Anahtar kelimeler: Geçilmiştir Bam Esaskarar İddianin Yazildiği Başkan Katip Ret İstenmiş Üye

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 22. HUKUK DAİRESİ
T.C.A N K A R AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ22. H U K U K D A İ R E S İESAS NO
: ███████ (ESASTAN RET )KARAR NO
: ████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IBAŞKAN
: ... (...)ÜYE
: ... (...)ÜYE
: ... (...)KATİP
: ... (...)İNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ
: █████/2023ESAS-KARAR NO
: ███████ E - ████████ KDAVANIN KONUSU
: AlacakKARAR TARİHİ
: █████/2026YAZILDIĞI TARİH
: █████/2026Taraflar arasında yukarıda bilgileri belirtilen kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği ve eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçilmiştir. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildi.GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜİDDİANIN ÖZETİDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin hamili olduğu davalı ... ile dava dışı ...'nun borçlu olduğu █████/2012 tanzim █████/2019 vade tarihli 40.000,00 Euro bedelli bonoya dayalı olarak ... ile isim benzerliği nedeniyle hatalı olarak eski ünvanı ... Mühendislik Müşavirlik Ltd. Şti olan ... Mühendislik Müşavirlik Ltd. Şti. aleyhine icra takibi başlatıldığını, itiraz üzerine takibin şirket yönünden iptaline karar verildiğini, takipte borçlu olarak sadece ...'nun kaldığını, yeniden ödeme emri gönderilmesi durumunda █████/2019 vadeli bonoya karşı zamanaşımı def'inde bulunabileceğinden icra takibi yapmak yerine TTK 732. maddesi gereğince alacağın tahsili için işbu davanın açıldığını, davanın bono borçlusu ... Endüstriyel Tesisler Ltd. Şti'nin ile bono borçlusu olmayan ... Mühendislik Müşavirlik Ltd. Şti'ne (eski ünvanı ... Mühendislik Müşavirlik Ltd. Şti olan) yöneltildiğini, zira bu şirketin ortakları, iştigal konuları, şirket merkezleri ve yöneticileri aynı olup aralarında organik bağ bulunduğunu, davalı şirketlerin unvanlarının hafızada aynı oldukları izlenimi uyandırdığını, her iki şirketin iştigal konularının neredeyse aynı olduğu, her iki şirketin ortaklı ve pay oranları da aynı olup şirket müdürlerinin her iki şirket için aynı tarihte göreve başlayıp aynı tarihte görevden ayrıldıklarını, her iki şirketin sermaye arttırımlarının aynı tarihte, aynı miktara çıkartıldığını, bugün dahi her iki şirketin merkezlerinin aynı olduğunu, organik bağ bulunan davalıların bono nedeni ile müvekkiline karşı birlikte sorumlu olduklarını belirterek 40.000,00 Euro tutarlı bono alacağının Türk Ticaret Kanununun 732. maddesi gereğince bono keşidecisi ... ile aralarında organik bağ bulunduğundan diğer davalı şirketten ticari faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.SAVUNMANIN ÖZETİDavalı ... vekili süresinden sonra sunduğu cevap dilekçesinde özetle; takibe konu bonoda müvekkili şirketin adı ve imzası bulunmadığından müvekkili şirket yönünden takibin İcra Hukuk Mahkemesi tarafından iptal edildiğini, davanın kötü niyetle açıldığını, müvekkiline husumet yöneltilmeyeceğini, davanın açılmasında hukuki yararın bulunmadığını, müvekkili ile diğer davalı şirket arasında bağ bulunmadığını, her iki şirketin farklı tüzel kişilikleri, vergi numaraları, ortaklık yapıları ve faaliyet alanlarının bulunduğunu, müvekkilinin mühendislik firması olup her türlü makine ve endüstriyel tesislerin imalatını yapmakta olduğunu, diğer davalı şirketin ise işhanı mesken inşaatı bina bakım onarım vb gibi iş ve işlemleri gerçekleştirmekte olduğunu, şirketler arasında iktisadi bütünlük bulunmadığını, bonoda adı geçen ...'nun her iki şirkette tek başına ortak olmadığını, şirketler arasında hiçbir mal alım satımı olmadığını, şirketler arasında muvazaa benzeri husus ya da örtülü bir işlem bulunmadığını, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için gerekli hallerin mevcut olmadığını, şirket ortaklarının şahsi malvarlığı ile şirket malvarlığının özdeş halde bulunmadığını, yönetici hakim ortak ve onun çıkarları kapsamında yapılan iş ve işlemlerin bulunmadığını, herhangi bir öz kaynak yetersizliğinin olmadığını, her iki şirketin ne borca batık ne de kapalı kayıt olduğunu, şirketlerin faaliyetlerini ve varlıklarını sürdürmekte olduklarını, davacının alacağının tahsili için gerekli işlemleri yapabilecekken sırf ortaklardan birinin ismi aynı ve müvekkilinin mal varlığı olduğu için müvekkilini sorumlu tutmaya çalıştığını, her iki şirket arasında sermaye transferi yada hakim/yavru şirket ilişkisinin bulunmadığını, 5 yıl vadeli bono düzenlenmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, ... tarafından senede ilişkin suç duyurularında bulunulduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Diğer davalı ... cevap dilekçesi sunmamış, yargılamaya katılmamıştır.İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİMahkemece toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre, takibe ve davaya konu bononun zamanaşımına uğramış olması nedeni ile TTK 732. maddesine dayalı olarak sebepsiz zenginleşme nedenine dayalı olarak davalılardan ... aleyhine açılan davada, zamanaşımına uğrayan bononun keşidecisinin ... olması, keşideci olan şirketin senet bedelini lehtar ya da ciranta olan davacı hamile ödediğini iddia ve ispat edememiş olmakla, keşideci şirketin hamil aleyhine olacak şekilde sebepsiz zenginleşmiş olmakla bu davalı aleyhine açılan davanın kabulüne, diğer davalı ... yönünden ise, tüzel kişilik perdesinin aralanması ve bu suretle işbu davalının bono bedelinden sorumlu tutulması istemi ile açılan davada, öncelikle icra takibinin, her iki şirket yetkilisi ve bononun avalisti olan dava dışı ... hakkında kesinleşmiş olması ve icra konusu alacağın anılan şahıstan tahsil edilemediği hususunda aciz vesikası vb, bir belge sunulmadığı gibi yine alacağın keşideci borçlu şirketten tahsil edilemediği ya da tahsilinin mümkün olmadığı hususunda da belge sunulmadığı, her iki şirketin faaliyet alanı farklı olup anılan şirketin yetkililerinin iddia olunduğu şekilde, alacağa dayanak bonoya ciro yolu ile sahip olan davacı hamili bilinçli (kötü niyetli) olarak zarara uğrattığı kanıtlanamamış olduğundan bu şirketle ilgili açılan davanın reddine karar verilmiştir.İSTİNAF SEBEPLERİDavacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; somut olayda tüzel kişilik perdesinin aralanması için gerekli koşulların oluştuğunu, aciz belgesi sunulmasının organik bağ ve tüzel kişilik perdesinin aralanması için koşul olmadığını, ...'nun borca yeter mal varlığının olmadığının icra dosyasından anlaşılmakta olduğunu, her iki şirketin faaliyet alanlarının farklı olduğuna dair tespitin hatalı olduğunu, her iki şirketin temel faaliyet alanlarının inşaat, elektrik, makine olduğunu, ... Mühendislik (...)'nin fiilen keşideci şirketin faaliyet alanında çalıştığını, faaliyet alanlarının aynı olduğuna dair TTSG yeterli olup aksinin düşünülmesi halinde davalıların ticari defterlerinin incelenmesi gerektiğini, borcun halen ödenmediğini, müvekkilinin zarara uğratıldığını, aynı şirket intibaı oluşturmak amacıyla birbirine benzeyen unvanlar kullanıldığını, davalı ...'nin 2007 yılında kurulmasına rağmen kataloglarında ve güncel internet sitesinde 2005 yılında kurulan ... Endüstriyel şirketinin yapmış olduğu işleri sahiplendiğini, bu durumun her iki şirketin tek bir şirket gibi davrandığını, şirketler arasında ayrım bulunmadığını, her şeyin ortak olduğunu, bir şirketi borçlandırmak diğer şirkete mal edindirmek amacıyla iki şirketin kurulduğunu ve şirketler arasında organik bağ olduğunu göstermekte olduğunu, borca batık keşideci şirketin sahibi ve yöneticisi ...'nun davalı ... şirketinin sahibi olduğu konutu ev olarak kullanmakta olduğunu, davalı ...'nin vekilinin aynı zamanda ...'nun da vekili olduğunu, aynı vekilin aynı zamanda ortak olmadığı halde ...'nin yönetim kurulu başkanı ...'nün eşi olduğunu, şirketler ve ortakları arasında organik bağın sadece ekonomik olarak ve faaliyet alanı açısından değil kişisel ilişkiler açısından da bulunduğunu, şirketlerin isim benzerliği, faaliyet alanlarının aynı olması, şirket merkezlerinin aynı yerde bulunması ve bu nedenle kayıtların iç içe geçmesi (TTSG'de dahi ilanlarının aynı nüshada yayınlanması), şirketlerin tek merkezden idare edilmesi, keşideci şirketin kuruluş amacı kar elde etmek olmasına karşın kar elde etmemesi, buna karşın faaliyetlerine devam etmesi, davalıların bilinçli olarak zarar vermek kastıyla hareket etmekte olduklarını gösterdiğini, ödenmemek üzere kıymetli evrakı piyasaya sürmelerinin kötüniyetli olduğunu, davalı keşideci şirketin borçlanmak için kullanıldığını, diğer davalı ... şirketinin mal varlığı edindiğini, tarafların ticari defter ve kayıtları incelenmeden karar verildiğini ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLARUyuşmazlık, senette keşideci olarak yer alan ... Endüstriyel şirketi ile davalı ... şirketi arasında organik bağ, tüzel kişilik perdesinin aralanması anlamında bağlantı bulunup bulunmadığı, bu kapsamda senette sıfatı olmayan davalı ... şirketinin senetten dolayı sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇEDava, alacak istemine ilişkindir.İnceleme, 6100 sayılı HMK’nin 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle sınırlı, ancak kamu düzenine ilişkin nedenler resen göz önünde tutularak yapılmıştır.Temel hukuk kurallarının en önemlilerinden biri sözleşmelerin ve borç ilişkilerinin nisbiliği ilkesidir. Alacak hakkı ancak hukuki ilişkinin tarafları arasında ileri sürülebilir. Ticaret şirketlerinde ise sınırlı sorumluluk ilkesi, ortaklardan ayrı ve bağımsız malvarlığı oluşumunun sonucudur. Diğer bir ifadeyle tüzel kişilerin ve ortakların mal varlığı ve sorumlulukları birbirinden ayrılmaktadır. Ticaret şirketlerinde sınırlı sorumluluk ya da ayrı malvarlığı ilkesinin alacaklıların menfaatlerine zarar verecek şekilde kötüye kullanılması durumunda, alacaklıların hak ve menfaatlerini korumak için hukuk sistemlerinde hakkaniyet gereği “Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi” geliştirilmiş ve tüzel kişiliğin arkasına sığınılarak durumu kötüye kullanan ortakları şirket borçlarından şahsen sorumlu tutma imkanı getirilmiştir. Teorinin uygulanmasının yasal dayanağı olarak dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağını düzenleyen MK’nın 2. maddesi kabul edilmektedir.Borç yükümlüsü olarak bir tüzel kişilik bulunmakta iken, şirketin ortaklarına ya da başka bir şirkete karşı borçtan dolayı yönelinemez. Ancak, tüzel kişiliğin kötüye kullanıldığı bazı istisnai hallerde tüzel kişilik perdesi aralanmak suretiyle, gerçek ya da tüzel kişi ortakların sorumluluğu cihetine gidilebilmektedir.Uygulama ve doktrinde, tüzel kişi ile ortaklarının ya da birden fazla tüzel kişi şirketin birbirinden ayrı olan çalışma alanlarının ve malvarlıklarının birbirine karışması halinde ve ayrıca borçlu şirketin sermayesinin yetersiz kalması durumunda, yani istisnai hallerde tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin uygulanmasının mümkün olabileceği kabul edilmektedir.Belirtmek gerekirse bu teoriye ihtiyatlı yaklaşılmalı, zira teori ile kurallara istisna getirildiğinde mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. (ÇAMOĞLU, Ersin, " Ticaret Ortaklıkları Bağlamında Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması", Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, C.32, .S.2, BATIDER, 2016, s.11-15 )Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması üç şekilde görülebilmektedir. İlki tüzel kişilik perdesinin düz kaldırılması, bu hal şirket borcundan dolayı şirket yönetici ve ortaklarına gidilme olanağı sağlamaktadır. İkincisi tüzel kişilik perdesinin ters kaldırılması, bu hal şirket yönetici veya ortağının borcundan dolayı şirket tüzel kişiliğine gidilmesini sağlamaktadır. Üçüncüsü ise tüzel kişilik perdesinin çapraz kaldırılması olup, bu hal ise hâkim şirketler topluluğunda söz konusu olabilmektedir.İkinci konu ise, Güven Teorisidir. Güven kavramı; temelinde, dürüstlük, samimiyet kavramlarını barındıran hukuki, ekonomik, sosyal ve kültürel bir kavramdır. Hukuk, uyuşmazlıkların çözümünü zaman zaman kaynağını dürüstlük kuralından alan taraflar arasındaki güven ilişkisinde bulmaktadır. Güven teorisi, tarafların menfaatleri arasında denge kurmayı amaçlar ve kaynağını dürüstlük kuralından alır. Kendine özgü mahiyet arz eden güven sorumluluğu bir kişinin veya kuruluşun davranışlarıyla başkalarında yarattığı haklı beklentiler nedeniyle oluşan güven ilişkisinden kaynaklanır. Temeli Alman Borçlar Kanunu’na dayanan bu teorinin, borçlar hukuku mevzuatımızda düzenlemesi bulunmamakla birlikte, gerek Türk hukukunda gerekse İsviçre hukukunda kendisine uygulama yeri bulan bu teori bir kimsenin kendi yarattığı dış görünüşün meydana getirdiği sonuçlara kendisinin katlanmasının gerekliliği, aksi yönde bir düşüncenin iyi niyet kurallarına aykırılık teşkil edeceğinin kabulüne dayanır. Bu kapsamda yorum sırasında güven teorisinin uygulanması TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük ilkesinin gereğidir. Kanunun getirdiği güvenin korunmasına ilişkin hükümler yanında, tarafların sözlü veya yazılı davranışları bu güven ortamını sağlayabilir. Sağlanan güvenin, güven sorumluluğu kapsamında, hukuken korunması gerekir. Güven sorumluluğunda taraflar birbirlerinden bekledikleri güveni boşa çıkarmamalıdır. Bu itibarla güven teorisi hukuki güven, istikrar ve hakkaniyet düşüncesini esas alır. Hukukun bir amacı da kişilerin gerek birbirleriyle gerekse devletle olan ilişkilerinde güven ve sürekliliği sağlamaktır. Yasa'ya aykırı sakat bir işlemin uzun bir süre sonra geri alınması adalet, hakkaniyet, kamu düzeni ve istikrar ilkelerine dolayısıyla hukuka aykırı olur. Topluma ve kişiye hizmetle yükümlü bir hukuk devleti kişiye haksızlık yapmamak ve kendisinin yararlandığı bir süreden kişiyi de yararlandırmak zorundadır. (HGK, T. 06.10.2020, S:2016/(21)10-1602 E, ████████ K)Somut olayda, mahkemece, yargılamanın HMK'da düzenlenen usul kurallarına uygun olarak yapılmış olmasına, kamu düzenine aykırılık hallerinin bulunmamasına, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilip yasal düzenlemelere uygun isabetli, yeterli gerekçeyle karar verilmiş olmasına, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılığın olmamasına ve özellikle ticaret şirketlerinin borçlarından mal varlığı ile sınırlı sorumlu olmasına, sözleşmelerin nisbiliği ilkesi gereğince perdenin kaldırılması teorisinin istisnai bir yol olup ihtiyatlı davranılması gerekmesine, davalı şirketlerin tebligata rağmen ticari defterlerini sunmaması nedeniyle karşılaştırmalı olarak ticari defterlerin incelenmesinin mümkün olmamasına, şirketlerin adreslerinin ve ortaklık yapılarının aynı olmasının organik bağ ve tüzel kişilik perdesinin aralanması suretiyle şirketi sorumlu tutmaya yeterli olmamasına, şirketlerin faaliyet alanlarının farklı olmasına, alacaklıları zarara sokmak amacıyla birlikte hareket ettiklerine dair somut delil sunulmamasına göre davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.HÜKÜM
:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1.maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar ve ilam harcından, peşin alınan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 462,15 TL harcın istinaf eden davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına,3-İstinaf eden tarafından yapılan istinaf posta giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından karşı taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,5-HMK'nin 333.maddesi gereğince gider avansından kalanının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,6-Kararın tebliğinin Dairemizce yapılmasına,Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda 361/1. maddesi gereğince kararın tebliği tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde kararı veren Bölge Adliye Mahkemesi ya da buraya gönderilmek üzere temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi veya İlk Derece Mahkemesine verilecek dilekçe ile Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere, █████/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.Başkan ...¸e-imzaÜye ...¸e-imzaÜye ...¸e-imzaKatip ...¸e-imzaNOT
: BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR."5070 sayılı Kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15. uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur."