Anahtar kelimeler: Muharrer Emre Bonodan Satımdan Cari Bakiyesinin Alışveriş Senedi Menfi Hesap

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
: █████████
KARAR NO
: ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ
: █████/2022
NUMARASI
: ████████ Esas ████████ Karar
DAVANIN KONUSU
: Menfi Tespit (Ticari satımdan ve bonodan kaynaklı)
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında ticari alışveriş nedeni ile cari hesap ilişkisinin mevcut olduğunu, bu cari hesap ilişkisi nedeni ile davalının müvekkilinden üç adet emre muharrer senedi teminat olarak aldığını, son cari hesap bakiyesinin müvekkili tarafından yapılan ödeme ile kapatıldığını ve cari hesap bakiyesinin kalmadığını, davalı elinde bulunan üç adet senedin bedelsiz hâle geldiğini, davalının senetleri müvekkiline verme girişiminde bulunmadığını, müvekkilinin bunun üzerine noter aracılığı ile senetlerin iadesini talep ettiğini, ancak iade edilmediğini beyanla öncelikle dava konusu üç adet bononun icraya konulmaması ve ciro edilmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini, senetlerden ötürü borçlu bulunmadığının tespiti ile senetlerin iptaline ve iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının borcunun hali hazırda devam ettiğini, davacı tarafça gönderilen ihtarnameye cevaben yine tarafınca gönderilen ihtarname ile vadesi gelmiş ve henüz muaccel olmayan 3 adet bononun, borcun tasfiyesi amacıyla verildiğinden teminat bonusu olamayacağının açıklandığını, davacı şirket tarafından düzenlenen cari hesap mutabakatının tek taraflı hazırlandığını, hukuki ve ticari geçerliliğinin bulunmadığını beyanla davacı şirketin borcunu ödememek için müvekkili aleyhine dava açtığını, davanın reddini ve %20 den az olmamak üzere kötüniyet tazminatı ile sorumlu tutulmasını talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "Somut uyuşmazlıkta öncelikle, dava konusu senetlerin teminat senedi olup olmadıklarının tespit edilmesi gerekmektedir. Dava konusu senetlerin incelenmesinde, senetlerin üzerinde teminat senedi olduklarına dair kayıt bulunmadığı gibi taraflar arasındaki başka bir sözleşme ile bu senetlerin davalı yana cari hesap borcunun teminatı olarak verildiklerinin ayrıca kararlaştırılmadığı ve davacı yanın yemin deliline de dayanmadığı anlaşıldığından davacı tarafça teminat senedi iddiasının ispat edilemediğinin kabulü gerekmiştir.Davalı yan senetlerin, cari hesap borcunun tasfiyesi amacıyla verildiğini beyan etmekle, senetlerin teminat senedi olmadıklarının ispatlanamamış olması karşısında bu beyana itibar edilerek davacı yanın davalı yana cari hesap kapsamında borçlu olup olmadığının araştırılması gerekmiştir. İhtilaflı kur farkı faturası ve dava konusu senetlerin her iki tarafça farklı hesaplara kayıt edilmiş olması sebebiyle taraflar arasında cari hesap konusunda uyuşmazlık mevcuttur.Davacı yanca dosyaya sunulan cari hesap mutabakatında davalı imzası yer almadığından, tek taraflı olarak düzenlenen bu belge ile davacı yanın davalı yana borçlu olmadığının kabul edilmesi olanaksızdır.Tüm dosya kapsamı ve toplanılan delillerin bir bütün halinde değerlendirilmesi sonucunda, taraflar arasında süregelen ticari ilişkide kur farkı faturası düzenlenmesi konusunda teamül oluştuğu, kur farkı faturası kesme uygulamasından dolayı son alınan bilirkişi raporunda kur farkına göre yapılan hesaplama dikkate alındığında davacının davalıya senet bedellerinden daha fazla borçlu olduğu, önceki bilirkişinin ikinci ek raporunda dava tarihi itibarıyla davacının cari hesaptan kaynaklı borcunun bulunmadığı ifade edilmiş ise de, bu sonuca varılırken davacı tarafça verilen 3 adet senedin davacı alacağı/davalı borcu olarak kaydedilerek bu senet bedellerinin de ödeme gibi davalı alacağından düşüldüğü fakat eldeki davada hesaplama yapılırken öncelikle senet bedelleri dikkate alınmaksızın borç alacak durumunun tespiti gerektiğinden dava konusu senet bedelleri çıkarıldığında davacı yanın davalı şirkete borçlu olduğu, nitekim bahsedilen ikinci ek raporun devamında karşılıksız çıkan senetler sonucu davalının davacıdan alacaklı duruma geçtiğinin tespit edilmiş olmasının da kur farkı 7sebebiyle davacının davalıya borçlu olduğuna dair görüşü desteklediği, böylece █████/2018 tarihli ihtilaflı kur farkı faturasının davacı tarafça davalıya iade edilmesinin yerinde olmadığı, sonuç olarak davacı yanın cari hesap ilişkisi kapsamında ve dava konusu senetler sebebiyle davalıya borçlu olmadığını ispatlayamadığından davanın reddinin gerektiği, takibe konulan 50.000 TL bedelli senet sebebiyle ihtiyati tedbir kararı verilmiş ve karar uygulanmış olduğundan davalı lehine tazminata hükmedilmesinin gerektiği anlaşılmakla " gerekçesiyle, davanın reddine ve ihtiyati tedbir kararının icrası nedeniyle alacağına geç kavuşan davalı lehine 50.000 TL alacağın %20'sine tekabül eden 10.000 TL tazminatın davacıdan alınarak davalıya verilmesine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; son cari hesap bakiyesinin müvekkili tarafından yapılan ödeme ile kapatıldığını ve cari hesap bakiyesi kalmadığını, davalı şirkete cari hesap mutabakatı da gönderildiğini, cari hesap bakiyesi kapatılıp davalıya cari hesap mutabakatı gönderilince davalının lehdarı olduğu senetlerin hukuki ve ticari dayanağının kalmadığını ve senetlerin bedelsiz hale geldiğini, davalı tarafa ... Noterliğinin ..10.2018 Tarihli .... Yevmiye numaralı ihtarnamesi keşide edilerek bedelsiz senetlerin iadesinin istendiğini, ancak davalı tarafın senetleri iade etmediğini, taraflar arasında kur farkına ilişkin bir sözleşme olmadığından dava konusu senetlerin teminat senedi olduğunun kabulü gerektiğini, davalı tarafın vade farkı nedeni ile fatura düzenlediğini, buna da itiraz edilip iade edildiğini, bir yandan kur farkı yüzünden fatura iddiası varken davaya konu bonoların teminat değilde kur farkının karşılığı olduğu iddiasının bir ticari çelişki olduğunu, sadece davalı tarafın ticari defterine bakarak hazırlanan bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağını, dosyadaki mevcut diğer bilirkişi raporlarının sunmuş oldukları uzman görüş raporunu çürütemediğini, mahkemenin raporlar arasındaki çelişkileri gidericek şekilde nihai bir rapor almadığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, ticari satım ilişkisi kapsamında verilen bonolar nedeniyle, İİK'nın 72. maddesi gereğince icra takibinden önce açılan menfi tespit davasıdır.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasındaki uyuşmazlık, taraflar arasındaki ticari alım satım sebebiyle davacının davalıya teminat olarak verdiğini ileri sürdüğü 31.10.2018 vadeli, keşide yeri İstanbul olan 50.000,00-TL bedelli, 16.11.2018 vadeli keşide yeri İstanbul olan 46.020,00-TL. bedelli, 30.11.2018 vadeli, keşide yeri İstanbul olan 46.475,00-TL bedelli üç adet bono nedeniyle davacının davalıya borçlu bulunup bulunmadığına ilişkindir.Dosya kapsamından; davalı tarafından, dava tarihinden sonra; 31.10.2018 vadeli 50.000,00- TL bedelli, bono nedeniyle davacı aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile ... İcra Müdürlüğünün ... Esas nolu dosyasında icra takibi başlatıldığı, davacı tarafça davaya konu bonoların teminat olarak verildiğinin ileri sürüldüğü, bonolardan dolayı borçlu olmadığını iddia ederek iş bu davanın açılmış olduğu anlaşılmaktadır. TTK'nın kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri, poliçe esas alınarak düzenlenmiştir. Kanun koyucu, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (TTK m. 778 ve 818). Yargıtay HGK'nun 15.09.2020 tarihli ve ███████-269 E., ████████ K. sayılı emsal nitelikteki kararında belirtildiği üzere; kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça 6098 sayılı TBK'nın 133/2. maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman, ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan defiler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir. Temel borç ilişkisindeki bir edimin teminatı olarak düzenlenen kambiyo senetlerinde, teminat ettikleri husus gerçekleşinceye kadar geçici bedelsizlik, gerçekleşince kesin bedelsizlik söz konusudur. Eğer temin ettikleri husus gerçekleşmez ise senette bedelsizlik ortadan kalkacaktır. Bu itibarla kambiyo senedinin teminat amacıyla düzenlenmesi hâlinde borçlu, senet lehtarın elindeyse (ciro görmemişse), teminatı talep etme şartlarının oluşmadığını (riskin gerçekleşmediğini) ya da alacaklının senedin teminatını oluşturduğu borç miktarını aşan bir talepte bulunduğunu kişisel defi olarak öne sürebilir. Senet ciro edilmişse, hamil, senedin teminat senedi olduğunu biliyor ve borçlunun zararına hareket ediyorsa, anılan definin hamile karşı da öne sürülmesi mümkündür. Ancak bu hususun davacı tarafından kanıtlanması gerekir.
Bir teminat senedinden söz edilebilmesi için ya senedi düzenleyen kişinin temel ilişkiden kaynaklanan ediminin (cezai şart öngörülen durumlar dışında) doğrudan doğruya belirli bir para borcunun ödenmesi olmaması yani paradan başka bir edim olması ya da alacaklının uğrayacağı muhtemel zararları güvenceye bağlamak amacı ile senedi vermiş olması gerekir. Hemen belirtilmelidir ki kambiyo senedinin üzerinde teminat kaydı var ise ancak neyin teminatı olduğu belirtilmemiş ise bu kayıt kambiyo senedinin mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Sadece teminat olduğuna dair eklenen bu kayda doktrinde mücerret teminat kaydı denilmektedir. Buna karşılık senet üzerinde asıl borç ilişkisine atıf yapan veya ödemeyi şarta bağlayan kayıtlar olması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağından böyle bir senede dayanılarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamaz. Başka bir deyişle kambiyo senedinin teminat senedi olduğunun senet metninden anlaşılması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağı için senet hükümsüzdür ve bu hükümsüzlük; borçlu tarafından, lehtara veya ciranta konumunda olan hamile karşı da ileri sürülebilir. Dolayısıyla senet metninden anlaşılan bu defi mutlak defi niteliğinde olup, üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. Senedin teminat senedi olduğu senet metninden anlaşılamıyor ise senedin sözleşme ile bağlantısı kanıtlanma lıdır. Sözleşmede senedin vade, tanzim tarihi ve miktarlarına açık bir şekilde atıf bulunmalıdır.
Senede açıkça atıf bulunan sözleşmede senedin teminat amacıyla verilmiş olduğu belirtilmiş olabilir. Senet ciro edilmişse, hamilin bile bile borçlunun zararına hareket ettiğinin davacı tarafından kanıtlanması gerekir.Kambiyo senetlerine ilişkin menfi tespit davalarında dava konusu senedin teminat senedi olduğuna dair ispat yükünün kime ait olduğu da gelinen aşama itibariyle üzerinde durulması gereken bir diğer husustur. Bu kapsamda genel ispat kurallarına ilişkin olan 4721 sayılı TMK'nın 6. maddesi ile 6100 sayılı HMK'nın 190. maddesi gereğince, bir kambiyo senedinin avans senedi olduğundan bedelsizliğine dair iddia ile açılan menfi tespit davasında ispat yükü, iddia olunan bu vakıadan kendi lehine hak çıkaran senet borçlusuna ait olacaktır. Zira borçlu olunan bir senede ilişkin açılan menfi tespit davasında senedin bedelsiz olduğuna dair iddianın ispatı sonucu verilecek olan karar ile sorumluluk ortadan kalkacaktır. Bu tür bir karar ile lehine hak kazanan, dava konusu senet borçlusu olduğundan anılan senedin bedelsiz olduğuna dair iddianın ispat yükü de yine senet borçlusu üzerindedir. Ayrıca bir temel alacağın varlığına karine teşkil eden kambiyo senedinin avans senedi olduğundan bahisle bedelsizliğine dair iddianın ispatı, karinenin aksini iddia eden senet borçlusu tarafından gerçekleştirilmelidir. Menfi tespit davasının konusunu oluşturan senedin bedelsizliğine dair iddiayı ispat yükü üzerinde olan senet borçlusu, bu iddiasını, HMK’nın 201. maddesi gereğince ancak yazılı delille/kesin delille ispatlayabilir. Zira bir kambiyo senedine bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, değeri ne olursa olsun tanıkla ispat olunamayacaktır. Senede karşı senetle ispat kuralı olarak adlandırılan bu kuralın karşı tarafın muvafakati ve HMK’nın 202. maddesinde düzenlenen delil başlangıcı olarak adlandırılan iki istisnası mevcut olup anılan iki durumun gerçekleşmesi hâlinde senede karşı tanıkla ispat mümkündür. Öte yandan senedin teminat olarak verildiğinden bedelsizliğine dair kişisel definin sonraki hamillere karşı ileri sürülmesi, ancak TTK’nın 687. maddesi gereğince hamillerin, senedin iktisabında bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olduğunun ispatıyla mümkündür (Bono bakımından TTK’nın 778. maddesi atfıyla m. 687) (Emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ████████ Esas, █████████ Karar sayılı ilamı). Hemen belirtmek gerekir ki kambiyo senetleri kural olarak mevcut bir borç için düzenlendiklerinden, teminat maksadıyla düzenlenmeleri istisnaidir ve bu durumun da soyutlukla yakından ilişkisi bulunmaktadır. Nitekim senet metnine teminat amacıyla verildiğinin yazılması hâlinde senedin soyutluğu ortadan kalkmakta ve devir kabiliyeti sınırlanmakta, bu ibarenin yazılmaması hâlinde ise keşidecinin teminat iddiasının ispatlanması, lehtarla sınırlı olmak üzere, yazılı delile ihtiyaç göstermektedir.İspat külfeti üzerinde olan davacı taraf senetlerin teminat senedi olduğunu yazılı delille ispat edememiştir. Yemin deliline de dayanılmamıştır.6098 sayılı TBK'nın 99. maddesine göre; "Konusu para olan borç ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir."
Öncelikle kur farkı alacağının talep edilebilmesi, taraflar arasındaki sözleşmede bu konuda bir hüküm bulunmasına veya akdî ilişkinin yabancı para cinsinden olmasına bağlıdır (Yargıtay 19 HD’nin █████/2018 tarihli ██████████ E, █████████ K. sayılı, █████/2017 tarihli ██████████ E, █████████ K. sayılı kararı). Faturaların yabancı para birimi üzerinden düzenlenmesi, taraflar arasında dövize endeksli ticari ilişki bulunduğunu ispata yeterlidir (Yargıtay 19 HD'nin █████/2019 tarihli ████████ E, █████████ K. sayılı kararı). Kur farkı talep edilebilmesi için, kur farkı uygulamasına dair bir yazılı bir sözleşme veya taraflar arasında bu yönde oluşmuş bir teamülün bulunması gerekmektedir. Diğer taraftan kur farkı talebi, kur farkı faturası düzenlenmesine de bağlı değildir. Taraflar arasında yabancı para birimine endeksli bir ticari ilişkinin varlığı halinde, kur farkı faturası düzenlenmeden de kur farkı alacağı talep edilebilir. Yine kur farkının dayanağı olan faturaların bedellerinin ne şekilde ödendiği hususu da önemlidir. Zira sözleşmede aksine bir hüküm yoksa ödemenin çekle yapılması halinde kur farkının fiyatlandırılarak çekin miktar hanesine yazıldığı kabul edilmektedir (Yargıtay 19 HD’nin █████/2016 tarihli ██████████ E, █████████ K. sayılı, █████/2013 tarihli ██████████ E, ██████████ K. sayılı kararı). Somut olayda, kayıtlar TL olarak kayıtlansa da taraflar arasında dövize endeksli ticari alım satım ilişkisi bulunduğu, USD bazında faturalar tanzim edildiği, faturalarda ayrıca bedelin TL karşılığının ve USD kurunun gösterildiği, faturalarda ödeme tarihindeki kurun esas alınacağına dair bir kayıt bulunmadığı gibi, taraflar arasında kur farkına ilişkin herhangi bir sözleşme de bulunmadığı ancak taraflar arasındaki ticari ilişkinin dövize endeksli ticari fatura ve kur farkı faturası düzenlenmesi konusunda teamül oluştuğu anlaşılmaktadır. Hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre; davacının alınan bilirkişi raporundan incelenen kayıtları kapsamında 320.01.012 davalıya ilişkin satıcılar hesap bakiyesinde 166,11 TL kalan bakiyenin 159 verilen sipariş avansları hesabına aktarıldığı ve davalıya borç mevcut olmadığı ayrıca verilen depozito ve teminatlar hesabında davaya konu 3 adet senet toplamı 142.495 TL tutarın mevcut olduğu, senetler sebebi ile davalıya borç mevcut olmadığı Davalı tarafa ilişkin 12.07.2019 tarihli bilirkişi raporu ekinde mevcut CD içeriği kayıtlar incelendiğinde davalı faturaları, davacı ödeme ve faturaları, senet iade kayıtları ; iade çek senetlere ilişkin alınan ödemeler neticesinde 2018 yıl sonu hesaplarında 128 Şüpheli Alacaklar hesabına virman edilen toplam 151.351,50 TL davacı borcu olduğu, Taraflar arasındaki ticari ilişkin USD döviz olarak gerçekleştiğine dair Taraflar arasında ihtilaflı kur farkı faturasından önce 31.03.2018 tarihinde davalının tanzim ettiği 17.139,36 TL tutarındaki kur farkı ve 30.06.2018 tarihinde davalının tanzim ettiği 70.359,83 TL kur farkı faturalarının her iki tarafça kayıtlandığı belirlenmiş olup, yapılan hesaplamalar neticesinde 151.351,50 TL davalıda tespit edildiği şekilde alacak belirlenmiş ve hesaplanmış olup davaya konu 3 adet senet tutarları toplamı 142.495,00 TL tutardan davacının borçlu olacağına ilişkin veyahut aksinin değerlendirilmesinde nihai hukuki tavsifin sayın mahkemeye ait olacağı" şeklinde mütaalada bulunduğu görülmüştür.
Davacı yanca dosyaya sunulan cari hesap mutabakatında davalı imzası yer almadığından, tek taraflı olarak düzenlenen bu belge ile davacı yanın davalı yana borçlu olmadığını kabul etmek mümkün değildir. Tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi neticesinde; davacının davalıya senet bedellerinden daha fazla borçlu olduğu anlaşılmakla mahkemece davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.
Davacı tarafından sunulan ve davacı ticari defterlerinin incelenmesi sonucunda hazırlanan uzman görüşünde; üç adet toplam tutarı 142.495,00 TL değerindeki senetlerin teminat ve depozito olarak kayıt edildiği görülmüştür. Esasen uyuşmazlık da bu senetlerin teminat senedi olup olmadığına ilişkin olduğundan ve sadece davacı defterleri incelenerek sonuca gidilemeyeceğinden, bu kayıtların hükme esas alınmamasında isabetsizlik görülmemiştir. HMK 293. Maddesine göre uzman görüşü takdiri delil olup, hâkimi bağlayıcı değildir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usule ve yasaya uygun olup davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM
:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;
HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 09.04.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!