ve SonuçBölge Adliye Mahkemesinin 29.03.2023 tarihli ve █████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİA. Bozma Kararı1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Somut dosyada; davacının 11.03.2003 tarihinde boşandığ, murisin 06.07.2001 tarihinde vefat ettiği, davacının 04.04.2007-05.11.2013 dönemindeki adresi ile eski eşi ...'in (doğrusu:...) 07.11.2012 tarihinden sonraki adreslerinin aynı olduğu, Kurum tarafından ihbar üzerine araştırma yapıldığı anlaşılmaktadır.Mahkemece davacı ve eski eşin adreslerinden zabıta araştırması yapılarak davacının eski eşiyle yaşayıp yaşamadığı tespit edilmeli, adreslerden re'sen belirlenecek komşular tanık olarak dinlenilmeli, dinlenen tanıklara ilişkin ikamet kayıtları celp edilmelidir. Dosyada beyanı alınan tanıklar davacının boşandıktan sonra eski eşiyle birlikte yaşamadığını belirtmişlerdir. Diğer yandan davacı ve eski eşin adreslerinin aynı olması karşısında; tanık beyanlarıyla oluşan çelişkiler giderilmelidir. Ayrıca kuruma ihbarda bulunan kişi araştırılarak birlikte yaşama ile ilgili bilgisi alınmalıdır. Eksik hususlarda inceleme ve araştırma yapılarak elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir...." gerekçesiyle oy çokluğuyla karar bozulmuştur.B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararıİlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçe tekrar edilerek bozma kararının aksine tüm delillerin toplanıp tanıkların dinlendiği vurgulanmak suretiyle direnme kararı verilmiştir.VI. TEMYİZA. Temyiz Yoluna BaşvuranlarDirenme kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.B. Temyiz SebepleriDavalı Kurum vekili, boşanma tarihinden itibaren fiili birlikteliğin olup olmadığı konusunda gerekli araştırmaların yapılması gerektiğini, bozma ilâmında belirtilen eksiklikler giderilmeden karar verilmesinin hatalı olduğunu, dava dışı eşin Medula sisteminde kayıtlı muayene işleminde bildirilen adresi ve denetmen raporu içeriği dikkate alındığında tanık beyanları ile fiili birlikteliğin kanıtlandığını, bu nedenle Kurum işleminin hukuka uygun olduğunu ve davanın reddi gerektiğini belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.C. UyuşmazlıkDirenme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşamadığını iddia ederek Kurum işleminin iptali ile kesilen yetim aylığının yeniden bağlanması istemiyle açtığı eldeki davada, davacının eski eşi ile fiilen birlikte yaşayıp yaşamadığı konusunda mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermeye yeterli olup olmadığı; buradan varılacak sonuca göre bozma kararında belirtilen araştırmalar yapıldıktan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.D. Gerekçe1. İlgili Hukuk1. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) 56 ve geçici 1. maddeleri.2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2. maddesi.2. Değerlendirme1. Davanın yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinin 2. fıkrasıdır.2. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun “Gelir ve aylık bağlanmayacak haller” kenar başlıklı 56. maddesinde: “Ölen sigortalının hak sahiplerinden;a) Kendisinden aylık bağlanacak sigortalıyı veya gelir ya da aylık bağlanmış olan sigortalıyı kasten öldürdüğü veya öldürmeye teşebbüs ettiği veya bu Kanun gereğince sürekli iş göremez hâle veya malul duruma getirdiği,b) Kendisinden aylık bağlanacak sigortalıya veya gelir ya da aylık bağlanmamış olan sigortalıya veya hak sahibine karşı ağır bir suç işlediği veya bunlara karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemesi nedeniyle ölüme bağlı bir tasarrufla mirasçılıktan çıkarıldıkları,hususunda kesinleşmiş yargı kararı bulunan kişilere gelir veya aylık ödenmez. Ödenmiş bulunan gelir ve aylıklar, 96. madde hükümlerine göre geri alınır.Eşinden boşandığı hâlde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96. madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesi yer almaktadır.3. Daha önce yürürlükte bulunan ve sosyal güvenlik mevzuatının temelini teşkil eden kanunlarda yer almayan dava konusu düzenleme ilk kez 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'da yer almıştır.4. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinin başlığında “bağlanmayacak” sözcüğüne yer verildikten sonra 2. fıkrasında "bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir” ibareleri kullanılmış, böylelikle daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, “boşandığı eşiyle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama” olgusu, gelir/aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi aynı zamanda gelir/aylık bağlama engeli olarak kabul edilmiştir.5. Anılan maddenin gerekçesinde de açıklandığı üzere düzenleme ile hakkın kötüye kullanımının olası uygulamaları engellenmek istenmiş ve bu amacın gerçekleştirilebilmesi için kötüye kullanımın varlığı belirlendiği takdirde ilgiliyi haktan yararlandırmama, hak sahipliğine son verilmesi ve dolayısıyla gelir veya aylık bağlanmaması esası kabul edilmiştir.6. Gerçekten de ölüm aylığı almak üzere boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşamaya kişiyi sürükleyen etkenin niteliği ve türü, hukuk düzeni açısından önem taşımamaktadır. Çünkü hakkın kötüye kullanılması hangi dürtüyle (saikle) ortaya çıkarsa çıksın sonuçta hukuk bakımından sadece ve sadece “kötüye kullanma” olup hukuk düzeni tarafından korunmamaktadır (Tankut Centel, “Boşandığı Eşiyle Birlikte Yaşayanın Aylığının Kesilmesi”, MESS Sicil Dergisi, Mart 2012, s. 195).7. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki hak sahibinin, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşaması her ne saikle olursa olsun, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda (Anayasa) öngörülen bireysel özgürlük kapsamında kalmakta ise de sosyal ve ekonomik görevlerini, mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getireceğine ilişkin Anayasanın 65. maddesindeki hüküm uyarınca Devlet, sosyal sigorta yardımlarına hak kazanma koşullarını düzenleme yetkisine sahip olduğu gibi boşanan eşlerin birlikte yaşamasına yasak getirmesi mümkün olmamakla birlikte bu durumda olan kişileri sosyal sigorta yardımları kapsamı dışında bırakabilir.8. Bilindiği üzere 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin 2. fıkrasının Anayasanın 2, 5, 10, 11, 12, 17, 20, 35, 60... . maddelerine aykırılığı iddiası ile iptali için Anayasa Mahkemesine başvurular yapılmıştır.9. Anayasa Mahkemesi yapılan başvurular üzerine yaptığı değerlendirme sonucunda 28.04.2011 tarihli ve ███████ Esas, ███████ Karar sayılı kararında, “…ölüm aylığını alabilmek için evli olmamak koşulunu aşmak amacıyla iyi niyete dayanmayan ve dürüst olmayan boşanma isteği ve çabası ile boşanma kararı elde edilip buna bağlı olarak ölüm aylığı alınması, açıkça hakkın kötüye kullanılmasıdır. Hakkın kötüye kullanılması hukuk devletinin koruması altında değerlendirilemez. Bu nedenle hakkın kötüye kullanılmasını engellemeyi amaçlayan itiraz konusu kural hukuk devletine aykırı bir düzenleme olarak görülemez...Resmî evliliği olmadan birlikte yaşayanlar ile ölüm aylığı alabilmek için hakkını kötüye kullanarak resmî evliliğini boşanma ile sonlandırıp boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşamaya devam edenler, söz konusu hakkı kullanmak bakımından eşit kabul edilemeyeceklerinden, bunlar arasında eşitlik karşılaştırması yapılamaz... Ölüm aylığı, doğrudan sigortalıya ilişkin bir ödeme değildir. Yasa koyucunun sosyal güvenlik konusuna geniş bir yaklaşımının sonucu sigortalının ölümü ile aranan koşulların sağlanması hâlinde sigortalının geride kalan hak sahipleri açısından getirdiği bir ödemedir. İtiraz konusu kural, hak edilmediği hâlde ölüm aylığı alınarak hakkın kötüye kullanılmasına engel olma amacını taşıdığından ölüm aylığı almayı hak edenler açısından SGK’nın mali kaynakları çerçevesinde Anayasa’nın 60. maddesinde ifade edilen güvenceyi sağlamaya çalışmanın bir gereğidir. Ölüm aylığı alabilmek için öngörülen koşulun hakkın kötüye kullanılarak sağlanmak istenmesi sosyal güvenlik hakkıyla bağdaştırılamaz.” şeklindeki gerekçeyle hükmün Anayasanın 2, 10... . maddelerine aykırı olmadığına; 5, 11, 12, 17, 20, 35... . maddeleri ile ilgisi bulunmadığına karar verilmiş ve hükmün iptali yönündeki başvurular oy çokluğuyla reddedilmiştir.10. Sonuç olarak 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenlemenin, ölüm aylığından yararlanma hakkının kötüye kullanılmasını engellemek amacıyla getirilmiş olması, Anayasa Mahkemesince düzenlemenin Anayasaya aykırı olmadığına karar verilmesi ve yürürlükteki kanunları uygulamakla yükümlü olan yargı organları tarafından uygulanmasının zorunlu olması karşısında boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı tespit edilen hak sahiplerine gelir veya aylık bağlanmaması, bağlanan gelir veya aylığın kesilmesi usul ve yasaya uygundur.11. Gelinen bu noktada sözü edilen hükmün zaman bakımından uygulanması konusu üzerinde durulmalıdır.12. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun “Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin bazı geçiş hükümleri” başlıklı 17.04.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5754 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değişik geçici 1. maddesinde; “....17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, █████/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga █████/1983 tarihli ve 2926 sayılı Kanunlara göre bağlanan veya hak kazanılan aylık, gelir ve diğer ödenekler ile 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre ödenmekte olan ek ödemenin verilmesine devam edilir. Bu gelir ve aylıkların durum değişikliği nedeniyle artırılması, azaltılması, kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümleri uygulanır…” düzenlemesi bulunmaktadır.13. Kanun koyucu tarafından geçici 1. madde ile 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğünden önce sosyal güvenlik kanunları uygulanmak suretiyle hak sahiplerine bağlanan gelir veya aylıkların durum değişikliği sebebine bağlı olarak kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, yine anılan Kanun hükümlerinin esas alınması gerektiğinin benimsendiği anlaşılmaktadır. Söz konusu kanunlarda, boşanılan eşle fiili olarak birlikte yaşama olgusu, gelirin veya aylığın bağlanması engeli veya kesilmesi nedeni olarak öngörülmediğinden 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin zaman bakımından uygulanması hususu da çözüme kavuşturulmalıdır.14. Toplum barışının temel dayanağı olan hukuka ve özellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için öğretide kanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir. Buna göre, gerek özel hukuk ve gerekse kamu hukuku alanında kural olarak her kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır, yürürlük tarihinden önce gerçekleşen olaylara ve ilişkilere uygulanmaz. Bu ilke ile güdülen amaç, hukuki güvenliği temin etmek, kişileri ancak işlemi yaptıkları sırada yürürlükte olan kurallara göre sorumlu tutmak, böylece kazanılmış haklara saygıyı ve kazanılmış hakların korunmasını sağlamaktır. Zira hukuki güvenlik hukuk devletinin temel taşlarındandır.15. “Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması)” kuralının bazı istisnaları olup bu kapsamda yeni düzenleme kamu düzeni ve genel ahlâka ilişkin ise geçmişe etki eder şekilde uygulanması gerekir. Yine beklenen (ileride kazanılacağı umulan) haklar yönünden de kanunların geriye yürümesi söz konusudur. Bunlardan başka yargılama hukukuna ilişkin kurallar da ilke olarak geçmişe etkilidir.16. Bu durumda 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin 2. fıkrasındaki hükmün zaman bakımından uygulanması yönünden herhangi bir istisnai durumun söz konusu olmaması nedeniyle madde ile getirilen düzenleme 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girdiğinden fiili birliktelik daha önce başlamış olsa dâhi maddenin yürürlük tarihi öncesine ilişkin işlem yapılarak borç tahakkuk ettirilmesi mümkün değildir. Ancak 01.10.2008 tarihinden itibaren boşanılan eşle fiili birliktelik söz konusu ise bağlanan aylığın kesilerek borç çıkarılması ve yersiz ödemeye ilişkin olarak 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesine göre uygulama yapılması gerekmektedir.17. Ayrıca belirtilmek gerekir ki, Sosyal Sigortalar Hukukunda kazanılmış (müktesep) haklar dinamik nitelik taşırlar. Değinilen özellikleri gereği dış etkiye açık olan ve güncellenen kazanımlardır. Sürekli iş göremezlik geliri ve aylıklar bu özellikleri taşırlar. Çünkü onlar bir kere tanınmış olmakla alacaklının dış alemle (edim borçlusu ile kendi alacaklıları ile) ilişkisi son bulmamakta aksine yeni başlamakta, sunum koşulları ortadan kalkıncaya kadar mevcudiyetlerini sürdürmektedirler. Dolayısıyla yaşayan birer varlık olarak haklarında güncellenmeleri (maaş artışları), korunmaları (üçüncü şahıslara karşı) amacıyla yeni düzenlemeler yapılması mümkündür. Önceden doğmuş olmaları yeni düzenlemelerden etkilenmeyecekleri anlamına gelmemektedir (Ali Naim Sözer, Kanunların Önceye Etki Yasağı: “Sosyal Sigortalar Hukuku Bakımından Bir Değerlendirme”, Journal of Yaşar University, Cilt 8, Sayı Özel, Ocak 2013, s.2529).18. Bu nedenle 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kesme veya iptal işlemine konu ölüm aylığının veya gelirinin 01.10.2008 tarihinden önce bağlanmış olması da sonuca etkili değildir. Diğer bir ifadeyle Kurum tarafından bağlanan ölüm aylığı veya geliri dış etkiye açık olan, güncellenen bir kazanım olduğundan 5510 sayılı Kanun öncesinde bağlanmış olması kazanılmış hakkın konusunu oluşturmayacaktır.19. Diğer taraftan yine maddenin getiriliş amacında da belirtilen 4721 sayılı Kanun'un “Dürüst davranma” başlıklı 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı çerçevesinde çözüme gidilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.20. Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesine göre ; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz”.21. Bu maddedeki hüküm uyarınca bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumayacağı gibi “hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı” ilkesi de gözetilmek suretiyle 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesi açısından 01.10.2008 tarihinden önce hakkın kazanıldığı durumlarda anılan yasal düzenleme öncesinde ilgililerin her ne amaçla boşanmış olursa olsunlar, fiili birlikteliklerini 5510 sayılı Kanun ile getirilen yeni düzenleme sonrasında da sürdürdüklerinin veya söz konusu düzenlemenin yürürlüğünden itibaren belirtilen nitelikte bir beraberliğe başlandığının tespiti hâlinde 4721 sayılı Kanun'un 2. maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanımının varlığı kabul edilerek ilgililere gelir veya aylık tahsisi yapılmaması, bağlanan gelir veya aylığın kesilmesi gerekmektedir. Kuşkusuz hak sahibine fiili birlikteliğin sona erdiği tarihten itibaren diğer koşulların da varlığı durumunda yeniden gelir veya aylık bağlanabileceği açıktır.22. Hemen belirtmek gerekir ki, 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinde oldukça yalın olarak "eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen" ifadesi yer almakta olup maddede, boşanmanın amacına/saikine yönelik herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle gerek Kurum tarafından gerekse yargı organları tarafından uygulama yapılırken eşlerin boşanma iradelerinin gerçek veya samimi olup olmadığı ya da boşanmanın muvazaalı olup olmadığı konusunda bir araştırma ve inceleme çabasına girilmemesi, boşanmaya ilişkin kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulanmaması gerekmektedir. Zira kesinleşmiş karara dayanan boşanmanın hukuki durum ve sonucunun, eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılması bir başka bir mahkemenin yetki ve görevi içerisinde yer almamaktadır. Kaldı ki, 4721 sayılı Kanun'da "anlaşmalı boşanma" adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır.23. Ayrıca vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibariyle gerçek/samimi boşanma iradesine sahip olan veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda bağlanan gelirin veya aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.24. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinde, “eşinden boşandığı hâlde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir.25. Somut olayda; davacı ile eşinin 11.03.2003 tarihinde boşandığı, kararın 03.10.2003 tarihinde kesinleştiği, 06.07.2001 tarihinde vefat eden annesinden dolayı 01.04.2004 tarihi itibarıyla yetim aylığı bağlandığı, Kuruma yapılan ihbar üzerine sosyal güvenlik denetmeni tarafından düzenlenen 27.04.2012 tarihli raporda davacının adresine gidilerek kızı ve oğlunun beyanlarına başvurulduğu, eski eşin nüfus kaydında adres bilgisine ulaşılamadığı, ancak vergi dairesi otomasyon sorgulamasında ikamet adresi olarak belirtilen adres ile davacının ikamet adresi farklı olmakla birlikte aynı mahalle muhtarlığına bağlı olduğunun tespiti üzerine ... Mahalle muhtarı ile yapılan telefon görüşmesinde eski eşin davacının ikamet adresi olan "... Mahallesi ... Sokak No:12" adresinde ikamet ettiğinin belirlenmesi nedeniyle boşandıktan sonra eski eşi ile birlikte yaşadığı değerlendirilen davacı hakkında 5510 sayılı Kanun'un 56... . maddeleri uyarınca işlem yapılması gerektiği yönünde görüş bildirildiği, bu rapora istinaden davacının yetim aylığının kesildiği anlaşılmaktadır.26. Mahkemece yapılan yargılama sırasında getirtilen bilgi ve belgelere göre davacının 04.04.2007-05.11.2013 tarihleri arasındaki adresi ile eski eşin 07.11.2012 tarihinden sonraki adreslerinin “... Mahallesi ... Sokak No:12/1 .../İstanbul” olduğu, eldeki davada dinlenen davacı tanıklarının davacı ile eski eşinin birlikte yaşamadığını beyan ettiği, kamu tanığı olarak bilgisine başvurulan sosyal güvenlik denetmeni ...’ın ise davacının ve eski eşinin kayıtlarda görünen adreslerinin bağlı olduğu muhtarlığa gidip muhtarla görüştüğünü, muhtarın tarafların kayıtlarda görünen adreste fiilen birlikte yaşadıklarını söylediğini belirttiği, davacının daha önce aynı istemle açtığı ancak takip edilmediğinden işlemden kaldırılarak açılmamış sayılmasına karar verilen Mahkemenin ████████ Esas sayılı dosyasında dinlenen tanıkların da davacının eski eşi ile birlikte yaşamadığını beyan ettikleri anlaşılmakla birlikte Kuruma ihbarda bulunan kişinin açık kimlik ve adresi tespit edilmemiş ayrıca davacının ve eski eşinin adreslerinde kolluk vasıtasıyla araştırma yapılmadığı gibi başkaca komşular tespit edilerek bilgilerine başvurulmamıştır. Bu hâli ile mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin yeterli olmadığı açıktır.27. Bu itibarla davacı ve eski eşinin adreslerinde kolluk vasıtasıyla araştırma yapılarak fiilen birlikte yaşayıp yaşamadıkları tespit edilmeli, adreslerden resen belirlenecek komşular tanık olarak dinlenilmeli, dinlenen tanıkların ikamet kayıtları getirtilmeli, yargılama sırasında dinlenen tanıkların davacı ile eski eşin birlikte yaşamadıklarını beyan etmelerine rağmen adreslerinin belirtilen dönemde aynı olması karşısında tanık beyanlarıyla oluşan çelişki giderilmeli, ayrıca Kuruma ihbarda bulunan kişi araştırılıp tespit edilerek bilgisine başvurulmalı, bu şekilde toplanacak deliller ile dosya içinde mevcut deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre karar verilmelidir.28. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.29. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.VII. KARARAçıklanan sebeplerle;Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,01.04.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.