Anahtar kelimeler: Düşmeden Munzam Olsaydı Kazanacağı Ödemiş Başlattığını Taşınır Geç Borcun Anadolu

T.C. İstanbul Anadolu 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
: ███████KARAR NO
: ████████DAVA
: Alacak (Ticari Nitelikteki Taşınır Kira Sözleşmesinden Kaynaklanan)DAVA TARİHİ
: █████/2023KARAR TARİHİ
: █████/2026Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Nitelikteki Taşınır Kira Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili davacı şirketin borçlu davalı aleyhine █████/2021 tarihinde --- İcra Müdürlüğü’nün ----- sayılı dosyasıyla icra takibi başlattığını, dosya alacağının 42.230,96 TL üzerinden kesinleştiğini, davalı tarafından --- İcra Müdürlüğü’nün -----. sayılı dosyadaki borcun █████/2023 tarihinde kapatıldığını, müvekkilinin davacının asıl alacak bedelinin davalı tarafından geç ödenmesi nedeniyle munzam zararının bulunduğunu, munzam zararın borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki fark olduğunu, munzam zararın bu hukuki niteliği itibarıyla asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sonuç ermeyeceğini, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması halinde dahi takip veya davanın konusuna dahil bir borç olarak da kabul edilemeyeceğini, munzam zarar için ihtirazi kayıta gerek olmadığını, ayrı bir dava ile 10 yıllık zamanaşımı içerisinde her zaman istenmesinin mümkün olduğunu, AYM ve Yargıtay kararlarında enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçları kamuca az veya çok herkesin bildiğini, en önemlisi gerekli olduğu takdirde bilinebilmesinin kolaycagerçekleştirilebileceği ve mahkemelerinde bilgisi altında olan vakıalar olarak kabulü gerektiğini, bunların ispatına gerek olmadığını, borçlunun temerrüde düştüğü tarihten ödemenin gerçekleştiği güne kadar geçen süre içerisinde her yıl itibarı ile yıllık enflasyon artış oranını, bu oranı eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine verilen faiz oranları TL karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek gerektiğinde bunları ilgili resmi kurum ve kuruluşlardan araştırmak, bu anlamda uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılarak bu süre içindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının uğradığı zarar miktarının yukarıda değinilen birleşmeler toplamı ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı bakımından bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın meydana gelmesinde ülkemiz içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamında etkili bulunduğu ve bundan gerçek ve tüzel kişilerin etkilenmesinin kaçınılmaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği dikkate alınarak, bulunacak miktarın belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağının tahsil ederken alması gereken temerrüt faizi miktarı düşülerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğini, munzam zararın ibra sözleşmene konu alacaktan bağımsız bir borç niteliğinde olduğunu, uygulamada ibra olunan borçlunun artık alacaklının kendisine herhangi bir talepte bulunamayacağını düşündüğünü ve bu nedenle sözleşme sonrası, alacaklının; manevi zarar, aşkın zarar, gecikme zararı, yargılama masrafları, vekalet ücreti vd. taleplerine karşı ibranameyi delil olarak sunarak borcun sona erdiğini belirttiğini, oysa ki bu zararlar ibra sözleşmesine konu alacaktan bağımsız ayrı borç nedenlerinde dayandığını, eğer bu zararlar bakımından özel kayıtlar yer almıyorsa ibranameye dayanarak yapacağı savunmaların hukuki bir değeri olmayacağını, yargıtay içtihatlarının da ayrı bir dava ile 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde istenebileceği yönünde olduğunu, öğretide ve uygulamada aşkın zararın asıl borcun ferisi olmadığı, yeni ve bağımsız bir borç türü olduğunun kabul edildiğini, ibra sözleşmesinde aşkın zararın ibrası konusunda açık bir düzenleme yoksa aşkın zararın sözleşme kapsamında değerlendirilemeyeceğini, müvekkili davacı şirkete ----İcra Müdürlüğü’nün ------. sayılı dosyasında toplam 60.008,05 TL alacak tutarı ödendiğini, alacağın davalı tarafından geç ödemesi sebebi ile müvekkil davacı şirketin munzam zararı olduğunu, müvekili şirketin takip konusu alacakları zamanında ödenmediği için müvekkili şirketin bankalara olan kredi borçlarını ödeyebilmek için araç satışı yapmak zorunda kaldığını, müvekkili şirketin ve %100 hisseli sahibi olan ------ gayrimenkulleri üzerine bankaya olan kredi borçları nedeniyle ipotek konulmuş olup söz konusu gayrimenkullerin kredi borçlarını ödemeyebilmek için satılmak zorunda kalındığını, alacağın geç ödenmesinden kaynaklanan işlemiş faiz tutarı karşılamadığının somut delil ve olgularla ortada olduğunu, müvekkilinin munzam zararı açıldığı tarihe kadar geçen zaman zarfında her yıl itibariyle gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, mevduat ve devlet tahvillerine verilen faiz oranları, tl karşısında döviz kurları, araç ve taşınmaz fiyatlarında artış, tefe ve tüfe oranlarına ilişkin oranları gösterir listeler resmi kurumlardan araştırılarak, bu belgelerle birlikte uzman bilirkişi düşüncesinden de yararlanmak suretiyle hesaplanması gerektiğini belirterek davalı Belediyenin müvekkili davacı şirkete olan 60.008,05 TL borcunu geç ödenmesinden kaynaklı müvekkili davacının oluşan zararı, işlemiş faiz ile karşılanmadığından, müvekkili davacı şirketin faizi aşan munzam zararı, şu an tam olarak hesaplanması mümkün olmadığından belirsiz alacak davasına konu edilen 1.000,00 TL'sının ileride kesin olarak belirlenecek tutar açısından işleyecek faizi de kapsamak üzere dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınıp müvekkili davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafça müvekkili hakkında --- İcra Müdürlüğü'nün ------ Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatılmış olduğunu, dosya borcunun müvekkili tarafından tüm ferileri ile birlikte ödendiğini ve dosyanın infazen kapatıldığını, davacının munzam zararlarını kabul etmediklerini, yüksek mahkeme kararlarıyla da kabul olduğu üzere salt enflasyona dayalı olarak munzam zarar talebinde bulunulmuş olmasının hukuka aykırı olduğunu, davacının munzam zararı iddiasını somut olarak ispatlaması gerektiğini, Yargıtay kararlarında alacaklının somut olarak herhangi bir zarara uğradığını kanıtlamaksızın salt enflasyon (ya da onun yarattığı diğer olumsuzluklar) oranında bir zarara uğradığını varsaymak, yasal faiz oranını enflasyon oranına çıkarmak olur ki, bu yetki yalnızca yasakoyucuya verildiğinin belirtildiğini, davacının yasakoyucunun belirlediği faiz oranı üzerinde bir munzam zarar talebinde bulunmasının hukuki dayanağı bulunmadığını, aksi durumun kabulü halinde ülke içinde görülen tüm davalarda ve icra takiplerinde munzam zarar talebinde bulunulabileceği anlamına gelir ki böyle bir durumda yasakoyucunun bir faiz oranı belirlemesinin anlamı kalmayacağını, davacı tarafın dava dilekçesinde müvekkilinin yaklaşık 60.000,00 TL olan borcunun geç ödenmesinden dolayı neredeyse davacının iflas edeceği iddiasında bulunduğunu, davacının dava dilekçesinde borcun geç ödenmesinden dolayı, şirket araçlarının satıldığını, şirketin gayrimenkulleri üzerine ipotek konulduğu vb iddialarda bulunduğunu, işbu iddiaların hayatın olağan akışına uygun olmadığını, davacının kendi şirket işleyişinde yaşanan ekonomik sorunları veya pandemi döneminde yaşanan ekonomik daralmaların sebebinin tamamını müvekkiline yüklemeye çalıştığını, anlatılanların tamamından müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, ticari unvanından da anlaşılacağı üzere davacı şirketin gayrimenkul alım satımı yapması veya araç alımı satımı yapmasının doğal olduğunu, davacı tarafın sunacağı belgelerin somut delil başlığı altında değerlendirilemeyeceğini, davacının iş organizasyonu ve sicil iş tanımı bu faaliyetler üzerine olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.İNCELEME VE GEREKÇE
:Dava, munzam zarar talebine ilişkindir.01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK'nun 4/1-a maddesine göre; kiralanan taşınmazların, 09.06.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davalarda "Sulh Hukuk Mahkemesi" görevlidir.Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup, taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir. Taraflar da yargılama bitinceye kadar görev itirazında bulunabilirler. Görev itirazı yapılmamış olsa bile re'sen mahkeme, ilk önce görevli olup olmadığını inceleyip karara bağlamalıdır.Mahkememizce davacı vekiline, davalı ile arasındaki ilişkiyi açıklaması için süre verilmiş, 02.03.2026 tarihli beyan dilekçesi içeriği incelendiğinde davacı ile davalı arasındaki ilişkinin, taşınır (---- plakalı araç) kiralanmasından kaynaklandığı anlaşılmıştır.Somut olayda, davacının alacağına geç kavuşması nedeniyle faiz ile karşılanmayan munzam zararın tahsilini istediği, taraflar arasındaki temel ilişki kira sözleşmesine dayandığından HMK'nun 4/1-a maddesine göre Sulh Hukuk mahkemesi görevli olduğu anlaşıldığından davanın usulden reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.HÜKÜM
: Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davanın 6100 Sayılı HMK m.114/c ve m.115/2 gereği usûlden reddine,2-Mahkememizin görevsizliğine, Görevli Mahkemenin ------ Sulh Hukuk Mahkemeleri olduğunun tespitine,3-6100 Sayılı HMK m.21 kararın kesinleştiği tarihten itibaren 2 hafta içerisinde Mahkememize başvurulması halinde dosyanın görevli ve yetkili Mahkemeye gönderilmesine, aksi takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin ihtarına,4-6100 Sayılı HMK m.331/2 uyarınca harç, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin görevli Mahkemece değerlendirilmesine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda gerekçeli kararın tebliğden itibaren 2 hafta içinde ---- Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yolu açık olmak üzere açıkça okunup usulen anlatıldı.