Anahtar kelimeler: Egzotik Orijinli Boşlukların Ağaçlandırma Doldurularak Metre Derneği Katkı İbarelerinin Sekizinci

T.C.
D A N I Ş T A YİDARİ DAVA DAİRELERİ KURULUEsas No
: █████████Karar No
: ███████TEMYİZ EDEN (DAVACI)
: ... DerneğiVEKİLİ
: Av. ...KARŞI TARAF (DAVALI)
: ... Genel MüdürlüğüVEKİLİ
: Av. ...İSTEMİN KONUSU
: Danıştay Sekizinci Dairesinin █████/2023 tarih ve E:██████████, K:█████████ sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.YARGILAMA SÜRECİ
:Dava konusu istem
: █████/2019 tarih ve 30927 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ağaçlandırma Yönetmeliği'nin; 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) ve (b) bendinde yer alan "5 metre" ve "egzotik orijinli" ibarelerinin, 4. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendinde yer alan "işlendiği" ibaresinin, 4. maddesinin 1. fıkrasının (l) bendinin, 4. maddesinin 1. fıkrasının (m) bendinde yer alan "Ekonomiye katkı sağlanması", "boşlukların" ve "doldurularak" ibarelerinin, 4. maddesinin 1. fıkrasının (ü) bendinde yer alan "boşluk alanlara" ibaresinin, 5. maddesinin 3. fıkrasının, 7. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan "malikinden muvafakat alınmak kaydıyla" ibaresinin, 8. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinde yer alan "Sakız ile yapılacak özel ağaçlandırma çalışmaları hariç olmak üzere" ibaresinin, 16. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "Devlet ormanlarında ve sahipli arazilerde en küçük parçası 0,5 hektardan, hazine arazilerinde ise 2 hektardan küçük olan yerler özel ağaçlandırma ve özel imar-ihya çalışmalarına konu edilemez." cümlesinin, 16. maddesinin 3. fıkrasının, 17. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin ve 20. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan "işleme" ve "don kırıcı tesisler" ibarelerinin iptali istenilmiştir.Daire kararının özeti
: Danıştay Sekizinci Dairesinin █████/2023 tarih ve E:██████████, K:█████████ sayılı kararıyla;Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmemiş,Anayasa'nın 124. ve 169. maddesine, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 57., 59., 60., 63., Ek 5. ve Ek 12. maddesi ile 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 334. maddesine atıfta bulunularak,Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) ve (b) bendinde yer alan "5 metre" ve "egzotik orijinli" ibareleri yönünden;Yönetmeliğin 4. maddesinde 1. fıkrasının (a) bendinde; ağaç, ormanlarda tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen, en az 5 metre boy yapabilen, yaşı ve çapı ne olursa olsun kökü, gövdesi ve tepesi olan yerli veya egzotik orijinli odunsu bitkiler olarak; (b) bendinde ise ağaççık, ormanlarda tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen, boyu 5 metreyi bulmayan, yaşı ve çapı ne olursa olsun yerli veya egzotik orijinli odunsu bitkiler olarak tanımlandığı,6831 sayılı Orman Kanunu'nun 1. maddesinde; tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık topluluklarının yerleriyle birlikte orman sayılacağının düzenlendiği, ağaç ve ağaççık tanımlarına yer verilmediği,Dava konusu Yönetmeliğin, orman sahalarının arttırılması amacına yönelik yapılacak ağaçlandırma, erozyon kontrolü, imar ihya ve orman fidanlığı kurma çalışmalarına ilişkin usul ve esasları kapsadığı gibi Devlete veya diğer kamu tüzel kişilerine ait arazilerde, gerçek ve tüzel kişilere ait arazilerde de talep etmeleri halinde yapılacak ağaçlandırma çalışmalarına ilişkin usul ve esasları da kapsadığı,6831 sayılı Kanun'un Ek 12. maddesinde yer alan; orman içi boşluk alanların, bölgede doğal olarak yetişen türlerle ekim, dikim ve aşılama suretiyle imar-ihya ve/veya rehabilite edilerek doldurulacağı kuralı da göz önüne alındığında Yönetmelik ile yapılan ağaç ve ağaçcık tanımında ve bu tanımda yer verilen ağaç ve ağaççıkların boy ve türüne ilişkin açıklamalarda normlar hiyerarşisine ve hukuka aykırılık bulunmadığı,Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendinde yer alan "işlendiği" ibaresi yönünden;Dava konusu ibareyi içeren (k) bendinde; hangar-depo, ağaçlandırma sahalarında elde edilen ürünlerin işlendiği ve muhafaza edildiği, her türlü hava hallerinde çalışanların sığınabileceği, malzemelerin saklandığı toprak veya beton zemin üzerine temelsiz yapılan geçici yapılar şeklinde tanımlandığı,6831 sayılı Kanun'un 17. maddesinde; Devlet Ormanları içinde bu ormanların korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler müstesna olmak üzere; her çeşit bina yapılmasının yasaklandığı,Orman alanlarında yapımı öngörülen hangar-depo tesisleri, nitelikleri itibarıyla anılan Kanun hükmü kapsamında ifadesini bulan, istihsal (üretim) faaliyetine yönelik yerlerden olduğundan ve bu yapılar geçici nitelikte bulunduğundan dava konusu düzenlemede kamu yararına ve üst hukuk normlarına aykırılık bulunmadığı,Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (l) bendi yönünden;Anılan düzenlemede; "hızlı gelişen tür"ün, en uygun yetişme ortamlarında, uygun kültür yöntemlerinin kullanılması ile idare süresi sonunda yıllık ortalama kabuksuz gövde odunu hacim artımı en az 10 m³/ha olan ağaç türü olarak tanımlandığı,6831 sayılı Kanun'un 57. maddesinde, ağaçlandırma sonucu meydana gelecek ormandan faydalanma usulünün, bu Kanun'da yer alan hususi ormanlara ait hükümlere göre yürütüleceğinin belirtildiği, ağaçlandırma yapılan ormanlardan yararlanma ve bu alanlarda yapılacak üretim faaliyetlerinin 6831 sayılı Kanun'un bir gereği olduğunda şüphe bulunmadığı,Buradan hareketle; ağaçlandırılan alanlardan elde edilecek odun için diğer türlere kıyasla hızlı gelişen ve daha fazla hammadde ihtiyacını karşılayacak olan türlerin kullanılmasının orman ekosisteminin korunması amacına hizmet edeceği; öte yandan, davacının, hızlı gelişen türlerin açıklanmadığı iddiasının aksine, dava konusu tanımda hızlı gelişen türler tek tek sayma usulüyle belirlenmemiş ise de, yıllık ortalama kabuksuz gövde odunu hacim artımı en az 10 m³/ha olan ağaç türleri bu kapsamda kabul edilerek hızlı gelişen türün niteliğinin belirlendiği,Bu durumda; yapılan düzenlemede üst hukuk normlarına ve kamu yararına aykırılık görülmediği,Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (m) bendinde yer alan "Ekonomiye katkı sağlanması" , "boşlukların" ve "doldurularak" ibareleri ile 4. maddesinin 1. fıkrasının (ü) bendinde yer alan "boşluk alanlara" ibaresi yönünden;Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (m) bendinde; imar-ihya, ekonomiye katkı sağlanması ve biyolojik çeşitliliğin devamı amacıyla; mevcut kök sistemi itibarıyla yeterli yoğunluk ve dağılış aranmaksızın bozuk orman alanlarının koruma ile birlikte canlandırma kesimi, aşılama ve boşlukların uygun türlerle, ekim veya dikim yoluyla doldurularak verimli hale dönüştürülmesi olarak; aynı fıkranın (ü) bendinde; rehabilitasyon, bozuk veya verimsiz orman alanlarında mevcut türlerden gerekenlerin korunması, aşılanması, canlandırma kesimi, boşluk alanlara ormanlarda tabii olarak yetişen türlerin ekimi ve bu türlerin aşılı veya aşısız fidanlarının dikimi olarak tanımlandığı,6831 sayılı Kanun'un 57. maddesi uyarınca, orman sınırları içinde yangın ve çeşitli sebeplerle meydana gelmiş açıklıklarda, verimsiz, vasıfları bozulmuş alanlarda yapılacak ağaçlandırma ile ormanlık alanların sınırlarının geliştirilmesi amaçlandığı gibi, bu ağaçlandırma sonucu meydana gelecek ormandan faydalanmanın da ağaçlandırma ile güdülen amaçlar arasında yer aldığının açık olduğu,Bu haliyle; ağaçlandırılan alanlardan faydalanmanın devamlılığının sağlanabilmesi için söz konusu alanların korunması gerektiğinden, bu sahalarda işlenen suçların takibinin de 6831 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılmasının dava konusu Yönetmeliğin 26. maddesinin bir gereği olduğu, ayrıca, Anayasa'nın amir hükmü uyarınca, ormanların Devletin koruması ve gözetimi altında bulunduğu,Diğer taraftan; imar-ihya faaliyetinin bölgede doğal olarak yetişen, uygun türlerle yapılacağı hem dava konusu Yönetmelik hem de bu Yönetmeliğin dayanağı Kanun ile hüküm altına alındığından, ağaçlandırılan alanlarda, bu alanlarla uyumlu biyolojik çeşitliliğin devamının sağlanacağının kabulü gerektiği,Öte yandan; davacının iddialarının aksine, 6831 sayılı Kanun'un Ek 12. maddesinde, "orman içi boşluk alanlar" ifadesine yer verilerek, bu alanların ekim veya dikim suretiyle "doldurulacağı"nın hükme bağlandığı,Bu durumda; dava konusu düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığı,Yönetmeliğin 5. maddesinin 3. fıkrası yönünden;Anılan düzenlemede, "Orman idaresi tarafından köy tüzel kişiliği adına ağaçlandırma, imar-ihya veya erozyon kontrolü çalışmaları yapılabilir. Bu çalışmaların yapılacağı sahalar öncelikli olarak köy yerleşim yerlerine yakın yerlerden seçilir. Çalışmalarda, yetişme muhiti şartlarının uygun olması halinde öncelikli olarak, odunundan ziyade meyvesinden yararlanılan odun dışı orman ürünü veren türler kullanılır. Orman idaresi tarafından köy tüzel kişiliği adına tesis edilen ağaçlandırma, erozyon kontrolü ve imar-ihya sahalarının bakımları köy tüzel kişilikleri tarafından yapılabileceği gibi o köyde ikamet eden hane sahiplerinin nüfus sayıları dikkate alınarak talep eden hanelere kura usulü ile paylaştırılmak suretiyle de yaptırılabilir. Sahanın bakımını yapanlara, bu sahalardan elde edilen odun dışı orman ürünleri tarife bedeli ile verilir." hükmünün yer aldığı,Yönetmeliğin 5. maddesinde, Devlet ormanlarında yapılacak ağaçlandırma, erozyon ve sel kontrolü, rehabilitasyon, imar-ihya vb. çalışmaların ne şekilde yürütüleceğine ilişkin düzenlemelere yer verildiği; dava konusu 3. fıkrada ise, bu çalışmaların köy tüzel kişiliği adına yapılmasına ilişkin düzenlemelerin yer aldığı,Davacı tarafından, iptali istenilen maddede geçen "köy tüzel kişiliği" ibaresinin Anayasa'nın 170. maddesinde geçen "orman içinde veya bitişiğindeki köyler" ile sınırlı kalmayabileceği iddia edilmiş ise de; dava konusu Yönetmeliğin dayanağı 6831 sayılı Kanun'un ilgili maddelerinde, köy tüzel kişiliklerinin "orman içinde veya bitişiğinde" olması şartının aranmadığı; bilakis köy, kasaba ve şehirler civarında Devlete veya diğer kamu tüzel kişilerine ait arazilerde dahi ağaçlandırma yapılmasına olanak tanındığının anlaşıldığı; öte yandan, Anayasa'nın 170. maddesinde yer alan düzenlemenin amacının orman köylüsünün korunması ve kalkındırılmasına yönelik olduğu; dava konusu Yönetmeliğin amacının ise, ağaçlandırma, rehabilitasyon, erozyon ve sel kontrolü vb. esasları düzenlemek olduğu görülmekle dava konusu Yönetmelik maddesi ile söz konusu Anayasa hükmünün doğrudan bir ilgisi bulunmadığı sonucuna varıldığı,Bununla birlikte; dava konusu Yönetmelik maddesiyle orman idaresi tarafından köy tüzel kişiliği adına ağaçlandırma, imar-ihya veya erozyon kontrolü çalışmaları yapılarak köy tüzel kişiliğine yardımcı olunduğundan ve bu çalışmalarda odun dışı orman ürünü veren türler kullanılarak köy tüzel kişilikleri ekonomik olarak desteklendiğinden, esasen Anayasa'nın 170. maddesinin bir gereği olarak köylerin korunduğu ve kalkındırıldığı,Diğer taraftan; dava konusu Yönetmelik'te ve dayanağı Kanun'da, yapılacak çalışmalarda kullanılacak türler açısından odun veya odun dışı orman ürünü veren ayrımının yapılmadığının görüldüğü,Ayrıca, çalışma yapılan sahalardan elde edilen odun dışı orman ürünlerinin tarife bedeli ile sahaların bakımını yapanlara verilmesine ilişkin düzenlemenin de dayanak 6831 sayılı Kanun'un Ek 12. maddesiyle aynı yönde olduğunun anlaşıldığı,Bu durumda; dava konusu düzenlemede üst hukuk normlarına, kamu yararına ve hukuka aykırılık görülmediği,Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan "malikinden muvafakat alınmak kaydıyla" ibaresi yönünden;Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde; "Gerçek kişiler ile diğer tüzel kişilere ait arazilerde malikinden muvafakat alınmak kaydıyla erozyon ve sel kontrolü, çığ ve heyelanların önlenmesine yönelik çalışmalar yapılabilir veya yaptırılabilir." hükmünün yer aldığı,6831 sayılı Kanun'un 57. maddesinin 1. fıkrası ile Ek 12. maddesinde yer alan düzenlemelerde; orman sahasını arttırmak maksadıyla orman sınırları içinde yangın ve çeşitli sebeplerle meydana gelmiş açıklıklarda, verimsiz, vasıfları bozulmuş ve amenajman planlarında toprak muhafaza karakteri taşımadığı halde muhafazaya ayrılmış orman alanlarının ağaçlandırma, erozyon kontrolü ve rehabilitasyon çalışmalarına konu edilebileceği, bu çalışmaların köy tüzel kişilikleri ve diğer gerçek ve tüzel kişiler tarafından Orman Genel Müdürlüğü'nün uygun göreceği planlara göre yapılabileceği kuralının getirildiği,Dava konusu Yönetmeliğin dayanağı Kanun maddelerinde, gerçek kişiler ile (kamu kurumları hariç) diğer tüzel kişilere ait arazilerde yapılacak erozyon ve sel kontrolü, çığ ve heyelanların önlenmesine ilişkin çalışmaların ne şekilde yürütüleceğine dair ayrıntılı düzenlemelere yer verilmediği,Bununla birlikte; Yönetmeliğin dayanaklarından 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 334. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde, Orman Genel Müdürlüğü'ne, gerçek ve tüzel kişilerin erozyon kontrolü çalışmalarını destekleme görevi verildiğinden, söz konusu çalışmalar için gerçek kişiler ve diğer tüzel kişilerden sahibi oldukları araziler için muvafakat alınmasına ilişkin dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmediği,Yönetmeliğin 8. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinde yer alan "Sakız ile yapılacak özel ağaçlandırma çalışmaları hariç olmak üzere" ibaresi yönünden;Yönetmeliğin 8. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinde, sakız ile yapılacak özel ağaçlandırma çalışmaları hariç olmak üzere, deniz kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak 2.000 metrelik mesafe içinde bulunan yerler ile tabii göl kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak 500 metrelik mesafe içinde bulunan yerlerin, Devlet ormanlarında özel ağaçlandırma ve özel imar-ihya çalışmalarına izin verilemeyecek yerler arasında sayıldığı,Yönetmeliğin 8. maddesinde, özel ağaçlandırma ve özel imar-ihya çalışmaları yapılabilecek ve yapılamayacak alanlar belirlenmiş olup; Devlet ormanlarında özel ağaçlandırma ve özel imar-ihya çalışmalarına izin verilmeyecek alanlarda; bitki örtüsü, topografya, silüet etkisini bozabilecek, tahribata yönelik hiçbir eylemde bulunulamayacağı, bu sahaların özelliklerinin kaybolmasına veya değiştirilmesine sebep olan veya olabilecek her türlü müdahaleler ile toprak, su ve hava kirlenmesi ve benzeri çevre sorunları yaratacak iş ve işlemler yapılamayacağı, tabii dengeyi bozacak her türlü faaliyetin önüne geçilmesi gerektiğinin açık olduğu,İzin verilmeyecek alanların belirtildiği, maddenin 2. fıkrasının (c) bendiyle, yukarıda açıklanana benzer bir amaç güdülerek deniz ve tabii göl çevrelerinde, belirli mesafeler içinde ağaçlandırma çalışmaları yapılmaması noktasında kısıtlama getirildiği, bu alanlar içerisinde yalnızca sakız ağacı yönünden bir istisna hükmüne yer verildiği; söz konusu istisnanın, sakız ağacının yetişme gereksinimleri göz önünde bulundurularak getirildiği ve bu ağacın kısıtlı bir bölgede yetiştiğinden orman ekosistemine olumsuz etkisi olmayacağı sonucuna varılmakla, düzenlemede hukuka aykırılık görülmediği,Yönetmeliğin 16. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "Devlet ormanlarında ve sahipli arazilerde en küçük parçası 0,5 hektardan, hazine arazilerinde ise 2 hektardan küçük olan yerler özel ağaçlandırma ve özel imar-ihya çalışmalarına konu edilemez." cümlesi ve 16. maddenin 3. fıkrası yönünden;Yönetmeliğin 16. maddesinin 1. fıkrasında, "Devlet ormanlarında ve sahipli arazilerde en küçük parçası 0,5 hektardan, hazine arazilerinde ise 2 hektardan küçük olan yerler özel ağaçlandırma ve özel imar-ihya çalışmalarına konu edilemez. Ancak, hazine arazilerinde imar planı içinde kalan ve ağaçlandırılacak alan olarak ayrılan sahalarda 2 hektar saha büyüklüğü aranmaz." düzenlemesinin, 3. fıkrasında ise, "Devlet ormanlarında özel ağaçlandırma ve özel imar-ihya çalışmalarında saha ile ilgili üst sınır Genel Müdürlükçe belirlenir." düzenlemesinin bulunduğu,Davacı tarafından, Yönetmeliğin 16. maddesinin 1. fıkrasında yer alan düzenlemenin, 6831 sayılı Kanun'un 1. maddesinin "G" fıkrasına aykırı olduğu ileri sürülmekte ise de; Kanun'un 1/G fıkrasının "orman sınırları dışında olup yüzölçümü üç hektarı aşmayan sahipli arazideki her nevi ağaç ve ağaçcıklarla örtülü yerler orman sayılmaz" hükmü ile orman dışındaki arazilerde bulunan ve alanı 3 hektarı geçmeyen yerleri orman saymadığı, öte yandan; özel ağaçlandırma amacıyla tahsise konu devlet ormanları üzerinde yasaya aykırı bir faaliyette bulunulamayacağının tabii olduğu,Ormanlık alanlardan özel ağaçlandırma amacıyla gerçek ve tüzel kişilere tahsis edilecek saha büyüklükleri ile ilgili olarak yasalarda bir sınırlamaya yer verilmemiş olup dava konusu düzenlemenin, uygulamada tahsis edilecek sahalarda üst alan sınırlamasının getirdiği sorunların giderilmesini amaçladığından düzenlemede, kamu yararı ve hukuka aykırılık bulunmadığı,Yönetmeliğin 17. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi yönünden;Yönetmeliğin 17. maddesinin 1. fıkrasında, odun veya odun dışı orman ürünü veren türler ile yapılacak ağaçlandırmalarda uyulacak esasların belirlendiği; dava konusu (ç) bendinde de, Devlet ormanı sayılan yerlerde; odun dışı orman ürünü veren ve ormanlarda tabii olarak yetişen ağaç, ağaççık ve floraların tohumu, fidanı ve aşılı fidanlarının veya aynı türlerin aşı kalemlerinin kullanımı ile özel ağaçlandırma çalışmalarına izin verilebileceğinin düzenlendiği,6831 sayılı Kanun'un 57. maddesi uyarınca, orman sınırları içinde yangın ve çeşitli sebeplerle meydana gelmiş açıklıklarda, verimsiz, vasıfları bozulmuş alanlarda yapılacak ağaçlandırma ile ormanlık alanların sınırlarının geliştirilmesi amaçlandığı gibi, bu ağaçlandırma sonucu meydana gelecek ormandan faydalanmanın da ağaçlandırma ile güdülen amaçlar arasında yer aldığı,Davacının iddialarının aksine, ağaçlandırılan sahalarda işlenen suçların takibinin 6831 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılmasının dava konusu Yönetmeliğin 26. maddesinin bir gereği olduğu, ayrıca, Anayasa'nın amir hükmü uyarınca, ormanların Devletin koruması ve gözetimi altında bulunduğu,Bununla birlikte; 6831 sayılı Kanun'un Ek 12. maddesinde yer alan; orman içi boşluk alanların, bölgede doğal olarak yetişen türlerle ekim, dikim ve aşılama suretiyle imar-ihya ve/veya rehabilite edilerek doldurulacağı kuralı ışığında, Yönetmeliğin 17. maddesinde, Devlet ormanı sayılan yerlerde yapılacak ağaçlandırma çalışmalarında; yalnızca odun dışı orman ürünü veren türlerin değil, odun ürünü veren türlerin de kullanılacağı göz önüne alındığında, dava konusu düzenlemeyle güdülen amacın, ağaçlandırma sonucu bahçe olarak kullanılacak alanların oluşturması olmadığının açık olduğu,Bu bakımdan; dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı,Yönetmeliğin 20. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan "işleme" ve "don kırıcı tesisler" ibareleri yönünden;Yönetmeliğin 20. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, "Devlet ormanlarında tesis edilen özel ağaçlandırma ve özel imar-ihya sahalarında; üretim, işleme, bakım ve koruma amaçlı konteyner, karavan, prefabrik bekçi evi, taşınabilir tuvalet, hangar-depo, su deposu, sulama ve yangın havuzu, su isale hattı, su kuyusu, don kırıcı tesisler, elektrik tesisleri ve B tipi tali orman yolu yapılmasına izin verilebilir." kuralına yer verildiği,6831 sayılı Kanun'un 17. maddesinde, Devlet ormanları içinde bu ormanların korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler müstesna olmak üzere; her çeşit bina yapılmasının yasaklandığı,Orman alanlarında yapımı öngörülen işleme ve don kırıcı tesisleri, nitelikleri itibarıyla anılan Kanun hükmü kapsamında ifadesini bulan, istihsal (üretim) faaliyetine yönelik yerlerden olduğundan ve bu yapılar geçici nitelikte bulunduğundan yapılan düzenlemede kamu yararına ve üst hukuk normlarına aykırılık bulunmadığı,gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.TEMYİZ EDENİN İDDİALARI
: Davacı tarafından, dava konusu düzenlemelerde orman ekosistemi ve orman mülkiyetinin dikkate alınmadığı, kamu yararı gözetilerek korunması gereken orman arazisinde bitkisel tarım yapılmasının amaçladığını, orman dışı ağaç ve bitkiler ithal edilerek ormanların kimyasının bozulması, orman alanlarının ziraat ve iskan alanlarına dönüştürülmesi suretiyle sınırlarının daraltılmasına yol açacak bir şekilde düzenleme yapıldığı, dava konusu değişikliklerin Anayasa'ya, orman mevzuatına ve ormancılık bilimine aykırı olduğu ileri sürülmektedir.KARŞI TARAFIN SAVUNMASI
: Davalı idare tarafından, Danıştay Sekizinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NUN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.TÜRK MİLLETİ ADINAKarar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:Üye ...'in, █████/2019 tarih ve 30927 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ağaçlandırma Yönetmeliği'nin davaya konu maddeleri ile davacı Dernek arasında doğrudan meşru, kişisel ve güncel bir 'menfaat' ilgisi kurulmasına olanak olmadığı, bu haliyle de davacı Derneğin bu maddelerin iptalini istemekte doğrudan bir menfaati bulunmadığı gerekçesiyle, davacı Derneğin dava açma ehliyeti olmadığı" yolundaki oyuna karşılık bakılan uyuşmazlıkta, davacı Derneğin, dava açma ehliyeti bulunduğuna oyçokluğu ile karar verilerek, uyuşmazlığın esasının incelenmesine geçildi.HUKUKİ DEĞERLENDİRME
:Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,b) Hukuka aykırı karar verilmesi,c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.KARAR SONUCU
:Açıklanan nedenlerle;1. Davacının temyiz isteminin reddine,2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Sekizinci Dairesinin temyize konu █████/2023 tarih ve E:██████████, K:█████████ sayılı kararının ONANMASINA,3. Kesin olarak, █████/2025 tarihinde usulde oyçokluğu, esasta oybirliği ile karar verildi.