Anahtar kelimeler: Vefatından Ailenin Evladı Hissedarı Murisi Müdürü Erkek Geçtiğini Bakirköy Yöneticilerinin

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
: ████████
KARAR NO
: ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ
: █████/2021
NUMARASI
: █████████ Esas - █████████ Karar
DAVA
: Tazminat (Şirket Yöneticilerinin SorumluluğundanKaynaklanan)
DAVA TARİHİ
: █████/2017
İSTİNAF KARAR TARİHİ
: █████/2026
Davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen kararın davacılar ve davalı ... vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA
: Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı şirketin % 23 oranda hissedarı, davalı ...'ın şirket müdürü, diğer davalıların yönetim kurulu üyeleri olduklarını, müvekkillerinin murisi ...'nın █████/2004 tarihinde vefatından sonra şirket yönetiminin ailenin tek erkek evladı ve şirketin en büyük hissedarı olan ...'a geçtiğini, █████/2016 tarihinde İstanbul'da kurulan ticari marka değeri bulunmayan ... .... Ltd. Şti.'nin █████/2016' tarihinde 3.050.000-TL'ye davalılar tarafından satın alındığını; şirket kaynaklarının tüketilerek pay sahiplerine kar payı dağıtılmasının önüne geçildiğini; başta davalı ... olmak üzere yönetim kurulu üyelerinin şirket genel kurulundan izin almadan şirkete ait 22 adet bağımsız bölümün toplu olarak yarı fiyatına hayatın olağan akışına aykırı bir şekilde müteahhit ... İnş. ... AŞ'ye sattıklarını, müteahhit ile Beyoğlu 7. Noterliği'nde yapılan █████/2011 tarihli taşınmaz satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin 8. maddesindeki % 50'lik paylaşım oranına aykırı olan Beyoğlu 7. Noterliği'nde yapılmış █████/2013 tarihli ve daha sonra bu sözleşmeyi ortadan kaldıran Kadıköy 32. Noterliği'nde yapılan █████/2016 tarihli düzenleme şeklinde bağımsız bölümlerin paylaşımı protokolünü imzalayarak, şirketi 87 bağımsız bölüm zarara uğrattıklarını; yolsuz işlemlerle şirketin borçlandırıldığını; müvekkillerinin ihtarlarına rağmen 2012-2016 yıllarına ait olağan genel kurul toplantılarının yapılmadığını, müvekkillerinin bilgi alma haklarının engellendiğini; şirketin TTKnın geçici 7. madde uyarınca ticaret sicilden re'sen terkin tehlikesi altında bulunduğunu, şirketin 2014 yılında yönetim kurulu üyelerinin görev sürelerinin dolması sebebiyle organsız kaldığını; █████/2015'tarihinde mahkeme kararıyla yapılan olağanüstü genel kurulda davalıların bilanço, mali durum cetveli, gelir gider tablosunu diğer pay sahiplerine ibraz etmediklerini, bilgi-belge ibraz taleplerinin yerine getirilmediğini, genel kurullarda alınan kararların hukuka aykırı olduğunu; ... 5. ATM'nin █████████ esas sayılı dosyasında muris ...'nın akıl hastalığının hukuka aykırı olarak gizlenmesi nedeniyle, murisin katıldığı tüm yönetim kurulu kararları ve iştirak ettiği tüm genel kurul kararlarının butlanının tespiti talepli olarak açılan davanın halen derdest olduğunu; şirketin uzun yıllardır kötü yönetildiğini ve finansal açıdan ciddi zarara uğratıldığını; şirketin ...'deki 9.600 m2 civarındaki taşınmaz üzerindeki fabrika binasının 2013 yılında yıkılıncaya kadar aylık 50.000-TL gibi kira gelirinin şirket ortaklarından gizlenerek kira bedellerinin son derece düşük gösterildiğini, kiranın davalılar tarafından şahsi hesaplarına aktarıldığını; şirket kasa hesabından davalı ...'a birçok kere iş avansı verildiğini, bu avansların şirket işlerinde kullanılmadığını, alınan avansların hangi işe karşılık olarak verildiğine ilişkin ticari defterlerde kayıtların bulunmadığını; şirket varlıklarının şirket yöneticisi ... tarafından bedelsiz olarak kullanıldığını, bunun ise vergisel açıdan büyük riskler taşıdığını; şirket kiracılarının kendi adlarına elektrik ve su abonelikleri yaptırmayarak kullandıkları elektrik ve su bedellerini şirket adına tahakkuk ettirdiklerini ve bu bedellerin şirket tarafından ödendiğini; şirketin sahip olduğu tek malvarlığı olan Kartaltepe Mah. ... ... parseldeki taşınmazlar için ... İnş. ... AŞ ile Beyoğlu 7. Noterliği'nde █████/2011'tarihinde taşınmaz satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalandığını, 10.1 maddesi uyarınca ... İnşaat tarafından şirkete 540.150-USD ödeme yapıldığını, davalıların imzasıyla şirket ve ... İnşaat arasında akdedilen Beyoğlu 7. Noterliği'ndeki █████/2013 tarihli sözleşmeyle, ana sözleşmenin 5.1 maddesindeki sürelerin hiçbir sebep yokken 12 ay daha uzatıldığını, karşılığında ... İnşaat'tan sözleşmenin 13.1, 13.2, 13.3 ve 13.4 maddelerindeki bedellerin talep edilmediğini, alınmadığını; yine İstanbul 13. SHM'nin ████████ esas sayılı vasi tayini dosyasından öğrendikleri kadarıyla şirket ortağı ...'nın bakım ve tedavi giderlerinin de şirket tarafından ödendiğini, ancak ödemelerin şirket tarafından yapılmasına rağmen şirkete ödenmesi gereken paraların mahkeme kararlarıyla ...'ya ödendiğini ve şirketin zarara uğratıldığını ileri sürerek, davalı gerçek kişilerin şirketi uğrattıkları zarar miktarının bilirkişiler tarafından belirlenmesine ve belirlenecek zarar miktarının davalılardan alınarak davalı şirkete ödenmesine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak davası kapsamında şimdilik 20.000-TL'nin avans faizi işletilerek gerçek kişi davalılardan müteselsilen tahsili ile diğer davalı şirkete ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
TALEP ARTIRIM
: Davacı ... vekili █████/2021 tarihli dilekçesiyle, belirsiz alacak davası kapsamında dava dilekçesinde talep ettikleri 20.000-TL talep miktarını █████/2021 tarihli bilirkişi ek raporuna istinaden artırarak, toplam 8.668.895,96-TL'nin temerrüt tarihinden itibaren avans ve 2.162.281,17-USD'nin yabancı para için kamu bankalarınca uygulanan en yüksek faiziyle davalılardan tahsiline; aksi halde USD için karşılığı TL'nin fiili ödeme günündeki kur değeri üzerinden en yüksek banka mevduat faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir.
CEVAP
: Davalılar ..., ..., ... ve ..., davaya süresinde cevap vermemişlerdir.
Davalılar ..., ..., ... ve ... vekili, █████/2021 tarihli dilekçesiyle, önceden sundukları dilekçelerini tekrar ederek, ıslah yolu ile zamanaşımı def'ini ileri sürdüklerini; davanın 2 ve 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu █████/2017olan dava tarih itibariyle bu sürelerin dolduğunu, örneğin bilirkişi raporunda bahsedilen █████/2012 tarihinde 3.500.000-USD'nin şirkete ödenmesi üzerinden 2 yılın geçtiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiş; █████/2021 tarihli dilekçesiyle, artırılan talebin zamanaşımına uğradığını ifade etmiştir.
Davalı şirket, davaya cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEME KARARI
: Mahkemece, yöneticilerin sorumluluğu davasında ilgili şirkete husumet yöneltilemeyeceği; davaya konu edilen eylemlerin hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanma suçunu meydana getirebileceği, bu suçun ceza zamanaşımı süresinin TCK 66/1-e uyarınca 8 yıl olduğu, davaya konu işlemler 2012-2017 arasındaki fiil ve işlemlere dayalı olarak açıldığından 8 yıllık sürenin dava tarihi olan █████/2017 tarihi itibariyle dolmadığından davalıların zamanaşımı definin kabul edilmediği; genel kurulun toplanamaması sebebiyle şirketin zarara uğradığının ispatlanamadığı; her biri aynı zamanda pay sahibi olan yönetim kurulu üyelerinin TTKnın 395/2 kapsamında bulunmadıkları, dolayısıyla şirketten iş avansı çekildiği iddiası açısından sorumluluklarının doğmayacağı; bağışlanan arazi bakımından davalı şirketin maliki olduğu arsanın komşu parseller ile tevhit, ifraz, yeşil alana terk, yola terk ve devir işlemleri sırasında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın █████/2013 tarihli imar durumu gereğince 160 parseli Maliye Hazinesine bedelsiz olarak devretmek durumunda kaldığından sorumluluk doğuran bir zarardan bahsedilemeyeceği; satılan arazilerin rayiç bedelden yüksek bir bedele satıldığı tespit edildiğinden zarar edilmediği; şirket kasasında yüklü miktarda nakit para bulundurularak bu paranın nemalandırılmamasının gerek ortaklığın kuruluş amacı gerekse ticari hayatın olağan akışıyla bağdaşmadığı, mali bilirkişi tarafından tespit edildiği üzere, VUK bakımından da günlük ihtiyacından fazla parayı kasalarında tutamayacakları, bu durumun süreklilik arz etmesi durumunda ise işletme kasasında atıl durumda bulunan nakit paranın vergisi niteliğinde firmaların ADAT faizi ödemek zorunda olduğu, somut olayda da kasada bulundurulan yüklü miktarda parayla orantılı olarak yüklü miktarda faiz ödemelerinin ortaya çıktığı, dolayısıyla nakit paranın nemalandırılmış olması varsayımında yasal faiz oranıyla toplamı hesaplanarak söz konusu nemalandırılma yapılmadığından yoksun kalınan kar oranı ile ödenmek zorunda kalınan ADAT faizi toplamından yönetim kurulunun sorumlu bulunduğu; ...'nın sağlık harcamaları için şirket hesabından ödeme yapıldığı, bu ödeme tutarları kadar davalıların sorumluluğunun olacağı; davalı şirket tarafından ... ... Ltd. Şti.'nin 3.050.000-TL karşılığında satın alınması bakımından, yöneticilerin özenle hareket ederek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek yükümlülüğü altında oldukları, 2016-2019 yıllarında tesis, makine, cihazlar, taşıtlar, demirbaşlar hesabında izlenen maddi duran varlıklarının mevcut olmadığı, aynı dönemlerin gelir tablolarında sürekli gider kaydeden ve zarar eden bir şirket olduğu, dolayısıyla devir için harcanan bedel kadar yöneticilerin sorumlu olması gerektiği; sonuç olarak, davalı şirket tarafından ...'nın sağlık giderleri için 175.529,58-TL harcandığı, dava dışı ...’ın şirkette hemşire olarak istihdam edildiği, ancak şirketin iştigal konusuna göre bünyesinde hemşire çalıştırmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğundan bu zarardan da sorumluluğun doğduğu; sürekli zarar eden bir şirket olduğu gözetildiğinde 3.050.000-TL zararının ve aynı zamanda 327.396,11-TL tutarında şirketin bağlı ortaklık hisse bedeline ilişkin yaptığı ödemelerden kaynaklı olarak faiz gelirinden yoksun kaldığının belirlendiği; şirketin "340 alınan avanslar hesap kodu"nda izlenen ... İnşaat'dan USD ve TL bazında aldığı bedellerin dava tarihine kadar banka mevduat hesabında nemalandırılması durumunda 2.162.281,17-USD ve 2.025.970,27-TL faiz gelirinden mahrum kaldığı, şirketin dava tarihine kadar 175.529,58-TL + 3.090.000-TL + 3.050.000-TL + 327.396,11-TL + 2.025.970,27-TL= 8.668.895,96-TL ve 2.162.281,17-USD tutarında zararın bulunduğunun ek bilirkişi heyet raporundaki tespitlerle belirlendiği, davalı yöneticilerin bu zarardan müteselsilen sorumlu oldukları; her ne kadar talep artırım dilekçesinde 2.162.281,17-USD yabancı para üzerinden talep edilmiş ise de, dava dilekçesinde zarar kalemlerinin sadece TL üzerinden talep edilmiş yabancı para alacağı üzerinden zarar talebi olmadığından bu hususta ıslah da bulunmadığından USD zararı bakımından resen █████/2017 olan dava tarihindeki kur esas alınarak "TL" karşılığı 7.472.843,72-TL olarak değerlendirildiği; yargılama devam ederken davacı ... vekili, davalılarla sulh olduklarını belirttiğinden bu hususun gözetilmesi gerektiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile davacının USD üzerinden arttırım talep edemeyeceği dikkate alınarak 2.162.281,17-USD'nin dava tarihindeki (█████/2017) kur esas alınarak 8.668.895,96-TL ve 7.472.843,72-TL toplam 16.141.739,68-TL'nin dava tarihinden itibaren işletilecek avans faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiliyle Tasfiye Halinde ...AŞ'ye verilmesine; davalı Tasfiye Halinde ... ... AŞ yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine; davacı ... yönünden HMK'nın 315/1-a maddesi uyarınca sulh sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına, davacı ... yönünden HMK'nın 315/1-a maddesi uyarınca sulh sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına kararı verildiğinden, bu davacı yönünden talep edilmediğinden taraflar lehine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesine; davalı Tasfiye Halinde ... ... AŞ yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verildiğinden 5.100-TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak kendini vekille temsil ettiren davalılara verilmesine; davalı Tasfiye Halinde ... ... AŞ tarafından sarf edilen 595,20-TL tebligat ve müzekkere giderinden oluşan yargı giderinin davacılardan alınarak davalı Tasfiye Halinde ... ... AŞ'ye verilmesine karar verilmiştir.
Davacı ... vekili █████/2022 tarihli tavzih dilekçesiyle, sulh sözleşmesinde tarafların birbirinden yargı gideri ve vekalet ücreti istemediği kararlaştırıldığını, mahkemenin hüküm fıkrasının 8. bendinde doğru ve sulhe uygun olarak sulh nedeniyle müvekkiline yargı gideri ve vekalet ücreti yükletilmediğinin yazıldığını, buna karşın çelişki oluşturacak şekilde 9. ve 10. bentlerde hakkında dava husumetten reddine karar verilmiş davalı şirket açısından müvekkilini de kapsayacak şekilde davacılardan vekalet ücreti ve yargılama gideri alınmasına karar verildiğini, bu nedenle hatalı olarak yazılmış 9. ve 10. bentlerdeki "davacılardan" ibaresinin "davacı ...'den" şeklinde tavzih edilmesini istemiştir.
Mahkemenin █████/2022 tarihli kararıyla, mahkemenin dosyadan el çektiği ve talebe konu hususun tashih veya tavzih ile düzeltilmesinin usule aykırı olduğu gerekçesiyle, tavzih talebinin reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
: 1- Davalılar ... vekilleri, davaya konu talebin 2 ve 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu ve bu sürelerin dava tarihi itibariyle dolduğunu, ... Kartaltepe'deki taşınmazlar için █████/2011' tarihinde noterde yapılan sözleşmenin üzerinden davaya kadar zamanaşımının sona erdiğini, müvekkilleri kamu görevlisi olmadığından görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin 8 yıllık zamanaşımının uygulanamayacağını, 8 yıllık zamanaşımı kabul edilse dahi ıslah tarihi itibariyle bu sürenin de dolduğunu; mahkemenin kısmen kabul kararına göre, davada kabul kararı verilen meblağın 8.668.895,96-TL ve 2.162.281,17-USD (█████/2017 tarihi itibariyle 7.472.843,72-TL) yani 16.141.739,68-TL olduğunu, ancak davacının ıslah dilekçesinde 2.162.281,17-USD bakımından ıslah tarihini esas alarak dava değerini 21.205.922-TL+8.668.895-TL=29.874.817-TLolarak ıslah ettiğini, dolayısıyla 13.733.077,32 -TL'lik reddedilen kısım üzerinden davalılar lehine vekalet ücreti verilmemesinin hatalı olduğunu; █████/2021 tarihli duruşmada davalı şirketin ... 1. ATM'nin ████████ esas , █████████ karar sayılı dosyasında verilmiş fesih ve tasfiye kararının kesinleştiğinin söylendiğini ancak tasfiye heyetinin de davaya dahil edilmesi gerekirken bunun yapılmadığını, şirketin kayyum tarafından temsil edilmesinin gerektiğini; şirketin maddi duran varlıkların satılmasından dolayı müvekkili ...'ın sorumlu kabul edilmesinin hatalı olduğunu; davaya konu edilen zararların tamamından müvekkilin müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olduğunu, zira müvekkilleri ... gerçek anlamda şirkette hiçbir zaman yönetici konumunda olmadıklarını, kararlara katılmadıklarını, hesaplarına para girişi olmadığını, muris ...'nın vefatından sonra şirketin ... tarafından idare edildiğini, müvekkillerinin işlere iştirak etmediklerini; şirketin zarar kaydetmesinde sorumluluğun müvekkillere yüklenerek müterafik kusurun araştırılmamasının doğru olmadığını, şirketin 1990'lı yıllardan beri aktif olarak ticari faaliyeti olmadığını, akabinde davacıların açtığı davalar nedeniyle şirketin işlem yapamaz hale getirildiğini, şirketi bir süre fiilen organsız bıraktıklarını, ... İnşaatın yaptığı inşaatın İstanbul 8. İdare Mahkemesi'nin █████████ esas sayılı dosyasından verilen karar ile durdurulduğunu, dolayısıyla şirketin zarar etmesinin sadece davaya konu ... ... Ltd. Şti.'nin satın alınması hususundan ibaret olmadığını, davacıların da kötü niyetli ve kusurlu davranışları bulunduğunu, mahkemenin müterafik kusur araştırması yapması gerektiğini; müvekkilleri ..., ... ve ...'in şirket devirlerine ilişkin olarak şirketler hakkında bilgiye sahip olmadığını, kaldı ki 3.050.000-TL'nin şirket kasasına 5 yıldan fazla bir süre önce girdiğinden zamanaşımına uğradığını; TTKnın 553/3'e göre hiç kimsenin kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamayacağı; bu sorumlu olmama durumunun gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamayacağını, örneğin müvekkili ...'nın müvekkili ...'ın eski eşi olup eşi olduğu dönemde her ne kadar şirkette kağıt üzerinde yönetici olarak gösterilmiş ise de hiçbir zaman şirkete gelip gitmediğini, şirkette %1 payı bulunduğunu, müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmasına itiraz ettiklerini; şirketin tek mal varlığı ... Kartaltepe'deki taşınmazların değerinin █████/2012' tarihinde .... ... Ltd. Şti. (Gayrimenkul Değerleme Birimi) tarafından 7.798.423,00-TL olarak tespit edildiğini, ... 2. İcra Hukuk Mahkemesi’nin ████████ esas sayılı dosyasındaki bilirkişi raporunda şirketin gayrimenkulünün arsa değerinin 2014 yılı itibariyle 407.027.250,00-TL çıkartıldığını, buna göre şirket zarara uğratılmayıp tüm şirket zarar ve işletme giderlerini karşılayacak değer artışı sağlandığını; şirket kasasında normalden fazla para tutulduğu tespitinin tek başına sorumluluk doğurmaya yetmeyeceğini, bu paranın ortaklar tarafından kullanıldığı sonucunu doğurmayacağını, bu para üzerinde müvekkilleri ...'ın kontrolü olmadığından sorumlu tutulamayacaklarını; bu miktarın şirketin ticari işlemleri neticesinde zaman içinde hesaplarda toplanmış muhasebesel birikimler olduğunu, Maliyenin zararının 6552 sayılı Kanunun 74. maddesi uyarınca, vergi dairesiyle uzlaşma neticesinde ödemelerle giderildiğini, yönetim kurulu üyeleri ve davacılardan yazılı onay alındığını; kaldı ki şirketin giderleri ve maliyet hesapları mahsup edilmeden, şirkete giren satış bedellerinin vergi ve çalışanların SSK-muhasebe-avukatlık giderleri, ücretleri bile mahsup edilmeden şirkete giren her paranın net kazançtan kabul edilmesinin doğru olmadığını, satış vaadi sözleşmesiyle şirkete ödenen 540.000-USD'nin şirketin birikmiş emlak ve vergi borçlarının ödenmesi ile şirketin kendisi ve kiracıların tahliyesi için ödenen bedellerde kullanıldığını, ancak bu hususların bilirkişi raporlarında görülmediğini; ek raporda geçtiği üzere, nakliye faturalarının veya genel giderlere ilişkin noter makbuzları, mahkeme giderleri, kira, elektrik, haberleşme ve sair giderlerin dikkate alınmadığını; gerekçeli kararda hangi yönetim kurulu kararından, işten ne kadar zarar edildiği, kuruldaki imza sahiplerinin isimleri ve karar tarihlerinin belirtilmediğini; iddiaların somutlaştırılmadığını; Yargıtay 11. HD'nin ████████ E. sayılı ilamında da belirtildiği üzere, defterlere yansımamakla birlikte, şirket için yapılmış gerçek borç ödemesi, alınan mal veya hizmet varsa, yöneticilerin sorumlu tutulamayacağını, bu kapsamda şirketle iş yapmış kişilerin de defterlerinin incelenmesi gerektiğini; tarafların annesi ... için yapılan giderleri, ...'nın şahsından ödediğini ve 20 yıldır gayrı faal olan şirketin kasasından değil cebinden yaptığından iade aldığını, tedavi giderlerinin şirketçe yapıldığı halde ...’a ödendiğine ilişkin zarar hesabında müvekkilleri ...'a ödenmediği, meselenin bu müvekkilleriyle ilgisi olmadığından, sorumlu da olmayacaklarını; TTKnın 346'ya göre kabul anlamına gelmemek kaydıyla, müdürlerin sebebiyet verdikleri zararlardan yönetim kurulu üyelerinin sorumlu olmayacaklarını; şirketin 2014 yılında yönetim kurulu üyelerinin görev sürelerinin dolması nedeniyle yönetim kurulu organının muteber olmadığı, işlemlerin sakat ve geçersiz olduğundan sorumluluk doğurmayacağından 2014 yılında şirket yönetim kurulu üyelerinin görev sürelerinin sorulmadığını, hukuken temsil yetkisi olmayan yönetim kurulunun sorumluluğu da olmayacağını; ibra kararının sorumluluk davası açma hakkını ortadan kaldırdığını, bu konunun da araştırılmadığını ve olayda TTK 336'daki sorumluluk hallerinin bulunmadığını belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2- Davacı ... vekili, mahkemenin USD olan zarar için dava tarihindeki kur üzerinden karar vermesinin doğru olmadığını, 2.162.281,17-USD'nin karar tarihi değerinin 29.082.679-TL olduğunu, davacıların 37.751.574-TL zarardan sorumlu olması gerektiğini, talep artırım dilekçesinde talebi 8.668.895,96-TL ve 2.162.281,17-USD artırdıklarını, temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ve ayrıca yabancı para için kamu bankaları en yüksek faiziyle davalılardan tahsiline karar verilmesini istediklerini, karar tarihi yerine dava tarihindeki kur üzerinden hüküm kurulmasının yasaya aykırı olduğunu; şirketin taşınmaz hisse satışı için ... İnşaat'tan aldığı 4.428.150-USD ve 7.443.500-TL'nin bankada mevduat hesabında değerlendirilmediğinden ek bilirkişi raporunda belirtilen miktarlarda faizden mahrum olunması sebebiyle çok ciddi miktarda bir zarar oluştuğunu, bu zararların tazminine karar verilmesinin doğru olduğunu, ancak şirket yöneticilerinin asıl sorumlu tutulması gereken zararın mahrum kalınan bu faiz zararı dışında şirket kasasında veya banka hesaplarında bulunması gereken ... İnşaat'tan tahsil ettiği 4.428.150-USD ve 7.443.500-TL ana paraların şirket kasasında veya banka hesaplarında olmamasından kaynaklanan zarar olduğunu;şirketin feshi için açılmış ... 1. ATM'deki hem de bu dosyadan öğrenildiğine göre, şirketin yüklenici ... İnşaat'tan Beyoğlu 7. Noterliği'nde █████/2011 tarihli sözleşmeyle aldığı 540.150-USD; Üsküdar 8. Noterliği'nin █████/2012 tarihli sözleşmeyle 3.500.000-USD aldığı; Kadıköy 32. Noterliği'nin █████/2014 tarihli sözleşmeyle 3.943.500-TL aldığı; taraflar arasında imzalanan █████/2015 tarihli adi yazılı sözleşme gereği daha önce aldığı 3.500.000-USD'ye ilave olarak ayrıca 388.000-USD ve 3.500.000-TL daha para aldığını; bu paraların şirket hesaplarında, kasasında ve banka hesaplarında bulunmadığını; şirketin esas zararının ortadan kaybolan daha doğrusu şirket yöneticileri tarafından buharlaştırılarak kendi şahsi hesaplarına aktarılan 4.428.150-USD ve 7.443.500-TL olduğunu; sadece alınan paraların nemalandırılmamasına istinaden oluşan faiz zararından sorumluluğa hükmedilmesini kabul etmediklerini, bilirkişi incelemesi taleplerinin dikkate alınmadığını; kök bilirkişi raporunun 39. ve 47. sayfasında Kadıköy 32. Noterliği'nin █████/2014 tarihli sözleşme gereği yüklenici ile arsa sahipleri arasında yapılan paylaşımdan arsa sahiplerine kalan bölümün %5'ine isabet eden kısmının 3.943.500-TL karşılığında yükleniciye devredildiği, o tarih itibariyle devredilen %5'ik kısmın 15.700.848,31-TL olması gerektiği, bu nedenle 11.757.348,31-TL zararın söz konusu olduğu, bu zarardan şirketin arsa payı oranına göre 1.425.411,50-TL zarar ettirildiği açıklanmasına ve davalıların da sorumlu olmasına rağmen, davalıların sorumluluğu hakkında ek rapor alınmadığını; şirket binası yıkılmadan önce kiraya verildiği, kiracılarının kendi adlarına elektrik ve su abonelikleri yaptırmayarak kullandıkları elektrik ve su bedellerinin şirket tarafından ödendiğini, şirket bu şekilde zarara uğratılmasına rağmen bir tespit yapılmadığını belirterek, kararın kaldırılmasına ve talepleri gibi eksik hususların tamamlanması için dosyanın mahkemeye iadesine karar verilmesini istemiştir.
3- Davacı ... vekili, tavzih talep dilekçesindeki iddialarını tekrar ederek, sulh protokolüne rağmen hüküm fıkrasının 8. bendine çelişki oluşturacak şekilde 9. ve 10. bentlerinde müvekkili aleyhine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek, gerekçeli kararın ve tavzih kararının bu yönlerden kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE
: Dava, anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna dayanan tazminat istemine ilişkindir.
Davalı şirketin ticaret sicil kayıtlarının incelenmesinde, █████/2007 tarihli TTSG'ye göre, şirketin █████/2007 tarihli (2005 yılı) olağan genel kurul toplantısında davalı ...'nın YK başkanı, dava dışı (ölüm tarihi: █████/2017) ...'nın başkan yardımcısı, davacı ... ve davalı ...'nın 3 yıl süre ile yönetim kurulu üyesi seçildiği ve kararın █████/2007 tarihinde tescil edildiği; █████/2011 tarihli TTSG'ye göre, şirketin █████/2011 tarihli (2009 yılı) olağan genel kurul toplantısında davalı ...'nın, (ölüm tarihi: █████/2017) ...'nın, davacı ... ve davalı ...'nın 3 yıllığına seçildiği ve kararın █████/2011 tarihinde tescil edildiği; şirketin █████/2011 tarihli yönetim kurulu toplantısında bir kısım işlemlerin davalı yönetim kurulu başkanı ... ve yönetim kurulu üyesi davacı ...'nın imzasıyla olmak üzere çift imza ile yapılması; bir kısım işlemlerin ise yönetim kurulu başkanının tek imzasıyla yapılmasına ve imza sirkülerinin bu şekilde düzenlenmesine oy birliğiyle karar verildiği, toplantıya yönetim kurulu üyeleri ..., ..., ... ve ...'nın katıldığı; █████/2012 tarihli TTSG'ye göre, şirketin 18(15)/███████ tarihli yönetim kurulu toplantısında bir kısım işlemlerin davalı yönetim kurulu başkanı ... ve her hangi bir yönetim kurulu üyesinin imzasıyla olmak üzere çift imza ile yapılması; bir kısım işlemlerin ise YK başkanının tek imzasıyla yapılmasına ve imza sirkülerinin bu şekilde düzenlenmesine oy çokluğuyla karar verildiği, toplantıya yönetim kurulu üyeleri ..., ..., ... ve ...'nın katıldığı, kararda ..., ... ve ...'nın imzalarının olduğu; █████/2015 tarihli TTSG'ye göre, şirketin █████/2015 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında (tescil tarihi █████/2015) davalı ...'nın, davalı ...'ın, davalı ...'in ve davalı ...'nın 3 yıllığına yönetim kurulu üyeliğine seçildiği ve kararın █████/2015 tarihinde tescil edildiği; toplantının hazirun cetveline göre şirketin toplam 22.800 adet hisseye bölündüğü, bunun 1.716'sının davalı ...'a, 228'inin dava dışı (ölüm tarihi: █████/2017) ...'e, 5.244'ünün davacı ...'e, 5.244'ünün davacı ...'e, 4.500'ünün dava dışı ...'a, 4.500'ünün dava dışı ...'a, 570'inin davalı ...'e, 570'inin davalı ...'a ve 228'inin davalı ...'ya ait olduğu, ... dışındaki ortakların toplantıya katıldığı; █████/2015 tarihli TTSG'ye göre, şirketin █████/2015 tarihli yönetim kurulu toplantısında davalı ...'nın yönetim kurulu başkanı, davalı ...'nın başkan yardımcısı seçildiği, işlemlerin yönetim kurulu başkanı ve her hangi bir yönetim kurulu üyesinin imzasıyla olmak üzere çift imza ile yapılmasına oy birliğiyle karar verildiği, toplantıya tüm yönetim kurulu üyelerinin katıldığı; davanın açılmasından sonra şirketin █████/2017 tarihli (2012-2013-2014-2015-2016 yılları) olağan genel kurul toplantısında, mevcut yönetim kurulu üyelerinin görev süreleri devam ettiğinden seçim yapılmamasına davacıların karşı oyuyla karar verildiği; davanın açılmasından sonra █████/2018 tarihli TTSG'ye göre, şirketin █████/2018 tarihli yönetim kurulu toplantısında, █████/2018 tarihli genel kurul toplantısında davalılar ...'ın, ...'nın ve ...'nın 3 yıllığına yönetim kurulu üyesi olarak seçilmiş olmaları sebebiyle, davalı ...'ın 1 yıl süreyle yönetim kurulu başkanı ve davalı ...'nın başkan yardımcısı olarak seçilmesine, davalı ...'ın şirketi 3 yıl boyunca münferiden temsil etmesine karar verildiği, kararın █████/2018 tarihinde tescil edildiği belirlenmiştir.
Davacı ... vekili, yüklenici ... İnşaat'ın şirkete ödediği "USD" ve "TL" bedellerin nemalandırılması suretiyle hesaplanan faiz zarar alacağına karar verilmesinin yeterli olmadığını, zira nemalandırılan ana para bedellerinin ortakların şahsi hesaplarına aktarıldığını ve akıbetinin belli olmadığını; kök bilirkişi raporunda █████/2014 tarihli sözleşmede arsa sahiplerine kalan bölümün %5'ine isabet eden kısmı yükleniciye devredildiğinden şirketin uğradığı zararın 1.425.411,50-TL belirtilmesine rağmen bu hususta ek rapor alınmadığını ve şirketin kiracılarının elektrik ile su kullanım bedellerinin şirket tarafından ödendiğini bu hususta bir tespit yapılmadığını belirterek, kararın kaldırılmasını istemiştir.
Mahkemece yükleniciden alınmış paraların dava tarihine kadar hesaplanan faizlendirilmemesi nedeniyle şirketin zarara uğratıldığını tesbit ederek faizlere hükmedilmiş ise de davacı taraf şirket yöneticileri tarafından mal edildiği ileri sürülmüş ise de ana para tutarlarının akıbetiyle ilgili, bilirkişi kök ve ek raporlarında bir tesbit yapılmamıştır. Anaparaların akıbeti belirlenmelidir. Davacı ... vekilinin bu husustaki kök rapora ilişkin itirazları değerlendirilmemiştir. Bu hususta özellikle satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin akıbetlerinin ne olduğu, sözleşmelerin ayakta olup olmadığı, ayakta ise inşaatın tamamlanıp tamamlanmadığı, tamamlandıysa bağımsız bölümlerin davalı şirkete verilip verilmediği hususları dosyadan anlaşılamamakta olup, taraflardan açıklama istenmek suretiyle bu konunun da aydınlatılması gerekmektedir. Ayrıca kök bilirkişi raporunda █████/2014 tarihli sözleşmede arsa sahiplerine kalan bölümün %5'ine isabet eden kısmı yükleniciye devredildiğinden şirketin uğradığı zararın 1.425.411,50-TL belirtilmesine rağmen, bu hususta ek raporda bir değerlendirme yapılmamıştır. Yine davacının, şirketin kiracılarının elektrik ve su faturalarının şirket tarafından ödendiği iddiası bakımından olumlu veya olumsuz bir tesbit yapılmamıştır. Belirtilen bu hususların karşılanması için bilirkişi heyetinden yeni bir ek rapor alınması gerektiğinden, davacı ... vekilinin bu yönlere ilişkin istinaf nedeni yerinde bulunmuştur.
Ancak davacı ... vekili istinaf başvurusunda, talep artırım dilekçesinde 2.162.281,17-USD taleplerinin karar tarihindeki kur üzerinden TL'ye çevrilerek karar altına alınması gerektiğini belirtmiştir. Ancak davacı dava dilekçesindeki talebini ilk olarak "TL" üzerinden ileri sürmüş ve talep artırım dilekçesinde harcın tefrik kararı tarihi olan █████/2017'tarihindeki kur üzerinden yatırılmış olması karşısında, somut olayda talep artırım dilekçesindeki USD talebinin dava tarihindeki kur üzerinden çevrilmesinde isabetsizlik bulunmamıştır.
Davalı şirketin feshi için asıl davada davacı ... ve birleşen davada davacı ... tarafından açılmış ... 1. ATM'nin ████████ esas ve █████████ karar (ve birleşen İstanbul 10. ATM'nin ███████ esas ve ████████ karar) sayılı davasının UYAP'tan incelenmesinde, █████/2019 tarihinde asıl ve birleşen davanın kabulüyle ...AŞ'nin fesih ve tasfiyesine, tasfiye memuru olarak ...'nın atanmasına karar verildiği; kararın davalı şirket tarafından istinaf edildiği ancak davalı tarafından istinaf isteminden █████/2021 tarihli dilekçeyle feragat edildiğinden, Dairemizin ████████ E., █████████ K. sayılı ve █████/2021 tarihli ilamıyla istinaf başvurusunun feragat nedeniyle reddine karar verildiği; taraflarca temyiz yoluna başvurulmadığından █████/2021 tarihli kesinleşme şerhine göre fesih ve tasfiye kararının █████/2021 tarihinde kesinleştiği, tasfiye memuru ...'nın █████/2022 tarihinde göreve başladığı görülmüştür. Eldeki davada ise █████/2021 tarihinde karar verildiğinden, görevine henüz başlamayan tasfiye memurunun davada yer almasına imkan bulunmamaktadır. Davalılar vekillerinin, bu yöne ilişkin istinaf nedeni yerinde değil ise de kararımızda şirketin ünvanı tasfiye halinde olarak düzeltilmiştir.
Ticaret sicil kayıtlarına göre, şirketin tasfiyesinin henüz sonuçlanmadığı ve █████/2024 tarihli TTSG'deki ilana göre ... 1. ATM'nin █████/2024 tarihli kararıyla şirketin tasfiye memuru ...'nın görevinin sona erdiği, yerine ...'in atandığı belirlenmiştir.
Davalılar ..., ..., ... vekilleri, talebin zamanaşımına uğradığını ve yukarıda belirttikleri sebeplerle, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece bilirkişi heyetinin ek raporuna göre, davanın davacı ... bakımından kısmen kabulüne, davacı ... bakımından sulh nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına; dava dışı eski ortak ...'nın bakım ve tedavi giderleri için 2016-2017 yıllarında şirketten harcanmış 175.529,58-TL'ye; █████/2014 tarihinde 6552 sayılı Kanuna göre yapılmış kasa affı ödemesi nedeniyle 3.090.000-TL'ye; davalı şirketin, ... ... Ltd. Şti.'nin tüm hisselerini █████/2016 tarihli hisse devir sözleşmesiyle satın alma bedeli olan 3.050.000-TL'ye; ... ... Ltd. Şti.'nin hisse alım bedeli ödemelerinin yapıldığı tarihler olan █████/2016, █████/2016, █████/2016, █████/2016 ve █████/2016'dan dava tarihi █████/2017 tarihine kadar avans faiz oranı üzerinden hesaplanan toplam (sırasıyla 114.680,14+106.736,92+94.122,70+6.985,79+4.870,56=) 327.396,11-TL faiz zararı alacağına; dava dışı yüklenici ... İnş. ... AŞ'nin şirkete yaptığı TL ödeme tarihleri olan █████/2014 ve █████/2015'ten dava tarihi █████/2017 tarihine kadar avans faiz oranı üzerinden hesaplanan toplam (sırasıyla 1.347.569,59+678.400,68=) 2.025.970,27-TL faiz zararı alacağına; dava dışı yüklenici ... İnşaatın şirkete yaptığı USD ödeme tarihleri olan █████/2011, █████/2012 ve █████/2015'ten dava tarihi █████/2017 tarihine kadar TCMB mevduat USD faiz oranı üzerinden hesaplanan toplam (sırasıyla 349.445,97+1.739.274,65+73.650,55=) 2.162.281,17-USD faiz zararı alacağının dava tarihinde TL karşılığı 7.472.843,72-TL'ye olmak üzere toplam 16.141.739,68-TL'nin davalılardan müteselsilen tahsiliyle şirkete verilmesine karar verilmiştir.
Karardaki bu tarihler, davalıların zamanaşımına yönelik istinaf sebebi için önem arz etmektedir. Dava dilekçesi davalı ...'a █████/2017, ...'e █████/2017, ...'ya █████/2017 ve ...'ya 15/2/2017 tarihlerinde Mernis adreslerinde ve usulüne uygun olarak tebliğ edilmiştir. Davalılar süresi içinde davaya cevap dilekçesi sunmamışlardır. Davalılar vekili 08-09-█████/2021 tarihlerinde sundukları dilekçeleriyle zamanaşımı definde bulunmuş; sonrasında █████/2021 havale tarihli dilekçesiyle ıslah yolu ile zamanaşımı defini ileri sürmüştür. Buna göre, süresinde davaya cevap vermemiş davalıların ıslah yoluyla ileri sürdükleri zamanaşımı definin dikkate alınıp alınmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Islahın konusu tarafların yaptıkları kendi usul işlemleridir. Taraflar ıslahla, dilekçelerinde belirttikleri vakıaları, dava konusunu, talep sonucunu değiştirebilirler. Islahın konusunu tarafların yaptıkları usul işlemleri oluşturduğundan, taraflardan birinin ıslah yoluna başvurabilmesi için daha önce yapmış olduğu bir usul işleminin bulunması gerekir. 6100 sayılı HMK'nın 176. maddesinde taraflardan her birinin yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği açık bir şekilde ifade edilmiştir. Bu nedenle cevap dilekçesinin ıslahı için öncelikle yapılması gereken usul işlemi davaya cevap vermekten ibarettir. Cevap dilekçesinin hiç verilmemiş olması hâlinde ortada ıslah edilmesi mümkün bir usul işleminin varlığından söz edilemez. Aksi hâlde, suskun kalınarak hiç cevap verilmemiş olması hâlinin bir usul işlemi olarak kabulü gerekir. Bu çerçevede süresi geçtikten sonra yapılan ve karşı çıkılan savunmanın da hiç yapılmamış gibi olduğunu ve aynı hukuki sonucu doğuracağını belirtmek gerekir. Usul işleminin ıslahla düzeltilmesi öncelikle geçerli bir hukuki işlemin varlığını gerektirdiğinden, yapılmamış hükmünde kabul edilen bir usul işleminin ıslahla düzeltilmesi de düşünülemez. Bilindiği üzere davalı, davaya cevap vermek zorunda değildir. Davanın cevapsız bırakılması ya da süresi içinde cevap dilekçesi verilmemesi hâlinde davalının, dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılacağı hususu HMK'nın 128. maddesinde düzenlenmiştir. Ancak, süresinde cevap dilekçesi vermemek suretiyle davanın inkârı, ileri sürülen vakıaların inkârı niteliğinde olup, bu inkârın zamanaşımı defini de kapsadığı söylenilemez. Ayrıca, davalının süresinden sonra verdiği cevap dilekçesini ıslah ederek zamanaşımı definde bulunabileceğini kabul etmek ıslah ile kaçırılmış olan sürenin geri getirilmesi, daha doğrusu ıslah ile davaya cevap verilmesi sonucunu doğuracaktır. Oysaki kanun ile belirlenen süreler kesin olup, ıslah kaçırılmış olan süreleri geri getiren bir müessese değildir. Hâl böyle olunca, kanuni süre içinde verilmeyen cevap dilekçesinin ıslahı suretiyle zamanaşımı definin ileri sürülemeyeceği kabul edilmiştir (Yargıtay HGK'nın 2017/9-2782 E., ███████ K. sayılı ve █████/2020 tarihli ilamı). Bu nedenlerle davalılar vekilinin █████/2021 havale tarihli dilekçeyle ileri sürdükleri ıslah yoluyla zamanaşımı defi süresinde olmadığından dikkate alınmamıştır.
Davacı ... vekili █████/2021 tarihli talep artırım dilekçesiyle, belirsiz alacak davası kapsamında dava dilekçesinde talep ettikleri 20.000-TL talep miktarını █████/2021 tarihli bilirkişi ek raporuna istinaden artırarak, toplam 8.668.895,96-TL'nin temerrüt tarihinden itibaren avans ve 2.162.281,17-USD'nin yabancı para için kamu bankalarınca uygulanan en yüksek faiziyle davalılardan tahsiline; aksi halde USD için karşılığı TL'nin fiili ödeme günündeki kur değeri üzerinden en yüksek banka mevduat faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar ..., ... vekili █████/2021 tarihli dilekçesiyle, talep artırım dilekçesindeki talepler bakımından 2 yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan █████/2019 tarihinden önceki taleplerin zamanaşımına uğradığını belirtmiştir. Ancak ,eldeki dava belirsiz alacak davası olarak açılmıştır. Belirsiz alacak davasında zamanaşımı süresi alacağın tamamı için davanın açıldığı tarihten itibaren kesilmekte yine temerrüd sebebiyle faiz talebi de davanın açıldığı tarihten itibaren istenebilmektedir. Alacağın geri kalan kısmının talep edilebilmesi için ise davalı tarafın iznine veya ıslah yoluna başvurulmasına gerek bulunmamaktadır (Pekcanıtez, Hakan: İşçilik Alacaklarında Belirsiz Alacak Davası, Prof. Dr. Turhan Esener Armağanı, 1. İş Hukuku Uluslararası Kongresi, s. 224. Açıklamalar için bkz. Yargıtay HGK'nın 2017/9-2782 E., ███████ K. sayılı ve █████/2020 tarihli ilamı). Bu nedenle talep artırım dilekçesiyle artırılan kısımlar bakımından dikkate alınması gereken tarih davanın açıldığı █████/2017 tarihidir.
Mahkemece davalıların sorumluluğunun kabul edildiği ilk eylem tarihi █████/2011 tarihi olup, bu tarih yüklenici ... İnşaat'ın şirkete 540.150-USD ödeme yaptığı ve bu parayı nemalandırmamaya başladığı tarihtir. Bu eylem tarihinde mülga 6762 sayılı TTK hükümleri yürürlükte olduğundan, 6103 sayılı Kanunun 6. maddesi uyarınca bu eylem için anılan kanun hükümleri uygulanmalıdır.
6762 sayılı TTK'nın 336. ve 337. maddelerine dayalı olarak şirket yöneticileri aleyhine açılan sorumluluk davasında, 340. madde yollamasıyla 309. madde hükmü tatbik olunur. Özel hüküm niteliği taşıyan 309. maddenin son fıkrasında yazılı üç türlü zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir. Sorumlu olan kimselere karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumlu olan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran eylemin meydana geldiği tarihten itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, bu eylem cezayı gerektirir ve Ceza Kanununa göre cezası daha uzun zamanaşımına tabi bulunursa tazminat davasına da o zamanaşımı uygulanır. Sonuçları daha sonra ortaya çıkan hukuki işlem ve haksız eylemler söz konusu olduğu hallerle genel olarak zamanaşımını, böyle bir işlem, eyleme bağlanabilen zararın ortaya çıktığı tarihten başlatmak gerekir. (Türk, Hikmet Sami: "Sorumluluk Davalarında Zamanaşımı ve Başlangıcı", 14-15 Nisan 1989 tarihli Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, s.29). Somut olayda █████/2011 tarihinde alınmış para her hangi bir ticari faaliyeti bulunmayan şirket tarafından nemalandırılmaya başlanmayıp şirket işlerinde de kullanılmadığından, zarar doğmaya başladığından zamanaşımı için dikkate alınması gereken tarih de █████/2011 tarihidir. Şirket ile yönetim kurulu arasında ki ilişki vekalet ilişkisi olduğundan Davacı tarafından iddia edilen eylemler aynı zamanda TCK'nın 155. maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçu tanımı içerisinde yer almakta olup, bu suçun TCK 66/1-e maddesinde 8 yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Davalılar hakkında yürütülmekte olan bir ceza soruşturması veya kamu davası bulunmamakta ise de, somut olayda TCK'da zamanaşımı için öngörülen sürelerin geçerli olduğu kabul edilmelidir. Eldeki dava ise █████/2017 tarihinde yani █████/2011 tarihine göre 8 yıllık zamanaşımı süresi içinde açılmıştır.
Mahkemece hüküm altına alınan davalıların sorumlulukları nedeniyle diğer alacak kalemleri de █████/2012-2017 dönemlerine ilişkin olup, bu eylemler bakımından 6102 sayılı TTK'nın 560. maddesinde ise; sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkının, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı özel olarak düzenlenmiştir. Bu kapsamda söz konusu eylemler bakımından dava tarihi itibariyle 8 yıllık zamanaşımı süresi dolmamıştır.
Bu nedenlerle davalılar ..., ... vekilinin zamanaşımına dayalı istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Ayrıca davalı ... tarafından talep artırım dilekçesiyle artırılan miktara zamanaşımı definde bulunulmadığı için, HMK'nın 357. maddesine göre istinaf aşamasında da ileri sürülemeyeceğinden, bu davalı vekilinin zamanaşımına yönelik istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.
Mülga 6762 sayılı TTK'nda kural olarak yönetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, 6762 sayılı TTK'nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan müteselsilen sorumlu olurlar. Yani yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucu meydana geldiğinin kabulü gerekmektedir. Bu kapsamda 6762 sayılı TTK'da yönetim kurulu üyeleri için kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörülerek yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesi kabul edilmiştir. TTK'nın 338. maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat etmedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları, 346. maddesinde ise, yönetim kurulu üyelerinin kural olarak müdürlerin sebebiyet verdikleri zararlardan sorumlu olmadıkları, ancak ehil olmayan müdürler tayin etmek veya onların şirket için zararlı olan iş ve işlemlerine karşı müsamaha göstermek veya idare meclisinin salahiyetli olmadığı hususlara müdürleri mezun kılmak suretiyle sebebiyet verdikleri zararlardan dolayı şirkete karşı 336. madde hükmünce sorumlu olacakları belirtilmiştir. Bu nedenle 6762 sayılı TTK hükümleri gereğince yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen yöneticiler, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumlu olup, bu sorumluluk, kusur ilkesine dayanmaktadır. Sorumluluğun söz konusu olabilmesi için ise öncelikle bir zararın doğması şarttır. Zarar meydana gelmiş ise, yöneticinin kusursuzluğunu ispat etmesi gerekmektedir.
6102 sayılı TTK'nın yönetim kurulu üyelerine ilişkin "Özen ve bağlılık yükümlülüğü" başlıklı 369/1 maddesinde yönetim kurulu üyeleri ve yönetimle görevli üçüncü kişilerin, görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek yükümlülüğü altında oldukları; "Kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğu" başlıklı 553. maddesinde (birinci fıkra) kurucuların, yönetim kurulu üyelerin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu oldukları; (ikinci fıkra) kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişilerin, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmayacakları ve üçüncü fıkrasında da hiç kimsenin kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamayacağı; bu sorumlu olmama durumunun gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamayacağı; "Teselsül ve başvuru" başlıklı 557. maddesinde birden çok kişinin aynı zararı tazminle yükümlü olmaları hâlinde, bunlardan her birinin, kusuruna ve durumun gereklerine göre, zarar şahsen kendisine yükletilebildiği ölçüde, bu zarardan diğerleriyle birlikte müteselsilen sorumlu olacakları; ikinci fıkrasında davacının birden çok sorumlu kişiyi zararın tamamı için birlikte dava edebileceği ve hâkimin aynı davada her bir davalının tazminat borcunu belirlemesini isteyebileceği ve birden çok sorumlu arasındaki başvuru, durumun bütün gerekleri dikkate alınarak hâkim tarafından belirlenebileceği; "İbranın etkisi" başlıklı 558/2 maddesine göre şirket genel kurulunun, sorumluluktan ibraya ilişkin kararının, ibranın kapsadığı açıklanan maddi olaylara ilişkin olarak, şirketin, ibraya olumlu oy veren ve ibra kararını bilerek payı iktisap etmiş olan pay sahiplerinin dava hakkını kaldıracağı, diğer pay sahiplerinin dava haklarının ibra tarihinden itibaren altı ay geçmesiyle düşeceği kabul edilmiştir.
Buna göre, anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğundan söz edilebilmesi için üyelerin hukuka aykırı eylem-işlemi bulunmalı, bu eylem-işlemlerin sonucu olarak ortaya bir zarar çıkmalı ve zararla üyelerin eylem-işlemi arasında illiyet bağı bulunmalıdır.
Davalılar ..., ... vekili, şirketin fiilen diğer davalı ... tarafından yönetildiğini ve kendilerinin yönetime iştirak etmediklerinden sorumlu olmadıklarını belirtmiş iseler de, TTK'nın 369. maddesine göre davalı yönetim kurulu üyeleri görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek yükümlülüğü altındadırlar. Bu nedenle davalıların söz konusu savunması kabul edilmemiştir.Davacıların şirketin iş ve işlemleri sebebiyle açtıkları davalardan dolayı, müterafik kusurlu kabul edilmeleri imkanı bulunmamaktadır.
Dosya içinde bulunan ticaret sicil kayıtlarına göre davalılar ... ve ... davaya konu eylemler sebebiyle sorumluğunun başladığı ilk tarih olan █████/2011'den sonra ve dava tarihi itibariyle yönetim kurulu üyeliği görevindedirler. Diğer davalılar ... ise █████/2015 tarihinde tescil edilmiş █████/2015 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyesi olarak seçilmişler ve dava tarihi itibariyle görevleri devam etmektedir. Davalıların sorumlulukları belirlenirken, bu tarihlerin dikkate alınması gerekmektedir. Zira yönetim kurulu üyesinin görevde olmadığı dönemde vuku bulmuş bir eylemden sorumlu olmamasına rağmen, mahkemece bu hususta davalılar arasında bir tespit yapılmamış ve tüm zarardan davalılar müştereken ve müteselsilen sorumlu kabul edilmiştir. Buna göre davaya konu talepler kapsamında şirket zararının doğduğu tarih itibariyle davalıların görev dönemleri tespit edilerek sorumluluklarının belirlenmesi gerekmektedir.
Ayrıca mahkemece; yükleniciden alınmış olan paraların tahsil tarihinden dava tarihine kadar faiz bedeli hesaplanarak karar altına alınmıştır. Taraflarca ticari bir faaliyeti bulunmayan şirketin, sahip olduğu taşınmaz için yükleniciden aldığı paraları basiretli bir tacirin ve şirketin özenli davranması gereken yöneticilerinin o bedellerin korunması ve artırılması için gerekli işlemleri yapması gerekmektedir. Söz konusu bedellerin bu kapsamda her hangi bir şekilde değerlendirilmediği ve dolayısıyla şirketin zarar uğradığı anlaşılmaktadır. Ancak bilirkişi raporu doğrultusunda mahkemece alınmış olan bu paraların tamamının faizde nemalandırılması gerektiği kabulüyle karar verilmiştir. Fakat her ne kadar şirketin ticari faaliyeti bulunmadığı taraflarca kabul edilmekte ise de, şirketin ticari kayıtlarında bir kısım giderler yaptığı görülmektedir. Davacı taraf bu giderlerin fiktif olduğunu belirtmiş, bilirkişiler kayıtların fiktif giderler olup olmadığının anlaşılamadığını belirtmişlerdir. Bu halde davacı ... vekilinin istinaf başvurusunun değerlendirilmesinde belirtilmiş yükleniciden alınmış paraların akıbetinin araştırılması kapsamında bilirkişi heyetinden ek rapor alınarak şirketin yükleniciden aldığı para miktarlarından şirketin faaliyeti için düşülmesi gereken miktarlar mümkünse fiktif olup olmadığı belirlenerek, düşümü neticesinde nemalandırılması gereken miktarlar bulunarak faiz hesabının yapılması gerekmektedir.
Davalılar vekili, ibra kararının sorumluluk davası açma hakkını ortadan kaldırdığını, bu konunun da araştırılmadığını ileri sürmüştür. Geçerli bir ibranın söz konusu olabilmesi için sorumluluğa esas işlem veya faaliyetin genel kurulda ayrıca ve açıkça tartışılması, normal düzeydeki bir ortağın anlayacağı şekilde ortaya konulması veya bilançoda gösterilmesi gerekir. Aksi halde ilgililerin sorumluluğu söz konusudur. Bu itibarla, dava konusu eylemlerin faaliyet raporları ve bilançolara konu olup olmadığının, genel kurullarda değerlendirilip tartışılmak suretiyle ibra kararı verilip verilmediğinin de bilirkişilerden ek rapor almak suretiyle tespiti yapılmalıdır.
Ayrıca dava dışı eski ortak ...'nın bakım ve tedavi giderleri için 2016-2017 yıllarında şirketten harcanmış 175.529,58-TL'nin ...'in vesayet dosyasında bu miktarın davalı ...'ya ödenmesine karar verildiği tarafların kabulündedir. Bu nedenle farklılaştırılmış teselsül ilkesine göre bu miktardan diğer davalıları sorumlu olup olmayacağı üzerinde durulmalıdır.
Davacı ... vekilinin talep artırım dilekçesinde 8.668.895,96-TL ve 2.162.281,17-USD'nin davalılardan tahsilini istemesine rağmen, davacının dava dilekçesindeki talebinin TL olması nedeniyle talep artırım dilekçesindeki USD miktarın dava tarihindeki kur üzerinden hesap edilen TL miktarına hükmedilmesi, mahkemece resen hesaba esas alınan kur tarihinden dolayı ortaya çıkan fark için davalılar lehine vekalet ücreti doğurmayacaktır.
İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne, davacı ... ile davalılar sulh olduklarından onun açısından karar verilmesine yer olmadığına, davalı şirketi vekili için 5.100-TL vekalet ücretinin ve 595,20-TL yargılama giderinin davacılardan alınarak davalı şirkete verilmesine karar verilmiştir. Davacı ... vekili, sulh sözleşmesine göre müvekkili aleyhine vekalet ücretine ve yargılama giderine karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüş ve tavzih talebinde bulunmuştur. Mahkemece █████/2022 tarihli ek kararla tavzih talebi reddedilmiştir. Davacı vekili gerekçeli kararın ve tavzih kararının bu yönden kaldırılması hususunda istinaf isteminde bulunmuştur. Zira gerekçeli kararın hüküm fıkrasının 8. bendinde sulh sebebiyle, davacı ... lehine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemişken, hüküm fıkrasının 9. ve 10. bentlerinde çelişki oluşturacak şekilde, davacı ...'i de kapsayacak surette davalı şirket lehine vekalet ücreti ve yargı giderine karar verilmiştir. Bu hususun gerekçesi de belirtilmediğinden, yeniden verilecek karar ile bu çelişkinin gerekçesi açıklanmalıdır.
Açıklanan nedenlerle, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde yukarıda belirtilen önemli deliller toplanmadığından ve değerlendirilmediğinden, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılarak, dava yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir
HÜKÜM
: Yukarıda açıklanan nedenlerle:
Davacılar ve davalı ... vekillerinin istinaf başvurusunun kabulüne; ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2021 Tarih █████████ Esas - █████████ Karar sayılı kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi gereği KALDIRILMASINA;
"Dava yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine"
Davacı ... tarafından yatırılan 161,40-TL peşin istinaf karar harcının isteği halinde davacıya iadesine,
Davacı ... tarafından yatırılan 80,70-TL peşin istinaf karar harcının isteği halinde davacıya iadesine,
Davalılar ... tarafından yatırılan 275.821,96-TL peşin istinaf karar harcının isteği halinde davalılara iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK'nın 362(1)-g maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. █████/2026

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!