Anahtar kelimeler: Davaalacak Otomotiv Euro Satım İthalat İhracat Bedelli Limited Yenilenmiş Sanayi

T.C.
İSTANBUL14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARARESAS NO
:████████ EsasKARAR NO
:████████DAVA
:Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)DAVA TARİHİ
:█████/2024KARAR TARİHİ
:█████/2026Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin dava dışı ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nden 2012 yılında satın aldığı araçlara ilişkin olarak 18.05.2012 tarih ve 70.000,00 Euro bedelli, 23.05.2012 tarih ve 40.000,00 Euro bedelli, 04.06.2012 tarih ve 32.000,00 Euro bedelli, 13.06.2012 tarih ve 24.000,00 Euro bedelli, 19.06.2012 tarih ve 60.000,00 TL bedelli olmak üzere toplam 166.000,00 Euro ve 60.000,00 TL ödeme yaptığını; ödenen bedellere konu araçların müvekkiline teslim edilmediğini; alacağının tahsili amacıyla .... İcra Müdürlüğü'nün 2012/... Esas (yenilenmiş esas no: 2024/...) sayılı dosyası ile 14.11.2012 tarihinde takip başlatıldığını; borçlunun itirazı üzerine açılan .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... sayılı dosyada itirazın kısmen iptaline karar verildiğini ve takibin 148.601,13 Euro üzerinden bu miktara takip tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasanın 4/a maddesi gereğince işleyecek değişen oranlardaki faiziyle devamına, davacı lehine ayrıca 68.326,79 TL icra inkâr tazminatı, 24.760,25 TL nispi vekalet ücreti ve 3.413,99 TL yargılama gideri ödenmesine karar verildiğini; bu kararın Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 17.11.2014 tarih ve ██████████ Esas ██████████ Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiğini; ancak dava dışı borçlu şirketin alacaklılardan mal kaçırma amacıyla içinin boşaltıldığını, ardından şirket paylarının çalışanlara devredildiğini ve nihayetinde 15.10.2018 tarihinde tasfiye edilerek ticaret sicilinden terkin edildiğini ileri sürmüştür.Davacı vekili devamında; dava dışı borçlu ... Otomotiv ile davalı ... ... Otomotiv Turizm Gıda Tekstil İnşaat Nakliyat Sanayi - ... arasında organik bağ bulunduğunu; her iki yapının da ... tarafından kurulduğunu; aynı kuruluş adresinde faaliyet gösterdiklerini; faaliyet alanlarının birebir aynı olduğunu; aynı kişilerin (..., ...) hem dava dışı şirkette hem davalı yapıda görev aldığını; özellikle ...'in davalı yapıda işçi sıfatıyla çalışırken dava dışı şirketin tüm paylarını devraldığını; 14.02.2024 tarihli haciz tutanağında bu kişinin "10 yıldır burada çalışıyorum" beyanında bulunduğunu; her iki yapı çalışanlarının halen "..." uzantılı kurumsal mail adreslerini kullandığını; davalı yapı tarafından dava dışı şirkete kesilen 136.700 USD'lik fatura, ... Ltd.'ye yapılan satışların çapraz faturalandırılması, ... sözleşmeleri, kambiyo senetleri, karşılıklı vekaletname ağı gibi belgelerle organik bağın kanıtlandığını; müvekkilin dava dışı şirkete yaptığı ödemelerin aynı gün veya birkaç gün içinde davalı yapıya aktarıldığını; bu paralel transferlerin davalı yapının mal kaçırma kastıyla kullanıldığını gösterdiğini; ayrıca .... İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2013/... Esas 2014/... Karar sayılı (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi onamasıyla kesinleşmiş) ilamı ile .... İcra Hukuk Mahkemesi'nin ... Karar sayılı ilamında iki şirket arasında organik bağ bulunduğunun zaten tespit edilmiş olduğunu beyan etmiştir.Davacı vekili netice-i talep olarak; davalı şirketler arasındaki organik bağın ve tüzel kişilik perdesinin kaldırılması koşullarının oluştuğunun tespitine; .... İcra Müdürlüğü'nün 2012/... Esas (yenilenmiş: 2024/...) sayılı dosya alacağına, takipte kesinleşen 5.589.701,40 TL miktarına ve dava açılış tarihi itibarıyla 19.721.619,40 TL kapak hesabına ilişkin alacağın davalıdan müştereken ve müteselsilen tahsiline; yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde ve sonraki itiraz/beyan dilekçelerinde özetle; davacının iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu; 6102 sayılı TTK madde 125 uyarınca ticaret şirketlerinin bağımsız tüzel kişiliğe ve malvarlığına sahip olduğunu; ayrılık prensibi gereği bir şirketin borcundan dolayı başka bir tüzel kişinin sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olduğunu; tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin "ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken" bir teori olduğunu ve dar yorumlanması gerektiğini ileri sürmüştür.Davalı vekili ayrıca müvekkil yapının 2001 yılından bu yana müstakil olarak faaliyet gösterdiğini ve borcun doğumundan sonra alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kurulmuş paravan bir yapı olmadığını; dava dışı şirketin sadece ithalat, davalı yapının ise sadece ihracat faaliyetinde bulunduğunu, bu nedenle farklı işlevlere sahip olduklarını; ek raporda aleyhe bir durummuş gibi sunulan personel geçişlerinin ve tekil müşteri ortaklığının (.... ...) aslında serbest piyasa ekonomisinin doğal sonucu olduğunu; tasfiye sürecindeki bir şirketin çalışanlarının deneyimleri itibarıyla aynı sektördeki başka bir firmada istihdam edilmelerinin hayatın olağan akışına uygun olduğunu; faaliyetini durduran bir bakkalın müşterilerinin 100 metre ilerideki diğer bakkala gitmesinin nasıl ki muvazaalı bir bağ oluşturmayacaksa, somut olayda da müşteri geçişlerinin aynı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini beyan etmiştir.Davalı vekili devamında müvekkil yapının 2023 yılı bilançosunda 17.966.071,01 TL pozitif özkaynağa sahip olduğunu, ticari defterlerini TTK madde 64/3 ve VUK hükümlerine uygun olarak e-defter formatında tuttuğunu, Ba-Bs formları incelemesinde her iki yapının müşteri portföylerinin büyük ölçüde farklı olduğunu, bu çerçevede iktisadi bütünlüğün ispatlanamadığını; TMK madde 2 uyarınca dürüstlük kuralına aykırılık ve mal kaçırma kastının somut delillerle ispatının zorunlu olduğunu, HMK madde 190 gereği ispat yükünün davacıda olduğunu; dosya kapsamında müvekkil aleyhine mal kaçırma kastını gösteren hiçbir kesin delilin bulunmadığını; bilirkişi ek raporunun yetkisini aşarak TMK madde 2 kapsamında hukuki nitelendirme yaptığını; kök rapor ile ek rapor arasında çelişki bulunduğunu, bu çelişki giderilmeden hüküm kurulamayacağını; ihtiyati haciz kararının davacının iddialarının yaklaşık ispat seviyesine dahi ulaşmaması nedeniyle ivedilikle kaldırılması gerektiğini ileri sürmüştür.Davalı vekili netice-i talep olarak; bilirkişi ek raporuna itirazların kabulüne; itirazlar doğrultusunda dosyanın bağımsız denetçi ve mali müşavirlerden oluşacak yeni bir bilirkişi heyetine tevdii ile yeni bir bilirkişi raporu alınmasına; davacının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davasının husumet ve esas yönünden reddine; dosya kapsamında verilen ihtiyati haciz kararının İİK madde 258 uyarınca yaklaşık ispat şartı gerçekleşmediğinden kaldırılmasına; yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkememizce uyuşmazlığın çözümü için aşağıdaki deliller toplanmıştır:Mahkeme ve icra dosyaları yönünden
: .... İcra Müdürlüğü'nün 2012/... Esas (yenilenmiş esas no: 2024/...) sayılı takip dosyası tam sureti; .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... sayılı dosya örneği; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 17.11.2014 tarih ██████████ Esas ██████████ Karar sayılı onama ilamı; .... İcra Hukuk Mahkemesi'nin 27.11.2014 tarih 2013/... Esas 2014/... Karar sayılı istihkak davası kararı ile bu kararı onayan Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 02.10.2017 tarih █████████ Esas ██████████ Karar sayılı ilamı; .... İcra Hukuk Mahkemesi'nin 13.05.2014 tarih ... Karar sayılı istihkak davası kararı.Haciz tutanakları yönünden
: .... İcra Müdürlüğü'nün 2024/... Esas sayılı dosyasından 31.01.2024 tarihli ve 14.02.2024 tarihli düzenlenen haciz tutanakları ile bu tutanaklarda tespit edilen evraklar (... ... tarafından ... adına kesilen faturalar; ... imzalı vergi dairesi dilekçesi; 31.03.2020 tarihli kısa çalışma uygulanacak işçi listesi; ...'in 05.03.2023 tarihli EYT emeklilik dilekçesi; .... ... imza sirküleri; ... ile ... Otomotiv arasındaki araç alım satım sözleşmesi; 05.04.2006 tarihli 136.700 USD'lik fatura dökümü; 30.03.2006 tarihli serbest bölge işlem formları; 08.06.2004 tarihli 362.200 USD bedelli ... arazi satış sözleşmesi; ... adına düzenlenmiş 11 adet kambiyo senedi niteliğinde evrak ile 15 adet tahsilat makbuzu; 2022-2023 tarihli ...'a yapılan banka transferlerine ilişkin dekontlar; ... tarafından ... ... hesabına yatırılan 6 adet para yatırma belgesi ve 2 adet havale dekontu; ... vekil eden ... vekil sıfatıyla düzenlenmiş 06.01.2014 tarih ... yevmiye numaralı ... 11. Noterliği vekaletnamesi; ... şahsi ve .... ... yetkilisi sıfatıyla ... lehine düzenlenmiş 4 adet araç satış vekaletnamesi; 2024 Ocak ayı maaş bordrosu).Ticaret Sicil kayıtları yönünden
: İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nden temin edilen dava dışı ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin (sicil no: ...) tüm tescil kayıtları ve yayımlanan Türkiye Ticaret Sicili Gazeteleri; davalı ... ... Otomotiv Turizm Gıda Tekstil İnşaat Nakliyat Sanayi - ... işletmesinin (sicil no: ...) tüm tescil kayıtları ve yayımlanan Türkiye Ticaret Sicili Gazeteleri; .... ... Taşımacılık Otomotiv Lojistik Tic. Ltd. Şti.'nin (VKN: ...) tescil kayıtları.SGK kayıtları yönünden
: ... Sosyal Güvenlik Merkezi'nin 05.11.2024 tarih ve ... sayılı yazısı eki çalışan listesi; ... Sosyal Güvenlik Merkezi'nin 07.11.2024 tarih ve ... sayılı yazısı eki çalışan listesi; ... Sosyal Güvenlik Merkezi'nin 24.10.2024 tarih ve ... sayılı yazısı; ...'ya ait işyerinde ..., ..., ... için düzenlenmiş sigortalı işe giriş bildirgeleri ve çalışma süresi bilgileri.Vergi dairesi ve mali kayıtlar yönünden
: ... Vergi Dairesi'nin 18.03.2024 tarih ... sayılı yazısı eki olarak gönderilen dava dışı ... Otomotiv'in 2012-2013-2014-2015 yıllarına ait Ba-Bs formları; davalı yapının dosyaya sunulan 2016-2024 yıllarına ait ticari defterleri ile e-defter beratları; her iki yapının 2015, 2016 ve 2023 yıllarına ait mali tabloları.Banka kayıtları yönünden
: ... Bankası A.Ş. ...'ın 24.01.2025 tarihli yazısı ekinde dosyaya sunulan dava dışı ... Otomotiv ile davalı ... ...'a ait Türk Lirası, Avro, ABD Doları ve Japon Yeni cinsinden hesapların 2001-2013 dönemine ait hesap hareketleri dökümü (toplam 315 işlem kaydı içeren iki sayfalı belge); 17.05.2004 tarihinde 54.000,00 TL ve 10.11.2009 tarihinde 35.678,00 TL'lik havale belgeleri.Vekaletnameler yönünden
: .... Noterliği'nin 03.02.2017 tarih ... yevmiye numaralı ve 20.12.2022 tarih ... yevmiye numaralı ... — ... araç satış vekaletleri; .... Noterliği'nin 03.11.2020 tarih ... yevmiye numaralı ... — ... araç satış vekaleti.Arabuluculuk yönünden
: İstanbul Arabuluculuk Bürosu'nun 2024/... sayılı dosyasındaki son tutanak (anlaşma sağlanamadığına dair).Bilirkişi raporları yönünden
: Mahkememizce atanan üç kişilik bilirkişi heyetinin (Dr...., ... ve sonradan eklenen icra bilirkişisi ...) 08.07.2025 tarihli kök raporu ile 26.02.2026 tarihli ek raporu.Diğer deliller
: Tarafların dilekçelerinde ileri sürdükleri tüm yazılı belge ve beyanlar.Mahkememizce tarafların iddiaları ve dosya kapsamındaki delillerin niteliği gözetilerek; ticaret hukuku alanında özel ve teknik bilgi gerektiren hususların aydınlatılması amacıyla bilirkişi incelemesine başvurulmasına karar verilmiştir. Bilirkişi heyeti ilk olarak Dr. ... (sicil no: ...) ve ... (sicil no: ...) olarak teşkil edilmiş; mahkememizin 06.10.2025 tarihli ara kararı ile heyete icra bilirkişisi ... (sicil no: ...) eklenmiştir.Bilirkişi heyetinden incelenmesi istenen ana konular şunlardır: (a) Dava dışı ... Otomotiv ile davalı ... ... arasında organik bağ bulunup bulunmadığının incelenmesi; (b) Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması koşullarının somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi; (c) .... İcra Müdürlüğü'nün 2012/... Esas sayılı dosyasındaki borçtan davalı yapının sorumlu tutulması için gerekli hukuki ve maddi koşulların oluşup oluşmadığının irdelenmesi.Bilirkişi heyetinin 08.07.2025 tarihli kök raporunda, dava dışı ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin 02.05.1994 tarihinde 200 TL sermaye ile ... ve ... tarafından kurulduğu; ortaklık yapısının 05.11.2010, 06.12.2012 ve 03.11.2017 tarihlerinde değişerek sırasıyla ... ve ..., ..., ...'in ortakları olarak yer aldığı; 15.10.2018 tarihinde ticaret sicilinden terkin edildiği; davalı ... ...'un ise 22.03.2001 tarihinde ... tarafından kurulduğu tespit edilmiştir. Heyet, her iki yapının faaliyet konularının benzer olduğunu, kuruluş adreslerinin aynı olduğunu, SGK kayıtlarından sınırlı düzeyde personel geçişi bulunduğunu, müşteri portföyleri arasında yalnızca .... ... isimli tek bir ortak müşterinin bulunduğunu, ... kayıtlarında 17.05.2004 ve 10.11.2009 tarihli olmak üzere iki adet havale tespit edildiğini saptamıştır.Kök raporun gerekçeli sonuç bölümünde heyet, somut olaydaki uyuşmazlıkta davalı yapının kötü niyetli hareketleri olduğu ve dava dışı borçlu şirket ile aralarında TMK 2. madde anlamında dürüstlük kuralına aykırı bir ilişki bulunduğu konusunda kanaate ulaşılamadığını, perdenin aralanması koşullarının oluşmadığını belirtmiştir.Davacı vekili kök rapora karşı sunduğu itiraz dilekçesinde; 14.02.2024 tarihli haciz tutanaklarının değerlendirilmediği; banka transferlerinin yetersiz incelendiği; haciz mahallindeki evrakların raporda yer almadığı; müşteri portföyü analizinin tasfiye edilmiş borçlu şirket bakımından eksik yapıldığı; ...'in çifte rolünün analiz edilmediği; Yargıtay 19. HD ve YHGK içtihatları doğrultusunda organik bağın varlığının somut delillerle ortaya konulduğu hâlde rapor sonucunun çelişkili olduğu; icra dosyasının tam suret olarak değerlendirilmediği başta olmak üzere sekiz ana itiraz başlığı altında raporun eksikliklerini ileri sürmüştür.Mahkememizin 06.10.2025 tarihli ara kararı ile davacı vekilinin itirazları kısmen yerinde görülerek; bilirkişi heyetinden, davacı itirazları doğrultusunda on ayrı husus üzerinde (haciz tutanakları, paralel banka transferleri, haciz mahallindeki evraklar, iletişim altyapısı, şirketler arası ticari işlemler, icra dosyası tam sureti, müşteri portföyü, kesinleşmiş mahkeme kararları, ...'in rolü ve kötü niyet bütüncül değerlendirmesi) ek inceleme yapılması istenilmiş; heyete icra bilirkişisi eklenmiştir.Bilirkişi heyetinin 26.02.2026 tarihli ek raporunda, mahkememizin ara kararı doğrultusunda kök raporda incelenmeyen ya da yetersiz incelenen hususlar üzerinde kapsamlı bir araştırma yapılmıştır. Heyet ek raporda; .... İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2013/... Esas 2014/... Karar (Yargıtay 8. HD onamasıyla kesinleşmiş) ve .... İcra Hukuk Mahkemesi'nin ... Karar sayılı kararları ile davalı ...'nun şahıs firması (... ...) ile dava dışı borçlu ... Otomotiv arasında organik bağ bulunduğunun tespit edildiğini açıkça belirtmiş; 14.02.2024 tarihli haciz tutanağında ...'in "10 yıldır burada çalışıyorum" beyanı ile 05.03.2023 tarihli EYT dilekçesindeki "20 Şubat 2013 tarihinden itibaren şirketinizde çalışmaktayım" ifadesini tespit etmiş; haciz mahallinde 05.04.2006 tarihli 136.700 USD'lik fatura, ... Ltd. faturalama çelişkisi, 08.06.2004 tarihli ... arazi satış sözleşmesi, kambiyo senetleri ve tahsilat makbuzlarını saptamış; 31.03.2020 tarihli kısa çalışma listesindeki ... mail uzantısı tespitini yapmış; karşılıklı vekaletname ağını ortaya koymuş; ortak müşteri olarak .... ...'ı tespit etmiştir.Ek raporun gerekçeli sonuç bölümünde heyet, TTK 124. madde ve devamı uyarınca tüzel kişiliklerin bağımsızlığı esas olmakla birlikte, kurucuların ve yöneticilerin kısmen veya aynı kişilerden oluşması, ortaklık yapısının devir silsilesiyle değiştirilmesi, faaliyet alanlarının örtüşmesi, çalışanların her iki yapıda istihdam edilmesi, haciz sırasında elde edilen belgeler ve para akışı ile müşteri ilişkilerinin yeni yapıya aktarılarak ticari faaliyetlerin devamı niteliğinde olduğunun tespit edildiğini ve organik bağ ile tüzel kişilik perdesinin aralanması bakımından unsurların somut olayda mevcut olduğunu belirtmiştir. Heyet ayrıca YHGK'nın 28.01.2004 tarih 2004/6-50 Esas ███████ Karar sayılı kararındaki objektif iyi niyet ölçütüne atıfla, kötü niyet veya zarar verme kastının ayrıca ispatı aranmadığı takdirde TMK madde 2 ihlali kabul edilmesi gerektiğini değerlendirmiş; bu husustaki nihai takdirin Sayın Mahkemeye ait olduğunu belirtmiştir.Davalı vekili ek rapora karşı 19.03.2026 tarihli itiraz dilekçesinde altı ana başlık altında savunmalar ileri sürmüş; tüzel kişilik perdesinin aralanmasının istisnai bir kurum olduğunu, organik bağ iddiasının tek başına yeterli olmadığını, müvekkil yapının bağımsız ekonomik varlığa sahip olduğunu, kötü niyet ve mal kaçırma kastının ispatlanamadığını, bilirkişi heyetinin yetkisini aşarak hukuki nitelendirme yaptığını, kök rapor ile ek rapor arasında açık çelişkiler bulunduğunu, dosyanın bağımsız denetçi ve mali müşavirlerden oluşacak yeni bir bilirkişi heyetine tevdii ile yeni rapor alınması gerektiğini ve ihtiyati haciz kararının kaldırılmasını talep etmiştir.Davacı vekili 23.03.2026 tarihli beyan dilekçesinde, ek rapordaki tespitlerin müvekkilinin iddialarını doğruladığını; rapor ve dosya kapsamındaki diğer delillerin davalı tarafın kötü niyetli hareketlerini açıkça ortaya koyduğunu; bilirkişilerin objektif iyi niyet ölçütü çerçevesinde varmış oldukları değerlendirmenin kabul edilmesi gerektiğini; kök rapor ile ek raporun teknik veriler açısından çelişmek yerine ikinci raporun birinci raporu daha ayrıntılı ve teknik şekilde izah etmiş noktada olduğunu ileri sürerek; ek rapordaki somut tespitlerin hükme esas alınmasını ve davanın kabulünü talep etmiştir.Mahkememizce, tarafların iddia ve savunmaları, toplanan tüm deliller ile bilirkişi kök ve ek raporları HMK 282. madde uyarınca takdiren değerlendirilmiştir. Mahkememiz, bilirkişi raporlarının teknik tespitlerinden yararlanmakla birlikte, hukuki nitelendirme konusunda bağımsız bir değerlendirme yapma yetkisine sahiptir. Ayrıca dosya kapsamındaki banka kayıtları, ticari belgeler ve diğer dokümanlar HMK 198. madde uyarınca takdiri delil olarak doğrudan değerlendirmeye tabi tutulmuştur.Uyuşmazlığın çözümü, somut olayda dava dışı asıl borçlu ile davalı arasında organik bağın bulunup bulunmadığı ve tüzel kişilik perdesinin aralanması koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği sorularının yanıtlanmasını gerektirmektedir. Bu yanıtlama, hem uygulanacak hukuki çerçevenin doğru tespitini hem de dosya kapsamındaki somut olguların bu çerçeve içinde değerlendirilmesini içermektedir.Mahkememizin gerekçeli değerlendirmesi, müteakip uygulanacak hukuki çerçevenin ortaya konulmasıyla başlayacak; somut tespitler yapılacak; davalı tarafın savunmaları ayrı ayrı ele alınarak değerlendirilecek ve sonuç ile hüküm fıkrasının her bir maddesinin gerekçeyle bağlantısı kurulacaktır.Bilirkişiler ...'in █████/2025 tarihli, 21 sayfadan ibaret heyet raporunda özetle;... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin 02.05.1994 tarihinde 200,00.-TL sermaye ile 130 paya karşılık ..., 70 paya karşılık ... tarafından İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sicil numarasına tescil edilerek kurulduğu, şirketin ilk unvanının ... İç ve Dış Ticaret Tekstil Sanayi Limited Şirketi olduğu, şirketin amaç ve konusunun; tekstil, deri, turizm, otomotiv, inşaat, orman ve hayvancılık vb. olduğu, şirketin kuruluş adresinin; İstanbul, ..., ... Mahallesi,... Sokak No
:18/3 olduğu, şirket sermayesinin 15.05.1997 tarihinde 5.000,00.-TL‟ye çıkarıldığı, 05.11.2010 tarihinde şirketin ½ pay oranıyla 2 ortaklı olarak devam ettiği şirket ortaklarının ... ve ... olduğu, 07.12.2010 Tarihinde şirketin unvanı ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi olarak tadil edildiği, 06.12.2012 Tarihinde ... ve ... şirkette mevcut paylarını dışarıdan ...'a devrederek ortaklıktan çıktıkları, şirket adresinin İstanbul, ..., ... 3/43 Kat 13 No:130/1 olarak değiştirildiği, şirketin 06.12.2012 tarihinden itibaren temsil ve ilzamı ... tarafından yerine getirildiği, 06.02.2014 Tarihinde şirket sermayesinin 400 pay karşılığı 10.000,00-TL'ye artırıldığı ve tek ortak ... tarafından taahhüt edildiği, 09.09.2014 Tarihinde şirketin ... tarafından tasfiyeye sokulduğu, tasfiye memuru olarak ...‟un atandığı, 16.10.2014, 23.10.2014 ve 30.10.2014 tarihlerinde Türkiye Ticaret Sicili Gazetelerinde alacaklılara çağrı ilanı yapıldığı, 18.10.2017 Tarihinde Ģirketin tasfiyesinden vazgeçildiği, 03.11.2017 Tarihinde ...'un şirkette mevcut 400 paya karşılık 10.000,00-TL sermeyesinin dışarıdan ortak ...'e devrederek ortaklıktan çıktığı, 03.11.2017 Tarihinden itibaren şirketin temsil ve ilzamının ... tarafından yerine getirildiği, şirketin kanuni ikametgahının İstanbul, ..., ... Mahallesi, ... Caddesi No: 6/2 4 nolu ofis olarak belirlendiği,10.01.2018 tarihinde ... tarafından şirketin tekrar tasfiyeye sokulduğu, tasfiye memurunun ... olduğu, 26.01.2018, 02.02.2018 ve 09.02.2018 Türkiye Ticaret Sicili Gazetelerinde alacaklılara çağrı ilanı yapıldığı, 15.10.2018 Tarihinde ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'ne ait tasfiyenin bittiği ve ticaret sicilinden terkin edildiği, ... TC kimlik numaralı ...‟un 01.04.2004 tarihinden 31.01.2005 tarihine kadar ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinde çalıştığı, ... TC kimlik numaralı ...'nun 01.04.2004 tarihinden 16.10.2010 tarihine kadar ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinde çalıştığı, yine ... TC kimlik numaralı ...'in 20.02.2013-30.04.2015 tarihleri arası ...'ya ait ... ... Caddesi ... K 4 ... İstanbul tescil adresinde, 01.05.2015 tarihinden itibaren ... ya ait ... ... tescil adresinde çalıştığı, ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinin 05.11.2010-06.12.2012 tarihleri arasında şirketin %50 pay sahipli ortağı olan ...'nun yine ilgili Ģirketin 06.12.2012-03.11.2017 tarihleri arasında tek ortağı olan ...'a .... Noterliğinden 03.02.2017 tarih ... yevmiye numaralı araç satış vekaleti verdiği, ... Noterliğinden 20.12.2022 tarih ... yevmiye numaralı araç satış vekaleti verdiği, 01.04.2004 tarihinden 16.10.2010 tarihine kadar ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinde çalıştığı tespit edilen ...'nun 03.11.2017 tarihinden tasfiye bitiş tarihine kadar ilgili şirketin tek ortağı olan ...'e .... Noterliğinden 03.11.2020 tarih ... yevmiye numaralı araç satıĢ vekaleti verdiği, Yüce Mahkemeniz tarafından dosyaya celp edilen vergi beyannamelerine göre; ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketine ait ... kaynakların 2015 yılında 428.236,79.-TL 2016 yılında 459.202,25.-TL olduğu, ilgili şirketin 15.10.2018 tarihinde ticaret sicilinde terkin ettirilmesi sebebiyle tasfiye bilançosunda herhangi bir ... kaynak tutarının bulunmasının mümkün olmadığı, bu nedenle herhangi bir borç ödeme kapasitesinin bulunmadığı, ... ... Otomotiv Turizm Gıda Tekstil İnşaat Nakliyat Sanayi unvanlı gerçek kişiliğin 22.03.2001 tarihinde ... tarafından...Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sicil numarasına tescil edilerek kurulduğu, gerçek kişi tacirin ilk unvanının ... ... Otomotiv Turizm Gıda Tekstil İnşaat Sanayi olduğu, amaç ve konusunun; otomobil, gıda, tekstil, inşaat malzemeleri araç ve gereçleri alım satım ithalat ve ihracat olduğu, kuruluş adresinin; İstanbul, ..., ... Mahallesi, ... Caddesi ... Sokak ... iş hanı No:18/3 olduğu, 17.05.2004 tarihinde gerçek kişi tacirin unvanını ... ... Otomotiv Turizm Gıda Tekstil İnşaat Nakliyat Sanayi olarak değiştirdiği, amaç ve konusunu ise otomotiv alım satımı, ithalat ve ihracatı, turizm gıda işleri, her türlü inşaat alım satımı, taahhüt işleri, uluslararası ve yurt içi nakliyat işleri, her türlü tekstil ürünleri alım satım ithalat ve ihracat olduğu, kuruluş adresinin; İstanbul, ..., ... Mahallesi, ... Caddesi, ... Sokak ... iş hanı No:18/3 olduğu, 29.06.2005 Tarihinde gerçek kişi tacirin, amaç ve konusunu; otomotiv alım satımı, ithalat ve ihracatı, otomotiv yedek parça imalatı, alım satımı ithalatı ihracatı, turizm gıda işleri, her türlü inşaat alım satımı, taahhüt işleri, uluslararası ve yurt içi nakliyat hizmetleri, her türlü tekstil ürünleri alım satım ithalat ve ihracat olarak değiştirdiği, 29.04.2010 Tarihinde gerçek kişi tacirin, iş yeri adresini; İstanbul, ..., ... Caddesi, ... İşhanı No:33 Kat:4 olarak değiştirdiği, 20.04.2018 tarihinde gerçek kişi tacirin, iş yeri adresini; İstanbul, ..., ... Caddesi, ... İşhanı No:33/5 olarak değiştirdiği, 01.06.2022 tarihinde gerçek kişi tacirin, sermayesini 15.000.000,00-TL olarak belirlediği, 23.03.2023 Tarihinde gerçek kişi tacirin, iş yeri adresini; İstanbul, ..., ... Mahallesi, ... Caddesi ... İşhanı No:█████ olarak değiştirdiği, ... Sosyal Güvenlik Merkezi 05.11.2024 tarih ve ... sayılı yazısın ekli çalışanlar listesinde ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinde 2004/4 aydan 2010/2 aya kadar çalışanların listesinin gönderildiği, ... TC kimlik numaralı ...'un 01.04.2004 tarihinden 31.01.2005 tarihine kadar ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinde çalıştığı, ... TC kimlik numaralı ...'nun 01.04.2004 tarihinden 16.10.2010 tarihine kadar ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinde çalıştığı, ... TC kimlik numaralı ...'nun 01.04.2004 tarihinden 16.10.2010 tarihine kadar ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinde çalıştığı,... TC kimlik numaralı ... ... 01.04.2004 tarihinden 30.12.2004 tarihine kadar ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinde çalıştığı, ... TC kimlik numaralı ... ...'in 18.09.2006 tarihinden 01.02.2007 tarihine kadar ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinde çalıştığı, ... TC kimlik numaralı ...'in 18.09.2006 tarihinden 01.02.2007 tarihine kadar ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinde çalıştığı, ... TC kimlik numaralı ... ...'ın 18.09.2006 tarihinden 01.02.2007 tarihine kadar ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinde çalıştığı, ... Sosyal Güvenlik Merkezi 07.11.2024 tarih ve ... sayılı yazısın ekli çalışanlar listesinde ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinde 11.04.2013 tarihinden 30.09.2014 tarihine kadar ... TC kimlik numaralı ...'un çalıştığı, ... 24.01.2025 Tarihli yazısına ekli hesap hareketleri incelendiğinde; ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinin ... Nezdinde bulunan... İban hesabından ...'nun ... nezdinde bulunan ... İban hesabına 17.05.2004 tarihinde 54.000,00-TL havale yapıldığı, ...'nun ... nezdinde bulunan ... İban hesabından ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinin ... Nezdinde bulunan ... İban hesabına 10.11.2009 tarihinde 35.678,00-TL havale yapıldığının tespit edildiği, ... vergi kimlik numaralı .... ... TAŞIMACILIK OTOMOTİV LOJİSTİK TİC. LTD. ŞTİ.'nin hem ... ... Otomotiv Turizm Gıda Tekstil İnşaat Nakliyat Sanayi- ... hem de ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketi müşterisi olduğu bunun dışında herhangi bir ortak müşterilerinin bulunmadığı, Yüce Mahkemeniz tarafından dosyaya celp edilen vergi beyannamelerine göre; ... ... Otomotiv Turizm Gıda Tekstil İnşaat Nakliyat Sanayi- ...'ya ait ... kaynakların 2023 yılında 17.966.071,01-TL olduğu ve borç ödeme kapasitesinin bulunduğu, yukarıda tüzel kişilik perdesinin açıklanması hakkında yaptığımız açıklamalara dayanarak tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin, TMK m. 2 kapsamında hakkaniyete aykırı sonuçlara yol açan, kanunu dolanan ya da kötü niyetli suretle davranan şirket eylemlerine karşı ortaya konulan bir teori olduğundan, davalı tüzel kişilerin mal ayrılıkları ilkesini kötüye kullandıkları ve kanuna karşı hile yaptıklarının ispat edilmesi gerektiği, somut olayda davalı şirketlerin birinin tasfiye ve terkin işlemlerinden sonra diğer şirketin kurulmuş olması, aynı sektörde faaliyet gösterdikleri ve yönetim kadrosunun aynı olduğu kabul edilse bile somut olaydaki uyuşmazlıkta davalı şirketlerin kötü niyetli hareketleri olduğu ve aralarında MK m. 2‟ye aykırı olacak şekilde bir ilişkinin bulunduğu konusunda bir kanaate ulaşılamadığı sonucuna varıldığı bildirilmiştir.Bilirkişiler ..., ..., █████/2026 tarihli, 28 sayfadan ibaret heyet ek raporunda özetle;Şirketler Arası Organik Bağ İncelemesi ve Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Bakımından: TTK m. 124 ve devamı uyarınca tüzel kişiliklerin bağımsızlığı esas olmakla birlikte kurucuların ve yöneticilerin kısmen veya aynı kişilerden oluşması, ortaklık yapısının devir silsilesiyle değiştirilmesi, faaliyet alanlarının örtüşmesi kök raporda da belirtildiği üzere doktrinde ve Yargıtay içtihatlarında organik bağ bulunduğu tespiti yapılabileceğini; çalışanların her iki şirkette istihdam edilmesi tüzel kişilik perdesinin aralanmasına işaret ettiği; haciz sırasında elde edilen belgeler ve para akışı, müşteri ilişkilerinin yeni şirkete aktarılarak ticari faaliyetlerin devamı niteliğinde olabileceğini ortaya koyduğu, salt MK m.2 hükmü bakımından değerlendirildiğinde yukarıdaki açıklamalara dayanarak kök rapordaki görüş aksine kötü niyet veya zarar verme kastının ayrıca ispatı aranmadığı takdirde, buradaki kriter, sonucun objektif iyi niyet kurallarına aykırı olup olmadığıdır ve hak, amacı dışında veya başkasının hukuken korunan menfaatini ağır biçimde zedeleyecek şekilde kullanılıyorsa, TMK m.2 ihlali kabul edilmesi gerektiği, bu husustaki takdirin Sayın Mahkemenin olduğu,İcra Takibindeki Borçtan Sorumluluk
:... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’nin 02.05.1994 tarihinde 200,00-TL sermaye ile 130 paya karşılık ..., 70 paya karşılık ... tarafından İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sicil numarasına tescil edilerek kurulduğu, şirketin ilk unvanının ... İç ve Dış Ticaret Tekstil Sanayi Limited şirketi olduğu, şirketin amaç ve konusunun; Tekstil, deri, turizm, otomotiv, inşaat, orman ve hayvancılık vb. olduğu, şirketin kuruluş adresinin; İstanbul, ..., ... Mahallesi, ... Sokak No:18/3 olduğu, şirket sermayesinin 15.05.1997 tarihinde 5.000,00-TL’ye çıkarıldığı, 05.11.2010 tarihinde şirketin ½ pay oranıyla 2 ortaklı olarak devam ettiği şirket ortaklarının ... ve ... olduğu, 07.12.2010 Tarihinde şirketin unvanı ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi olarak tadil edildiği, 06.12.2012 Tarihinde ... ve ... şirkette mevcut paylarını dışarıdan ...’a devrederek ortaklıktan çıktıkları, şirket adresinin İstanbul, ..., ... ... Sokak ... ... Plaza ...Kat ... No:130/1 olarak değiştirildiği, şirketin 06.12.2012 tarihinden itibaren temsil ve ilzamı ... tarafından yerine getirildiği, 06.02.2014 tarihinde şirket sermayesinin 400 pay karşılığı 10.000,00-TL’ye artırıldığı ve tek ortak ... tarafından taahhüt edildiği, 09.09.2014 tarihinde şirketin ... tarafından tasfiyeye sokulduğu, tasfiye memuru olarak ...’un atandığı 16.10.2014, 23.10.2014 ve 30.10.2014 tarihlerinde Türkiye Ticaret Sicili Gazetelerinde alacaklılara çağrı ilanı yapıldığı, 18.10.2017 tarihinde şirketin tasfiyesinden vazgeçildiği, 03.11.2017 tarihinde ...’un şirkette mevcut 400 paya karşılık 10.000,00-TL sermeyesinin dışarıdan ortak ...’e devrederek ortaklıktan çıktığı, 03.11.2017 tarihinden itibaren şirketin temsil ve ilzamının ... tarafından yerine getirildiği, şirketin kanuni ikametgahının İstanbul, ..., ... Mahallesi, ... Caddesi No:6/2 4 nolu ofis olarak belirlendiği, 10.01.2018 Tarihinde ... tarafından şirketin tekrar tasfiyeye sokulduğu, tasfiye memurunun ... olduğu, 26.01.2018, 02.02.2018 ve 09.02.2018 Türkiye Ticaret Sicili Gazetelerinde alacaklılara çağrı ilanı yapıldığı, 15.10.2018 tarihinde ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’ne ait tasfiyenin bittiği ve ticaret sicilinden terkin edildiği, ... TC kimlik numaralı ...’un 01.04.2004 tarihinden 31.01.2005 tarihine kadar ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinde çalıştığı, ... TC kimlik numaralı ...’nun 01.04.2004 tarihinden 16.10.2010 tarihine kadar ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinde çalıştığı, yine ... TC kimlik numaralı ...’in 20.02.2013-30.04.2015 tarihleri arası ...’ya ait ... ... Caddesi ... K 4 ... İstanbul tescil adresinde, 01.05.2015 tarihinden itibaren ... ya ait ... Depo Binası ... ... tescil adresinde çalıştığı, ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinin 05.11.2010-06.12.2012 tarihleri arasında şirketin %50 pay sahipli ortağı olan ...’nun yine ilgili şirketin 06.12.2012-03.11.2017 tarihleri arasında tek ortağı olan ...’a ... Noterliğinden 03.02.2017 tarih ... yevmiye numaralı araç satış vekaleti verdiği, ... Noterliğinden 20.12.2022 tarih ... yevmiye numaralı araç satış vekaleti verdiği, 01.04.2004 tarihinden 16.10.2010 tarihine kadar ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinde çalıştığı tespit edilen ... nun 03.11.2017 tarihinden tasfiye bitiş tarihine kadar ilgili şirketin tek ortağı olan ...’e .... Noterliğinden 03.11.2020 tarih ... yevmiye numaralı araç satış vekaleti verdiği, Yüce Mahkemeniz tarafından dosyaya celp edilen vergi beyannamelerine göre; ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketine ait ... kaynakların 2015 yılında 428.236,79-TL 2016 yılında 459.202,25-TL olduğu, ilgili şirketin 15.10.2018 tarihinde ticaret sicilinde terkin ettirilmesi sebebiyle tasfiye bilançosunda herhangi bir ... kaynak tutarının bulunmasının mümkün olmadığı, bu nedenle herhangi bir borç ödeme kapasitesinin bulunmadığı, ... ... Otomotiv Turizm Gıda Tekstil İnşaat Nakliyat Sanayi unvanlı gerçek kişiliğin 22.03.2001 tarihinde ... tarafından İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sicil numarasına tescil edilerek kurulduğu, gerçek kişi tacirin ilk unvanının ... ... Otomotiv Turizm Gıda Tekstil İnşaat Sanayi olduğu, amaç ve konusunun; otomobil, gıda, tekstil, inşaat malzemeleri araç ve gereçleri alım satım ithalat ve ihracat olduğu, kuruluş adresinin; İstanbul, ..., ... Mahallesi, ... Caddesi ... Sokak ... iş hanı No: 18/3 olduğu, 17.05.2004 Tarihinde Gerçek kişi tacirin unvanını ... ... Otomotiv Turizm Gıda Tekstil İnşaat Nakliyat Sanayi olarak değiştirdiği, amaç ve konusunu ise otomotiv alım satımı, ithalat ve ihracatı, turizm gıda işleri, her türlü inşaat alım satımı, taahhüt işleri, uluslararası ve yurt içi nakliyat işleri, her türlü tekstil ürünleri alım satım ithalat ve ihracat olduğu, kuruluş adresinin; İstanbul, ..., ... Mahallesi, ... Caddesi, ... Sokak ... iş hanı No:18/3 olduğu, 29.06.2005 tarihinde gerçek kişi tacirin, amaç ve konusunu; otomotiv alım satımı, ithalat ve ihracatı, otomotiv yedek parça imalatı, alım satımı ithalatı ihracatı, turizm gıda işleri, her türlü inşaat alım satımı, taahhüt işleri, uluslararası ve yurt içi nakliyat hizmetleri, her türlü tekstil ürünleri alım satım ithalat ve ihracat olarak değiştirdiği, 29.04.2010 Tarihinde gerçek kişi tacirin, iş yeri adresini; İstanbul, ..., ... Caddesi, ... İşhanı No:33 Kat:4 olarak değiştirdiği, 20.04.2018 tarihinde gerçek kişi tacirin, iş yeri adresini; İstanbul, ..., ... Caddesi, ... İşhanı No:33/5 olarak değiştirdiği, 01.06.2022 tarihinde gerçek kişi tacirin, sermayesini 15.000.000,00.-TL olarak belirlediği, 23.03.2023 tarihinde gerçek kişi tacirin, iş yeri adresini; İstanbul, ..., ... Mahallesi, ... Caddesi ... İşhanı No:█████ olarak değiştirdiği, ... Sosyal Güvenlik Merkezi 05.11.2024 tarih ve ... sayılı yazısın ekli çalışanlar listesinde ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinde 2004/4 aydan 2010/2 aya kadar çalışanların listesinin gönderildiği, ... TC kimlik numaralı ...’un 01.04.2004 tarihinden 31.01.2005 tarihine kadar ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinde çalıştığı, ... TC kimlik numaralı ...’nun 01.04.2004 tarihinden 16.10.2010 tarihine kadar ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinde çalıştığı, ... TC kimlik numaralı ...’nun 01.04.2004 tarihinden 16.10.2010 tarihine kadar ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinde çalıştığı, ... TC kimlik numaralı ...’nun 01.04.2004 tarihinden 30.12.2004 tarihine kadar ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinde çalıştığı, ... TC kimlik numaralı ... ...’in 18.09.2006 tarihinden 01.02.2007 tarihine kadar ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinde çalıştığı, ... TC kimlik numaralı ...’in 18.09.2006 tarihinden 01.02.2007 tarihine kadar ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinde çalıştığı, ... TC kimlik numaralı ... ...’ın 18.09.2006 tarihinden 01.02.2007 tarihine kadar ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinde çalıştığı, ... Sosyal Güvenlik Merkezi 07.11.2024 tarih ve ... sayılı yazısın ekli çalışanlar listesinde ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinde 11.04.2013 tarihinden 30.09.2014 tarihine kadar ... TC kimlik numaralı ...’un çalıştığı, ... 24.01.2025 tarihli yazısına ekli hesap hareketleri incelendiğinde; ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinin ... Nezdinde bulunan ... İban hesabından ...’nun ... nezdinde bulunan ... İban hesabına 17.05.2004 tarihinde 54.000,00-TL havale yapıldığı, ...’nun ... nezdinde bulunan ... İban hesabından ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketinin ... Nezdinde bulunan ... İban hesabına 10.11.2009 tarihinde 35.678,00-TL havale yapıldığının tespit edildiği, ... vergi kimlik numaralı .... ... TAŞIMACILIK OTOMOTİV LOJİSTİK TİC. LTD. ŞTİ.'nin hem ... ... Otomotiv Turizm Gıda Tekstil ĠnĢaat Nakliyat Sanayi-... hem de ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited şirketi müşterisi olduğu bunun dışında herhangi bir ortak müşterilerinin bulunmadığı, Yüce Mahkemeniz tarafından dosyaya celp edilen vergi beyannamelerine göre; ... ... Otomotiv Turizm Gıda Tekstil İnşaat Nakliyat Sanayi- ...’ya ait ... kaynakların 2023 yılında 17.966.071,01-TL olduğu ve borç ödeme kapasitesinin bulunduğu tespit edildiği sonucuna varıldığı bildirilmiştir.Mahkememizin █████/2025 tarihli duruşmasında tanık ... dinlenilmiş olup, tanık beyanında; "Ben ... ile 16 sene ticaret yaptım, ben otomotiv ve emlak işi yaparım, genelde ... ile çalışırım, ... de aynı benim gibi ... ile çalışır ve otomotiv/ihracat işi yapar, ben kendisini 2009'dan beri tanırım, ...'yı 2012'de görmüştüm, sadece gördüğümü hatırlıyorum ne iş için orada olduğunu bilmiyorum, ... ile ... ve ... şirketlerini bilerek çalıştım, bu iki şirket Recebindir, ben ikisi ile 16 yıl çalıştım ve halen de çalışmaktayım, biz fatura kesiyorduk o nedenle biliyorum, ben sadece ...'u bilirim ancak ... adlı şirketi bilmem, ...'in yanında çalışanları da biliyorum, yanında ... muhasebeye bakar, Zeki ise ...'ın işlerine bakar, ...'in kredi zorluğuna düştüğünü başkalarına borçlandığını zor durumda olduğunu ben duymadım ve görmedim, ... ve ... ...'de 4. ve 5. Katlarda bulunmaktadır, 4. katta ... ve 5. Katta ... bulunmaktadır, 6. katta ise ortak mutfak bulunmaktadır, mutfakta bir kadın ve kızı çalışmaktadır, hepimizn yukarıda yemek yeriz, 2 şirket de aynı binadan idare edilmektedir, ancak daireleri farklıdır, ben bu binada başka bir şirket işletildiğini görmedim, ...'in ... ile işi olup olmadığını bilmiyorum, işi varsa da detayını bilemem, her iki şirketten 600-700 araba almışlığım vardır, bildiklerim bundan ibarettir" şeklinde beyanda bulunmuştur.Mahkememizin █████/2025 tarihli duruşmasında tanık ... dinlenilmiş olup, tanık beyanında; "Ben ...'yu tanırım ama ...'yı tanımam, ben ...'in yanında ...'ta müdür olarak yaklaşık 2006 yılından beri çalışırım, ...'ın daha öncesi de vardır, 2004'ün Ocak ayında başkası tarafından kurulmuştur, benden başka; ..., ..., isimli çalışanlar vardır, 24 tane şoför vardı onlar işten çıkarıldı, ... ulaştırma ve lojistik işleri yapmaktadır, ...'da ...'indir, bu şirkette de otomotiv işi yapar, serbest bölge de otomotiv satım işi yapar, ...'da satım işi yoktur, iki şirket aynı binadadır, 5. Katta ... ve ... vardır, aynı daireden yönetilirler, 4 odadan 1 oda ...'e diğer 3 oda ise ...'a aittir, diğer katlar ise kullanılmamaktadır, 6. Katta mutfak vardır, mutfağı her iki şirket çalışanları da kullanmaktadır, ben ...'yı görmedim tanımam, ... adlı şirketin işlerine bakmam, ... diye bir şirket vardır, kurucusu... ve ...'dur, ikisi birden 1994 yılında kurmuştur, ... devam etmemektedir, yaklaşık 15 yıl önce... anlaşarak ayrıldı, ... Hanım ortaklığı sürdürdü, ondan sonra ikisi birden yaklaşık 3 ay sonra ...'e devrettiler, ... şuan emekli ve çalışmıyor, ... ...'ü yaklaşık 1 yıl kadar çalıştırdı, daha sonra ...'ya devretti, ... ...'de çalışan biridir, kendisi ...'den emekli oldu, ...'de ön muhasebe işlerine bakardı, ön muhasebede çalışan birinin şirketi devralacak parasının nereden geldiğini bilmiyorum, bildiğim kadar ile ... ile ... arasında bağlantı yoktur, ... ...'den sonra ...'u almıştı, bundan yaklaşık 1 yıl sonra da tasfiye edildi, bildiklerim bundan ibarettir, ... ... Caddesindeki ... Sokaktaydı, bizim olduğumuz yerden yürüyerek ...'e gitmek yaklaşık 5 dakika kadar sürerdi, ...'ün ayrı bir muhasebecisi yoktu çünkü işlem yapılmıyordu, burayı ön muhasebeci tasfiye etti, ...'un ... ile bir ticari ilişkisi olup olmadığını bilmiyorum, bildiğim kadarı ile ...'in soyadı ... olması lazım, başka bir ... bulunmamaktadır, ... ... ... ... şirketini bilmiyorum, tanıklık ücreti talebim bulunmamaktadır." şeklinde beyanda bulunmuştur.Davacı vekili █████/2026 tarihli dava dilekçesi ile adlı yardım talebinde bulunmuş olmakla, Mahkememizin █████/2024 tarihli ara kararı ile adlı yardım talebinin kabulüne karar verilerek davacının yargılama sonuna kadar adli yardımdan faydalandırılmasına karar verildiği görülmüştür.Dava, dava dışı borçlu ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ile davalı ... ... Otomotiv Turizm Gıda Tekstil İnşaat Nakliyat Sanayi - ... arasında organik bağ bulunduğu ve davalı yapının dava dışı asıl borçlu ... Otomotiv'in alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla tüzel kişilik perdesi olarak kullanıldığı iddiasına dayalı olarak; iki yapı arasındaki organik bağın ve tüzel kişilik perdesinin aralanması koşullarının oluştuğunun tespiti ile .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... sayılı ilamı (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 17.11.2014 tarih ██████████ Esas ██████████ Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleşmiş) uyarınca .... İcra Müdürlüğü'nün 2012/... Esas (yenilenmiş esas no: 2024/...) sayılı takip dosyasına konu alacağın davalıdan, dava dışı asıl borçlu ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili istemine ilişkindir.Türk hukuk sistemi, ticaret şirketlerinin bağımsız tüzel kişiliğe sahip olmasını esas almaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 125. maddesi uyarınca ticaret şirketleri, kanunda öngörülen istisnalar saklı kalmak kaydıyla, tüzel kişiliğe sahip olup bütün haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler. Aynı kanunun ticaret şirketlerinin türlerine ilişkin hükümleri de her bir şirket türünün ortaklarından ayrı bir kişiliğe ve malvarlığına sahip olduğu esasını benimsemektedir. Limited şirketler bakımından TTK'nın 573. ve devamı maddeleri, şirketin borçlarından münhasıran kendi malvarlığı ile sorumlu olduğunu hükme bağlamış olup, ortakların sınırlı sorumluluk ilkesinden yararlanması bu yapının temel taşıdır. Doktrinde bu durum, tüzel kişiliği oluşturan kişi ayrılığı ve mal ayrılığı ilkeleri olarak adlandırılmaktadır.Bu kural, ticari hayatın işleyişinin temel güvencelerinden biridir. Mal ayrılığı ilkesi ve sınırlı sorumluluk müessesesi, yatırımcının ekonomik faaliyete girişmesini teşvik eden, ticari riskin sınırlandırılmasını sağlayan ve ticari hayatın istikrarını koruyan kurumsal yapı taşlarıdır. Bu sebeple ticaret şirketlerinin tüzel kişiliğinin tartışmaya açılması, kuralın değil istisnanın gündeme gelmesi anlamını taşır.Bununla birlikte tüzel kişilik kurumunun sağladığı bu güvencenin hakkın kötüye kullanılması yasağıyla ve dürüstlük kuralıyla çatıştığı durumlar bulunmaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi, herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğunu; bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını ise hukuk düzeninin korumayacağını hükme bağlamıştır. Bu hüküm hem objektif bir davranış kuralı koymakta hem de bu kurala uyulmaması durumunda hukuki korumadan yararlanmayı reddetmektedir.Tüzel kişilik perdesinin aralanması (lifting/piercing the corporate veil; Durchgriff) teorisi, işte bu noktada devreye girmektedir. Bu teori, tüzel kişiliğin kendisine tanınan bağımsızlığın bir kalkan gibi kullanılarak alacaklılardan mal kaçırmak, yasal yükümlülüklerden kaçınmak ya da üçüncü kişileri zarara uğratmak için araçsallaştırıldığı durumlarda, ortaklar veya iltisaklı tüzel kişilerle borçlu tüzel kişi arasındaki ayrılığın somut olay bakımından kaldırılarak doğrudan asıl menfaat sahibine ulaşılmasını öngörmektedir. Türk ve İsviçre öğretisi bu teoriyi ağırlıklı olarak TMK m. 2/II'deki hakkın kötüye kullanılması yasağına dayandırmakta olup, Yargıtay ve İsviçre Federal Mahkemesi kararları da aynı doğrultudadır. Doktrin ve uygulamada bu teori, mal ayrılığı ilkesinin tek başına başlı başına bir amaç olmadığı, asıl amacın ekonomik ve hukuki düzenin bütünlüğünü korumak olduğu kabulüne dayanmaktadır.Yargıtay'ın yerleşik içtihadında ve yakın tarihli kararlarında ortaya konulan ilke uyarınca, malvarlığının bağımsızlığı ve sınırlı sorumluluk ilkelerinin istisnası olan tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu kurala ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir kural olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır (bu yöndeki içtihat için bkz. Yargıtay 11. HD'nin yerleşik kararları ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun konuya ilişkin emsal kararları). Mahkememiz, "istisnalar dar yorumlanır" (singularia non sunt extenda) ilkesi gereğince teorinin dar yorumlanması gerektiği yönündeki bu yaklaşımı benimsemektedir.Buradan çıkan sonuç şudur
: Tüzel kişilik perdesinin aralanması, bir cezalandırma müessesesi değildir. Bu teori, mal ayrılığı ilkesinin suistimal edildiği somut durumlarda, hukuk düzeninin kendi kurumlarını korumak için başvurduğu bir denge mekanizmasıdır. Doktrinde belirtildiği üzere, teorinin ön şartı, tüzel kişinin alacaklılarının zarara uğraması, yani alacaklarını tahsil edememeleridir. Kural ile istisna arasındaki sınırın doğru çizilmesi, mahkemenin somut delillere dayalı sıkı bir incelemesini gerektirmektedir.Doktrinde ve Yargıtay içtihadında perdenin aralanması üç temel görünüm biçimiyle ortaya çıkmaktadır.Düz aralama (direkter Durchgriff) hâlinde, alacaklı, asıl borçlu tüzel kişinin perdesini aralayarak doğrudan o tüzel kişinin hâkim ya da tek ortağına ulaşmaktadır. Burada perdenin arkasına saklanan ortak, kendi kişisel malvarlığıyla şirket borçlarından sorumlu tutulur. Ortağın gerçek kişi veya tüzel kişi olması arasında fark bulunmamaktadır.Ters aralama (umgekehrter Durchgriff) hâlinde ise tam tersi yönde bir uygulama söz konusudur. Ortağın kişisel borcundan dolayı, ortağın hâkimiyet ilişkisi bulunduğu tüzel kişinin malvarlığına yönelinir ve ortak ile birlikte tüzel kişi de sorumlu tutulabilir. Bu görünüm biçimi, özellikle gerçek kişinin malvarlığını şirket çatısı altına aktararak alacaklılardan kaçırması hâllerinde gündeme gelmektedir.Çapraz aralama (Querdurchgriff) ise, doktrindeki klasik tanımıyla, şirketler topluluğunda yavru şirketlerin alacaklılarının, bu ilişkinin kötüye kullanılması hâlinde ana şirkete veya ana şirketin hâkimiyetinde olan başka bir yavru şirkete başvurabilmesini ifade eder. Yargıtay da çeşitli kararlarında tüzel kişilik perdesinin çapraz kaldırılmasını uygulamıştır. Görünürde ayrı tüzel kişiler bulunsa da, ekonomik gerçeklikte aynı hâkim iradenin yönlendirdiği menfaat birliği söz konusu olduğunda, alacaklı, asıl borçlu olmayan ikinci tüzel kişi ya da yapıdan alacağını talep edebilir hâle gelir.Somut uyuşmazlık bakımından önemle vurgulanması gereken husus şudur: Doktrinde çapraz aralama klasik olarak şirketler topluluğu (ana-yavru, kardeş şirketler) bağlamında tanımlanmış olmakla birlikte, bir gerçek kişinin hem bir sermaye şirketinin hâkim ortağı/yöneticisi olarak hem de ayrı bir gerçek kişi ticari işletme üzerinden faaliyet göstererek bu iki yapıyı tek bir ekonomik bütün hâlinde kullandığı durumlar bakımından aynı hukuki sonuç, alanların birbirine karışması doktrini ve organik bağ kavramı üzerinden de elde edilmektedir. Nitekim öğretide, birden çok şirketin kurucusu ve yöneticisi olan bir gerçek kişinin tacir olduğunu kabul ederek iflasına ilişkin verilen Yargıtay 19. HD kararı (T. 02.11.2000, E. █████████, K. █████████) alanların birbirine karışması doktrininin tipik bir uygulaması olarak gösterilmektedir. Birbiriyle ilişkili iki yapının yöneticilerinin aynı olması, aynı personel veya muhasebecinin çalışması, aynı kişiler tarafından temsil edilmeleri, benzer ticaret unvanına sahip olmaları gibi durumlarda üçüncü kişinin hangi yapı ile işlem yaptığını tam olarak bilememesi hâlinde, alanların karışması sebebiyle ilişkili yapının sorumluluğuna gidilebilmektedir.Bu çerçevede mahkememizce somut uyuşmazlıkta uygulanacak teorik çerçeve, çapraz aralama teorisinin alanların birbirine karışması doktrini ile birlikte değerlendirilmesi suretiyle oluşturulmuştur. Zira dava, dava dışı borçlu limited şirketin bir ortağına yöneltilen klasik bir düz aralama davası olmayıp, aynı gerçek kişinin (...) yönlendirdiği iki ayrı ticari yapı (dava dışı ... Otomotiv Ltd. Şti. ile davalı ... ... Otomotiv — gerçek kişi tacir) arasındaki yatay sorumluluk ilişkisinin tespitine yöneliktir. İster çapraz aralama olarak ister alanların karışması olarak nitelendirilsin, her iki hukuki nitelendirmenin sonucu aynıdır: hâkim iradenin yönlendirmesiyle aynı ekonomik bütünü oluşturan yapıların alacaklılara karşı birlikte sorumlu tutulması.Çapraz aralama ve alanların karışması doktrinlerinin ortak özelliği, iki yapı arasındaki ilişkinin sadece ortak ortaklık yapısıyla değil, iki yapı arasındaki organik bağ ile kurulmasıdır. Bu nedenle bu kavramlar, doğal olarak "organik bağ" kavramıyla iç içe geçmiştir ve uygulamada bu kavramlar birlikte değerlendirilmektedir.Organik bağ kavramı, doktrinde ve Yargıtay içtihatlarında, iki ayrı yapı (iki tüzel kişi veya bir tüzel kişi ile bir gerçek kişi tacir) arasında, hukuki bağımsızlığa rağmen ekonomik, idari ve fonksiyonel olarak tek bir bütün oluşturduklarını ortaya koyan ilişkiyi ifade etmektedir. Doktrinde belirtildiği üzere, organik bağ kavramı ile tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi birbirine benzemekle birlikte farklı kavramlardır. Organik bağ kavramı ile borçlu yapının tüzel kişiliğinden başka bir kişinin de sorumluluğuna gidilmesine imkân tanınır ve bu uygulamanın temel dayanağını da yine dürüstlük kuralı oluşturur. Önemli bir nokta olarak, doktrinde belirtildiği üzere, organik bağ kavramının uygulama alanı, perdenin kaldırılması teorisinin uygulanma alanından çok daha geniştir; zira organik bağın varlığında çok daha çeşitli kriterlere bakılır ve ekonomik bütünlük şartının oluşmasına da gerek bulunmamaktadır.Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihadında benimsenen ölçüt uyarınca: "Bu durumların söz konusu olduğu halde tüzel kişilik perdesinin aralanması sureti ile gerçek işveren veya organik bağ içinde olan tüm işverenler sorumlu tutulmaktadır. Organik bağ ise şirketlerin adresleri, faaliyet alanları, ortakları ve temsilcilerinin aynı olmasından, aralarındaki hukuki ilişkilerin tespitinden anlaşılır." (Yargıtay 9. HD, T. 13.04.2015, E. █████████, K. ██████████ ve aynı yönde Yargıtay 22. HD, T. 05.12.2015, E. █████████, K. █████████). Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin █████████ E., █████████ K. sayılı kararında da benzer yaklaşım benimsenmiş ve hâkim ortakları aynı olan benzer faaliyetteki ikinci şirket, asıl borçlunun borçlarından sorumlu tutulmuştur.Bu içtihatlardan çıkan çekirdek kriterler şu şekilde sıralanabilir: (a) yapıların aynı veya bağlantılı adreste bulunması, (b) ortaklık yapısının kısmen veya tamamen örtüşmesi yahut yapıların aynı gerçek kişinin hâkimiyetinde olması, (c) faaliyet alanlarının aynı veya benzer olması, (d) yöneticilerin/temsilcilerin aynı kişiler olması, (e) yapılar arasındaki hukuki ve fiilî ilişkilerin niteliği.Yargıtay'ın gelişen içtihadı ve öğretideki açıklamalar ışığında bu çekirdek kriterler şu ek karinelerle desteklenebilir: aynı personel veya muhasebecinin çalışması, benzer ticaret unvanına sahip olunması, üçüncü kişinin hangi yapı ile işlem yaptığını ayırt edememesi (alanların karışması), yapılar arasında karşılıklı devir, kefalet ya da iş ilişkisi bulunması, ortaklar veya hâkim kişiler arasında akrabalık ilişkisi olması, faturaların ya da ticari belgelerin yapılar arasında geçişlilik göstermesi, ortak banka hesabı, telefon, internet ve e-posta gibi iletişim altyapısının kullanılması, ortak müşteri ve tedarikçi portföyü. Bu ek karineler tek başına yeterli olmamakla birlikte, çekirdek kriterlerle birlikte değerlendirildiğinde organik bağa ilişkin bütüncül resmi tamamlayan unsurlar olarak kabul edilmektedir.Burada vurgulanması gereken kritik nokta şudur: Yargıtay'ın yerleşik tutumu, salt yöneticilerin veya ortakların aynı olmasından kaynaklı olarak tüzel kişilik perdesinin kaldırılması yoluna gidilemeyeceği yönündedir (bu yönde bkz. Yargıtay 11. HD, T. 12.09.2014, E. █████████, K. ██████████; Yargıtay 11. HD, T. 01.04.2021, E. █████████, K. █████████; Yargıtay 11. HD, T. 17.01.2024, E. █████████, K. ████████). Nitekim Yargıtay'ın yakın tarihli bir kararında, iki şirketin ortaklarından bazılarının müşterek olması, merkezlerinin aynı olması ve internet sitelerinde karşılıklı olarak grup şirket olduklarını ilan etmeleri tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli görülmemiş; mevcudu eksiltme yönünde kötü niyetli ya da dürüstlük kuralına aykırı işlem yapıldığının da ispatlanması gerektiği vurgulanmıştır.Mahkememiz bu içtihadı dikkatle gözetmektedir. Ancak vurgulanması gereken husus şudur: Söz konusu Yargıtay kararlarında perdenin aralanması yoluna gidilmemesinin sebebi, somut olaylarda organik bağ kriterlerinin yetersiz kalması değil; mevcudu eksiltici işlemlerin somut olarak ortaya konulamamış olmasıdır. Somut uyuşmazlıkta ise organik bağ kriterleri yanında, aşağıda ayrıntılı olarak değerlendirilecek mevcudu eksiltici nitelikteki somut işlemler ve davranışlar da mevcuttur. Bu nedenle anılan Yargıtay içtihadıyla somut uyuşmazlık arasında ters bir paralellik bulunmamakta; aksine, somut uyuşmazlık, bu içtihadın aradığı şartların gerçekleştiği bir tablo ortaya koymaktadır.Doğru yaklaşım, dosya kapsamındaki tüm kriterleri bir arada değerlendirerek bunların oluşturduğu bütüncül resme bakmaktır. Organik bağın tespiti tek tek kriterlerin değerlendirilmesiyle değil, bunların bir bütün olarak ele alınmasıyla mümkündür. Kriterlerden birinin veya birkaçının somut olayda bulunmaması, organik bağı reddetmek için yeterli değildir; tıpkı tek bir kriterin varlığının organik bağı kanıtlamaya yetmeyeceği gibi.Davalı tarafın savunmasında dayandığı, organik bağın tek başına perdenin aralanmasına yetmediği ve alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının somut verilerle ispatlanması gerektiği yönündeki ilkesel yaklaşım mahkememizce de benimsenmektedir. Ancak bu ilkesel yaklaşımın somut olaya uygulanması, dosya kapsamındaki olguların bütün hâlinde değerlendirilmesini gerektirmektedir. Aşağıda yer alacak somut tespitler, hem organik bağın kriterlerinin gerçekleştiğini hem de bu yapının dürüstlük kuralına aykırı, alacaklıyı zarara uğratıcı nitelikte sonuçlar doğurduğunu birikimli olarak ortaya koymaktadır.Tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin uygulanmasında en sık tartışılan konulardan biri, kötü niyet kriterinin nasıl tespit edileceğidir. Davalı tarafın temel savunma argümanlarından biri, somut olayda mal kaçırma kastının somut delillerle ispatlanmadığı yönündedir. Bu husus, mahkememizce dikkatle değerlendirilmesi gereken bir noktadır.Doktrinde tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi iki temel anlayışla açıklanmaktadır. Sübjektif kötüye kullanma teorisi (Dural, Akünal ve diğer bazı yazarlar tarafından savunulmakta olup), tüzel kişilik perdesinin üçüncü kişileri zarara uğratacak şekilde kasten kötüye kullanılması hâlinde kaldırılabileceğini savunur. Objektif kötüye kullanma teorisi ise tüzel kişilik perdesinin kasten kötüye kullanılmasına gerek olmadığını, sadece objektif unsurların varlığının tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli olduğunu kabul eder. Doktrinde bu iki teori arasında tartışma sürmekle birlikte, Türk ve İsviçre hukukunda baskın olan görüş objektif teori yönündedir. Nitekim Türk hukukunda hakkın kötüye kullanılmasını açıklayan objektif teorinin baskınlığı, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması bakımından da objektif kötüye kullanma teorisinin benimsenmesini doğal kılmakta; sübjektif teorinin kabulünü ise ciddi ölçüde güçleştirmektedir.Sübjektif ve objektif teori arasındaki bu ayrımın pratik anlamı kritik öneme sahiptir. Sübjektif kötü niyet, kişinin iç dünyasında bulunan, başkasına zarar verme amacına ve iradesine yönelik bir psişik durumdur ve niteliği itibarıyla doğrudan ispatlanması çoğu zaman olanaksızdır. Buna karşılık objektif iyi niyet kriteri, kişinin dış dünyaya yansıyan davranışlarının topluma egemen olan dürüstlük, doğruluk ve karşılıklı güven anlayışına uygun olup olmadığını sorgulamaktadır. Türk/İsviçre öğretisi ve Yargıtay'ın yerleşik içtihadında benimsenen objektif teori uyarınca, hakkın kötüye kullanıldığının tespiti üç şartın bir arada (kümülatif) bulunmasını gerektirir: (1) hukuk düzenince tanınmış bir hakkın varlığı, (2) bu hakkın açıkça doğruluk ve güven kurallarına aykırı kullanılması ve (3) hak kullanımı sonucunda elde edilen menfaat ile başkasının uğradığı zarar arasında aşırı oransızlık bulunması yahut hak sahibinin hiç yarar elde etmemesi.Doktrindeki bu objektif teori benimsendiğinde, perdenin aralanmasının pratik bir sonucu daha ortaya çıkar: objektif teori bakımından tüzel kişilik perdesini kötüye kullananların kastının ispatlanmasına gerek kalmaz ve teori daha yeknesak bir şekilde uygulanabilir. Bu çerçevede mahkememizin değerlendirmesi yaparken araması gereken şey, davalının iç dünyasındaki "zarar verme niyeti" değil, davalı kontrolündeki yapıların objektif olarak alacaklıyı zarara uğratıcı sonuç doğurup doğurmadığıdır. Doktrindeki bir görüş bunu daha da ileri götürerek şu sonuca varmaktadır: malvarlıklarının veya alanların birbirine karıştığı durumlarda, alacaklının karışma hâlini ispatlaması yeterli olup, alacaklıya ek olarak tüzel kişiliğin kötüye kullanıldığını ispatlama yükümlülüğü yüklenmemelidir. Mahkememiz, somut uyuşmazlıkta objektif teoriyi benimsemekle birlikte, ihtiyaten daha katı bir ölçüt uygulayarak hem alanların karışmasını hem de mevcudu eksiltici nitelikteki somut işlemleri ayrı ayrı incelemeyi tercih etmektedir.Davalı tarafın ek rapora karşı dilekçesinde ileri sürdüğü "kötü niyetin somut delillerle ispatlanması gerektiği" itirazı, yukarıda anılan içtihat ve doktrin görüşleri ışığında değerlendirildiğinde, sübjektif kasta yönelik bir ispat aranmadığı, davranışların objektif sonucuna bakıldığı sonucuna varılmaktadır. Yargıtay'ın objektif teoriye yönelik bu tutumu, perdenin aralanması teorisinin uygulanmasında alacaklının korunmasını sağlayan temel mekanizmadır. Aksi takdirde, alacaklı, perdenin arkasındaki tüzel kişi maskesinin asıl menfaat sahibinin niyetini ispatlama yükü altında kalacak; bu ise pratikte teorinin işlerliğini ortadan kaldıracak bir sonuç doğuracaktır.Bu nedenle mahkememiz, somut olayda kötü niyet değerlendirmesini sübjektif kast araştırması olarak değil, davalı kontrolündeki yapıların ortaya koyduğu olgular bütünlüğünün objektif olarak alacaklıyı zarara uğratıcı sonuç doğurup doğurmadığı sorusu üzerinden yapacaktır. Bu değerlendirmenin somut olaya uygulanması aşağıda yapılacaktır.Tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi, hukuki sonuç bakımından, asıl borçlu olan tüzel kişi ile perdenin arkasındaki gerçek menfaat sahibi (veya iltisaklı tüzel-iktisadi yapı) arasında müteselsil bir sorumluluk ilişkisi kurmaktadır. Yargıtay'ın yerleşik içtihadında bu sonuç açıkça benimsenmiş olup, perdenin kaldırılması koşullarının gerçekleşmesi hâlinde asıl borçlu ile birlikte sorumlu kişinin alacaklıya karşı "müştereken ve müteselsilen sorumlu" tutulması gerektiği kabul edilmektedir. Bu sonuç, perdenin aralanmasının doğal bir uzantısıdır; zira teorinin amacı alacaklının asıl borçlu yanında ek bir sorumluluk muhatabı elde etmesini sağlamaktır, asıl borçlunun yerine ikame edilmesini değil."Birlikte sorumlu tutulma" ifadesi, Türk Borçlar Kanunu'nun müteselsil sorumluluğa ilişkin genel hükümleri çerçevesinde, alacaklının her iki sorumlu kişiden de alacağının tamamı için ifa talep edebilmesini, ancak alacağının yalnızca bir kez tahsil edilebilmesini içerir.Müteselsil sorumluluğun bu uygulamasında dikkat edilmesi gereken bir başka husus, mükerrer tahsilatın önlenmesi zorunluluğudur. Alacaklının her iki sorumlu kişiye karşı takip yetkisi varken, alacağın bir kez tahsil edilmesiyle birlikte diğer sorumlu kişiye karşı takibin durmasının gerekmesi, müteselsil sorumluluğun ayırt edici özelliklerinden olup Türk Borçlar Kanunu'nun ilgili hükümleri gereğidir. Somut uyuşmazlıkta da bu husus gözetilmiş olup, tahsilatın icra dosyası üzerinden yürütülmesiyle mükerrerliğe yer verilmemesi sağlanmaktadır.Müteselsil sorumluluğun bir başka önemli boyutu, asıl borçlu ile birlikte sorumlu tutulan kişinin borcun ferilerinden de sorumlu olmasıdır. Alacaklının asıl borçluya karşı kazandığı kesinleşmiş ilamla hüküm altına alınan faiz, icra inkâr tazminatı, vekalet ücreti ve yargılama giderleri, perdenin aralanmasıyla birlikte sorumlu tutulan kişiye karşı da geçerlilik kazanır. Aksi bir kabul, perdenin aralanmasının amacını boşa çıkaracak, alacaklının elde ettiği hukuki kazanımı parçalayacaktır.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190. maddesi uyarınca ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Tüzel kişilik perdesinin aralanması davalarında bu kural, davacının asıl borçlu ile dava edilen diğer kişi arasındaki organik bağı ve perdenin aralanması koşullarını ispat etmekle yükümlü olduğu sonucunu doğurmaktadır.Bu ispat yükü, ancak somut delillerle yerine getirilebilir. Burada karşılaşılan tipik güçlük, perdenin arkasındaki kişinin ilişkilerinin niteliği gereği dışarıdan görünür olmayan, çoğu zaman kasıtlı olarak gizlenen ilişkiler olmasıdır. Bu durum, perdenin aralanması davalarında ispat yükünün hayatın olağan akışı karinesiyle hafifletilmesini, birikimli (kümülatif) delil değerlendirmesini ve somut karinelerin ön plana çıkmasını zorunlu kılmaktadır.Bu çerçevede mahkememizce esas alınan delil değerlendirme ilkeleri şunlardır:Birikimli delil değerlendirmesi
: Tek başına yetersiz görülebilecek delillerin bir araya geldiğinde birbirini destekler ve bütünleyici bir resim oluşturduğu durumlarda, bütünün parçaların toplamından daha güçlü bir delil değeri taşıdığı kabul edilmektedir. Perdenin aralanması davalarında karşılaşılan tipik durum budur; tek başına bir ortak çalışan, tek başına bir adres örtüşmesi, tek başına bir banka transferi yeterli sayılamasa da, bu olguların bir arada bulunması güçlü bir karine oluşturmaktadır. Doktrinde belirtildiği üzere, malvarlıklarının ve alanların karışmasına ilişkin delillerin değerlendirilmesinde ticari defterlerin incelenmesi, fatura kayıtlarının karşılaştırılması ve yapıların kayıt-dışı işlemlerinin tespiti büyük önem taşımaktadır.Karşı delil getirme yükü
: Davacı tarafın somut karinelere dayanan ispat çabasının ardından, bu karinelerin aksini ispat etme yükü davalı tarafa geçmektedir. Karşılaştırmalı hukukta ve doktrindeki bir görüşe göre, birden fazla yapı arasındaki perdenin kaldırılması talep edildiği durumlarda bağlılık ilişkisinin davacı tarafından kanıtlanması hâlinde, yapıların her birinin ayrı yönetimlerinin olduğuna ve birbirlerinden emir ve talimat almadıklarına ilişkin güçlü delilleri davalı tarafın sunması gerekmektedir. Özellikle davalı tarafın kontrol ve bilgi alanında bulunan ticari kayıtlar, banka hareketleri, devir bedellerinin ödenmesine ilişkin belgeler gibi delillerin sunulmaması, davacının iddialarını destekleyici bir unsur olarak değerlendirilebilir. Doktrinde ayrıca, şeffaflık ve hesap verebilir olmanın şirketler hukukunun temel prensiplerinden olduğu, bu lazimeye uyulmamasının dahi tek başına perdenin kaldırılmasını gerektirebileceği savunulmaktadır.Bilirkişi raporunun delil niteliği
: HMK'nın 266 ila 287. maddelerinde düzenlenen bilirkişi delili, mahkemenin özel ve teknik bilgiye ihtiyaç duyduğu hâllerde başvurduğu bir delildir. Ancak HMK 282. madde uyarınca bilirkişi raporu hâkimi bağlamaz. Hâkim, bilirkişi raporunu serbestçe takdir eder; rapora itibar edip etmeme ve raporun hangi kısımlarına itibar edileceği konusunda takdir yetkisine sahiptir. Bilirkişi raporundaki hukuki nitelendirmeler hâkimi bağlamayacağı gibi, hâkim raporun teknik tespitlerini de dosyanın diğer delilleriyle birlikte değerlendirerek farklı bir sonuca varabilir.Takdiri deliller
: HMK'nın 198. maddesi uyarınca kanunda düzenlenmemiş olan deliller, hâkim tarafından serbestçe takdir edilir. Banka hesap hareketleri, taraflar arasındaki yazışmalar, üçüncü kişilerle yapılan sözleşmeler ve benzeri belgeler bu kapsamda değerlendirilmekte olup, mahkememiz bu nitelikteki delilleri dosyaya münhasır olarak bizzat değerlendirme yetkisine sahiptir.Resen araştırma sınırı
: Ticari davalarda taraflarca getirilme ilkesi esas olmakla birlikte, kamu düzenine ilişkin TMK m. 2 değerlendirmesi yönünden hâkim, hakkın kötüye kullanılması iddiası ileri sürülmemiş olsa dahi bu hususu resen dikkate almak zorundadır. Yargıtay'ın yerleşik uygulamasında benimsendiği üzere, hâl ve şartlardan bir hakkın doğruluk, dürüstlük, ahlak ve karşılıklı güven kurallarına uygun olarak kullanılmış olduğunu veya amacından saptırılmış bulunduğunu anlayan hâkim, taraflarca bu yolda bir iddiada bulunulmamış olsa dahi, bunu kendiliğinden dikkate almalıdır. Bu özellik, perdenin aralanması davalarında hâkimin değerlendirme alanını genişletmektedir.Perdenin aralanması davalarında sıklıkla karşılaşılan bir durum, asıl borç ilişkisinin daha önce başka bir mahkeme kararıyla kesinleşmiş olmasıdır. Bu durumda kesinleşmiş ilamın somut uyuşmazlıktaki hukuki değeri özel bir değerlendirme gerektirmektedir.İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptali davası sonunda verilen ve kesinleşen kararlar, takip konusu alacağın varlığı ve miktarı bakımından kesin hüküm etkisi taşır. Bu nedenle perdenin aralanması davasında asıl borç ilişkisinin yeniden tartışılması mümkün değildir; mahkemenin değerlendirme alanı, borcun davalıya yansıma koşullarının oluşup oluşmadığı ile sınırlıdır. Asıl borcun miktarı, faiz başlangıç tarihi, icra inkâr tazminatı, vekalet ücreti ve yargılama gideri kalemleri, kesinleşmiş ilamla bağlayıcı biçimde tespit edilmiş olup, bu kalemlerin yeniden ele alınmasına gerek bulunmamaktadır.Bunun yanı sıra, somut uyuşmazlığın taraflarını veya konusunu kısmen kapsayan önceki yargı kararları da kesin hüküm etkisi taşımasalar bile güçlü kanıt değerine sahiptir. Özellikle aynı taraflar arasında veya aynı maddi olgular bakımından daha önce verilmiş ve kesinleşmiş yargı kararlarındaki tespitler, sonraki davada güçlü karine oluşturur. Önceki mahkeme, somut delilleri inceleyerek bir tespite varmışsa, bu tespitin sonraki davada görmezden gelinmesi hem hukuki güvenlik ilkesiyle hem de yargı birliği gerekleriyle bağdaşmamaktadır.İstanbul İcra Hukuk Mahkemeleri tarafından istihkak davaları çerçevesinde verilmiş bulunan ve Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiş kararlardaki organik bağ tespitlerinin somut uyuşmazlıktaki hukuki değeri, bu çerçevede değerlendirilecek olup, somut olarakaşağıda ayrıntılı incelenecektir.Yukarıdaki açıklamalar ışığında, somut uyuşmazlıkta uygulanacak hukuki çerçeve şu şekilde özetlenebilir:Birincisi, mahkememiz tüzel kişiliklerin bağımsızlığı ilkesini temel alarak başlamakla birlikte, bu ilkenin istisnası olan tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin somut olayda uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığını inceleyecektir. Bu inceleme, teorinin istisnai niteliği ve dar yorum ilkesi göz önünde tutularak yapılacaktır.İkincisi, somut uyuşmazlık bakımından uygulanacak teorinin görünüm biçimi, gerçek kişi tacir olan ...'nun bir limited şirket (dava dışı borçlu ... Otomotiv) ile bir gerçek kişi ticari işletmesi (davalı ... ... Otomotiv) üzerinden gerçekleştirdiği faaliyetlere yönelik olup, doktrinde çapraz aralama teorisi ile alanların birbirine karışması doktrininin kesiştiği bir tablo arz etmektedir. Her iki hukuki nitelendirme de aynı sonuca, yani aynı hâkim iradenin yönlendirdiği iki yapının alacaklılara karşı birlikte sorumlu tutulmasına yol açmaktadır.Üçüncüsü, perdenin aralanmasının koşullarından olan organik bağın varlığı, Yargıtay'ın yerleşik içtihadıyla belirlenmiş çekirdek kriterler (yapıların adresi, faaliyet alanı, ortakları/hâkim kişileri ve temsilcileri ile aralarındaki hukuki ilişkiler) yanında doktrindeki ek karineler ışığında ve dosya kapsamındaki olguların birikimli (kümülatif) değerlendirilmesiyle araştırılacaktır.Dördüncüsü, davalı tarafın savunmasında ileri sürülen "kötü niyetin ayrıca ispatı gerektiği" yönündeki argüman, doktrinde hâkim olan ve Yargıtay tarafından da benimsenen objektif kötüye kullanma teorisi ışığında değerlendirilecek; davalının iç dünyasındaki kast araştırılmak yerine, dış dünyaya yansıyan davranışların objektif olarak alacaklıyı zarara uğratıcı sonuç doğurup doğurmadığı incelenecektir. Bununla birlikte mahkememiz, davalının savunmalarına ihtiyatla yaklaşarak yalnızca organik bağ kriterlerinin gerçekleşmesiyle yetinmemekte, mevcudu eksiltici nitelikteki somut işlemleri de ayrıca araştırmaktadır.Beşincisi, perdenin aralanmasının hukuki sonucu olarak müteselsil sorumluluk kurumu işletilecek; bu çerçevede dava dışı asıl borçlu ile davalının birlikte sorumlu tutulması, ancak alacağın icra dosyası üzerinden bir kez tahsil edilmesi gözetilecektir.Altıncısı, mahkememiz bilirkişi raporlarını HMK 282. madde çerçevesinde takdiren değerlendirecek; raporlar arasında bulunan kapsam farkları ile rapor dışı dosya kapsamındaki delilleri HMK 198. madde çerçevesinde takdiri delil olarak bizzat inceleyecektir.Yedincisi, somut uyuşmazlıkta asıl borç ilişkisi .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin kesinleşmiş ilamıyla sabit olduğundan, mahkememizin değerlendirme alanı bu borcun davalıya yansıma koşullarının oluşup oluşmadığıyla sınırlıdır.Bu hukuki çerçeve çerçevesinde dosya kapsamındaki somut tespitlerin değerlendirilmesi, müteakip aşağıda yapılacaktır.Somut değerlendirmeye geçilmeden önce, asıl borç ilişkisinin hukuki durumu mahkememizce tespit edilmiştir. Davacı ...'nın dava dışı borçlu ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi aleyhine 14.11.2012 tarihinde başlattığı .... İcra Müdürlüğü'nün 2012/... Esas (yenilenmiş esas numarası 2024/...) sayılı takip dosyasındaki borçlunun itirazı üzerine açılmış bulunan itirazın iptali davası, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Karar sayılı ilamı ile sonuçlanmıştır. Anılan ilam ile davalı şirketin .... İcra Müdürlüğü'nün 2012/... sayılı dosyasına yaptığı itirazın kısmen iptaline ve takibin 148.601,13 Euro üzerinden bu miktara takip tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa'nın 4/a maddesi gereğince işleyecek değişen oranlardaki faiziyle birlikte talepnamedeki diğer koşullarla devamına karar verilmiştir. Aynı kararla davacı alacaklı lehine ayrıca 68.326,79 TL icra inkâr tazminatı, 24.760,25 TL nispi vekalet ücreti ve 3.413,99 TL yargılama gideri hükmedilmiştir. Bu karar, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 17.11.2014 tarih ve ██████████ Esas, ██████████ Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleşmiştir.Yukarıda ortaya konulan ilkeler çerçevesinde, kesinleşmiş bu ilam asıl borç ilişkisinin varlığı, miktarı ve fer'ileri bakımından kesin hüküm etkisi taşımaktadır. Bu durumda mahkememizin değerlendirme alanı, asıl borç ilişkisinin yeniden tartışılması olmayıp, münhasıran bu borcun davalı ... ... Otomotiv Turizm Gıda Tekstil İnşaat Nakliyat Sanayi - ...'ya yansıma koşullarının oluşup oluşmadığıyla sınırlıdır. Bu çerçevede aşağıdaki yedi eksende somut tespitler yapılacaktır.Bilirkişi ek raporunun 1.4. bölümünde tespit edilen ve dosya kapsamındaki Ticaret Sicil kayıtlarıyla doğrulanan olgulara göre, dava dışı borçlu ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi 02.05.1994 tarihinde 200,00 TL sermaye ile, 130 paya karşılık ... ve 70 paya karşılık ... tarafından İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün ... sicil numarasına tescil edilerek kurulmuştur. Şirketin kuruluş adresi İstanbul ... ... Mahallesi ... Sokak No: 18/3 olarak tespit edilmektedir.Davalı ... ... Otomotiv Turizm Gıda Tekstil İnşaat Nakliyat Sanayi - ... ise 22.03.2001 tarihinde ... tarafından İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün ... sicil numarasına tescil edilerek kurulmuştur. Davalının kuruluş adresi İstanbul ... ... Mahallesi ... Caddesi ... Sokak ... İş Hanı No: 18/3 olarak tespit edilmiştir.Bu tespitlerden çıkan ilk sonuç, her iki yapının da ... tarafından kurulmuş olmasıdır. Davalı yapı, dava dışı borçlu limited şirketin aktif faaliyetini sürdürdüğü 2001 yılında kurulmuş olup, dava dışı şirketin kurucularından ..., davalı işletmenin de tek sahibi konumundadır. Burada vurgulanması gereken nokta, davalı yapının dava dışı şirketin tasfiye edildiği dönemde değil, faaliyetinin tam ortasında kurulmuş olmasıdır. Bu durum, iki yapının paralel olarak yıllarca yan yana faaliyet göstermesi sonucunu doğurmuştur.İkinci sonuç, kuruluş adreslerinin fiziken aynı noktada bulunmasıdır. Her iki yapının da kuruluş adresi olarak ... Mahallesi ... Sokak No: 18/3 numarasını taşıdığı sicil kayıtlarından açıkça anlaşılmaktadır. Bu durum tesadüf veya kazanç olarak değerlendirilemez; aynı gerçek kişinin aynı fiziki mekânda iki ayrı yapı kurmasıdır.Üçüncü sonuç, faaliyet alanlarının birebir örtüşmesidir. Bilirkişi ek raporu, dava dışı şirketin faaliyet alanlarını tekstil, deri, turizm, otomotiv, inşaat, orman ve hayvancılık olarak; daha sonra otomotiv alım satımı, ithalat ihracat, turizm gıda işleri, inşaat alım satımı, nakliyat hizmetleri ve tekstil ürünleri olarak tespit etmiştir. Davalı işletmenin faaliyet konusu ise otomotiv alım satımı, ithalat ihracat, otomotiv yedek parça imalatı, turizm gıda işleri, inşaat alım satımı, taahhüt işleri, nakliyat hizmetleri ve tekstil ürünleri olarak tespit edilmiş olup, iki yapının faaliyet alanları arasında neredeyse tam bir örtüşme bulunmaktadır.Davalı tarafın savunmasında, dava dışı şirketin "ithalat", kendisinin ise "ihracat" yaptığı, bu nedenle faaliyet alanlarının farklı olduğu ileri sürülmüş ise de, bu savunma dosyaya yansıyan delillerle örtüşmemektedir. Bilirkişi ek raporunun 1.3. bölümünde yapılan tespitlere göre, 30.03.2006 tarihli serbest bölge işlem formlarında ilgili araçların yurtdışına çıkışlarının dava dışı ... Otomotiv tarafından yapılmasına karşın, aynı araçların ... Ltd. isimli yabancı şirkete satışının davalı ... ... tarafından fatura edildiği tespit edilmiştir. Bu olgu tek başına, iki yapının "ithalat-ihracat" ayrımı yaptığı savunmasını çürütmekte, aksine aynı ticari işlemin farklı evraklarda farklı şirketler tarafından yapıldığı izlenimini verdiğini göstermektedir.Sonuç olarak; aynı gerçek kişi tarafından kurulan, aynı kuruluş adresinde faaliyet gösteren ve aynı faaliyet alanlarına sahip iki yapının varlığı, organik bağ değerlendirmesinin klasik dört kriterinden üçünü (aynı kurucu/ortak, aynı adres, aynı faaliyet alanı) ilk eksende karşılamaktadır. Yargıtay'ın yerleşik içtihadında organik bağın varlığına ilişkin güçlü karine kabul edilmektedir.Organik bağ değerlendirmesinin en önemli boyutlarından birini, dava dışı borçlu şirketin ortaklık yapısında yapılan devirlerin nitelik ve zamanlamasının incelenmesi oluşturmaktadır. Bilirkişi ek raporunun 1.4. bölümünde Ticaret Sicil Gazeteleri üzerinden tespit edilen ortaklık değişikliklerinin kronolojik incelemesi, somut uyuşmazlık bakımından son derece öğretici sonuçlar vermektedir.Mahkememizce dosya kapsamından tespit edilen kritik kronoloji şu şekildedir:18.05.2012 — 19.06.2012 dönemi
: Davacı ..., dava dışı ... Otomotiv'e dört ayrı tarihte toplam 166.000 Euro ve bir tarihte 60.000 TL ödeme yapmıştır. Bu ödemeler, kesinleşmiş .... Asliye Ticaret Mahkemesi ilamına konu borcun kaynağını oluşturmaktadır.14.11.2012
: Davacı, dava dışı borçlu şirket aleyhine icra takibi başlatmıştır.28.11.2012 — 06.12.2012 dönemi
: İcra takibinin başlatılmasından on dört ile yirmi iki gün sonra dava dışı şirketin %50 pay sahibi olan ... ile diğer ortağı ..., paylarını ...'a devrederek ortaklıktan çıkmışlardır.01.12.2012
: Aynı süreçte şirket adresi de ... ... Mahallesi'ndeki tarihi adresinden ... Plaza 3/43 Kat 13 No: 130/1 adresine değiştirilmiştir.09.09.2014
: Dava dışı şirket, yeni ortak ... tarafından tasfiyeye sokulmuş, tasfiye memuru olarak ... atanmıştır. 16.10.2014, 23.10.2014 ve 30.10.2014 tarihlerinde Türkiye Ticaret Sicili Gazetelerinde alacaklılara çağrı ilanı yapılmıştır.18.10.2017
: Şirketin tasfiyesinden vazgeçilmiştir.03.11.2017
: ... paylarını ...'e devrederek ortaklıktan çıkmıştır.10.01.2018
: ... tarafından şirket yeniden tasfiyeye sokulmuş, tasfiye memuru ... olmuştur. 26.01.2018, 02.02.2018 ve 09.02.2018 tarihlerinde Türkiye Ticaret Sicili Gazetelerinde alacaklılara yeniden çağrı ilanı yapılmıştır.15.10.2018
: Dava dışı borçlu şirketin tasfiyesi sonlandırılmış ve şirket ticaret sicilinden terkin edilmiştir.Bu kronoloji üç açıdan dikkat çekicidir. Birincisi, ortaklık devrinin icra takibinin başlatılmasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşmiş olmasıdır. Bu zaman yakınlığı tesadüf olarak değerlendirilemez. Bir ticari işletmenin sahiplerinin, kendi şirketleri aleyhine icra takibi başlatıldığını öğrendikten hemen sonra şirketin tüm paylarını devretmesi, ticari hayatın olağan akışı içerisinde sıradan bir işlem olarak nitelendirilemez.İkincisi, devir alan kişilerin mevcut çalışan olmasıdır. Birinci devir alan ...'un, bilirkişi tespitlerine göre 01.04.2004 — 31.01.2005 tarihleri arasında dava dışı şirketin kendi çalışanı olduğu sabittir. İkinci devir alan ...'in ise davalı ... ... nezdinde 20.02.2013 tarihinden itibaren çalışmakta olduğu, dolayısıyla ...'u devraldığı 03.11.2017 tarihinde davalı yapının halen SGK'lı çalışanı olduğu tespit edilmiştir. Bu husus, aşağıda ayrıntılı incelenecek olmakla birlikte, devir silsilesinin bağımsız üçüncü kişilere değil, ... kontrolündeki yapıların çalışanlarına yönelik olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.Üçüncüsü, devralanların devir bedelini ödeme kapasitesinin bulunmaması ve devir bedeline ilişkin herhangi bir dekont veya ödeme belgesinin dosyaya sunulamamış olmasıdır. Bir limited şirket payının devri, devir bedelinin ödenmesini gerektiren bir ticari işlem olup, bu işlemin gerçekliği ancak somut belgelerle kanıtlanabilir. Dosyada böyle bir belgeye rastlanmamıştır. Üstelik birinci devir alan ...'un, sosyo-ekonomik durumunun bir limited şirketi devralacak nitelikte olmadığı, sonraki yıllarda emekli maaşı ile geçindiği ve davalı yapıdan çeşitli masraf ödemeleri aldığı bilirkişi ek raporunun 1.4. ve 1.8. bölümlerindeki tespitlerden anlaşılmaktadır.Mahkememizce bu üç olgu birlikte değerlendirildiğinde varılan sonuç şudur: Dava dışı şirketin 2012 sonrası devir silsilesi, ekonomik gerçekliği bulunan bir mülkiyet transferi değil, görünürde bir devir niteliği taşımaktadır. Şirketin gerçek kontrolü, kâğıt üzerindeki ortaklık değişikliklerine rağmen, ...'da kalmaya devam etmiştir. Devir alan kişiler, ... kontrolündeki yapılarda çalışan ve onun talimatları doğrultusunda hareket eden konumlarda bulunmuşlardır.Bu sonucu güçlendiren bir başka olgu, dava dışı şirketin iki kez ardarda tasfiyeye sokulup tasfiyeden vazgeçilmesi, en sonunda yine bir başka çalışan tarafından tasfiyeyle terkin edilmesidir. Olağan ticari işlemler bu denli karmaşık ve geri dönüşlü bir tasfiye sürecini gerektirmez; bu kronoloji, dava dışı şirketin görünürdeki yaşam süresinin uzatılmasının altında bir yönetim iradesi bulunduğunu göstermektedir.Bu eksende ortaya çıkan tablo, aşağıda açıklanan objektif iyi niyet ölçütü bakımından kritik öneme sahiptir. Davalının iç dünyasındaki kast araştırılmaksızın, yalnızca dış dünyaya yansıyan davranışların nitelik ve örüntüsü değerlendirildiğinde dahi, bu devir silsilesinin alacaklının haklarına ulaşmasını engelleyici sonuç doğurduğu görülmektedir. Bu sonuç, Yargıtay'ın yerleşik içtihadında perdenin aralanması koşullarından biri olarak kabul edilmektedir.Organik bağın varlığını gösteren en belirgin olgulardan biri, iki yapı arasında ortak personel istihdamıdır. Somut uyuşmazlıkta bu eksende öne çıkan kişi, ...'dir.Bilirkişi ek raporunun 1.3. ve 1.5. bölümlerinde tespit edilen olgulara göre, ... , 20.02.2013 tarihinden itibaren davalı ... ... Otomotiv'in (...) SGK'lı çalışanı olarak görev yapmaktadır. Bu kişi 30.04.2015 tarihine kadar davalının ... ... Caddesi ... adresinde, 01.05.2015 tarihinden itibaren ise yine davalıya ait ... Depo Binası ... tescil adresinde çalışmıştır. Görev yapmakta olduğu süre boyunca, 03.11.2017 tarihinde dava dışı borçlu ... Otomotiv'in tüm paylarını ...'tan devralarak şirketin tek ortağı konumuna gelmiştir.Bu olgu, somut uyuşmazlığın çekirdek delil noktalarından birini oluşturmaktadır. Aynı kişinin, aynı dönem içinde, bir taraftan davalı yapıda işçi sıfatıyla istihdam edilirken, diğer taraftan dava dışı borçlu şirketin tek ortağı konumuna gelmesi, ticari hayatın olağan akışıyla bağdaşmamaktadır. Bağımsız bir ticari aktör olarak bir limited şirketin tek ortağı konumuna gelen bir kişinin, aynı zamanda başka bir yapıda işçi olarak çalışmaya devam etmesi olağan bir durum olarak nitelendirilemez. Bu çifte konum, ancak ...'in dava dışı şirket üzerindeki sahipliğinin görünüşte olduğu, gerçek kontrolün hâlâ davalı işletmenin sahibi ...'da bulunduğu varsayımıyla anlam kazanmaktadır.Bu varsayımı doğrulayan ek bir olgu, 14.02.2024 tarihli haciz tutanağında ortaya çıkmıştır. Anılan tutanağa göre, dava dışı borçlu şirketin tebligat adresine icra memurları ile gidildiğinde kapıyı ... açmış ve "burada 10 yıldır çalışıyorum" beyanında bulunmuştur. Bu beyanın anlamı son derece açıktır: ..., 2014 yılından itibaren, yani dava dışı borçlu şirketin ... tarafından devralındığı ve tasfiyeye sokulduğu dönemden bu yana, kesintisiz biçimde aynı fiziki mekânda çalışmaya devam etmektedir. Şirketleri devralan veya tasfiye eden bir kişinin "burada çalışıyorum" beyanında bulunması, tek başına bu kişinin bağımsız bir ticari aktör olmadığını göstermektedir.Aynı beyanı destekleyen bir başka belge, 14.02.2024 tarihli haciz mahallinde tespit edilen 05.03.2023 tarihli ... imzalı dilekçedir. Bu dilekçe davalı ... ...'a hitaben yazılmış olup, "20 Şubat 2013 tarihinden itibaren çalışmaktayım. EYT kapsamında emekliliğimi istiyorum" ifadesini içermektedir. Bu belge, ...'in kendi beyanı ile, dava dışı şirketi devraldığı 03.11.2017 tarihinde halen davalı yapıda çalıştığını ve bu çalışmanın aralıksız sürdüğünü ortaya koymaktadır.Mahkememizce vurgulanması gereken bir başka nokta, dava dışı şirketteki diğer çalışan kayıtlarıdır. Bilirkişi ek raporunun 1.5. bölümündeki tespitlere göre, dava dışı şirkette 01.04.2004 — 16.10.2010 tarihleri arasında çalışan ... (... ile aynı soyada sahip kişi), tasfiye sürecinin son aşamasında, 03.11.2020 tarihinde, şirketin tek ortağı ...'e .... Noterliği'nden ... yevmiye numaralı araç satış vekaleti vermiştir. Dava dışı şirketin 05.11.2010 — 06.12.2012 tarihleri arasında %50 pay sahibi olan ... da, sonraki ortak ...'a .... Noterliği'nden 03.02.2017 tarih ... yevmiye numaralı ve 20.12.2022 tarih ... yevmiye numaralı araç satış vekaletleri vermiştir.Bu vekaletname zinciri tek başına da öğreticidir: Şirketten ayrılmış olduğu kabul edilen eski ortakların, yeni ortaklara vekalet vermeye devam etmesi, bu kişilerin birbirleriyle olan ilişkilerinin sıradan bir devir-devralan ilişkisi olmadığını, aksine devamlılık arz eden bir güven ve yetki ilişkisi içerisinde bulunduklarını göstermektedir.Çalışan sürekliliğinin bir başka boyutu da 14.02.2024 tarihli haciz mahallinde tespit edilen 31.03.2020 tarihli "Kısa Çalışma Uygulanacak İşçi Listesi"dir. Davalı ... ...'un işveren sıfatıyla düzenlediği bu listede çalışan olarak görünen ..., ... adlı kişilerin e-posta adreslerinin ...@... uzantılı olduğu, ...'ın mail adresinin ...@..., ...'in mail adresinin ...@... olduğu tespit edilmiştir. Bu olgu, aşağıda ayrıca incelenecek olan ortak iletişim altyapısı meselesini ortaya çıkardığı gibi, davalı yapının çalışanlarının dava dışı şirketin kurumsal kimliğini yıllar sonra dahi kullanmaya devam ettiğini göstermesi yönüyle bu eksene de dokunmaktadır.Sonuç olarak; somut uyuşmazlıkta personel sürekliliği ve özellikle ...'in çifte rolü, aşağıda ortaya konulan organik bağ kriterlerinden "çalışanların aynı olması" kriterini çok güçlü bir biçimde karşılamaktadır. Ancak bu tespitin ötesinde, ...'in çifte rolü, dava dışı şirketin devir silsilesinin görünüşte olduğunu ve gerçek kontrolün hiç değişmediğini gösteren bağımsız delil niteliği de taşımaktadır.Somut uyuşmazlığın en önemli delil unsurlarından birini, iki yapı arasındaki banka transferleri oluşturmaktadır. Bu eksende mahkememiz, bilirkişi ek raporunun 1.7. bölümündeki tespitlerin yetersiz kaldığını ve dosya kapsamındaki ... kayıtlarının HMK 198. madde çerçevesinde takdiri delil olarak doğrudan değerlendirilmesi gerektiğini tespit etmiştir.Bilirkişi heyeti, ek raporun 1.7. bölümünde ...'ın 24.01.2025 tarihli yazısına ekli hesap hareketlerinin incelenmesinde yalnızca iki kalem tespit etmiştir: 17.05.2004 tarihinde dava dışı ... Otomotiv'in ... İBAN hesabından ...'nun ... İBAN hesabına 54.000,00 TL havale ve 10.11.2009 tarihinde ...'nun aynı hesabından dava dışı ... Otomotiv'in aynı hesabına 35.678,00 TL havale. Oysa ...'ın dosya kapsamında bulunan (UYAP'ta kayıtlı müzekeker cevabı ve müzekkere cevabı ekindeki yine UYAP'ta bulunan XML dosyası) kayıtları, bu iki kalemden çok daha geniş bir transfer trafiğini içermektedir. Bilirkişi heyeti, ... ile ... ... hesapları arasındaki doğrudan transferlerin tek bir kalemine bile değinmemiş, yalnızca şirket-şahıs (...) arasındaki iki TL havalesinden söz etmiştir.Mahkememizce dosya kapsamındaki ... kayıtlarının doğrudan incelenmesi sonucunda elde edilen tablo şu şekildedir:Hesap kayıtlarının yapısı
: ... dökümleri iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm 2001 — 2009 dönemini kapsayan hesap hareketlerini (276 kayıt), ikinci bölüm 2010 — 2013 dönemini kapsayan transfer detaylarını (39 kayıt) içermektedir. Hesap numaralarına göre yön kesin biçimde tespit edilebilmektedir. Dava dışı ... Otomotiv'in hesapları ..., ... (EUR), ... (TL), ..., ..., ... numaralı hesaplar olarak; davalı ... ...'un hesapları ise ..., ... (EUR), .. (TL), ..., ... numaralı hesaplar olarak görünmektedir.Paralel transfer örüntüsü
: Mahkememizce yapılan en kritik tespit, davacının kesinleşmiş borca konu ödemelerini yaptığı tarihlerle, dava dışı şirketten davalıya transfer yapıldığı tarihlerin örtüşmesidir:| Davacının Dava Dışı Şirkete Ödemesi | Aynı/Yakın Tarihte Dava Dışı Şirketten Davalıya Transfer ||---|---|| 18.05.2012 — 70.000 EUR | 18.05.2012 — 50.000 EUR (aynı gün) || 23.05.2012 — 40.000 EUR | 23.05.2012 — 53.000 EUR (aynı gün) || 04.06.2012 — 32.000 EUR | Yakın tarihlerde transferler || 13.06.2012 — 24.000 EUR | 21.06.2012 — 14.896 EUR || 19.06.2012 — 60.000 TL | 22.06.2012 — 27.024 EUR, 25.06.2012 — 33.500 EUR, 26.06.2012 — 32.150 EUR |Bu paralel akışın gözlemlenmesi, salt tarih örtüşmesinden ibaret değildir. Banka açıklamalarında "...", "10 adet araç kaparo" gibi araç bilgileri yer almaktadır. Bu açıklamalar, davacının dava dışı şirkete yaptığı ödemelerin dekont açıklamalarında belirtilen araç isimleri ve modelleri ile birebir örtüşmektedir. Davacının "araç kaporası" olarak ödediği bedellerin, aynı araçlar konusunda dava dışı şirket tarafından davalıya aynı veya yakın tarihte transfer edilmesi, ekonomik gerçekliği bakımından şu sonucu doğurmaktadır: Davacının ödediği paranın ekonomik faydası, asıl borçlu olan dava dışı şirkette kalmamış, derhal davalı yapıya aktarılmıştır.Yüksek tutarlı transferler
: Davalı tarafın savunmasında dava dışı şirketle aralarında para transferinin bulunmadığı, ileri sürülen iddiaların aksine yüz bin doları aşan transferlerin söz konusu olmadığı yönündeki beyanı, dosya kapsamındaki banka kayıtlarıyla doğrudan çürütülmektedir. Tespit edilen yüksek tutarlı transferler şunlardır:- 05.07.2012 tarihinde davalıdan dava dışı şirkete 150.800 EUR transferi- 14.11.2012 tarihinde davalıdan dava dışı şirkete 104.650 EUR transferi (icra takibinin başlatıldığı gün!)- 19.09.2012 tarihinde davalıdan dava dışı şirkete 108.131 EUR transferi- 20.12.2012 tarihinde davalıdan dava dışı şirkete 105.000 EUR transferi- 19.01.2010 tarihinde dava dışı şirketten davalıya 100.000 USD transferi- 05.11.2012 tarihinde dava dışı şirketten davalıya 100.000 USD transferi- 25.09.2012 ve 26.09.2012 tarihlerinde dava dışı şirketten davalıya sırasıyla 100.000 ve 100.200 TL transferi- 10.12.2012 tarihinde aynı gün içinde her iki yönde 99.500'er EUR çift yönlü transfer ("█████ tr. hatalı hes" notu ile)Çift yönlü işlemlerin anlamı
: 25.09.2012, 26.09.2012 ve 10.12.2012 tarihlerinde aynı gün içinde her iki yönde de yüksek tutarlı transferlerin yapılmış olması, iki yapının kasalarının birbirine yedek gibi kullanıldığını, mali sınırın olmadığını ve fonların ihtiyaca göre bir hesaptan diğerine kaydırıldığını göstermektedir. Olağan bir ticari ilişkide aynı gün her iki yönde de yüz bin Euro civarında karşılıklı havale yapılması, ekonomik mantıkla bağdaşmamaktadır.Toplam para trafiği (2010-2013)
: Yalnızca 2010-2013 döneminde dava dışı şirketten davalıya 449.600 EUR + 367.180 USD + 226.498 TL transferi, davalıdan dava dışı şirkete ise 814.706 EUR + 139.200 TL transferi yapıldığı tespit edilmiştir. Toplam 74 yönlü işlem söz konusudur.On iki yıllık süreklilik
: ... kayıtlarının 2001-2013 dönemini kapsayan kısmında, toplam 315 işlem bulunmakta olup, bunların 274'ünde açıklamada karşı yapının (dava dışı ... veya davalı ... ...) adı geçmektedir. Davalı tarafın savunmasında dile getirilen "tek bir 2008 faturasının normal ticari işlem olduğu, on altı yıllık süreçte sadece bir alışveriş evrakının organik bağ oluşturmayacağı" yönündeki argüman, 2001'den 2013'e kadar süregelen kesintisiz transfer trafiği karşısında gerçekçi değildir.İcra takibi kronolojisi ile ilişki
: Banka kayıtlarındaki yoğunlaşmanın kritik dönemi, Mayıs-Haziran 2012'dir; bu dönem davacının ödemelerini yaptığı dönemdir. Eylül-Aralık 2012'de transferlerin yoğunluğu artmıştır; bu dönem icra takibinin başlatıldığı dönemdir.Mali kapasitenin asimetrik gelişimi
: Bu transfer örüntüsünün sonucu, bilirkişi ek raporunun 1.10. bölümünde tespit edildiği üzere, dava dışı şirketin terkin tarihinde herhangi bir özkaynak tutarının kalmaması ve borç ödeme kapasitesinin tamamen ortadan kalkmasıdır. Buna karşılık davalı işletmenin 2023 yılı bilançosuna göre 17.966.071,01 TL pozitif özkaynağa sahip bulunduğu tespit edilmektedir. İki yapının mali kapasitelerinin bu denli asimetrik gelişimi, yıllar boyunca süregelen tek yönlü kaynak akışının makro sonucu olarak okunabilir.Objektif iyi niyet ölçütü çerçevesinde değerlendirildiğinde, bu paralel transfer örüntüsünün davalı iç dünyasındaki kasta bakılmaksızın objektif olarak alacaklıyı zarara uğratıcı sonuç doğurduğu kabul edilmektedir. Davacının ödediği bedellerin, asıl borçlu olan dava dışı şirkette tutunmadan davalıya aktarılmış olması, alacaklının takip kabiliyetini doğrudan etkileyen bir olgudur.Bu eksendeki tespitler, ortaya konulan organik bağ kriterlerinden "iktisadi bütünlük" ve "şirketler arası mali akış" kriterlerini güçlü biçimde karşıladığı gibi, perdenin aralanmasının çapraz aralama görünüm biçiminin temel olgusal dayanağını oluşturmaktadır.Banka kayıtlarındaki transferlerin yanı sıra, iki yapının ticari işlemlerinde de organik bağı destekleyen iç içe geçmişlik bulunmaktadır. Bilirkişi ek raporunun 1.3. bölümünde 14.02.2024 tarihli haciz mahallinde yapılan tespitler bu eksende belirleyici delil niteliğindedir.136.700 USD'lik fatura ilişkisi
: Haciz mahallinde tespit edilen 05.04.2006 tarihli fatura, dava dışı ... İç ve Dış Ticaret Tekstil San. Ltd. Şti. adına 136.700 ABD Doları miktarında olup, davalı ... ... tarafından kesilmiştir. Bu fatura, iki yapı arasında tek bir alışveriş ilişkisi değil, dava dışı şirket bünyesinde yıllarca tutulan ve şirketin haczedilebilir bir varlığı niteliğindeki ticari belgenin davalı yapı bünyesinde bulunması olgusudur. Aynı işletmenin kendine fatura kesmesi olağan bir uygulama değildir; bu fatura, iki yapı arasındaki ekonomik sınırın belirsizliğini açık biçimde göstermektedir.... Ltd. satışlarının çapraz faturalandırılması: 30.03.2006 tarihli serbest bölge işlem formlarındaki araçların yurtdışına çıkışlarının dava dışı ... Otomotiv tarafından yapılmasına karşın, ilgili araçların ... Ltd. isimli yabancı şirkete satışının davalı ... ... şirketince fatura edilerek yapıldığı tespit edilmiştir. Bu çapraz işlem, davalı tarafın "iki yapı farklı işlevlerle (ithalat-ihracat) çalışıyor" savunmasını çürüten en somut delildir. Aynı araçların yurtdışına çıkışı bir yapı tarafından, satışı ise başka bir yapı tarafından kayıtlara işlenmektedir.... ...'a 6 adet fatura
: Bilirkişi ek raporunda da değinilen, davacı vekilinin haciz mahallindeki beyanına göre dava dışı borçlu şirketle iltisaklı olduğu düşünülen Bulgaristan merkezli ... ... isimli şirket adına, davalı ... ... tarafından çeşitli yüksek ABD Doları meblağlı 6 adet araç satış faturası düzenlendiği tespit edilmiştir. Bu olgu, üç şirketin (dava dışı ..., davalı ... ..., ... ...) bir ekonomik küme içinde hareket ettiğini göstermekte olup, ticari faaliyetlerin sınırlarının ne ölçüde belirsiz olduğunu ortaya koymaktadır.... sözleşmeleri
: Haciz mahallinde tespit edilen 08.06.2004 tarihli 362.200,00 ABD Doları satış bedelli arazi satış sözleşmesinin alıcısı "... Otomotiv Dış Ticaret - ..." olarak gösterilmiş olup, bu ifade dava dışı şirket unvanı ile gerçek kişi adının birleşik kullanımıdır. Ayrıca aynı mahalde ... Kar. ve İşlt. A.Ş. alacaklı, "... Otomotiv Dış Tic. ..." borçlu ve ...'nun şahsen kefil olduğu 11 adet kambiyo senedi niteliğinde evrak ile 15 adet farklı meblağlarda tahsilat makbuzu tespit edilmiştir. Bu belgeler, ...'nun her iki yapı için de birlikte kefil sıfatıyla sorumluluk üstlendiğini, dolayısıyla iki yapının ekonomik bütünlük içinde değerlendirildiğini göstermektedir.Karşılıklı vekaletname ağı
: Yukarıda değinilen ... — ... ve ... — ... vekaletnamelerine ek olarak, ...'nun (vekil eden) ...'na (vekil) ... 11. Noterliği'nin 06.01.2014 tarih ve ... yevmiye numaralı, geniş kapsamlı yetkiler içeren vekaletname tespit edilmiştir. Bu vekaletnamenin yetkilendirdiği kişinin (..., TC: ...), dosya kapsamında .... ... Taşımacılık Otomotiv Lojistik Ticaret Limited Şirketi'nin de yetkilisi olarak görüldüğü, bu üçüncü şirketin de ... yetkili olarak imza sirkülerinde yer aldığı bilirkişi tespitlerinden anlaşılmaktadır. .... ...'ın hem dava dışı ... hem de davalı ... ... ile ticari ilişki içinde olması, vekaletname ağının bir ekonomik kümeyi işaret ettiğini göstermektedir.Bu eksendeki bulguların bütünü, iki yapının yıllar boyunca tek bir ticari iradenin (...'nun) yönlendirmesiyle, ekonomik sınırları belirsiz biçimde hareket ettiklerini ortaya koymaktadır. Davalı tarafın savunmasında ileri sürülen "müvekkil şirket 2001 yılından bu yana müstakil olarak faaliyet göstermektedir" iddiası, dosyaya yansıyan bu ticari işlem örüntüsü karşısında geçerlilik taşımamaktadır.Organik bağ değerlendirmesinin klasik kriterlerinden biri olan adres ortaklığı, somut uyuşmazlıkta hem kuruluş aşamasında hem de sonraki dönemde gözlemlenmektedir.Kuruluş adresi
: Yukarıda tespit edildiği üzere, her iki yapının kuruluş adresi İstanbul ... ... Mahallesi ... Sokak No: 18/3 olup, ayni fiziki noktada bulunmaktadır.Davalı yapının uzun süreli sabit adres tercihi: Davalı ... ..., kuruluşundan bu yana sürekli olarak ... ... bölgesinde, ... Caddesi ... binasında faaliyet göstermiştir. 29.04.2010 tarihinde ... No: 33 Kat 4'e, 20.04.2018 tarihinde ... No: 33/5'e, 23.03.2023 tarihinde ... Mahallesi ... Caddesi ... No: █████'ye taşınmıştır. Tüm bu adresler aynı binada olup farklı kat veya kapı numaralarındadır.Bu adres örüntüsü mahkememizce şu şekilde değerlendirilmektedir: Dava dışı şirket, icra takibinin başlatılmasının hemen ardından gerçek faaliyet adresinden çıkarılarak sanal ofise nakledilmiş, böylece alacaklının fiziki erişimi engellenmeye çalışılmış; ancak işin doğası gereği sonraki yıllarda fiilen yine davalı yapının bulunduğu binaya geri dönmüştür. Bu, fiziki bir varlığın olmadığı, sadece tebligat amaçlı bir kayıt mı olduğu sorusunu gündeme getirmekle birlikte, 14.02.2024 tarihli haciz tutanağında ...'in haciz mahallinde hazır olması ve "burada 10 yıldır çalışıyorum" beyanında bulunması, bu adresin gerçekte davalı yapının fiziki uzantısı olduğunu göstermektedir.Ortak kurumsal kimlik
: 31.03.2020 tarihli kısa çalışma listesinde davalı yapının çalışanlarının e-posta adreslerinin ... uzantılı olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Burada dikkat çeken nokta, "neptuneauto" ifadesinin dava dışı şirketin ticari adından türetilmiş olmasıdır. Dava dışı şirketin tasfiye sürecinde olduğu ve sonra terkin edildiği bir dönemde, davalı yapının çalışanlarının yıllar boyunca bu kurumsal mail altyapısını kullanmaya devam etmesi, iki yapının kurumsal kimliğinin tek bir bütün hâlinde işlediğini göstermektedir. Hiçbir bağımsız tüzel kişilik, başka bir tüzel kişiliğin tasfiye edilmiş hâlinin kurumsal mail uzantısını yıllar boyunca sürdürme gereği duymaz; bu sürdürmenin nedeni, ekonomik gerçeklikte iki yapının zaten tek bir bütünü oluşturmasıdır.31.01.2024 tarihli haciz tutanağı
: Bilirkişi ek raporunun 1.3. bölümünde değinilen bu tutanak özellikle önemlidir. Dava dışı borçlu şirketin ... No: 17 ... adresine icra memurları ile gidildiğinde, ... girişindeki duvarda ve mahallin giriş kapısında "... ..." tabelası bulunduğu, mahalde ...'nun hazır olduğu, ...'nun "burası ... ... şahıs şirketim" beyanında bulunduğu tespit edilmiştir. Buna karşılık alacaklı vekilinin söz alarak, takip tebligatının buraya yapıldığını, ayrıca aşağıda inceleneceği üzere ... İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2014/.. Esas, 2014/... Karar sayılı kararı ile iki şirket arasında organik bağın tespit edildiğini belirttiği tutanağa yansımıştır.Bu olgu, dava dışı şirketin tebligat adresinin fiilen davalı işletmenin işyeri olduğunu, dolayısıyla iki yapının aynı fiziki mekânı paylaştığını göstermektedir. ...'nun "burası ... ... şahıs şirketim" beyanı, bu fiziki paylaşımın ekonomik anlamını perdelemek için yeterli değildir; çünkü dava dışı şirketin tebligat adresi olarak bu adresin gösterilmesi, sicil kayıtlarına yansımış bir gerçektir.Sonuç olarak; adres ve iletişim altyapısı eksenindeki tespitler, Yukarıda ortaya konulan organik bağ kriterlerinden "aynı adreste faaliyet" ve "ortak iletişim altyapısı" kriterlerini güçlü biçimde karşılamaktadır. Bunun yanı sıra, dava dışı şirketin sahte/sanal adres dönemi, devirlerin görünüşte olmasıyla birlikte değerlendirildiğinde, alacaklının erişimini engellemeye yönelik bütüncül bir tutumun parçası olarak görünmektedir.Somut uyuşmazlık bakımından çok önemli bir hukuki olgu, organik bağın bu davadan önce başka mahkeme kararlarıyla da tespit edilmiş olmasıdır. Bilirkişi ek raporunun 1.2. bölümünde bu husus özellikle vurgulanmış olup, mahkememizce de güçlü bir pekiştirici delil olarak değerlendirilmektedir..... İcra Hukuk Mahkemesi 2013/... Esas, 2014/... Karar sayılı ilam: Davacı ...'nın, dava dışı borçlu şirketin 10.09.2013 tarihinde "... Caddesi, ... İşhanı, No: 33/6 .../İstanbul" adresinde haczedilen taşınır mallar üzerinde üçüncü şahıs ... tarafından ileri sürülen istihkak iddiasına karşı, 16.09.2013 tarihinde açtığı istihkak davası, .... İcra Hukuk Mahkemesi'nin 27.11.2014 tarih ve ... Karar sayılı kararı ile sonuçlanmış; dava kabul edilerek üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddine karar verilmiştir. Bu karar, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 02.10.2017 tarih ve █████████ Esas, ██████████ Karar sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir.... İcra Hukuk Mahkemesi ... sayılı ilam
: Davalı ... (... ... Otomotiv) tarafından alacaklı ... aleyhine 08.01.2014 tarihinde açılan istihkak davası, .... İcra Hukuk Mahkemesi'nin 13.05.2014 tarih ve ... sayılı kararı ile reddedilmiştir.Bu iki kesinleşmiş ilamın somut uyuşmazlık bakımından hukuki değerini değerlendirmek gerekir. Bilirkişi ek raporunda açıkça vurgulandığı üzere, bu iki mahkeme kararı ile davalı ...'nun şahıs firması (... ... Otomotiv) ile dava dışı borçlu ... Otomotiv arasında organik bağ bulunduğunun tespit edildiği ortaya konulmuştur. İstihkak davaları, üçüncü kişinin haczedilen mal üzerindeki mülkiyet iddiasının değerlendirildiği davalar olup, bu davaların sonucu büyük ölçüde haczedilen malın gerçekte kime ait olduğu ve borçlu ile istihkak iddiacısı arasındaki ilişkinin niteliğine bağlıdır. Bu iki mahkeme, davalı yapı sahibi ...'nun istihkak iddiasını reddederek, hacze konu malların ekonomik anlamda dava dışı borçluya da ait sayılabileceği sonucuna varmıştır. Bu sonuç, ancak iki yapı arasında organik bağ bulunduğunun kabulüyle ulaşılabilecek bir sonuçtur.Bu olgu, ortaya konulan ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde, kesin hüküm etkisi taşımasa bile güçlü kanıt değerine sahiptir. Önceki iki mahkeme, somut delilleri inceleyerek iki yapı arasındaki organik bağı tespit etmiştir; bu tespitin sonraki davada görmezden gelinmesi, yargı birliği ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.Üstelik 31.01.2024 tarihli haciz tutanağında alacaklı vekilinin söz alarak ".... İcra Hukuk Mahkemesinin ... sayılı kararı ile de iki şirket arasında organik bağın mevcut olduğu tespit edilerek ...'nun iddialarının reddedildiğini" belirtmiş olması, bu tespitin somut uyuşmazlığa taşıdığı sürekliliği göstermektedir. Bu beyandan sonra haciz işlemine devam edilmemiş olması, organik bağ tespitinin uygulamadaki etkisinin de işlemekte olduğunu ortaya koymaktadır.Bu eksen, dosya kapsamındaki diğer tüm delilleri bir üst hukuki kademede pekiştiren niteliktedir. Mahkememiz, kendi takdir yetkisini kullanarak organik bağı tespit ederken, daha önce iki ayrı mahkeme tarafından aynı tespitin yapılmış olmasından özellikle güç almaktadır.Yukarıdaki yedi alt başlıkta yapılan tespitler bir araya getirildiğinde, somut uyuşmazlık bakımından şu birleştirici tablo ortaya çıkmaktadır:Aynı gerçek kişi tarafından, aynı fiziki adreste, birebir aynı faaliyet alanlarında kurulmuş iki yapı vardır. Bu iki yapı, aynı kurumsal kimliği (... mail uzantısı), aynı çalışan kadrosunu (..., ..., ...) ve aynı vekaletname ağını paylaşmaktadır. İki yapı arasında 2001'den 2013'e kadar süregelen 300'ü aşkın banka transferi gerçekleşmiş, davacının ödediği paralar aynı gün/hafta içinde davalı yapıya aktarılmış, aynı araç bilgileri her iki yapının dekontlarında geçmiştir. Dava dışı şirket aleyhine icra takibi başlatıldıktan iki hafta sonra, şirket sahibi olan ... paylarını kendi çalışanlarına devretmiş, bu çalışanların devir bedelini ödeme kapasitesi bulunmamıştır. Devir tarihinde aynı zamanda şirket adresi sanal ofise nakledilmiş, sonraki yıllarda yapılan tasfiye işlemleri ardı ardına başlatılıp durdurulmuş, en sonunda yine bir başka çalışan tarafından sonlandırılmıştır. Bu süreçte iki yapı arasında yüksek tutarlı para transferleri devam etmiş, dava dışı şirketin mali kapasitesi sıfırlanırken davalı yapı 17.966.071,01 TL özkaynağa ulaşmıştır. Bu organik bağ, iki ayrı mahkeme tarafından istihkak davaları sürecinde zaten tespit edilmiş, bu kararlar Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir.Yukarıda ortaya konulan organik bağ kriterleri ışığında değerlendirildiğinde, somut uyuşmazlıkta:- Aynı kurucu/sahip kriteri — karşılanmıştır- Aynı adres kriteri — karşılanmıştır- Aynı faaliyet alanı kriteri — karşılanmıştır- Çalışan sürekliliği kriteri — karşılanmıştır- Aynı yöneticilerce idare kriteri — karşılanmıştır- Devir ilişkisi ve göstermelik devirler kriteri — karşılanmıştır- Şirketler arası iktisadi bütünlük kriteri — karşılanmıştır- Ortak iletişim altyapısı kriteri — karşılanmıştır- Karşılıklı kefalet/vekaletname ağı kriteri — karşılanmıştır- Borçlu şirkete ait belgelerin diğer yapının işyerinde bulunması kriteri — karşılanmıştır- Şirketler arası mali akış kriteri — çok güçlü biçimde karşılanmıştır- Önceki yargı kararlarıyla organik bağ tespiti — karşılanmıştırYargıtay emsal kararlarında ortaya konulan klasik dört kriterin (aynı adres, aynı ortaklık yapısı, aynı faaliyet konuları, çalışanların devamlılığı) tümü somut uyuşmazlıkta gerçekleşmiş olup, bunun ötesinde ek olarak yedi kriter daha karşılanmaktadır.Ortaya konulan objektif iyi niyet ölçütü çerçevesinde değerlendirildiğinde ise, davalı kontrolündeki yapıların dış dünyaya yansıyan davranışlarının (paralel transferler, göstermelik devirler, sahte adres kullanımı, mali kapasitenin asimetrik kaydırılması) objektif olarak alacaklıyı zarara uğratıcı sonuç doğurduğu açık biçimde tespit edilmektedir. Davalının iç dünyasındaki kasta bakılmaksızın, davranışların objektif sonucunun TMK 2. madde anlamında dürüstlük kuralına aykırılık oluşturduğu ortadadır.Bu çerçevede mahkememiz, somut uyuşmazlıkta:- Dava dışı borçlu ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ile davalı ... ... Otomotiv Turizm Gıda Tekstil İnşaat Nakliyat Sanayi - ... arasında organik bağ bulunduğunu;- Bu organik bağın boyut ve niteliği itibarıyla davalı yapının dava dışı borçlu şirket aleyhine bir çapraz aralama görünüm biçimi oluşturduğunu;- Davalı kontrolündeki davranışların objektif iyi niyet kurallarına aykırı sonuçlar doğurarak alacaklıyı zarara uğrattığını;- Bu çerçevede tüzel kişilik perdesinin aralanması koşullarının somut olayda oluştuğunutespit etmektedir.Bilirkişi ek raporuna karşı sunulan 19.03.2026 tarihli davalı vekili itiraz dilekçesinde altı ana başlık altında savunmalar ileri sürülmüştür. Mahkememiz, davacı tarafın taleplerini kabul ederken bu savunmaları görmezden gelmemiş; her biriniyukarıdaki hukuki çerçeve ve somut tespitler ışığında değerlendirerek reddetmiştir. Reddediliş gerekçeleri aşağıda her bir itiraz başlığı bakımından ayrı ayrı açıklanmaktadır.Davalı vekili, 6102 sayılı TTK'nın 125. maddesinde ifadesini bulan tüzel kişilik bağımsızlığı ilkesine atıfla, mal ayrılığının istisnası olan perdenin aralanması teorisinin "istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken" bir teori olduğunu, mümkün olduğunca dar yorumlanması gerektiğini ileri sürmüştür. Bu çerçevede .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 01.11.2022 tarih ... sayılı ilamına ve onun atıf yaptığı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 06.09.2020 tarih ███████-94 Esas ████████ Karar sayılı emsal kararına dayanılmıştır.Mahkememizce bu savunmanın ilkesel boyutu zaten kabul edilmiştir. Nitekim yukarıda tüzel kişiliğin bağımsızlığı ilkesinin esas, perdenin aralanmasının ise istisna olduğu açıkça ortaya konulmuş; YHGK'nın 06.09.2020 tarihli kararına da aynı hassasiyetle atıf yapılmıştır. Mahkememiz, perdenin aralanması teorisini geniş yorumlamamış, aksine bu teorinin uygulama eşiğinin yüksek tutulması gerektiğini benimsemiştir.Ancak davalı vekilinin yararlanmaya çalıştığı bu içtihadın somut olaya uygulanmasında bir kavram karışıklığı bulunmaktadır. YHGK'nın 06.09.2020 tarihli kararı, perdenin aralanmasının dar yorumlanması gerektiğini söylerken, bu teorinin uygulanacağı somut koşullar oluştuğunda uygulanmaktan kaçınılması gerektiğini söylememektedir. Aksine, aynı karar, "tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda" perdenin aralanmasına başvurulabileceğini açıkça hükme bağlamaktadır.Davalı vekilinin atıf yaptığı aynı kararın çok daha kritik bir yönü ise, çapraz perde aralama (cross-piercing) teorisini açıkça benimsemiş olmasıdır. Bu husus, dilekçede dile getirilen ifadelerden farklı olarak, somut uyuşmazlık bakımından davalı aleyhine bir içerik taşımaktadır. Zira somut olayda uygulanan teorinin görünüm biçimi tam olarak çapraz aralama olup, bu görünüm biçimi YHGK kararı ile Türk hukukuna kazandırılmış bir kabuldür. Davalı vekili dilekçesinde aynı kararın "istisnai uygulama" yönünü vurgulamış, kararın çapraz aralamayı kabul eden yönüne ise değinmemiştir. Aynı kararın iki tarafça farklı yönlerden kullanılması, mahkememizin kararı bütüncül olarak okuması zorunluluğunu doğurmaktadır.Davalı vekilinin "müvekkil şirket 2001 yılından bu yana müstakil olarak faaliyet göstermektedir, borcun doğumundan sonra alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kurulmuş paravan bir yapı değildir" şeklindeki tarihsel argümanına gelince, bu argüman somut olayın hukuki niteliğini doğru kavramamaktadır. Çapraz aralama teorisinin uygulanması için, perde olarak kullanılan tüzel-iktisadi yapının asıl borcun doğumundan sonra kurulmuş olması gerekli değildir. Önemli olan, asıl borçlu yapı aleyhine takip başlatıldığında veya borç doğduğunda, paralel yapının fiilen perde olarak kullanılıyor olmasıdır. Somut uyuşmazlıkta davalı yapı 2001'de kurulmuş olsa da, yukarıda ortaya konulan paralel banka transferlerinin yoğunlaştığı dönem 2012'dir; yani davacının ödemelerinin yapıldığı ve takibin başlatıldığı dönemdir. Bu zamanlama, davalı yapının kuruluş amacının değil, kullanım biçiminin sorunlu olduğunu göstermektedir.Bu çerçevede davalı vekilinin "perdenin aralanması istisnaidir" savunması, mahkememizce ilkesel olarak benimsenmiş ancak somut olayın olgu örüntüsü karşısında uygulanamaz kabul edilmiştir. yukarıda ortaya konulan tablo, perdenin aralanması için gerekli istisnai koşulların somut olayda gerçekleştiğini açıkça göstermektedir.Davalı vekili, ek raporda dayanak yapılan adres örtüşmesi, faaliyet alanı benzerliği, personel geçişleri ve tekil müşteri ortaklığı (.... ...) hususlarının organik bağa gerekçe gösterilmesine itiraz etmiş; bu hususları "ticari hayatın olağan akışı içinde personelin iş değiştirmesi veya akrabalık bağlarının bulunması son derece normaldir" diyerek değerlendirme dışı bırakmaya çalışmıştır. Bu çerçevede atıf yapılan .... ATM'nin 01.11.2022 tarihli kararındaki "İşverenlerin deneyimsiz personel ile çalışmak yerine deneyimi olan, piyasaya hakim, müşteri profilini bilen personeli tercih edeceği... bu durumun son derece rasyonel bir tutum olduğu" yönündeki ifadeye ve "bakkal benzetmesine" dayanılmıştır.Mahkememizce bu savunmanın soyut düzeyde geçerli olabileceği kabul edilmektedir. Gerçekten, bir sektörde deneyimli personelin başka bir işverene geçmesi, müşterilerin iş yapamayan eski tedarikçiden yenisine yönelmesi, kendi başına organik bağ oluşturmaz. Bu hususlar tek başına alındığında, davalı vekilinin atıf yaptığı içtihatlardaki değerlendirmenin yerinde olduğu söylenebilir.Ancak somut uyuşmazlık, davalı vekilinin sunduğu çerçevenin dışında, çok farklı bir olgu örüntüsü içermektedir. Davalı vekilinin "bakkal benzetmesi" üzerinden ileri sürdüğü argümanı çürüten temel olgular şunlardır:Birincisi, ...'in çifte rolü tipik bir personel geçişi değildir. yukarıda ortaya konulduğu üzere, bu kişi, dava dışı borçlu şirketin tek ortağı sıfatıyla mülkiyet edinmişken eş zamanlı olarak davalı yapıda SGK'lı işçi olarak çalışmaya devam etmiştir. Bir limited şirketin tek ortağı konumundaki kişinin, başka bir yapıda işçilik yapmaya devam etmesi, davalı vekilinin atıf yaptığı içtihatlardaki "deneyimli personel transferi" senaryosuyla bağdaşmamaktadır. Bu, sıradan bir iş değişikliği değil, çapraz aralamanın görünür kanıtı olan bir konumlanmadır.İkincisi, devirlerin zamanlaması olağan ticari akış içerisinde değildir. Yukarıda ortaya konulan kronoloji incelendiğinde, dava dışı şirketin paylarının devri, icra takibinin başlatılmasından on dört gün sonra gerçekleşmiştir. Bir işletmenin sahibinin, aleyhine icra takibi başlatıldığını öğrendikten iki hafta sonra, şirketin tüm paylarını kendi çalışanlarına devretmesi, ticari hayatın olağan akışına dahil bir işlem olarak nitelendirilemez. Davalı vekilinin "rasyonel ticari tutum" çerçevesi, bu zamanlamayı açıklayamamaktadır.Üçüncüsü, devralanların ekonomik kapasitesi mevcut değildir. Davalı vekilinin atıf yaptığı içtihatlardaki "deneyimli personel istihdamı" senaryosu, devir alan kişinin bağımsız bir ticari aktör olmasını varsaymaktadır. Oysa yukarıda tespit edildiği üzere, dava dışı şirketin paylarını birinci devralan ...'un şirketi devralacak sosyo-ekonomik kapasitesi bulunmamakta; sonraki yıllarda emekli maaşıyla geçinmek zorunda kalan bir kişi olarak görünmektedir. İkinci devralan ...'in ise pay devri sırasında davalı yapının işçisi olarak çalıştığı sabittir. Devir bedelinin ödendiğine dair hiçbir dekont veya banka kaydı dosyaya sunulamamıştır.Dördüncüsü, "bakkal benzetmesi" somut olayın olgu ağırlığını yakalayamamaktadır. Davalı vekilinin somutlaştırma çabasında kullandığı "faaliyetini durduran bir bakkalın müşterilerinin 100 metre ilerideki diğer bakkala gitmesi" benzetmesi, müşteri geçişinin nesnel ekonomik mantığını anlatmaktadır. Ancak somut uyuşmazlıkta tartışılan, müşterilerin başka bir tedarikçiye geçmesi değildir. Tartışılan, borçlunun ödemelerinin aynı gün başka bir yapıya aktarılması, kambiyo senetlerinin yıllar sonra başka bir yapının ofisinde bulunması, kurumsal mail altyapısının yıllar sonra dahi paylaşılmaya devam etmesi, karşılıklı vekaletname zincirinin oluşturulması ve çalışanların hem devralan hem işçi sıfatlarını taşımasıdır. Bu olgular, hiçbir "bakkal benzetmesinin" kapsamı içinde yer almaz.Beşincisi, .... ... müşteri ortaklığı tek başına ele alındığında sınırlı görülse de bağlamı belirleyicidir. Davalı vekili, müşteri portföylerinin %99 oranında farklı olduğunu vurgulayarak, tek bir ortak müşterinin (.... ...) "tesadüfi ve sınırlı iş ilişkisi" niteliği taşıdığını ileri sürmüştür. Mahkememiz, müşteri portföyü kriterinin tek başına belirleyici olmadığını kabul etmektedir. Ancak yukarıda ortaya konulduğu üzere, .... ... aynı zamanda ...'nun yetkili imza sahibi olduğu üçüncü bir şirkettir. Şirketin imza sirkülerinde ... yetkili olarak görünmekte, hisselerinde ... yer almakta, ...'dan ...'na 06.01.2014 tarihli geniş kapsamlı vekaletname düzenlenmiştir. Bu durumda .... ...'ın iki yapının ortak müşterisi olması "tesadüf" değil, aynı ekonomik kümeye ait üç yapının iç ticari trafiği niteliği taşımaktadır.Davalı vekilinin atıf yaptığı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin 12.07.2023 tarih █████████ Esas █████████ Karar sayılı ilamındaki "organik bağ tespit edilse dahi tüzel kişilik perdesinin aralanması için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir" yönündeki ilke, mahkememizce de benimsenmektedir. Ancak bu ilkenin somut olaya uygulanmasında, somut verilerin somut olayda fazlasıyla mevcut olduğu sonucuna varılmıştır. Yukarıda paralel banka transferlerindeki devir silsilesinin kronolojik analizi ve sahte/sanal adres kullanımı ve kesinleşmiş mahkeme kararlarındaki organik bağ tespiti, bu somut verilerin niteliksel ve niceliksel ağırlığını ortaya koymaktadır.Davalı vekilinin atıf yaptığı .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16.07.2025 tarih ... Karar sayılı ilamındaki "Şirket ortaklarının veya yetkililerinin akraba olması tek başına şirketler arasında organik bağ olduğunun kabulü veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli olmadığı gibi şirketlerin aynı alanda faaliyet yürütüyor olması da organik bağ için yeterli değildir" yönündeki ilke de mahkememizce kabul edilmektedir. Ancak somut uyuşmazlıkta, "ortakların akraba olması" ve "şirketlerin aynı alanda faaliyet yürütmesi" tek başına dayanılan olgular olmayıp, bu iki olgu yukarıda değinilen sadece iki kriter olarak yer almakta, geri kalan on kriter de ayrıca karşılanmaktadır. Davalı vekilinin atıf yaptığı ilam, "tek başına yeterli olmadığı" gerekçesine dayanmakta, "yan yana on iki kriter gerçekleştiğinde yeterli olmayacağı" sonucuna varmamaktadır.Bu çerçevede davalı vekilinin "ticari hayatın olağan akışı" çatısı altında ileri sürdüğü savunma, somut olaydaki olgu örüntüsünün niteliksel ağırlığını yakalayamadığı için mahkememizce kabul edilmemiştir.Davalı vekili, kök raporda tespit edilen 17.966.071,01 TL pozitif özkaynak, TTK 64/3 ve VUK uyumlu e-defter tutma, Ba-Bs formlarında müşteri portföylerinin büyük ölçüde farklı oluşu gibi olgulara dayanarak, davalı yapının bağımsız ekonomik gerçeklik taşıdığını, iki yapı arasında iktisadi bütünlük bulunmadığını ileri sürmüştür. Bu çerçevede İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi'nin 12.12.2024 tarih █████████ Esas █████████ Karar sayılı ilamındaki "ticari merkez ve faaliyet alanının aynı olması, şirket ortaklarının aynı veya yakın akraba ve/veya eş olmasının ötesinde tüzel kişilikler arasında iktisadi bütünlüğün ispatı şarttır" kuralına dayanılmıştır.Davalı vekilinin atıf yaptığı kural, mahkememizce ilkesel olarak benimsenmiştir. İktisadi bütünlüğün varlığı, organik bağın tespiti için aranan önemli kriterlerden biri olup, bunun somut delillerle ispatı gerektiği konusunda davalı vekiliyle herhangi bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Görüş ayrılığı, somut olayda iktisadi bütünlüğün ispatlanıp ispatlanmadığı noktasındadır.Davalı vekilinin "bağımsız ekonomik varlık" argümanı paradoksal bir okumayı gerektirmektedir. Davalı yapının 2023 yılında 17.966.071,01 TL pozitif özkaynağa ulaşmış olması, bağımsız bir başarı öyküsü gibi sunulmakta; buna karşılık dava dışı borçlu şirketin terkin tarihinde özkaynağının kalmaması olağan bir tasfiye sonucu olarak çerçevelenmektedir. Ancak yukarıda ortaya konulan paralel transfer örüntüsü dikkate alındığında, bu iki mali sonucun birbirinden bağımsız olmadığı, aksine yıllar boyunca süregelen tek yönlü kaynak akışının makro sonucu olarak okunması gerektiği görülmektedir.Somut olarak ifade etmek gerekirse
: Dava dışı şirket aktif faaliyette olduğu dönemde, müşterilerinden tahsil ettiği bedelleri (örneğin davacının Mayıs-Haziran 2012'de ödediği 166.000 EUR ve 60.000 TL gibi) aynı gün veya birkaç gün içinde davalı yapıya aktarmıştır. Bu transferler 2001'den 2013'e kadar süregelmiş; toplam 315 işlem, 449.600 EUR + 367.180 USD + 226.498 TL net akış (2010-2013 dönemi için) gerçekleşmiştir. Bu kapasitenin uzun yıllar boyunca tek yönlü olarak davalı yapıya aktarılmasının doğal sonucu, dava dışı şirketin içinin boşaltılması ve davalı yapının ise iddia edilen "17 milyon TL özkaynak" düzeyine ulaşmasıdır. Bu iki olgu, davalı vekilinin sunduğu gibi bağımsız varlık göstergesi değil, iktisadi bütünlüğün makro kanıtıdır.Davalı vekilinin "müşteri portföylerinin büyük ölçüde farklı oluşu" argümanı da benzer bir kavramsal sorun içermektedir. İki yapının müşteri portföyünün farklı olması, iktisadi bütünlüğü çürüten kesin bir veri değildir. İktisadi bütünlük, müşteri portföyünün özdeşliğinden değil, iki yapı arasındaki mali akıştan, ortak personelden, ortak iletişim altyapısından, karşılıklı kefalet ilişkilerinden ve ortak yönetim iradesinden kaynaklanmaktadır. Yukarıda ortaya konulduğu üzere, bu unsurların hepsi somut olayda mevcuttur.Ayrıca davalı vekilinin atıf yaptığı İstanbul BAM 43. HD kararındaki "iktisadi bütünlüğün ispatı şarttır" cümlesi, bağlamından koparıldığında savunma için kullanılmaktadır. Aynı kural, somut olayda fiilen karşılanmış durumdadır:- Mali akış
: 315 işlem, 12 yıllık süreklilik- Ortak personel
: ...'in çifte rolü, ...'un her iki yapıda çalışmış olması- Ortak iletişim altyapısı
: ... mail uzantısının paylaşımı- Karşılıklı kefalet ve vekaletname ağı
: ...'nun her iki yapı için kefil sıfatı, ... kambiyo senetleri, karşılıklı vekaletname zinciri- Ortak yönetim iradesi
: Her iki yapının kuruluşundan tasfiyeye kadar ...'nun fiili kontrolü altında olmasıDavalı vekilinin "ticari defterler ile dava dışı şirketin defterleri arasında bir iç içe geçme, haksız fon aktarımı veya iktisadi bütünlük bulunmamaktadır" beyanı, dosyaya yansıyan banka kayıtlarıyla doğrudan çürütülmektedir. Bilirkişi ek raporunun banka hareketleri bölümünde yetersiz incelenen ... kayıtları, mahkememizce HMK 198. madde uyarınca takdiri delil olarak doğrudan değerlendirilmiş; iki yapı arasındaki mali akışın varlığı ve niceliksel ağırlığı tespit edilmiştir. Bu çerçevede "iktisadi bütünlük yoktur" beyanı, dosya kapsamındaki somut verilerle bağdaşmamaktadır.Bu nedenle davalı vekilinin "bağımsız ekonomik varlık ve iktisadi bütünlük yokluğu" savunması, somut olayın olgu örüntüsü karşısında kabul edilmemiştir.Davalı vekili, TMK 2. madde uyarınca dürüstlük kuralına aykırılık ve mal kaçırma kastının somut delillerle ispatının zorunlu olduğunu, HMK 190. madde gereği ispat yükünün davacıda bulunduğunu, davacının "müvekkil şirketin sırf kendisini zarara uğratmak için kullanıldığını" ispatlayamadığını ileri sürmüştür. Bu çerçevede .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21.06.2023 tarih ... sayılı ilamına dayanılmıştır.Bu savunma somut uyuşmazlık bakımından en temel düzeyde tartışılması gereken savunmadır. Mahkememizin bu savunmayı reddedilmesinde dayandığı gerekçeler şunlardır:Birincisi, "kötü niyetin ispatı" kavramının hukuki içeriği konusunda davalı vekilinin yaklaşımı, Yargıtay'ın yerleşik içtihadıyla uyumlu değildir. Yukarıda ayrıntılı olarak ortaya konulduğu üzere, YHGK'nın 28.01.2004 tarih 2004/6-50 Esas ███████ Karar sayılı kararı, kötü niyet kavramını sübjektif değil objektif bir kriter olarak şekillendirmiştir. Anılan kararın ana cümlesi şudur: "Hak sahibinin başkasını izrar kastıyla hareket etmiş olup olmadığını araştırmaya gerek yoktur. Önemli olan, başkasına zarar verme kastı değil, fakat hakkın objektif iyi niyet kurallarına aykırı olarak kullanılması sonucunda başkasının zarar görmüş olmasıdır."Bu içtihat ışığında değerlendirildiğinde, davalı vekilinin "müvekkilin kötü niyetli olduğunun kesin delillerle ispatlanması gerektiği" yönündeki savunması, sübjektif kasta yönelik bir ispat aramaktadır; oysa hukukumuzun aradığı şey, davranışların objektif olarak alacaklıyı zarara uğratıcı sonuç doğurup doğurmadığıdır.Bu çerçevede somut uyuşmazlıkta tespit edilmesi gereken şey, davalı yapı sahibi ...'nun iç dünyasında ne düşündüğü değil; davalı kontrolündeki yapıların dış dünyaya yansıyan davranışlarının nesnel sonucudur. Bu sonuç, yukarıda ortaya konulan tablonun bütününden açıkça görülmektedir:- Davacının ödediği bedeller asıl borçlu şirkette tutunmadan davalı yapıya aktarılmıştır- İcra takibinin başlatılmasından iki hafta sonra şirket paylarının kendi çalışanlarına devredilmiştir- Şirket adresi sanal/sahte ofise nakledilerek alacaklının fiziki erişimi engellenmeye çalışılmıştır- 2014, 2018 ve 2018 olmak üzere ardarda tasfiyeler başlatılmış, en sonunda şirket terkin edilerek hukuki bir muhatap bırakılmamıştır- Buna paralel olarak davalı yapı 17 milyon TL'yi aşan özkaynağa ulaşmış, asıl borçlu yapının mali kapasitesi ise sıfırlanmıştırBu davranışların objektif sonucu, davacının kesinleşmiş alacağını dava dışı asıl borçludan tahsil edememesi, dava dışı şirketin terkini nedeniyle hukuken muhatap kalmamasıdır. Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre bu objektif sonuç, TMK 2. madde anlamında dürüstlük kuralına aykırılık oluşturmaktadır. Davalı vekilinin aradığı "sübjektif kötü niyet kanıtı" ise hukuken aranmamaktadır.İkincisi, "ispat yükü davacıdadır" argümanı, ispat yükünün hangi olgu üzerine düştüğü konusunda tartışmayı yapay biçimde başlatmaktadır. HMK 190. madde uyarınca ispat yükü davacıdadır; ancak davacının ispat etmesi gereken şey "davalının iç dünyasındaki kasıt" değil, organik bağın varlığı ve davranışların objektif sonucudur. Davacı bu objektif sonucu yukarıda ortaya konulan delillerle fazlasıyla ortaya koymuştur. Bu noktada ispat yükü davalıya geçmiş olup, davalının somut karinelerin aksini ispat etmesi gerekmektedir. Davalı tarafça örneğin devir bedellerinin ödendiğine dair banka kayıtları, paralel transferlerin gerçek ticari sebeplerine ilişkin açıklamalar, kurumsal mail altyapısının ortak kullanımına ilişkin mantıklı gerekçeler sunulamamıştır. Bu boşluk, mahkememizin değerlendirmesinde davacı lehine sonuç doğurmaktadır.Üçüncüsü, davalı vekilinin atıf yaptığı .... ATM'nin ... sayılı ilamı, somut uyuşmazlık bakımından farklı bir olgusal zemine sahiptir. Anılan kararda "perdenin aralanması için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması" şart koşulmuştur. Mahkememiz bu ilkeyi kabul etmekle birlikte, somut uyuşmazlıkta bu "somut verilerin" yukarıda ortaya konulan delil zinciriyle fazlasıyla mevcut olduğunu tespit etmektedir. Paralel transferler, göstermelik devirler, sahte/sanal adres kullanımı, çalışanlara devir, kurumsal kimliğin sürdürülmesi, karşılıklı vekaletname ağı, kesinleşmiş istihkak davalarındaki organik bağ tespitleri — bunlar somut verilerdir.Bu nedenlerle davalı vekilinin "kötü niyet ispatlanamadı" savunması mahkememizce kabul edilmemiştir.Davalı vekilinin usuli savunmalarından en sistemli olanı, kök rapor ile ek rapor arasında çelişki bulunduğu, bu çelişki giderilmeden hüküm kurulamayacağı yönündeki itirazıdır. Bu çerçevede Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 25.11.2020 tarih ████████ Esas █████████ Karar sayılı ilamına, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 05.07.2011 tarih ██████████ Esas █████████ Karar sayılı ilamına, aynı dairenin 14.12.2015 tarih █████████ Esas ██████████ Karar sayılı ilamına, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 19.12.2011 tarih ██████████ Esas ██████████ Karar sayılı ilamına, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 14.10.2005 tarih █████████ Esas █████████ Karar sayılı ilamına, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 06.07.2017 tarih █████████ Esas ██████████ Karar sayılı ilamına ve 11.04.2002 tarih █████████ Esas █████████ Karar sayılı ilamına ve Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 30.05.2016 tarih █████████ Esas █████████ Karar sayılı ilamına dayanılmıştır.Mahkememizce bu itiraz, istinaf güvenliği bakımından en titiz değerlendirmeyi hak eden itirazdır ve aşağıda detaylı olarak ele alınmaktadır.Birincisi, davalı vekilinin atıf yaptığı Yargıtay içtihatlarının ortaya koyduğu ilkeler reddedilmemektedir. Anılan içtihatların hepsi, çelişen iki bilirkişi raporu arasında çelişkinin giderilmeden hüküm kurulmasının doğru olmadığı, hangi rapora neden itibar edildiğine ilişkin yeterli gerekçenin gösterilmesi gerektiği yönündedir. Bu ilkeler, HMK 281 ve 282. maddelerinin de bir uzantısı olup, yargılama hukukunun temel gereklerindendir. Mahkememiz bu ilkelere bağlıdır.İkincisi, ancak somut uyuşmazlıkta kök rapor ile ek rapor arasındaki ilişki, davalı vekilinin sunduğu gibi "çelişki" olarak değil, "kapsam genişlemesi" olarak nitelendirilmelidir. Bu nitelendirmenin dayanakları şunlardır:(a) Mahkemenin ara kararının kendisi bir kapsam genişlemesi talimatı niteliğindedir. 06.10.2025 tarihli mahkememiz ara kararı, kök raporda incelenmediği davacı tarafından belirtilen on ayrı husus üzerinde ek inceleme istemiştir. Bu hususların büyük çoğunluğu, kök raporda hiç değerlendirilmemiş olgulara ilişkindir: 14.02.2024 tarihli haciz tutanağı, paralel banka transferleri, haciz mahallindeki evraklar (kambiyo senetleri, ... sözleşmeleri), iletişim altyapısı (...), şirketler arası ticari işlemler (136.700 USD'lik fatura, .... ...), icra dosyası tam suret incelemesi, müşteri portföyü (Ba-Bs formları üzerinden), kesinleşmiş mahkeme kararları, ...'in çifte rolü. Mahkeme bu hususların incelenmesini ara kararla istemiş; ek rapor da bu hususlara bakarak yeni bulgular ortaya koymuştur.(b) Ek rapora icra bilirkişisi (...) eklenmesi, kapsam genişlemesinin somut göstergesidir. Mahkememiz ara kararıyla heyete icra bilirkişisi atamış olup, bu atamanın kendisi, kök raporun icra dosyası incelemesinin yetersiz kaldığının resmi tespiti niteliğindedir. Yeni bilirkişinin katılımıyla, kök raporda incelenmemiş icra dosyası belgeleri, haciz tutanakları, istihkak davalarındaki kararlar, evrak tespitleri dosyaya kazandırılmıştır.(c) Kök raporda "incelenmemiş olgular" üzerinde, ek raporun farklı sonuca varması "çelişki" değil, "yeni olguların değerlendirme dışı kalmamış olmasının doğal sonucudur". Birinci raporun ulaşamadığı veya incelemediği bir olguya ikinci raporun bakması ve buna göre farklı bir sonuç vermesi, raporlar arasında bir çelişki oluşturmamaktadır; aksine, çelişki ancak aynı olgu üzerinde farklı sonuca varılması durumunda söz konusu olabilir. Somut uyuşmazlıkta her iki rapor arasındaki fark, incelenen olgu kümesinin genişlemesinden kaynaklanmaktadır.Üçüncüsü, davalı vekilinin atıf yaptığı Yargıtay 17. HD'nin 30.05.2016 tarih █████████ Esas █████████ Karar sayılı ilamı, mahkememizin yaptığı uygulamayı tam olarak doğrulamaktadır. Anılan kararda "taraf itirazlarını karşılayan, ayrıntılı ve denetime elverişli ek rapor alınması gerektiği" vurgulanmıştır. Mahkememiz, davacı tarafın kök rapora karşı sunduğu itirazları kabul ederek ek rapor alınmasına karar vermiştir. Yargıtay'ın aradığı tam olarak yapılan budur. Davalı vekilinin bu içtihada dayanarak "yeni bilirkişi heyetinden yeniden rapor alınmasını" talep etmesi, içtihadın asıl mantığıyla uyumlu değildir; zira içtihat, taraf itirazlarının karşılanması için ek rapor alınmasını öngörmekte, sonsuz sayıda yeni heyet atanmasını değil.Dördüncüsü, davalı vekilinin atıf yaptığı Yargıtay 23. HD'nin ████████ Esas █████████ Karar sayılı ilamı, mahkememizden "rapora neden itibar edildiğinin yeterli gerekçeyle gösterilmesini" istemektedir. Mahkememiz bu yükümlülüğünü, tümüyle yerine getirmektedir. Hangi rapora neden itibar edildiği, hangi unsurların belirleyici olduğu, kök rapor ile ek rapor arasındaki farkın neden çelişki değil kapsam genişlemesi olduğu, ayrıntılı olarak açıklanmaktadır.Beşincisi, somut uyuşmazlıkta mahkememiz münhasıran ek rapora dayanmamıştır. Mahkememiz bilirkişi raporlarını HMK 282. madde uyarınca takdiren değerlendirmiş; raporların özellikle olgu tespitleri yönünden yararlanılmış, hukuki nitelendirmesi ise mahkememiz tarafından bizzat yapılmıştır. Ayrıca dosya kapsamındaki banka kayıtları gibi belgeleri HMK 198. madde uyarınca takdiri delil olarak doğrudan değerlendirmiştir. Bu durumda davalı vekilinin "rapora dayanılarak hüküm kurulamaz" itirazı, mahkememizin gerekçesinin niteliğini yansıtmamaktadır; mahkememiz raporlara değil, dosya kapsamındaki delillerin bütününe dayanmaktadır.Altıncısı, davalı vekilinin "iktisadi bütünlük ve mal kaçırma kastı bulunmadığına dair yeni bilirkişi raporu alınması" yönündeki ikincil talebi de kabul edilmemiştir. Dosya kapsamındaki deliller, hüküm kurmaya yeterli düzeydedir. HMK 281. madde uyarınca ek rapor kurumu zaten işletilmiş, mahkemenin ara kararıyla tespit edilen eksiklikler giderilmiştir. Bu aşamada yeni bir bilirkişi heyetinin atanması, yargılamayı sonuçsuz biçimde uzatacak, mevcut delil kapsamında elde edilebilecek farklı bir sonuç söz konusu değildir. Yargıtay'ın atıf yapılan içtihatları "bilirkişi raporları arasında çelişki bulunması" şartına dayandığı için, somut olayda bu şart gerçekleşmediği için yeniden rapor alınmasını zorunlu kılmamaktadır.Bu çerçevede davalı vekilinin "raporlar arası çelişki" itirazı mahkememizce kabul edilmemiştir.Davalı vekili, dosyadaki mevcut durumun davacının iddialarının yaklaşık ispat seviyesine dahi ulaşmadığını gösterdiğini, bu nedenle müvekkil şirket üzerindeki ihtiyati haciz kararının ivedilikle kaldırılması gerektiğini ileri sürmüş; bu çerçevede İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi'nin 27.12.2022 tarih █████████ Esas █████████ Karar sayılı ilamındaki "dosyaya sunulan deliller, yargılamanın bulunduğu aşama itibariyle İİK 258. maddesindeki yaklaşık ispata elverişli değildir" yönündeki ifadeye dayanmıştır.Mahkememizce bu talep iki gerekçeyle kabul edilmemiştir:Birincisi, İİK 258. maddesindeki "yaklaşık ispat" eşiği, ihtiyati haczin veriliş aşamasında uygulanan bir eşiktir. Bu eşik, asıl yargılamayı beklemeden tedbir alınmasına olanak sağlayan ön incelemenin kriteridir. Davanın esası karara bağlandığı aşamada artık "yaklaşık ispat" değil, tam ispat eşiği uygulanmaktadır. Mahkememiz, somut uyuşmazlıkta tam ispat eşiğinin de davacı tarafça karşılandığını tespit etmiş ve davanın kabulüne karar vermiştir. Bu durumda yaklaşık ispatın gerçekleşip gerçekleşmediği tartışması anlamsızlaşmıştır; çünkü çok daha yüksek olan tam ispat eşiği zaten karşılanmıştır.İkincisi, ihtiyati haciz kararı, esasta verilen kabul kararıyla birlikte zaten esasa bağlanmaktadır. Davanın esastan kabul edilmesi nedeniyle, daha önce verilen ihtiyati haciz tedbiri, ileride asıl tahsilatın gerçekleştirilmesini güvence altına almak üzere aynen devam etmektedir. Davalı yapı üzerindeki tedbirin kaldırılması, kabul kararının pratik etkisini zayıflatacak, davacının tahsilat imkânını riske atacak nitelikte olur. Bu nedenle ihtiyati haciz kararının aynen devamına karar verilmiş, davalı vekilinin kaldırma talebi reddedilmiştir.Yukarıda altı ana başlık altında tek tek ele alınan davalı savunmalarının ortak özelliği, soyut hukuki ilkeleri somut olayın olgu örüntüsünden bağımsız olarak sunmasıdır. Davalı vekili, dayandığı Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi içtihatlarının ilkesel düzeyini doğru aktarmakla birlikte, bu ilkelerin somut olaya uygulanmasını dosya kapsamındaki olgu zenginliğinden kopartarak yapmıştır.Mahkememizin bu savunmalara verdiği yanıtın özü şudur: Davalı vekilinin dayandığı ilkelerin hiçbiri reddedilmemekte; aksine bunların büyük çoğunluğu mahkememizce yukarıda ortaya konulan hukuki çerçevenin bir parçası olarak benimsenmektedir. Reddedilen şey, bu ilkelerin somut olayda davalı lehine sonuç doğuracak biçimde uygulanmasıdır.Tüzel kişiliğin bağımsızlığı esas, perdenin aralanması istisnadır; ancak istisnai koşullar somut olayda gerçekleşmiştir. Organik bağ tek başına yeterli değildir, kötü niyetli işlemler de aranır; ancak somut olayda kötü niyetli işlemlerin objektif sonucu yukarıda başta olmak üzere tüm eksenlerde belgelenmiştir. Çalışan geçişleri ticari hayatın olağan akışı içinde olabilir; ancak ...'in çifte rolü gibi bir konum, olağan akışın çok ötesinde bir anomalidir. Müşteri portföyleri farklı olabilir; ancak .... ... gibi ortak müşterilerin de ... kontrolünde olması, müşteri portföyü kriterinin tek başına ele alınmasını anlamsız kılmaktadır. Mali bağımsızlık iddia edilebilir; ancak iki yapı arasındaki 12 yıllık tek yönlü kaynak akışının makro sonucunun "bağımsızlık" olarak okunması mümkün değildir. Kötü niyet sübjektif olarak ispatlanmamış olabilir; ancak Yargıtay'ın yerleşik içtihadı sübjektif kasıt aramamakta, objektif sonuca bakmaktadır. Raporlar arasında yaklaşım farkı bulunabilir; ancak bu fark çelişki değil, mahkememizin ara kararıyla istenen kapsam genişlemesinin doğal sonucudur.Bu çerçevede davalı tarafın savunması, ilkesel düzeyde mahkememizle önemli ölçüde örtüşmekle birlikte, somut olayın olgu ağırlığını dikkate almadığı için, somut uyuşmazlığın çözümünde davalı lehine bir sonuç doğuramamıştır.Bu sonucun istinaf güvenliği bakımından önemine değinmek gerekir. Davalı tarafın dayandığı Yargıtay içtihatlarının her birine ayrı ayrı yanıt verilmiş, bu içtihatların ilkesel düzeyinde kabul gördüğü ancak somut olaya uygulanmasında neden farklı sonuca varıldığı açık biçimde gerekçelendirilmiştir. Hangi rapora neden itibar edildiği, hangi delillerin belirleyici olduğu, savunmaların hangi noktada zayıf düştüğü ayrıntılı olarak ortaya konulmuştur. Bu gerekçelendirme, Yargıtay 23. HD'nin ████████ Esas █████████ Karar sayılı ilamında aranan "rapora neden itibar edildiğinin yeterli gerekçeyle gösterilmesi" şartını fazlasıyla karşılamaktadır.Mahkememiz, somut uyuşmazlığı tüzel kişiliğin bağımsızlığı ilkesinin istisnası olan perdenin aralanması teorisi çerçevesinde değerlendirmiş; bu istisnanın istisnailiğine sadık kalarak titiz bir inceleme yapmıştır. Davacı tarafın iddiaları, dosya kapsamındaki delillerle ve özellikle banka kayıtları, ...'in çifte rolü, kesinleşmiş yargı kararlarındaki organik bağ tespitleri gibi güçlü dayanaklarla desteklenmiş; bu deliller bir bütün hâlinde organik bağın varlığını ve perdenin aralanmasının istisnai eşiğinin somut olayda aşıldığını göstermiştir.Davalı tarafın savunmaları her bir başlık altında değerlendirilmiş ve belirtilen gerekçelerle reddedilmiştir. Reddediliş gerekçeleri, davalı tarafın dayandığı Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi içtihatlarının ilkesel düzeyini reddetmek üzerine kurulmamış; aksine bu içtihatların büyük çoğunluğunu benimseyerek, ancak somut olayın olgu örüntüsünün davalı lehine bir sonuç doğurmasının niçin mümkün olmadığını ayrıntılı olarak ortaya koymak üzerine kurulmuştur.Mahkememiz, kabul kararıyla birlikte, davacının kesinleşmiş ilamdan doğan alacağına davalının da müteselsilen sorumlu tutulmasını sağlamıştır. Bu sonuç, davacının alacağının ek bir sorumluluk muhatabıyla güvence altına alınması ve perdenin aralanması teorisinin amacının somut olayda gerçekleşmesi anlamına gelmektedir.Yukarıdaki tüm gerekçelerle, başlangıçtaki hüküm fıkrasındaki tüm maddeler bakımından karar verilmiş olup, somut uyuşmazlığa ilişkin yargılama sona ermiştir.HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere;1-Davanın KABULÜNE,2-Dava dışı borçlu ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ile davalı ... ... Otomotiv Turizm Gıda Tekstil İnşaat Nakliyat Sanayi - ... arasında organik bağ bulunduğunun ve tüzel kişilik perdesinin aralanması koşullarının oluştuğunun TESPİTİNE,3-.... İcra Müdürlüğü'nün 2012/... Esas (Yenilenmiş Esas: 2024/...) sayılı takip dosyasından .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Karar sayılı ilamı (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 17.11.2014 tarih ██████████ E., ██████████ K. sayılı kararı ile onanarak kesinleşmiş) uyarınca 148.601,13 Euro asıl alacak üzerinden takip tarihi olan 14.11.2012 tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa'nın 4/a maddesi gereğince işleyecek değişen oranlardaki faizi, 68.326,79 TL icra inkâr tazminatı, 24.760,25 TL nispi vekalet ücreti, 3.413,99 TL yargılama gideri ve takip dosyasında işlemiş bulunan diğer fer'ileri ile birlikte takip dosyasının kapak hesabı uyarınca hesaplanacak toplam alacaktan davalı ... ... Otomotiv Turizm Gıda Tekstil İnşaat Nakliyat Sanayi - ...'nun dava dışı asıl borçlu ... Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ile birlikte müteselsilen sorumlu olduğunun TESPİTİ ile bu alacağın davalıdan TAHSİLİNE,4-Dosya kapsamında verilmiş olan ihtiyati haciz kararının davanın esası bakımından kabulü neticesinde AYNEN DEVAMINA, davalı vekilinin ihtiyati haczin kaldırılması talebinin REDDİNE,5-Hüküm tarihi itibari ile alınması gerekli 381.832,50-TL karar harcı ve 732,00-TL başvuru harcı olmak üzere toplam 382.564,50-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,6-Adli yardım ara kararı uyarınca suçüstü ödeneğinden karşılanan 79.050,30-TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,(Yargılama gideri açıklaması
:-Bilirkişi kök rapor ücreti
: 40.000,00-TL,-Bilirkişi ek rapor ücreti
: 37.000,00-TL,-45 adet e-tebligat
: 585,00-TL,-6 adet normal tebligat
: 1.385,00-TL,-36 adet KEP yazısı
: 80,30-TL,7-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre hesaplanan 723.176,11-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,8-Tarafların zorunlu arabuluculuk sürecinde anlaşmamaları nedeniyle 6325 sayılı Kanunun 18/A-13 maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk gideri olan 3.600,00-TL'nin davalıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına,9-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine,Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere verilen karar alenen okunup usulen anlatıldı.█████/2026Başkan ...e-imzalıdırÜye ...e-imzalıdırÜye ...e-imzalıdırKatip ...e-imzalıdır