Anahtar kelimeler: İmo Dizel Ukraynaya Yunanistandan Yükün Navlun Yakıt Yük Cinsi Gemi

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
: █████████
KARAR NO
: ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ
: █████/2022
NUMARASI
: ████████ E. - ████████ K.
DAVANIN KONUSU
: Alacak (Deniz yoluyla yük taşımadan kaynaklı)
Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalı arasında 23.01.2020 tarihli ... numaralı navlun sözleşmesi kapsamında dizel yakıt cinsi yükün Yunanistan'dan Ukrayna'ya ... İMO numaralı ''...'' isimli gemi ile taşınması hususunda anlaştığını, bu sözleşme çerçevesinde 115.050,00-USD tutarındaki navlunun yükün tahliyesi başlamadan önce ödenmesi kararlaştırıldığından davalıya ödeniğini, ancak banka transfer işlemlerinde yaşanan aksaklık nedeniyle paranın davalının hesabına ulaşmadığını, bunun üzerine davacının tahliyenin başlaması için parayı hesabında görmek isteyen davalıya 103.967,11-EURO tutarında ikinci bir ödeme daha yaptığını, davalının bu parayı 04.02.2020 tarihli yazı ile iade edeceğini taahhüt ettiğini, iade edilmeyince, alacağın taşıma yaptırılarak tahsilinin sağlanması için bu kez davalı ile davacı arasında 18.02.2020 tarihli ... numaralı ikinci bir navlun sözleşmesi kurulduğunu, sözleşme gereği ödenip iadesi gereken 115.050,00-USD'nin navlun ücreti olarak kabul edildiğini, ancak davalının bu taşımayı da gerçekleştirmediğini, bunun üzerine tarafların, 26.02.2020 tarihli ''Fesih Protokolü''nü imzaladığını, protokol ile davalının fazladan tahsil ettiği 115.050,00- USD'yi en geç 15.04.2020 günü davacıya ödemeyi, gecikme halinde de günlük % 0,5 oranında gecikme cezası ödemeyi taahhüt ettiğini, ne var ki davalının, davacının tüm ihtarlarına karşın, sadece asıl alacağa ilişkin 08.05.2020 tarihinde 10.000-USD ve 27.05.2020 tarihinde 10,000-USD'lik olmak üzere iki ödeme gerçekleştirdiğini, tahakkuk eden gecikme cezası (163,884,50 USD) ve asıl alacağı (95.050,00-USD) ödemediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ile 26.02.2020 tarihli sözleşme uyarınca, 95.050,00 USD asıl alacak ve 18.03.2021 tarihine kadar geçen sürede işleyen gecikme cezası için 163.884,50 USD olmak üzere toplam 258,934,50 USD'nin, 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca işleyecek faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, savunmasında özetle; yabancı gerçek ve tüzel kişilere Türkiye'de dava açmak veya icra takibi yapmak için teminat yatırma zorunluluğu bulunduğunu, HMK ve MÖHUK hükümlerinde düzenlenen teminat yükümlülüğünün bir dava şartı olduğunu ve davacı tarafın Estonya merkezli bir şirket olduğu için işbu nedenden dolayı MÖHUK m.48 kapsamında teminat gösterme zorunluluğunun bulunduğunu, davacının iddia ettiği 115.050,00 USD ana para alacağına 26.02.2020 tarihli protokole dayanarak 15.04.2020 tarihinden itibaren günlük % 0,5 oranında gecikme cezası adı altında talep edilen ana paradan fazla tutarda fahiş 163.884,50 USD alacak talebinde bulunmasında hukuka uygunluk bulunmadığını, gecikme cezasının niteliği itibariyle gecikme faizi ile eş değerde olduğunu, Yargıtay'ın da pek çok kararında bu görüşü savunduğunu, davacının gecikme cezası olarak nitelediği kavramın esasında temerrüt faizi veya anapara faizinden başka bir şey olmadığını, para borçları açısından tarafların sözleşmede temerrüt faizi yerine vade farkı veya gecikme faizi kararlaştırmalarının söz konusu faiz sınırlamalarının aşılmasına imkan tanımak olduğunu, bunun da kanuna karşı hile niteliğinde olduğunu, kanun koyucunun çeşitli hükümlerle birleşik faiz uygulamasını açıkça yasakladığını, esasen para borçları için sözleşme ile öngörülen ve yasal bir temeli bulunmayan gecikme cezasının veya vade farkının faize faiz yürütülmesi yasağının ve Türk Borçlar Kanununun 88 ve 120. maddelerinde öngörülmüş olan faiz sınırlamalarının içini boşaltacağını, bu nedenle ya gecikme cezasının veya vade farkının temerrüt faizi niteliği taşıdığının kabul edilmesi gerektiğini, kabul edilmemek ile birlikte davacının iddia ettiği ana para alacağının 95.050,00 USD olduğunu, ana para alacağının neredeyse iki katı tutarında 163.884,50 USD gecikme cezası adı altında faiz talep etmesinde hukuka uygunluk olmadığı gibi talep edilen faiz miktarının TMK'nın 2.maddesindeki dürüstlük kuralına da aykırı olduğunu, yine davacı yanın iddia ettiği asıl alacağın iki katı tutarındaki faiz ve gecikme zammı talebinin davalının iktisaden mahvına mucip olacak derecede ağır ve yüksek olduğundan ahlaka aykırı, hakkaniyet ölçüsüne uygun olmadığı gibi davalının ekonomik olarak yıkımına sebep olacak düzeyde bulunduğunu, iş bu sebeple davacı yanın iddia ettiği asıl alacak miktarına ilaveten talep ettiği 163.884,50 USD tutarındaki faiz miktarının TBK m. 88 ve 120 hükümleri ile birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Dava; taraflar arasındaki navlun sözleşmesi ilişkisi kapsamında mükerrer ödenen navlun bedelinin iadesi ve gecikme cezasının tahsili istemine ilişkindir. Davacı taraf iddialarında, 23.01.2020 tarihli navlun sözleşmesi kapsamında para transfer işlerinde yaşanan aksaklık nedeniyle tahliyenin başlaması için davalı tarafa ikinci bir navlun ödemesi yapıldığını, bunun iade edilmemesi üzerine bu bedele karşılık olarak davalı ile başka bir navlun sözleşmesi yapıldığı, taşımanın gerçekleşmemesi üzerine █████/2020 tarihli fesih porokokolü düzenlendiğini belirterek protokole göre, fazladan tahsil edilen 115.050,00 USD bedelden bakiye alacağı ve kararlaştırılan gecikme cezasını talep etmiş, davalı vekili ise mükerrer ödeme yapılmadığını, ticari defterlerde bu yönde bir kayıt bulunmadığını, davacı tarafın gecikme cezası adı altında talep ettiği bedelin temerrüt faizi niteliğinde olduğunu, bu bedelin talep edilmesinin TMK.2 maddesinde belirtilen dürüstlük kuralına aykırı ve müvekkilinin ekonomik olarak mahvına neden olacak düzeyde olduğunu savunmuştur. Taraflar arasında █████/2020 tarihli navlun sözleşmesinin kurulduğu ve taşımanın gerçekleştiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Taraflar arasında akdedilen █████/2020 tarihli fesih protokolü dosyaya sunulmuş olup, incelenmesinden; taraflarca ... numaralı █████/2020 tarihli tanker yolculuk çarteri sözleşmesinin sona erdirme konusunda anlaşmaya varıldığı, █████/2020 tarihli tanker yolculuk çarteri sözleşmesi kapsamında yapılan 115.050,00 Amerikan doları fazla ödemenin Nisan ayının ortasına kadar geri ödeneceği, 15 Nisan 2020 tarihinden itibaren gecikilen her takvim günü için muaccel tutarın %0,5 oranında gecikme cezasının ödeneceğinin kararlaştırıldığı, bu şekilde “ifanın hiç veya gereği” gibi yapılmaması halinde gecikme cezasının ödeneceğinin kararlaştırıldığı, bu gecikme cezasının TBK'nın 179/2 anlamında, “ifaya eklenen cezai şart” niteliğinde olduğu görülmektedir. Davacı vekili, protokol kapsamında █████/2020 ve █████/2020 tarihlerinde ayrı ayrı 10.000,00'er USD ödeme yapıldığını ileri sürerek 95.050,00 USD bakiye bedel ile gecikme cezasının tahsilini talep etmektedir. Davalı tarafın █████/2020 tarihli sözleşme ile üstlendiği edimi yerine getirdiğine dair delil sunmadığı, protokolün geçersizliğini ileri sürmediği ve aksini ispatlayamadığı gözetildiğinde, davacının iade edilmeyen navlun ödemesini protokol çerçevesinde davalıdan talep edebileceği kanaatine varılmıştır.Davalı taraf mükerrer ödeme olmadığını savunmuş ise de dayanılan ticari defter kayıtlarını ibrazdan kaçınmıştır. Davalı vekili ise kararlaştırılan gecikme cezasının temerrüt faizi niteliğinde olduğunu, faize faiz yürütülemeyeceğini savunmuş olduğundan, uyuşmazlığın çözümünde “cezai şart ve temerrüt faizine ilişkin” hükümlerin değerlendirilmesi gerekmektedir. Borçlunun borcunu ihlal etmesi halinde, alacaklıya ödemeyi kabul ettiği ceza hususundaki anlaşmaya “ceza koşulu-cezai şart” ve ödenecek cezaya “sözleşme cezası” denilmektedir. İfaya eklenen ceza koşulu 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 179. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenmiş olup, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı hem ifayı hem de cezayı talep edebilecektir. Temerrüt faizi ise borçlunun ana para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği olarak kendiliğinden temerrüdü takip eden günden itibaren başlayan ve temerrüt devam ettikçe varlığını sürdüren, hüküm altına alınabilmesi için alacaklının açık bir talebinin varlığı zorunlu olan bir karşılıktır. 6098 sayılı Kanunun 121. maddesinin son fıkrasında, temerrüt faizine ayrıca temerrüt faizi yürütülemeyeceği düzenlenmiştir. Eldeki dosyada davacının cezai şart talebi ifaya bağlı ceza koşulu niteliğinde olup sözleşmede oransal olarak “gecikme cezası”olarak kararlaştırılan ve asıl alacaktan bağımsız bir alacak niteliği kazanan cezai şart alacağını ayrı ayrı talep etme hakkı bulunmaktadır. Açıklanan nedenlerle davacı tarafın bakiye 95.050,00 USD alacağı ve █████/2020 olan vade tarihinden, █████/2020 tarihine kadar olan dönem için protokol gereği günlük %5 oranı üzerinden gecikme cezasını talep edebileceği kabul edilmiştir.
Davalı vekili davaya konu gecikme cezasının müvekkilinin ekonomik mahvına sebep olacağını ileri sürmüştür. Davalı tacir olduğundan kural olarak TTK 22. maddesi hükmü gereğince TBK'nın 182/son maddesi ile cezai şartın indirilmesini talep edemeyecek ise de Yargıtay kararlarında kabul edildiği üzere, cezai şartın ekonomik yönden mahva neden olması TBK'nın 27. maddesi kapsamında, tacirler yönünden değerlendirilebilecek bir durum olup, taraflarca sözleşme ile kararlaştırılmış olan cezaî şart miktarı, borçlu durumda olan tacirin iktisaden mahvına neden olacak ve onun eskisi gibi ticarî faaliyetini devam ettirmesine imkân tanımayacak derecede ağır ve yüksek ise, o zaman, böyle bir cezaî şart, ahlâk ve adaba aykırı bir şart olarak kabul edilerek, kısmen veya tamamen iptali gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Bilirkişi raporunda bu hususta görüş bildirilmeyerek takdiri Mahkememize bırakılmıştır. Davalı taraf bu yöndeki iddiasının ispatı bakımından ticari defterlerini sunmamıştır. Bu durumda dosya kapsamı itibariyle değerlendirme yapılması gerekmekte olup, davalının donatan olarak deniz taşımacılığında faaliyette bulunan bir şirket olması, denizcilik piyasasındaki navlun gelirleri ve karlılık durumu gözetildiğinde, kararlaştırılan cezai şartın tacir olan davalının ekonomik mahvına neden olacak boyutta olmadığı değerlendirildiğinden, tenkisine gerek olmadığı sonucuna varılmıştır.
Yapılan yargılama, toplanan deliller ile bilirkişi raporlarına göre; taraflar arasında imzalanan 26.02.2020 tarihli fesih protokolü ile, davalının fazladan tahsil ettiği 115.050,00 USD'yi en geç █████/2020 tarihinde davacıya ödemeyi taahhüt ettiği, ödemede gecikme halinde ise günlük %0,5 oranında gecikme cezası ödeneceğinin kabul edildiği, davalının bu kapsamda 08.05.2020 tarihinde 10.000 USD ve 27.05.2020 tarihinde 10.000 USD olmak üzere toplamda 20.000 USD ödeme yaptığı, geriye kalan 95.050,00 USD'nin ödenmediği, dolayısıyla davacının davalıdan tahsil edemediği bakiye 95.050,00 USD alacağının bulunduğu, bu tutara protokolde kabul edilen vade tarihinden (█████/2020) dava tarihine kadar, ayrıca 08.05.2020 tarihinde ödenen 10.000 USD ile 27.05.2020 tarihinde ödenen 10.000 USD bakımından da 15.04.2020 olan vade tarihinden ödeme tarihlerine kadar günlük %0,5 oranında gecikme cezası istenebileceği sonucuna varılmıştır. Gecikme cezası alacağı █████/2020 tarihli bilirkişi raporunda 160.159,25 USD olarak saptanmış ise de, söz konusu raporda 08.05.2020 tarihinde ödenen 10.000 USD ile 27.05.2020 tarihinde ödenen 10.000 USD için protokolde kabul edilen vade tarihinden, ödeme tarihlerine kadar işleyen gecikme cezası hesaba katılmamıştır. Bu nedenle davacı vekilinin 31.05.2022 tarihli dilekçesinde yapmış olduğu itiraz yerinde görülerek, 15.04.2020 olan vade tarihinden sonra 08.05.2020s tarihinde yapılan 10.000 USD ile 27.05.2020 tarihinde yapılan10.000 USD'lik ödemeler içinde gecikme cezası istenebileceği kabul edilmiştir. Bu ödemeler bakımından ödeme tarihlerinden vade tarihine kadar işleyen cezai şart bedeli 13.230,75 + 10.505,00= 23.735,75 USD'dir. 95.050,00 USD asıl alacak bakımından istenebilecek 140.674,00 USD gecikme cezası ile birlikte toplam cezai şart alacağı 164.409,75 USD'ye tekabül etmektedir. Dava dilekçesindeki talep 163.884,50 USD olduğundan taleple bağlılık ilkesi gereğince, 95.050,00 USD asıl alacakla birlikte ödenecek cezai şart alacağının 163.884,50 USD olduğu kabul edilmiştir.
Tacir olan davalı şirket TTK m. 22 gereği kural olarak cezai şartın indirilmesini talep edemeyecek olsa da, Yargıtay uygulamalarına göre cezai şart miktarı davalının ekonomik mahvına neden olması halinde indirime gidilmesi mümkün hale gelmektedir. Eldeki dosyada tespit edilen cezai şart miktarı davalının ekonomik mahvına yol açacak boyutta görülmediğinden TTK m. 182/3 çerçevesinde cezai şart miktarının tenkisine gidilemeyeceği kanaatine varılmakla, açıklanan tüm bu nedenlerle sonuç olarak; Davanın kabulü ile 258.934,50 USD'nin dava tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/A maddesi gereğince işleyecek yıllık dolar faizi ile birlikte davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesi yönünde hüküm kurmak gerekmiştir." gerekçesiyle, davanın kabulü ile 258.934,50 USD'nin dava tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi gereğince işleyecek yıllık döviz faizi ile birlikte davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesine, karar verilmiştir.Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin gecikme cezası (cezai şart) olarak nitelediği kavramın esasında temerrüt faizi veya anapara faizinden başka birşey olmadığını, niteliği itibariyle gecikme faizi ile eş değerde olduğunu, Yargıtayın da pek çok kararında bu görüşü savunduğunu, ilk derece mahkemesinin hükmüne konu olan cezai şartın aslında faiz niteliğinde olduğunu dolayısıyla uygulanan faizin kanuni sınırların fazlasıyla üstünde olduğunun, bu durumun tamamen kanunun etrafından dolaşma çabası ve kanuna karşı hile niteliğinde olduğunu, gecikme zammına faiz uygulanmasının da faize faiz yürütülmesi olduğunu, ilk derece mahkemesi kararında Türk Borçlar Kanunu 88. ve 120. maddelerinin faiz sınırlamalarının tamamen yok sayıldığını, hükme konu olan gecikme cezası adı altında faiz talebinin iktisaden davalının mahvına sebebiyet vereceğini, anapara alacağının neredeyse iki katı oranında temerrüt faizinin doğması hususu ahlaka ve davalının kişilik haklarına aykırı olacak derecede ağır olduğunu, davalının ticari defterlerinin incelenmesi doğrultusunda davalının ne denli zor durumda olduğu ve bu sebepten cezai şartın davalının mahvına sebebiyet verilip verilmeyeceğinin anlaşılacağını, ilk derece mahkemesi hüküm kurarken sadece mahkemece davalının mahvına sebebiyet vereceği hususunun yeterince incelenmeden karar verildiğini, taraflar arasındaki ihtilaflar giderilmeden, ticari defterler göz önünde bulundurulmadan hüküm kurulduğunu, davalının mevcut ekonomik durumunun tespit ile ilgili olarak hakkında açılmış icra takiplerinin bulunup bulunmadığının araştırılmadığını, kabul edilmemek ile birlikte davacının iddia ettiği ana para alacağı 95.050,00 USD olup bu ana para alacağının neredeyse iki katı tutarında 163.884,50 USD gecikme cezası adı altında faiz talep etmesinde ve ilk derece mahkemesinin bu talebe göre hüküm kurmasında hukuka uygunluk olmadığı gibi hüküm altına alınan faiz miktarının TMK'nın 2.maddesindeki dürüstlük kuralına da aykırı olduğunu, yine davacı yanın iddia ettiği asıl alacağın iki katı tutarındaki faiz ve gecikme zammı talebinin davalının iktisaden mahvına mucip olacak derecede ağır ve yüksek olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, taraflar arasındaki navlun sözleşmeleri kapsamında mükerrer ödendiği ve karşılığında taşıma hizmeti verilmediği iddia olunan navlun bedelinin ve bu bedelin iadesi hususunda düzenlenen protokolde yer alan gecikme cezasının tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Dosya kapsamında bulunan navlun sözleşmeleri, protokol ve taraf beyanlarının incelenmesinde; taraflar arasında 23.01.2020 tarihli navlun sözleşmesi( tanker yolculuk çarteri) kurulduğu, taşımanın gerçekleştiği, bu kapsamda davacının davalıya fazladan 115.050,00 USD ödeme yaptığı, fazladan ödemenin █████/2020 tarihli ikinci navlun sözleşmesi (tanker yolculuk çarteri) kapsamındaki taşımanın karşılığı olarak kabul edildiği, ancak bu taşımanın davalı tarafından yerine getirilmediği, bunun üzerine tarafların, █████/2020 tarihli tanker yolculuk çarteri sözleşmesini sözleşmesinin sona erdirilmesi konusunda █████/2020 tarihli ve ''Tanker Yolculuk Çarteri Sözleşmesi Fesih Protokolü'' başlıklı fesih protokolü düzenlendiği, protokolde taraflarca, 18.02.2020 tarihli sözleşmenin karşılıklı olarak sona erdirildiği, █████/2020 tarihli tanker yolculuk çarteri sözleşmesi kapsamında yapılan 115.050,00 USD fazla ödemenin Nisan ayının ortasına kadar davalı yanca geri ödeneceğinin belirtildiği, 3.maddesinde ise herhangi bir nedenle işbu bedelin iadesinin gecikmesi halinde davalının 15.04.2020 tarihinde başlayarak gecikilen her takvim günü için muaccel tutarın %05,'i oranında gecikme cezası ödeyeceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. İstinaf incelemesi bakımından uyuşmazlık, protokolde kararlaştırılan gecikme cezası hükmünün geçerli olup olmadığı, davalının ticari mahvına sebep olup olmayacağı noktalarında toplanmaktadır. Cezai şart, borçlunun alacaklıya karşı mevcut bir borcu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi halinde ödemeyi vaat ettiği, hukuki işlem ile belirlenmiş ekonomik değeri olan bir edimdir. Cezai şartın amacı, borçluyu borca uygun davranmaya sevk etmektir. Cezai şart, asıl alacağı kuvvetlendirme amacı güder. Bu bakımdan cezai şart, kuvvetlendirilecek asıl borcun mevcut olmasını gerektirir. Asıl borç yoksa cezai şart da söz konusu olamaz. Bu niteliği itibariyle cezai şart asıl borca bağlı fer'i bir borçtur. Asıl borç, mevcut ve geçerli ise, cezai şart da borç doğurur. Asıl borç sona ermiş ya da geçersiz doğmuşsa, cezai şart bağımsız bir borç oluşturamaz.TBK'nın 179/2 maddesi ''Ceza borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkca feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir'' hükmünü içermekte olup Kanun, 179. maddenin ikinci fıkrasında bütün eksik ifa hallerini değil, bunlardan sadece zaman veya yer itibariyle aykırılık teşkil edenlerin ifaya eklenen ceza koşulu olduğunu kabul etmiştir. Somut olayda, ilk derece mahkemesi kararında da belirtildiği üzere, davacının talep ettiği ve protokolde belirlenen gecikme cezası, ifaya eklenen cezai şart niteliğinde olup geçerlidir. Bu sebeple davacı yanca hem asıl borcun hem de cezai şart bedelinin ödenmesinin talep edilmesi ve mahkemece taleplerin kabulüne karar verilmesi usu ve yasaya uygun olmuştur. Bu sebeple davalının aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Öte yandan, TTK'nın 22. maddesi gereğince, kural olarak tacirin cezai şarttan indirim yapılmasını talep hakkı bulunmasa da cezai şart tacirin iktisaden mahvını gerektirecek derecedeyse, talep üzerine tenkise karar verilebileceği Yargıtay içtihatları uyarınca benimsenmektedir. Ancak somut olayda davalı cezai şart bedeline hükmedilmesinin ticari olarak mahvına sebep olacağına dair herhangi bir delil ibraz edemediği gibi ticari defterlerini de ibraz etmemiştir. Mahkemece de cezai şartın davalının mahvına sebep olmayacağına karar verilmiştir. Bu nedenle mahkemece cezai şartın tenkisi talebinin reddi doğru olduğundan, davalı vekilin aksi yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiş ve istinaf başvurusunun esastan reddi gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usule ve yasaya uygun olup davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM
:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye105.690,34 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;
HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 09.04.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!