Anahtar kelimeler: Heyete Cismani Bam Esaskarar Başkan Tevdi Yazim Katip Konya Ölüm

T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ...
T.C.KONYABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ3. HUKUK DAİRESİDOSYA NO
: ...KARAR NO
: ...KARAR TARİHİ
: █████/2026T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IBAŞKAN
: ..... (...)ÜYE
: ..... (...)ÜYE
: ..... (...)KATİP
: ..... (...)İNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİKARAR TARİHİ
: █████/2025NUMARASI
: ... Esas ... KararDAVACI
: ........VEKİLİ
: Av.....DAVALI
: 1- ........VEKİLİ
: Av.....DAVALI
: 2- ........VEKİLİ
: Av.....DAVALILAR
:3- ........4- ........VEKİLİ
: Av.....DAVA
: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)İSTİNAF KARAR TARİHİ
: █████/2026İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ
: █████/2026Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekil dava dilekçesinde özetle; 27.03.2025 tarihinde ........ plakalı aracı ile sürücüsü ........'nın dava dışı sürücü ........ sevk ve idaresindeki ........ plakalı aracına çarpması sonucu yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, müvekkilinin ........ plakalı araçta yolcu konumunda olduğunu, müvekkilinin kaza da ağır şekilde yaralandığını, çeşitli operasyonlar geçirdiğini, ağır ve zorlu bir tedavi süreci geçirdiğini maddi ve manevi zarara uğradığını, dava konusu kaza da tutulan kaza tespit tutanağında ........ plakalı araç sürücüsü davalı ........'nın 2918 sayılı K.T.K'nın 57/1-C (Kavşak kollarının trafik yoğunluğu bakımından farklı oldukları işaretlerle belirlenmemiş kavşaklarda, motorlu araçlardan soldaki aracın sağdaki araca ilk geçiş hakkını) maddesini ihlal ettiği, ........ plakalı araç sürücüsü dava dışı ........'ın 2918 sayılı K.T.K'nın 52/1A (Aracın hızını kavşaklara yaklaşırken azaltmamak) maddesini ihlal ettiği kanaâtine varıldığını, yaşanan trafik kazasında müvekkilinin hiçbir kusurunun bulunmadığını, yolcu konumunda olduğunu, taraflardan müvekkilinin zararını karşılayacak herhangi bir ödeme olmadığını, müvekkilinin ağır ve zorlu bir tedavi süreci geçirdiğini, bu süreçte maddi ve manevi zararlara uğradığını, müvekkilinin telafisi imkansız zararlara uğramaması için davalı ........'e ait ........ plakalı araca ihtiyati tedbir şerhi konulmasını, bu nedenlerle davanın kabulü ile müvekkilinin uğradığı tedavi giderleri zararı, geçici iş göremezlik zararı, sürekli iş göremezlik zararı, iş ve kazanç kaybı zararlarını davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini, manevi zararlarını ise davalılar ........ ve ........'den tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı ............. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; 27.03.2025 tarihinde, müvekkil sigorta şirketinin ........ no.lu Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi ile sigortaladığı, maliki ve sürücüsü ........ sevk ve idaresindeki ........ plakalı araç ile Kanılar Sokak istikametinden Geyikli Sokak istikametine doğru seyrettiği esnada ........ plakalı araç ile çarpışması neticesinde yaralanmalı trafik kazasının meydana geldiğini, müvekkilinin sorumluluğunun poliçe limitleri dahilinde ve sigortalının kusuru oranında olduğunu, Adli Tıp Kurumundan kusur raporu alınması gerektiğini, davacının kaza sebebi ile geçici ve kalıcı bir arazları, özürlülük durumlarının mevcut olmadığını, davacının mütefarik kusurunun varlığının araştırılması gerektiğini ve hatır taşıması indirimi uygulanması gerektiğini, bu nedenlerle davacının davasının esastan reddine ve yargılama giderleri ile ücreti vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ........ A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili tarafından ........ plakalı aracın █████/2024 - █████/2024 tarihli zorunlu trafik sigortası kapsamında sigortalı olduğunu, davacının araçta yolcu konumunda olduğunu, ayrıca kabul anlamına gelmemek kaydıyla poliçeden dolayı müvekkilinin sorumluğununu sigortalının kusuru oranında olmak üzere bedeni zararlar için kişi başına 2.700.000,00 TL ile sınırlı olduğunu, davacının müvekkiline usulüne uygun başvuruda bulunmadığını, kusur durumunun tespit edilmesi, müterafik kusur ve hakkaniyet (hatır) indirimine ilişkin indirim yapılmasını, bu nedenlerle davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ........ ve ........ vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının işbu davayı açmadan önce dava konusu kaza nedeniyle zararlarını karşılamak üzere ZMMS poliçesi kapsamında araçların sigortalandığı şirketlere başvuru yapmak zorunda olduğunu, her ne kadar davacı sigorta şirketlerine başvurduğunu iddia etmiş olsa da davalı sigorta şirketlerinin cevap dilekçesinde başvuruların usulüne uygun olmadığının belirtildiğini, dava konusu kazanın meydana gelmesinde müvekkili ........'nın herhangi bir kusurunun bulunmadığını, müvekkilinin kendi şeridinde ilerlediği sırada, kavşağa yaklaştığında dikkatli ve kontrollü bir şekilde kavşağı kontrol ederek geçiş yaptığını, buna karşın, ........ plakalı araç sürücüsünün kavşağa hız kesmeden ve kontrolsüz bir şekilde girmiş olduğunu ve kazaya sebebiyet verdiğini, kaza sonrası tutulan kaza tespit tutanağının müvekkilinin beyanı alınmaksızın tutulduğunu, kusur durumunun tarafsız ve objektif bir şekilde tespit edilmesi için dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesini, davacının araç içerisinde yolculuk yaparken emniyet kemerini takıp takmadığı kendi üzerine düşen özen ve dikkati gösterip göstermediğinin tespit edilmesi ve gerçekte müvekkilinin eyleminden ileri gelen bir yaralanma olup olmadığı hususunda müvekkilinin eylemi ile davacının yaralanmasında müvekkillerine yüklenebilecek kusur yahut illiyet bağı kurulup kurulamadığının tespit edilmesi gerektiğini, bu nedenlerle davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesi talep etmiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
:Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas ... Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; "Tüm dosya muhtevası birlikte değerlendirildiğinde; yargılamaya esas alınan kusur ve maluliyet bilirkişi raporları ile birlikte davacı vekilinin █████/2025 tarihli bedel artırım dilekçesi de nazara alınarak; Davacının taleple bağlı kalınarak; davacının geçici iş göremezlik dönemine ilişkin oluşan zararlarına dair 29.472,89 TL'nin, kaçınılmaz tedavi gideri ve bakıcı giderinden doğan maddi zararı için 19.135,90 TL'nin davalı ........ ve ........'dan kaza tarihi olan █████/2025, ........ şirketinden █████/2025, ............. şirketinden █████/2025 temerrüt tarihinden itibaren (sigorta firmaları yönünden poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla), işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.6098 sayılı TBK'nın manevi tazminat başlıklı 56. maddesi; “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.” hükmünü amirdir.TBK 56. madesine göre bir olaydan zarar gören kişinin çektiği acıları bir nebze olsun azaltmak veya bozulan ruhsal dengesi yeniden düzelmesi için zarar veren kişiden bir miktar ücreti talep edebileceğini düzenlenmiş olup; kanun koyucu manevi tazminatın miktarını tayin etme hakkını hakimin takdirine bırakmıştır. Hükmedilecek miktar uğranılan zararla orantılı, duyulan acıyı hafifleticek nitelikte olmalıdır. Manevi tazminatın takdiri yapılırken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, tarafların kusurları da gözetilmesi gerekmektedir. Davacının manevi tazminat taleplerinin ispatına yönelik olarak mahkememizce yargılamaya esas alınan maluliyet raporları ve kusur raporu ve tanık beyanlarına göre, davacı manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile; 100.000,00 TL manevi tazminatın davalı ........ ve ........'dan kaza tarihi olan █████/2025 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine hükmedilmiştir.6100 Sayılı Kanunun "Yargılama Giderlerinden Sorumluluk" başlıklı 326/2 maddesinde yer alan düzenleme █████/2025 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan T.C. Anayasa Mahkemesinin ███████ Esas ve ████████ Karar sayılı ilamı ile "manevi tazminat davaları yönünden" Anayasa'ya aykırı bulunarak iptaline karar verilmiş lakin yasal düzenleme için iptal hükmünün kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verildiği anlaşılmıştır.T.C. Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesi 6100 Sayılı Kanunun 326/2 maddesinde yer alan hükmün manevi tazminat davaları yönünden "kanunilik" şartını karşılamadığa dayanmaktadır. Bu aşamada karar tarihi de nazara alındığında kanun koyucunun henüz bu hususta düzenleme yapmamış olması, mevcut düzenlemenin normlar hiyerarşisinin en üstünde bulunan Anayasa'ya aykırılığının T.C. Anayasa Mahkemesi kararı ile tespit edilmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibi ve hukuk devleti ilkesine de nazara alındığında takdiri Mahkeme hakimine bırakılan bir hususta reddedilen kısım yönüyle davacı aleyhine yargılama giderlerinden sayılan vekalet ücreti hükmedilmesinin davacıya hak ihlali olduğu sabit olan bir hususta "Bireysel Başvuru" yoluyla Anayasa Mahkemesine müracaat etmek durumunda bırakılmasına yol açacağı, bu durumun 6100 Sayılı Kanunun 27/1 maddesinde yer alan "Hukuki Dinlenilme" ile adı geçen kanunun 30/1 maddesinde yer alan "Usul Ekonomisi İlkesine" aykırı olacağına kanaat edilmekle manevi tazminatın reddolunan kısmı açısından davacı aleyhine yargılama giderine hükmedilmemiş ve;Davanın KISMEN KABULÜ İLE;Davacının taleple bağlı kalınarak; davacının geçici iş göremezlik dönemine ilişkin oluşan zararlarına dair 29.472,89 TL'nin, kaçınılmaz tedavi gideri ve bakıcı giderinden doğan maddi zararı için 19.135,90 TL'nin davalı ........ ve ........'dan kaza tarihi olan █████/2025, ........ şirketinden █████/2025, ............. şirketinden █████/2025 temerrüt tarihinden itibaren (sigorta firmaları yönünden poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla), işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,Sürekli iş göremezlik ve ekonomik geleceğin sarsılmasından kaynaklı zararlara ilişkin taleplerin AYRI AYRI REDDİNE,Davacı Manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile; 100.000,00 TL manevi tazminatın davalı ........ ve ........'dan kaza tarihi olan █████/2025 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,Fazlaya ilişkin talebin REDDİNE," şeklinde hüküm kurulmuştur.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
:Davalı ........ A.Ş vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; davacı yanın kalıcı maluliyet olmadığı sabit olup müvekkil şirketin ZMMS kapsamında geçici iş göremezlik tazminatından sorumluluğu bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı yanın ev hanımı olduğundan herhangi bir gelir kaybından bahsedilemeyeceğinden geçici iş göremezlik zararının da oluşmadığını, müvekkil şirketin ancak sigortalısının kusuru oranında sorumlu olup müşterek müteselsil sorumluluk çerçevesinde hüküm kurulmasını kabul etmediklerini, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğu ibaresinin mevcut olduğunu, açılan davanın kısmi dava niteliğinde olduğunu, miktar artırımı olması halinde onaylarının bulunmadığını, başvuranın ıslah talebinin zaman aşımına uğradığını, müvekkil şirketin dava açılmasına sebebiyet vermediği gibi temerrüdünün de söz konusu olmadığını, faiz taleplerinin haksız olduğunu, tüm bu nedenlerle Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas ... Karar sayılı █████/2025 tarihli haksız ve dayanaksız kararının kaldırılmasına, itirazlarının kabul edilerek davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
:6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.Dava, trafik kazası nedeniyle tazminata ilişkin olup mahkemece verilen karar, davalı sigorta tarafından istinaf edilmiştir. (Diğer davalıların istinaflarının yapılmamış sayılmasına dair ek karar kesinleşmekle)- Zamanaşımı itirazı yönünden yapılan incelemede;Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 72. maddesinde de haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemi ile açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri özel olarak düzenlenmiştir. BK'nın 72. maddesinde üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüş olup bunlar, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıllık sübjektif ve nispi nitelikteki kısa zamanaşımı süresi, herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık objektif ve mutlak nitelikte uzun zamanışımı süresi ile olağan üstü nitelikteki ceza zamanaşımı süresidir (EREN Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, İstanbul 2006, s. 794).Buna karşılık, özel bir kanun hükmünün, özel olarak zamanaşımı süresi öngördüğü tehlike sorumluluklarında BK m. 72 uygulanmaz. 2918 sayılı KTK'nın 109/I. maddesinde "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar" hükmüne, yine aynı kanunun 109/II. maddesinde ise, "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir" hükmüne yer verilmiştir.Aynı fiil bazen, hem sorumluluğu gerektiren hem de ceza kanunlarına göre cezayı gerektiren bir fiil olabilir. Bu fiile göre Ceza Kanununun daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörüldüğü hallerde, tazminat davasının daha önce zamanaşımına uğraması tutarlı bir çözüm oluşturmaz. Zira cezalandırma, müeyyide olarak tazminattan daha ağırdır. Bu sebeple, kanun koyucu uyum sağlamak amacıyla ceza davası için öngörülen zamanaşımı süresince tazminat davasının da devamını temin bakımından genel olarak BK 60/II (6098 sayılı TBK m. 72/I), özel olarak da KTK 109/II. maddesinde düzenleme yapmıştır.Burada üzerinde durulması gereken, 2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece fiilin Ceza Kanununa göre cezayı gerektiren bir fiil olmasının yeterli olması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece fiilin cezayı gerektiren bir eylem olmasını yeterli görmekte; bunun dışında, eylemi gerçekleştiren fail hakkında soruşturma yapılmasını, ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı koşulu aranmamaktadır. Dahası, söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten veya Güvence Hesabı) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu, hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür (HGK'nın 10.10.2001 gün ███████-652-705, HGK'nın 16.04.2008 gün, 2008/4-326-325, HGK'nın 05.06.2015 gün ███████-2198,█████████ ve HGK'nın 16.09.2015 gün, ███████-116, █████████, HGK'nın 10.06.2015gün, ███████-27,█████████ sayılı kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir).Açıklanan ilkeler ışığında somut olay incelenecek olursa; davaya konu trafik kazası sonucunda davacı yaralanmıştır. Yaralanmayla sonuçlanan sözkonusu trafik kazası da bu anlamda cezayı gerektiren bir fiil niteliğindedir. Buna göre eylem için(TCK 89/1) kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesinde öngörülen ceza zamanaşımı süresinin 8 yıl olduğu gözetiltiğinde, dava ve ıslahın kaza tarihine göre zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple buna yönelik itiraz yerinde değildir.- Davadan önce usulüne uygun başvuru yapılmadığı, dolayısıyla temerrüt/faize ilişkin istinafı;2918 sayılı KTK'nın 97.maddesinde, 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik neticesinde, 97.maddenin eski metninde, zarar görenin zorunlu mali sorumluluk sigortasında ön görülen sınırlar içinde doğrudan doğruya sigortacıya karşı talepte bulunabileceği gibi, dava açabilme hakkı mevcut iken 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik sonucunda madde hükmü "Zarar görenin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 Sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir" denilmiştir.Yukarıda maddede yapılan değişiklikle, zarar gören hak sahipleri ZMMS sigortacısına (ya da Güvence Hesabına) karşı artık doğrudan dava açamayacaklardır. Öncelikle sigortacıya tazminatın ödenmesi için genel şartlarda belirtilen belgeler ile yazılı olarak başvuracaklar ve yazılı başvurudan itibaren 15 gün içinde kendilerine cevap verilmez ya da verilen cevap hak sahibinin talebini karşılamaz ise, hak sahibi tazminat için dava açabileceği gibi tahkime de başvurabileceklerdir. Bu hali ile trafik kazaları nedeniyle zarara uğrayanlar sigortaya davadan açmadan önce mutlaka sigortacıya yazılı başvuruda bulunmak zorundadırlar. Dava açabilmeleri için yazılı başvurudan itibaren 15 günlük sürenin dolmuş olması gerekmektedir. Bu sebeplerle davadan önce yazılı başvuruda bulunmak ve başvurudan itibaren 15 günlük sürenin geçmesi ZMMS sigortacısına tazminat davası açılmasının ön şartıdır. Bu husus anılan maddenin değişiklik gerekçesinde vurgulanmıştır.6100 sayılı HMK'nın dava şartlarının düzenlendiği 114.maddesinin 2.fıkrasındaki düzenlemeye göre "Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır".HMK 115. maddenin 1.fıkrasında ise, "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler." denilmiş,2.fıkrada ise, "Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir." düzenlemesi mevcut olup;6407 sayılı Kanunla değişik 2918 sayılı KTK'nın 97. maddesinde zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerektiği, sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar görenin dava açabileceği veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabileceği düzenlenmiştir.Somut uyuşmazlıkta, davalı sigorta tarafından sunulan başvuru belgelerine göre meydana gelen trafik kazasın nedeniyle davacı tarafın, dava tarihinden önce davalı sigortalara belgeler ile birlikte başvuru dilekçesi ile başvurduğu, dolayısıyla davacının dava açmadan önce yasada öngörülen sigortaya başvuru koşulunu yerine getirdiği sonucuna ulaşıldığı, bu halde yasada belirtilen başvuruya ilişkin ön koşulun yerine getirildiği, temerrütün de başvuru tarihinden itibaren geçmesi gerekli sekiz günlük yasal süre de nazara alındığında bu tarih itibariyle oluştuğundan, davalı vekilinin bu hususlara ilişkin itirazı yerinde değildir.- Müteselsilen sorumluluğa ve kusura ilişkin istinafı yönünden;Müteselsil sorumluluk, Kanundan doğan müteselsil borçluluğun bir türü olup aynı zararın oluşumunda rolü olan birden fazla kimsenin tazminatın tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu ve zarar görenin dilediği sorumludan tazminatın tamamını veya bir kısmını talep edebileceği sorumluluk türüdür.Zarar gören, zararın tamamını veya bir kısmını dilediği sorumlu veya sorumlulardan talep edebilir.Bu husus HGK'nın 24.6.1983 tarih 1981/9-533 Esas ████████ Karar sayılı kararı ile "Birden çok kimsenin birlikte neden oldukları zarardan sorumluluklarını düzenleyen BK.'nun 61.maddesi ya da birden çok kimsenin değişik nedenlerle meydana getirdikleri aynı zarardan sorumluluklarını düzenleyen maddesi uyarınca ve aynı Yasanın 163.maddesi hükmüne dayanarak davacı, zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı bir dava ile isteyebileceği gibi, sorumluların hepsi aleyhine açacağı tek bir dava ile de talep edebilir.Ancak, aynı Yasanın 141.maddesi gereğince teselsül, ister yasadan, ister sözleşmeden doğmuş olsun, bu kuraldan yararlanma hakkı sadece zarara uğrayanın, daha geniş bir deyim ile alacaklınındır. Zarara uğrayan (alacaklı), bu hakkını kullanmadıkça, yani müteselsilen tahsil isteğinde bulunmadıkça, mahkeme re'sen onun yararına teselsül kuralını uygulayamaz. Çünkü Hakim istek ile bağlı olup, istek dışı karar veremez. HMK 26.maddesi buna engeldir" şeklinde kabul edilmiştir.Birden fazla kimseyi müteselsil sorumlu tutmak isteyen zarar gören, bu kimselere karşı dava açarken bu niyetini göstermesi, dava dilekçesinden müteselsil sorumlu tutmak istediği kişiyi göstermesi gerekir. Hakim tarafların iddia ve savunmalarıyla bağlı olup teselsülden yararlanma hakkı zarar görene ait olduğundan zarar gören bu hakkı kullanmadıkça mahkeme onun yararına teselsül kuralını kendiliğinden uygulayamazMüteselsil sorumluluk, (zincirleme sorumluluk, birlikte sorumluluk) sorumluluk hukukunda önemli bir yeri bulunmaktadır. Müteselsil sorumluluk, aynı zararın oluşmasında rolü olan ancak zararın hangi kısmından sorumlu olduğu tespit edilemeyen birden fazla kimsenin, niteliği itibariyle bölünmeye elverişli başka bir deyişle çoğunlukla para ediminden oluşan tazminat ediminin tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, alacaklı zarar görenin de dilediği sorumludan edimin tamamını veya bir kısmını talep yetkisine sahip olduğu, sorumlulardan biri ödeme yaptığı oranda diğerlerinin de sorumluluktan kurtulduğu bir birlikte sorumluluk türüdür. Sorumlulukta müteselsillik ilkesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda yer verilmiştir. Müteselsil sorumluluk gerek zarardan sorumlu olanların zarar görene karşı sorumluluğunda gerekse zarardan sorumluların birbirlerine rücu ilişkisinde bazı ilkeler getirmiştir. İşte bu ilkeleri bir bütün olarak müteselsil sorumluluk ilkesi olarak kavramlaştırılmıştır.Birden çok kişinin aynı zarara birlikte sebep olmalarından doğan zarar aynı sebebe dayanan zarardır. Müteselsil sorumluluğu doğuran “aynı sebep” veya “birlikte sebep” kusur olabileceği gibi sözleşme veya kanundan doğabilir.Müteselsil sorumluluk zarar görene karşı zarardan sorumlu olanların sorumluluğunun kapsamı ve niteliği yönünden kendine has ilkeler getirmiştir. Normal şartlarda bir zarar birden fazla kişinin fiili ve sorumluluğu ile doğuyorsa o kişilerin sorumluluğu kendi fiillerine yada kusurlarına isabet eden zarar miktarından sorumlu olmalarıdır. Ancak haksız fiilden zarar görenin zararını en kısa, en kolay yoldan tazminini sağlamak amacı ile müteselsillik ile kendine has sorumluluk ilkeleri benimsenmiştir.Karayolları Trafik Kanunu'nun 88. maddesinde "Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur" düzenlemesine yer verilmiş olup; motorlu araçların işletilmesi neticesi üçüncü kişinin zarar görmesi durumunda o aracın işleteni, aracın sürücüsü ve varsa teşebbüs sahibinin müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu; ayrıca, birden fazla kişinin zararı tazmin ile yükümlü olması durumunda, zarar görene karşı müteselsil sorumlu oldukları belirtilmiştir. Bu haliyle Karayolları Trafik Kanunu, trafik kazaları neticesi doğacak zarar sorumluluğunda müteselsillik esasını benimsemiştir.Yine 6098 sayılı TBK'nun 61. maddesinde "Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır" demekle birden çok kişinin zarardan aynı sebeple ya da çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olabileceği vurgulanmıştır.Müteselsil sorumluluk, kanundan doğan bir sorumluluk türü olup müteselsil sorumluların birinden talepte bulunan hak sahibinin, tüm ilgililer bakımından müteselsil sorumluluğa dayandığını ifade etmesine de gerek yoktur. Müteselsil sorumluluk ilkesi gereği, zararın tamamını, isterse sorumluların tamamından isterse bir kısmından isteyebilir. (YARGITAY17. Hukuk Dairesi █████████ E, █████████K-█████████ E,█████████ K )Bu bilgiler ışığında somut olayı incelediğimizde; dava dilekçesinde açıkça davalı tarafın kusuru oranında sorumlu tutulmasını istenmediğine göre, karşı araç sürücülerinin de kusurunun bulunması halinde, bu durum davalının müteselsil sorumluluğunu ortadan kaldırmayacaktır.Bu durumda mahkemece; davaya konu kazada davacının davalının kusur oranından da sorumlu tutulmalarını istemediğine, kendisi araçta yolcu olup kusursuz da olmasına göre, davacı zararın tümünü davalılardan talep etmesi TBK.'da öngörülen teselsül kurallarına açık bir şekilde dayandığının kanıtı olduğu (HGK 24.06.1983 gün ████████E.-████████K) hususları gözetilmek suretiyle, ayrıca birbirlerini teyit eder nitelikteki kaza tespit tutanağındaki belirleme ile gerek ceza gerek Mahkemece alınan kusur raporlarına göre de davalı sürücünün kusurlu olduğu sabit olmasına göre, davacı için herhangi bir kusur indirimi yapılmaması ve davalıların müteselsilen sorumlu tutulması yukarıda belirtilen müteselsil sorumluluk ilkesine uygun olduğundan, bu hususlara yönelik istinafının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.- Geçici iş göremezliğin teminat dışı olduğuna ilişkin yapılan istinaf incelemesinde;Geçici iş göremezlik zararı bedensel zarar niteliğinde bir zarar türü olup geçici iş göremezlik zarar kaleminin sürekli sakatlık teminat limiti içinde değerlendirilmesi gerekmekte olup belirtilen teminat limiti göz önüne alınarak davalının sorumluluğu bulunmaktadır.(Bkz. aynı yönde geçici iş göremezlik tazminatının sakatlık ve ölüm teminat limitinde yer aldığına dair Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin █████████ Esas, ██████████ Karar; ██████████ Esas, ██████████ Karar; █████████ Esas, ██████████ Karar sayılı ilamları)Bu halde davalının geçici işgörmezliğin teminat dışı olduğuna yönelik istinaf itirazları yerine değildir.- Bakıcı giderine ilişkin itirazında;Bakıcı giderine ilişkin de, bakım konusunda aile bireylerine böyle bir yükümlülük yüklenemeyeceği gibi, dışarıdan bir bakıcı tutulmuş olsa idi ne kadar zararının olduğu belirlenerek hüküm verilmesi gerekmektedir. Buna göre; olayda BK.’nun 43. maddesi (6098 sayılı TBK md. 52) gereğince hakkaniyet indirimi şartları bulunmamaktadır ve geçici iş göremezlik döneminde bu şekilde bakıcı gideri hesaplanması da yerindedir. (YARGITAY 17. Hukuk Dairesi ██████████ E , █████████ K, █████████ E ██████████ K )Ayrıca, alınan maluliyet raporuna göre bakıcı ihtiyaç süresi de belirlenmiş olduğundan bu süreye göre bakıcı gideri hesaplanmasında hata bulunmamakla buna yönelik itirazlar da yerinde değildir.- Geçici iş göremezlik döneminde efor tazminatına ilişkin itirazında;Sorumluluk hukukunun temel amacı, bir kimsenin malvarlığında iradesi dışında meydana gelen eksilmeleri aynen veya nakden gidererek zarar görenin zarar verici olay sonucunda malvarlığında eksilen değer yerine nitelik veya nicelik yönünden eş bir değer koymaktır. Zarar görenin malvarlığında eksilen değer yerine aynı nitelikte bir değer konulması mümkün olduğu takdirde bu değer; bu mümkün olmadığı takdirde, nicelik yönünden, yani para ile ona denk bir değer konulur ve zarar verenin yerine getirmek zorunda olduğu bu yükümlülüğe tazminat yükümlülüğü adı verilir. Tazminat yükümlülüğünün, bir diğer ifadeyle zarar verenin ödeyeceği tazminat miktarının tespit edilebilmesi için, öncelikle zararın hesaplanması gerekmektedir. Zarar görenin malvarlığının zarar verici olaydan sonraki durumu ile böyle bir olay meydana gelmeseydi göstereceği durum arasındaki farkı ifade eden zarar, eşyaya ilişkin olabileceği gibi kişiye ilişkin de olabilecektir. Vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zararların da kişiye ilişkin zarar kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.Çalışma gücü, zarar görenin iş gücünün, yani beden ve fikir gücünün, gelir getirici şekilde kullanılması demektir. Burada asıl önem arz eden kazanç kaybı veya azalması değil, kazanma gücünün kaybı veya azalmasıdır. Bu kayıp ve azalmadan doğan olumsuz ekonomik sonuçlar, zararı oluşturur (EREN Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, İstanbul 2006, s. 713).Bununla birlikte Yargıtay'ın yerleşik uygulaması gereğince kişinin vücut bütünlüğünün ihlâli nedeniyle ortaya çıkan beden gücü kayıplarının gelirinde veya malvarlığında bir azalma meydana gelmese dahi tazminat gerektirdiği kabul edilmekte ve bu husus güç kaybı tazminatı olarak ifade edilmektedir. Bu durum, ilk bakışta sorumluluk hukukundaki zarar kavramına aykırı gibi görünse de, burada vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin aynı işi zarardan önceki durumu ve diğer kişilere göre daha fazla güç sarf ederek yaptığı gerçeğinden hareket edilmekte ve zararı, fazladan sarf edilen bu gücün oluşturduğu kabul edilmektedir.Zarar hesabında pasif dönem için dayanak teşkil eden “efor kaybına” ilişkin görüş, eforun tamamen %100 oranında kaybedildiği geçici iş göremezlik süresi için de kabul edilmelidir. (Aynı yönde) Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin █████████ E- █████████ K. Sayılı 29.5.2014 tarihli ilamı.(Bkz. aynı şekilde ev hanımı olup çalışmayan bireyler için de geçici iş göremezlik döneminde efor kaybı nedeniyle net asgari ücret üzerinden geçici iş göremezlik tazminatı verileceğine dair; Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin █████████ Esas, ██████████ Karar; █████████ Esas, ██████████ Karar; ██████████ Esas, █████████ Karar sayılı ilamları)Bu nedenle mahkemece, iyileşme döneminde efor tazminatı kapsamında, davacı için herhangi bir geliri bulunmasa veya daha az bulunsa dahi efor tazminatı kapsamında belirlenen geçici iş göremezlik döneminde asgari ücret seviyesinde zararlarının bulunmasına göre geçici iş göremezlik tazminatı hesaplaması yapılması yerinde olup buna yönelik itirazların reddi gerekmiştir.Bu halde, kamu düzeni ve istinaf sebepleri çerçevesinde; dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön ile kamu düzenine aykırılık hallerinin bulunmamasına; dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilip ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılığın olmamasına göre davalı sigorta vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.H Ü K Ü M
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından, davalı ........ A.Ş vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereği ESASTAN REDDİNE,2-İstinaf eden davalı ........'dan alınması gereken 3.320,46 TL karar ve ilam harcından istinaf aşamasında yatırılan 830,12 TL nin mahsubu ile bakiye 2.490,34 TL eksik harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,3-Davalı ........ A.Ş tarafından istinaf aşamasında yapılan masrafların bu davalı üzerinde bırakılmasına,4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,5-Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,Dair, 7550 sayılı yasanın 20. Maddesi ile değişik 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; dava tarihi olan 2025 yılı itibari ile (544.000,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. █████/2026.....Başkan...e-imzalı.....Üye...e-imzalı.....Üye...e-imzalı.....Katip...e-imzalıBu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.