Anahtar kelimeler: Oyalamış Vaatlerde Aldatıcı Mülk Devre İmzalatmış İmzalatarak Getirmiş Aldatması İik

T.C. İstanbul Anadolu 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
: ████████KARAR NO
: ████████DAVA
: Sıra Cetveline İtiraz (İflas Tasfiyesinde Düzenlenen Sıra Cetveline Yönelik Kayıt Kabul Ve Terkin Talebi (İİK 235))DAVA TARİHİ
: █████/2025KARAR TARİHİ
: █████/2026Mahkememizde görülmekte olan Sıra Cetveline İtiraz (İflas Tasfiyesinde Düzenlenen Sıra Cetveline Yönelik Kayıt Kabul Ve Terkin Talebi (İİK 235)) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Taraflar arasında davalı tarafın hile ve aldatması nedeniyle devre mülk satış sözleşmesi imzalandığını, davalı şirketin müvekkiline aldatıcı vaatlerde bulunarak sözleşmeyi imzalatmış olmasına rağmen daha sonra müvekkilinin sözleşme yükümlülüklerini yerine getirmiş olduğunu, davalı şirketin yükümlülüklerini yerine getirmemiş olduğunu, müvekkilini oyalamış ve yeni sözleşmeler imzalatarak borçlandırmaya devam ettiğini, bu nedenle taraflarınca ----. Asliye Hukuk Mahkemesinin -----. Sayılı dosyasında sözleşmelerin iptali ve müvekkilinin daha fazla mağduriyet yaşamasının engellenmesi amacıyla dava açılmış olduğunu, yargılama neticesinde dava konusu sözleşmelerin iptal edilmiş müvekkilininin sözleşmeler nedeniyle ödemiş olduğu bedellerin dava tarihinden itibaren avans faiziyle iadesine hükmedildiğini, mahkemece sözleşmeler iptal edilmiş ve borç doğuracak yeni ihtimallerin oluşması engellenmiş olsa da müvekkilininin mağduriyetinin karşılanmadığını, bu sebeplerle davacı müvekkilininin mağduriyetinin tam karşılanması amacıyla işbu davanın açılma zarureti hasıl olduğunu, işbu nedenlerle fazlaya dair tüm talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla davanın kabulü ile şimdilik 1.000,00 tl maddi tazminatın (hesap bilirkişisince tanzim edilecek rapordan sonra denkleştirici adalet ilkesine göre belirlenecek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla) sözleşme tarihinden ----. asliye hukuk mahkemesinin ---- esas sayılı dosyamızın dava açılış tarihine kadar işleyecek yasal faizi ile birlikte taraflarına ödenmesine, müvekkilinin yaşamış olduğu manevi sıkıntılar nedeniyle 8.000,00 TL manevi tazminatın, sözleşme tarihinden --- Asliye Hukuk Mahkemesinin ---- Esas Sayılı dosyanın dava açılış tarihine kadar işleyecek yasal faizi ile birlikte taraflarına ödenmesine, her türlü yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraftan tahsiline karar verilmesi gerektiğini beyan ve ifade etmiştir.İNCELEME VE GEREKÇE
:Dava, sıra cetveline itiraz (kayıt kabul) davasıdır. Davanın yasal dayanağı İİK'nun 235 maddesidir.İşbu davanın --- Tüketici Mahkemesi'nin ---- esas sayılı dosyası ile açıldığı, müflis harici davalılar yönünden tefrik kararı verildiği, akabinde ----- esas ---- karar sayılı kararı ile davanın kayıt kabul davası olması nedeniyle görev sebebiyle davanın usulden reddine karar verildiği, görevsizlik kararı üzerinde dosyanın ---. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilerek --- esasına kaydedildiği, ---. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ---- esas sayılı dosyasında gönderme kararı ile dosyanın ---- Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderildiği, --- Asliye Ticaret Mahkemesi'nin --- -- karar sayılı kararı ile yetkisizlik kararı verilmesi üzerinde dosyanın mahkememize gönderildiği ve mahkememizin işbu esasına kaydedildiği anlaşılmıştır.---Asliye Ticaret Mahkemesinin ------ karar sayılı kararı ile müflis şirketin 25.09.2024 iflasına karar verilmiştir.İşbu dosya,---Asliye Hukuk (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla) Mahkemesi'nin --- esas ----- karar sayılı kararından kaynaklı olarak munzam zarar ve manevi tazminat taleplidir.MUNZAM ZARAR TALEBİ YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME;6098 sayılı TBK'nın 122/1. maddesinde, "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı gidermekle yükümlüdür." düzenlemesine yer verilmiştir.Munzam Zararın İspatında Yargıtay'ın Tarihsel Yaklaşımı Değerlendirildiğinde;Munzam zarar, borçlunun temerrüdü ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borç olup bu hukuki niteliği ve karakteri itibariyla, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması halinde dahi takip veya davanın konusuna dahil bir borç olarak kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamaktadır. Ayrı bir dava ile on yıllık zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.Munzam zararın ispatın somut olarak ispatının gerekip gerekmediği hususu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Özel Dairelerinin birbirinden farklı uygulamaları ile süregelmiştir. Yargıtay uygulamalarındaki bu iki farklı görüş, munzam zararı ispatının sıkı ispat kurallarına bağlanıp bağlanmaması; maruf ve meşhur olayların “karine” olarak kabul edilip, edilemeyeceği ve maddi zararın belirlenmesi yöntemlerinde yoğunlaşmaktadır.Yargıtay'ın eskiden beri ağırlıklı olarak uyguladığı birinci görüşe göre; munzam zarar talep eden-davacı, temerrüde uğrayan alacağın varlığını, bu alacağın ödenmemesi sebebiyle temerrüt faizini aşan zararı bulunduğunu somut olarak ve yasal delilerle ispatlamak zorundadır. Olumsuz ekonomik veriler (yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki artış, piyasa yüksek faiz oranları) davacı-alacaklıyı ispat yükünden kurtarmaz. Geç tahsil edilen alacağın, iştigal konusu ticarette kullanılmasının tabiî olduğu varsayımı yeterli kabul edilip hüküm kurulamaz. Alacaklının, munzam zararını yasal delillerle kanıtlaması halinde borçlu; ya alacaklının bir zarara uğramadığını ya da borç zamanında ifa edilmiş olsaydı bile, alacaklının değeri düşmeyecek bir yatırım yapmayacağını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir.İkinci görüşe göre; munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağın varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faiziyle karşılanmayan zarar miktarını; zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını kanıtlamalıdır. Munzam zarar alacaklısı, normal durumlar ve fiili karineler ile maruf ve meşhur olaylara dayanıyorsa bunun ispatı istenmemeli, munzam zarar davalarında davacı-alacaklının ispat yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalı, enflasyonist ortamda, bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması; örneğin, en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirilmesi, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmelidir. Bu karinenin aksini, kusursuzluğunu ve sorumsuzluğunu ispatlamak borçlunun yükümlülüğündedir.Yargıtay Daireleri arasında bu yolda oluşan içtihat aykırılığının giderilmesi istemi, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nca reddedilmiştir.Başından beri birinci görüşü uygulayan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, daha sonra ikinci görüşü benimsemiş, 2021 ve 2022 yıllarında verdiği kararlar incelendiğinde ise somut ispat kuralına geri döndüğü görülmüştür.Ekonomik Olumsuzluklar Karine Yönünden Değerlendirildiğinde;Gerek 818 sayılı mülga BK'nın 105.maddesinde ve gerekse 6098 sayılı TBK'nın 122/1. Maddesinde "FAİZ"den değil, "ZARAR"dan bahsedilmektedir. "Günümüz ekonomik koşullarıyla geçmişdeki ekonomik veriler değerlendirildiğinde; ekonomi düzeni içinde yer alan yatırım araçlarının hiçbir zaman istikrarlı gelir getirmediği ve dolayısıyla munzam zararın ispatında “karine” oluşturmadıkları sonucuna varılmaktadır. Örneğin, belli bir zamanda getirisi olan döviz, başka bir zamanda zarar oluşturmaktadır. Borsalardaki yatırımlarda kâr sağlayabildiği gibi, zarara da sebebiyet vermektedir. Enflasyon oranı düştükçe, banka mevzuat faizi de düşmektedir. O halde, ikinci görüşü benimseyen Yargıtay kararları ve hukuksal öğretideki görüşler, “karine” yönünden hukuksal dayanaktan yoksun kalmaktadır." (Yargıtay ----.HD'nin -----.sayılı kararı) Yakın bir tarihte yüksek döviz kurlarının bir gecede neredeyse yarı yarıya kadar düştüğü dikkate alındığında, dövize yatırımın her zaman gelir getirmeyeceği, bu nedenle olumsuz ekonomik verilerin karine sayılamayacağı görülmektedir.Somut Olay ve Güncel Yargıtay Kararları Değerlendirildiğinde;Dava dilekçesinde davacının faizle karşılanmadığı ileri sürülen zararına ilişkin somut bir vakıa ve somut bir vakıaya ilişkin delil bildirilmemiştir. Davacı vekili munzam zarar talebini enflasyon döviz artışı gibi olumsuz ekonomik verilere dayandırmış, alacak hesabının da bu verilen üzerinden hesaplanmasını talep etmiştir.Yargıtay ----.Hukuk Dairesi ------ kararında;"Yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Davacı para alacağını zamanında alması halinde ne şekilde kullanacağını, uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu ispat etmek zorundadır." şeklindeki kararı ile somut ispatı aramıştır.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu-----.sayılı kararında;"Uğranılan zarar, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle 105. maddeye dayanılarak munzam zarar istenecek ise, artık o merciin, zararın oranını belirlemek için kullandığı/dikkate aldığı/değerlendirdiği ölçülere ve bunların “maruf ve meşhur” oldukları olgusuna değil, davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da, elverişli ve geçerli delillerle kanıtlanmalıdır."Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ---- kararında; "Davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir."Dosya kapsamı ve deliller birlikte değerlendirildiğinde, davacılarının salt olumsuz ekonomik verilere dayanarak munzam zarar talebinde bulunduğu, somut olarak zarara uğradığına dair vakıa ve delil ibraz etmediği, Yargıtay'ın son dönemdeki kararlarına göre, munzam zararın somut olarak ispatının gerektiği, olumsuz ekonomik verilere üzerinden varsayıma dayalı hesap yapılamayacağı anlaşılmakla munzam zarar talebi yönünden açılan davanın reddine karar verilmiştir.MANEVİ TAZMİNAT TALEBİ YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME;TBK'nin 56/1 maddesinde "Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir." hükmü yer almaktadır.Yine TBK'nin 58/1 maddesinde "Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir." hükmü yer almaktadır.Somut olayda TBK'nin 56/1 maddesi gereğince bedensel zararı ve kişilik hakkının zedelenmesi durumu bulunmadığından ortada manevi tazminatı gerektirecek bir zarar söz konusu değildir. Bu nedenle şartları bulunmayan manevi tazminat talebinin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.HÜKÜM
: Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Munzam zarar talebi yönünden açılan davanın reddine,2-Manevi tazminat talebi yönünden açılan davanın reddine,3-Harçlar kanunu gereğince alınması gereken 116,60-TL eksik harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Maddi Tazminat Yönünden;5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T göre hesaplanan 1.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,Manevi Tazminat Yönünden;6-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T göre hesaplanan 8.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,7-İşbu davanın arabuluculuk dava şartına tabi olmadığı anlaşıldığından arabuluculuk görüşmeleri neticesinde ----- Arabuluculuk Bürosu'nun dosyasında takdir edilen 2.200,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,8-Kullanılmayan gider avansının bulunması halinde kararın kesinleşmesinden sonra HMK’nun 333. maddesi uyarınca talep halinde yatırana İADESİNE,Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, diğer tarafların yokluğunda gerekçeli kararın tebliğden itibaren 2 hafta içinde ---- Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yolu açık olmak üzere açıkça okunup usulen anlatıldı.