Anahtar kelimeler: Uyarlanması Doları Heyetçe Abd Müzakerede Geçilmek Tevdi Anadolu Usule Eksikliğin

T.C. İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
18. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
: █████████
KARAR NO
: ████████
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ
: █████/2022
NUMARASI
: ████████ Esas, ████████ Karar
DAVANIN KONUSU
: Sözleşmenin Uyarlanması
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ
: █████/2026
Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosyanın tevdi edildiği Dairemiz Üye Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra, yapılan müzakerede de ön inceleme ve usule ilişkin eksikliğin bulunmadığının anlaşılması üzerine, işin esasına geçilmek suretiyle dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ
:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ile █████/2015 tarihinde aralarındaki sözleşme gereğince 890.000 ABD doları karşılığında taşınmaz alımı konusunda anlaştıklarını, taşınmazın imar durumunun yapılaşmaya uygun olmadığının tespiti akabinde taraflar arasındaki sözleşmenin haricen fesih edildiğini, sözleşme bedelinin davalıya iadesi için █████/2018 ödeme tarihli 100.000 ABD doları bedelli, █████/2018 ödeme tarihli 100.000 ABD doları bedelli, █████/2018 tarihli 300.000 ABD doları bedelli ve █████/2018 ödeme tarihli 390.000 ABD doları bedelli 4 adet senet verildiğini ancak █████/2018 tarihli resmi gazetede yayınlanan 85 sayılı Cumhurbaşkanı kararına göre "Türkiye'de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri sözleşmelerde, sözleşme bedelleri ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden kararlaştırılmayacaktır." şeklinde yayınlandığını ve yürürlüğe girdiğini bu nedenle sözleşmenin 1 USD doların=3.7776 TL olarak uyarlanmasına karar verilmesinii talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davaya konu belgelerin senet(bono) olduğunu, kambiyo niteliğine haiz olduğunu TTK'nu gereği görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu bu nedenle görevsizlik kararı verilmesini ve esasa ilişkin beyanlarında ise taraflar arasındaki ilişkinin tebliğ kapsamında olmadığını bu nedenle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2019 tarih, ███████ Esas, ████████ Karar sayılı ilamı ile; uyuşmazlık taraflar arasındaki sözleşmeden kaynaklı olup, kambiyo senedinden kaynaklanmadığı, tarafların tacir de olmadığından mahkemenin görevsizliğine, dosyanın İstanbul Anadolu 4.Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine yönelik karar tesis edilmiş, karar süresinde davalı vekilince istinaf edilmiş, Dairemizin █████/2019 tarih, █████████ Esas, █████████ Karar sayılı ilamı ile; "...Dosya kapsamından; taraflar arasında taşınmaz satış sözleşmesi akdedildiği, sonrasında sözleşmenin feshine karar verildiği ve davacı satıcı tarafından alınan satış bedelinin iadesi hususunda davalıya döviz cinsinden 4 adet bono tanzim edildiği anlaşılmıştır. Davacı açmış bulunduğu iş bu dava ile, █████/2018 tarih ve 30534 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'da, 85 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkındaki 32.sayılı Karara ilişkin tebliğde değişiklik yapılarak, sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülüklerde borcun döviz cinsinden kararlaştırılamayacağı hükmü doğrultusunda, borcun uyarlanması ve USD'nin kur'unun 3.7776 TL olarak tespit edilmesini talep etmiştir. Davanın açıldığı asliye hukuk mahkemesi, davanın bonodan kaynaklanması nedeniyle kıymetli evraklara yönelik davaların ticari dava sayılması nedeniyle, asliye ticaret mahkemelerine görevsizlik kararı tesis etmiştir. Asliye ticaret mahkemesince de taraflar arasındaki temel ilişkinin sözleşmeden kaynaklandığı, davanın kambiyo senedinden kaynaklanmadığı gerekçesiyle asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğu yönünde karar tesis edilmiştir. Dosya kapsamından; taraflar arasındaki temel ilişki taşınmaz satışı ve sonrasında taşınmaz satışı sözleşmesinin feshedilmesi ilişkisidir. Ancak davacı açmış bulunduğu iş bu dava ile █████/2018 tarih ve 30534 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'da 85 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkındaki 32.sayılı Karara ilişkin tebliğde değişiklik yapılarak, sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülüklerde borcun döviz cinsinden kararlaştırılamayacağı hükmü doğrultusunda, borcun uyarlanması ve USD'nin kur'unun 3.7776 TL olarak tespit edilmesini talep etmiştir. Dolayısıyla taraflar arasındaki temel ilişki olan taşınmaz satış sözleşmesi ve fesih sözleşmesinden kaynaklanan, bir başka deyişle temel ilişkiden kaynaklanan bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, satış ve fesih sözleşmesinden sonra düzenlenen bonoların Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve ilgili tebliği uyarınca döviz olarak düzenlenen bonoların TL olarak uyarlanması istemine yöneliktir. Uyuşmazlık, dava konusu söz konusu bonolardan kaynaklanmaktadır. Bono 6102 sayılı TTK'nın 776 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, kıymetli evrak niteliğindedir. TTK m.4 ve 5 gereğince de kıymetli evraktan kaynaklanan uyuşmazlıklarda asliye ticaret mahkemeleri görevlidir. Asliye ticaret mahkemelerinin görevsizliğe yönelik kararı bu nedenle isabetli olmamıştır. Davalı istinaf talebinde haklıdır..." gerekçeleri ile "....1.İstinaf başvurusunun KABULÜNE, HMK m. 353/1-a-3 uyarınca İSTANBUL ANADOLU 6.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin █████/2019 Tarih, ███████ Esas, ████████ Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, .Yukarıda belirtilen kapsamda uyuşmazlığın esası hakkında yargılamaya devam edilmesi hususunda dosyanın kararı veren İSTANBUL ANADOLU 6.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'ne gönderilmesine,..." karar verilmiştir.
İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2021 tarih, 2020/4 Esas, ████████ Karar sayılı ilamı ile; davanın hukuki yarara ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş, Dairemizin █████/2021 tarih, █████████ Esas, █████████ Karar sayılı ilamı ile; "...Taraflar arasında 07.08.2015 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi imzalanmıştır. Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi Tapu Kanun'u ve Noterlik Kanun'u hükümleri gereğince resmi şekilde yapılması gerekir. Ancak taraflar edimlerini yerine getirerek davacı gayrimenkulün tapuda devrini sağlamış, davalı alacaklı ise gayrimenkul bedelini davacıya ödemiştir. Bu nedenle taraflar arasında geçerli gayrimenkul satış sözleşmesi yapılmıştır. Ancak tarafların sözleşmenin feshini kararlaştırdıkları anlaşılmaktadır. Sözleşmenin feshi nedeniyle davacı satıcı almış olduğu 890.000 USD tutarındaki dört adet senetle ödemeyi kabul etmiş ve senet düzenlenmiştir. Davacı dolar kurundaki artış ve Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkındaki Kanunda yapılan değişiklikten dolayı senetlerdeki bedelinin uyarlanmasını talep etmiştir.85 Sayılı Karar’ın 1. Maddesine göre; “Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar” ın 4. Maddesine (g) bendi eklenmiştir: Türkiye’de yerleşik kişilerin, Bakanlıkça belirlenen haller dışında, kendi aralarında menkul ve gayrimenkul alım satım, taşıt ve finansal kiralama dâhil her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamaz.” 85 Sayılı Karar’ın 2. Maddesi’ne göre “Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar” a Geçici Madde 8 ile şöyle bir madde eklenmiştir: Bu Kararın 4 üncü maddesinin (g) bendinin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde, söz konusu bentte belirtilen ve daha önce akdedilmiş yürürlükteki sözleşmelerdeki döviz cinsinden kararlaştırılmış bulunan bedeller, Bakanlıkça belirlenen haller dışında; Türk parası olarak taraflarca yeniden belirlenir.” Düzenlemesi getirilmiştir. Somut olayda dava konusu senetlerin düzenlenmesi satış sözleşmesinin feshedilmesi sebebiyle iadesine ilişkindir. Bu nedenle Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar” a Geçici Madde 8 ile bir madde eklenmesine ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kapsamında değildir. İlk derece mahkemesince hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiş ise de, davacının dava konusu senetlere ilişkin döviz cinsinden bedelinin uyarlanmasını talep ettiği göz önüne alındığında hukuki menfaati bulunmakta olup, tarafların delillerinin toplanarak esastan karar verilmesi gerekmektedir. O nedenle ilk derece mahkemesince verilen karar usul ve yasaya aykırıdır. Davacı istinaf talebinde haklıdır...." gerekçeleri ile "...1.Davacının istinaf başvurusunun KABULÜNE, HMK m. 353/1-a-4 uyarınca İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin █████/2021 tarih, 2020/4 Esas, ████████ Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2.Yukarıda belirtilen kapsamda yargılama yapılmak üzere dosyanın kararı veren İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'ne gönderilmesine,..." karar verilmiş, dosya ilk derece mahkemesine gönderilerek yargılamaya devam edilmiştir.
İlk derece mahkemesince; "....dava konusu olayda tarafların başlangıçta seçme özgürlüğü varken TL yerine döviz bazında satım bedelini belirlediği, bir başka deyişle serbest iradeyle dövizde mutabık kaldıkları, ülkemizde zaman zaman ekonomik krizlerin vuku bulduğu ve bu bağlamda dövizle borçlanmanın risk taşıdığının da toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından bilinen bir olgu olduğu, davacının, bu riski önceden öngörebilecek durumda olmasına rağmen dövizle kurulan anlaşmayı imzaladığı, buna göre işlem temelinin çökmesinden bahsetmenin olanaklı olmadığı, bununla birlikte, davacı tarafça da hiçbir aşamada TBK'nun 138. maddesinde düzenlenen, sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durumun ortaya çıktığı, durumun sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede davacı aleyhine değiştirdiği ve davacının da borcunu henüz ifa etmemiş/ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olduğu yönünde bir iddia ve istemin ileri sürülmemiş bulunduğu, nitekim keyfiyetin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesinin █████████ esas ve █████████ karar sayılı kesin kararı ile da "(..)Sözleşmenin feshi nedeniyle davacı satıcı almış olduğu 890.000 USD tutarındaki dört adet senetle ödemeyi kabul etmiş ve senet düzenlenmiştir" şeklinde açıklandığı, dolayısıyla TBK'nun 138. maddesinde düzenlenen koşullara ilişkin hiçbir açıklama ve istemin bulunmadığı gibi anılan maddedeki koşulların da gerçekleşmediği..." gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; "...İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████E. sayılı dosyası ile müvekkilimiz adına 30.09.2018 ödeme tarihli ve 100.000 ABD Doları bedelli, 30.10.2018 ödeme tarihli ve 100.000 ABD Doları bedelli, 30.11.2018 ödeme tarihli ve 300.000 ABD Doları bedelli, 30.12.2018 ödeme tarihli ve 390.000 ABD Doları bedelli senetlerin ödenmemesi ve icra takibine konu edilmemesine ilişkin İhtiyati Tedbir talepli Senet bedellerinin uyarlanması davası açılmıştır.Yerel mahkemece yapılan yargılamada mahkemece görevsizlik kararı verilmiştir. Mahkemenin göreve ilişkin uyuşmazlığı üzerine; dava dosyası resen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmiş olup İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesinin █████████E. sayısına kaydedilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesinin █████████E.█████████K. sayılı ilamıyla İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğuna karar verilmiş ve dava dosyası İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/4E. sayısına kaydedilmiştir.İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/4E. sayılı dosyasında yapılan yargılamada davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmiş ve mahkemenin ████████K. sayısına kaydedilmiştir. Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/4E. ████████K. sayılı kararı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesinin █████████E.█████████K. ve 16.09.2021 tarihli kararı; “ İlk derece mahkemesince hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiş ise de, davacının dava konusu senetlere ilişkin döviz cinsinden bedelinin uyarlanmasını talep ettiği gözönüne alındığında hukuki menfaati bulunmakta olup, tarafların delillerinin toplanarak esastan karar verilmesi gerekir” gerekçesi ile kaldırılmasına karar verilmiştir. Kaldırma kararı üzerine dava dosyası İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████E. sayısına kaydedilmiştir. Yerel mahkemece Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk dairesinin adı geçen kararı doğrultusunda yeni esas numarası verilerek yargılamaya başlanılmış ise de kaldırma kararının gerekleri yerine getirilmemiştir. Şöyle ki; Adı geçen kaldırma kararında tarafların delillerinin toplanarak yargılama yapılmasına karar verilmiştir. Ancak yerel mahkeme tarafından hiçbir delil toplanmamış, dava konusu edilen senet asılları dosya içerisine getirilmemiş ve TBK madde 138 kapsamında ki iddialarımız değerlendirilmemiştir. Ve yerel mahkemece gerekçesinde yanılgıya düşülerek TBK madde 138 koşulların oluşmadığından davanın reddine karar verilmiştir. Taraflar arasındaki sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması gerekmektedir. Şöyle ki; Gerek yerel mahkemeye ibraz etmiş olduğumuz dilekçelerimizde gerekse iş bu istinaf dilekçemizde belirtmiş olduğumuz üzere davacı müvekkilimiz ile davalı arasında ilişkinin temelinde satım sözleşmesi yer almaktadır. Başka bir ifade ile taraflar arasında sözleşmesel ilişki mevcuttur. Bu nedenle taraflar arasındaki sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması gerekmektedir. Şöyle ki; TBK.’nun 138. Maddesinde Aşırı ifa güçlüğü düzenlenmiştir. “Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.” Bu madde uyarınca taraflardan biri madde metninde yer alan şartlar oluştuğunda hâkimden sözleşmenin uyarlanmasını isteyebilir.TBK 138. maddenin düzenlemesinde “sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguların, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değişmiş olması” ifadesi kullanılmaktadır. Madde düzenlemesi sözleşme kurallarının dürüstlük kuralına aykırı olacak şekilde uyarlama talebinde bulunacak taraf açısından kötüleşmesi şartını aramaktadır. TBK. Madde 138 uyarınca bir sözleşmede aşırı ifa güçlüğünden bahsedebilmek için belirli şartların gerçekleşmesi gerekmektedir. Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülemeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durumun varlığı gerekmektedir. Uyarlama İsteyen Tarafın (Borçlunun) Kusurunun Bulunmaması (Durumun Borçludan Kaynaklanmamış Olması) Tarafların Yüklendikleri Edimler Arasındaki Dengenin Dürüstlük Kuralına Aykırı Şekilde (Borçlu Aleyhine) Aşırı Ölçüde Bozulmuş Olması Sonradan meydana gelen ve sözleşmenin koşullarında değişiklik yaratan olay, edimler arası eşitlik ve dengeyi önemli ölçüde bozmuş olmalı ve edimler arasında objektif yönden ağır bir oransızlık meydana gelmiş olmalıdır. Aşırı ifa güçlüğünü düzenleyen TBK 138. maddenin son fıkrasına göre yabancı para borçları bakımından da bu madde uygulama alanı bulacağı açıktır. Dolayısıyla yabancı para borçları bakımından eğer kurdaki öngörülemez artış dolayısıyla taraflardan biri dürüstlük kuralına aykırılık oluşturacak şekilde ifa güçlüğüne düşerse bu madde hükmünden faydalanabilecektir. TBK 138 maddesi ve yukarıda yaptığımız açıklamalar uyarınca taraflardan birinin aşırı ifa güçlüğü nedeniyle hakimden sözleşmenin uyarlanmasını isteyebilmesi için sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülemeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durumun varlığı gerekmektedir. Doktrinde verilen örnekler arasında para değerinin önemli ölçüde düşmesi de öngörülemeyen olağanüstü bir durum olarak sayılmıştır. Aşırı ifa güçlüğü ile değinilecek en önemli nokta ekonomide meydana gelen ani değişimlerin özellikle döviz ile borçlanılan sözleşmelerde ciddi sıkıntılar meydana getirmesidir. İlgili madde gerekçesinde de belirtildiği üzere aşırı ifa güçlüğü nedeniyle sözleşmesinin uyarlanmasının istenebilmesi için gerekli 4 koşul olarak; Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkmış olmalı, olağanüstü durum sebebiyle sözleşmenin yapıldığı sıradaki olgular borçlu aleyhine değişmeli, bu durum borçludan kaynaklanmamış olmalı, Bu durum sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut oldukları kendisinden ifanın istenmesi dürüstlük kurallarına aykırı düşecek şekilde borçlu aleyhine değiştirmiş olmalı ve Borçlu borcunun henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır. Madde hükmünde ifade edilen aşırı ifa güçlüğü halinin en önemli sonucu, sözleşmenin uyarlanmasının istenilmesidir. Bu açıklamalardan sonra; 08.07.2015 tarihinde yapılan satım sözleşmesi nedeniyle davalı müvekkilimize 890.000,00-Amerikan Doları ödemiştir. Ödemenin yapıldığı tarihte 1 USD = 2.69-TL idi.Davalı tarafından takibe konu edilen senetlerin ödeme tarihleri olan aşağıdaki tarihlerde; 30.09.2018 tarihinde 1 USD= 5,98-TL, 30.10.2018 tarihinde 1 USD =5,53-TL - 30.11.2018 tarihinde 1 USD = 5017-TL, 30.12.2018 tarihinde 1 USD= 5,29-TL’dir.Açıkça görüldüğü üzere sözleşmesel ilişki nedeniyle tarafların edimleri arasında aşırı oransızlık ve aşırı ifa güçlüğü meydana gelmiştir. Yerel mahkemece eksik incelemeye dayalı olarak; sebepsiz zenginleşme Hükümleri kapsamında nedeniyle herkes aldığını geri vermekle yükümlü ise de karşılıklı edimler arasında aşırı ifa güçlüğü ve aşırı oransızlık olduğu dikkate alınarak ya senete bedellerinin uyarlanmasına yada taşınmazın dava tarihindeki değerinin tespit edilerek tespit edilen bedel üzerinden karar verilmesi gerekirdi. Davalı tarafından davaya konu edilen senetler icra takibine konu edilmiş ve müvekkilimiz tarafından icra dosyasına ödeme yapılamamıştır. Nitekim davalı tarafından tahsil tarihindeki kur üzerinden ödeme emri gönderilmiştir. Bu gün itibariyle Dolar Kuru; senetlerin ödeme tarihteki kurdan yaklaşık %200 oranında artış göstermiş ve dolar kuru 15,75-TL ve üzerine çıkmıştır. Senede dayalı icra takiplerinde müvekkilimiz tarafından aşırı ifa güçlüğü nedeniyle ödeme yapılamamıştır.Dolayısıyla mahkemece tüm bu hususların dikkate alınarak, senetlere dayalı başlatılan icra dosyaları mahkeme dosyası içerisine getirtilerek ödeme yapılıp yapılmadığı ve diğer tüm hususlar araştırılarak karar verilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle yerel mahkeme kararının istinaf itirazlarımız doğrultusunda kaldırılmasını ve esas hakkında yeniden inceleme yapılarak senetlerin uyarlanmasına karar verilmesini talep ederiz. Maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken nispi vekalet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Şöyle ki; Yerel mahkemece davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmiş ve kararda maktu vekalet ücretine hükmedilmiştir. Yerel mahkemenin hukuki yarar yokluğuna dair kararına karşı tarafımızca istinaf İtiraz yoluna başvurulmuştur. Davalı tarafından yerel mahkeme kararına karşı istinaf itirazında bulunulmamıştır. Dolayısıyla istinaf itirazımız doğrultusunda Bölge Adliye Mahkemesince, yerel mahkeme kararının kaldırılması halinde vekalet ücretine ilişkin kısım yönünden usulü kazanılmış hak oluşmuştur. Yerel mahkemece bu husus gözden kaçırılarak nispi vekalet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Yerleşmiş yargıtay içtihatları ve BAM kararlarında kabul edildiği üzere; yerel mahkemece Bölge Adliye Mahkemesi Kararları ve Yargıtay'ın bozma kararına uyması ile kaldırma veya bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Kaldırma ve Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 tarihli ve 13/5 Sayılı YİBK). Dolayısıyla davalı tarafından itiraz edilmeyen vekalet ücretine yönelik kısım müvekkilimiz açısından usuli kazanılmış hak olarak kabul edilerek maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken nispi vekalet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup yerel mahkeme kararının istinaf itirazlarımız doğrultusunda kaldırılmasını talep ederiz. Bu nedenle yerel mahkemenin davanın reddine dair kararının kaldırılarak, esas hakkında inceleme yapılarak davanın kabulüne ve dava konusu edilen senetlerin uyarlanmasına karar verilmesini talep ederiz. Yerel mahkeme tarafından celbini talep etmiş olduğumuz icra dosyaları, dosya içerisine alınmamış ve eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulmuştur. Dava konusu olmayan ve Takibe konu edilen 2. Grup senet iş bu davanın davacısı ...’ın akrabalarıdır. Yerel mahkemece Celp edilmesini talep ettiğimiz vukuatlı nüfus kayıtları dosya içerisine alınmış olsa idi; ... davamızın davalısı ...’ın damadı ... - davamızın davalısı ...’ın diğer damadı ... – davamızın davalısı ...’ın manevi oğlu ...’ın gelini olduğu anlaşılacaktır. Senetlerde alacaklı olarak görünen ... ve senetleri takibe koyan ..., ... ve ... arasında yakın akrabalık ilişkisi olup, tüm ciro, takibe girişme, bankaya ibraz işlemler davalı ve yakın akrabaları arasında menfaat işbirliği içinde yapılmıştır. Müvekkilimiz akrabalar arasındaki hileli işlemler ile kandırılmıştır. Buna rağmen yerel mahkemece tüm bu hususlar göz ardı edilerek dava konusu uyuşmazlığın sebepsiz zenginleşme kapsamından bahisle HMK m. 203 gereğince tanık dinletme talebimizin reddine karar verilmiştir. Müvekkilimize imzalatılan iki grup senet de yukarıda açıklanan aynı hukuki ilişkiden kaynaklanmakta olup, her iki grup senetler de aynı ödeme tarihli ve aynı miktarlardadır. İşbu davada müvekkilimize imha edileceği bildirilen senetlere dayalı olarak uyarlama davası açılmış ise de, dava açıldıktan sonra gerçekleşen maddi olaylar ve sonradan ortaya çıkan ikinci grup senetler karşısında, iki takım senet düzenlendiği ve ikinci grup senetlerin icra takibine konu edildiği ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla davalı veya akrabaları tarafından imha ettiğini bildirdiği ve işbu davanı konusu birinci grup senetlere dayalı olarak da mükerrer ödemeye yol açacak şekilde takip yapılması yüksek ihtimaldir. Bu nedenle yerel mahkemece incelemenin icra takibine konu edilen ikinci grup senetler de dahil edilmek üzere araştırma ve inceleme yapılması gerekirken davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle yerel mahkemenin davanın reddine dair kararının kaldırılarak, esas hakkında inceleme yapılarak davanın kabulüne ve dava konusu edilen senetlerin uyarlanmasına karar verilmesini talep ederiz. TBK’nun 1. Bölümünün 1. Ayrımına sözleşmeden doğan borç ilişkileri düzenlenmiştir. TBK.’nun 1. maddesinde; Tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur.” Denilmiştir. Bu madde kapsamında tam iki taraflı sözleşmeler tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamak suretiyle kurulduğundan; tam iki taraflı sözleşmelerin uyarlanması/değiştirilmesi/feshi ise ancak tarafların sözleşmeyi feshettiklerine ilişkin ortak irade beyanlarıyla feshedilebilmektedir. Taraflar arasında sözleşmelerin uyarlanması/değiştirilmesi/feshine ilişkin ortak ve birbirine uygun irade beyanı olmaması halinde taraflar arasındaki sözleşmenin uygulanması /değiştirilmesi /feshedilmesi yönünde mahkeme kararına yani yargılamaya ihtiyaç duyulmaktadır. Bu kapsamda taraflar arasındaki uyuşmazlık incelendiğinde; Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair 12.09.2018 tarih ve 85 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı gereğince; bazı sözleşmelerde para edimlerinin döviz veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamayacağı hükmü düzenlenmiştir. Aynı kanuna eklenen 8. Madde ile bu kararın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 30 gün içinde kararın yürürlük tarihinden önce akdedilmiş sözleşmelerdeki döviz cinsinden kararlaştırılmış bulunan bedeller Türk parası olarak taraflarca yeniden belirlenir hükmü getirilmiş ve getirilen bu hüküm ile; 13.09.2018 tarihinden sonra döviz veya dövize endeksli olarak para edimlerinin kararlaştırılmayacağını, 13.09.2018 tarihinden önce yapılan sözleşme ve para edimlerini içeren hususlarda ise tarafların 30 gün içinde bir araya gelerek uygulanacak kur bakımından anlaşma sağlamalarını, aksi takdirde taraflar arasındaki hukuki ilişki geçersiz hale gelecektir. Geçersiz hale gelen hukuki ilişkinin yasal zemine oturtulması için ise hakimin müdahalesi aranacaktır. 13.09.2018 tarih ve 30534 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair 12.09.2018 tarih ve 85 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı’na (“ 85 sayılı Karar”) ilişkin Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: ███████/34)’de Değişiklik Yapılmasına Dair 2018-█████ No’lu Tebliğ (“Tebliğ”) 6.10.2018 tarih ve 30557 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu tebliğ ile; Konusu serbest bölgeler dahil yurt içinde yer alan gayrimenkuller olan, konut ve çatılı işyeri dahil gayrimenkul satış ve kiralama sözleşmeleri de Tebliğ kapsamına girmiştir. Tebliğ ile ayrıca, sözleşme bedeli ya da diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamayan sözleşmeler kapsamında düzenlenecek kıymetli evrakta yer alacak bedellerin de döviz cinsinden ya da dövize endeksli olarak düzenlenemeyeceği hususu açıklığa kavuşturulmuştur. Daha sonra bakanlık tarafından resmi internet sitesinde 12.10.2018 tarihinde konuya ilişkin olarak açıklamalar yapmış ve “Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı karara ilişkin Tebliğ (Tebliğ No:███████/34)’de 06.10.2018 tarihinde yapılan değişiklik ile ilgili olarak istisnaları ayrıca bildirmiş ve konuya açıklık getirilmiştir. Kararda yapılan değişiklik ile yeni kurulacak sözleşmelerin bazılarında para ediminin döviz cinsinden yahut dövize endeksli olarak belirlenmesi yasaklanmaktadır. Yine aynı değişiklik metni ile mevcut bazı sözleşmeler bakımından da tarafların 30 gün içerisinde döviz olan para edimini Türk Lirası olarak yeniden belirlemeleri zorunluluğu getirilmiştir. Tarafların 30 günlük süre boyunca mutabakata varamamaları hâklinde mevcut sözleşmelerdeki döviz edimleri tebliğde ki düzenleme uyarınca TL’ye çevrilecektir. Müvekkilimiz ve davalı ..., senetlere uygulanacak kur bakımından mutabakata varamamıştır. Müvekkilimiz ile ... arasında imzalanan sözleşme 08.07.2015 tarihinde imzalanmış olup sözleşmeye bağlı olarak verilen senetleri ödeme tarihleri 30.09.2018 – 30.10.2018- 30.11.2018 – 30.12.2018 tarihlidir. Yani sözleşmesel edim olarak verilen senetlerin ödeme tarihleri Cumhurbaşkanı Kararı ve Tebliği sonrasına denk gelmekte ve Cumhurbaşkanı Kararı ve Tebliği dava konusu edilen senetleri de kapsamaktadır. Davamıza konu senetlere; 02.01.2018 tarihli T.C. Merkez Bankası Efektif Satış Kurunun uygulanması gerekmektedir. Hem birinci grup senet hem de ikinci grup senetler Cumhurbaşkanlığı kararına göre tedavüle girmiş senet olarak da sayılamaz. Çünkü senedin tedavüle girmiş olması, elden ele geçmesi, ödeme aracı olarak kullanılması anlamına gelmektedir. Birinci grup senetler zaten tedavüle çıkmamıştır. İkinci grup senetler her ne kadar cirolanmış veya elden ele geçmiş gibi görünse de aslında, yakın akrabalar arasında el değiştirmekte ve müvekkilimize karşı muvazaa yapılmaktadır. Dolayısı ile kanunun aradığı manada tedavüle girmiş değildir. Birinci grup senetlerin alacaklısı ... ile, ikinci grup senetlerin alacaklısı ... (damat), ... (damat) ve ... (manevi oğlunun eşi) arasında yakın akrabalık ilişkisi olduğundan, 08.07.2015 tarihli sözleşmenin feshine bağlı olarak verilen senetlerin en başta işbu davanın konusu olan senetler olmadığı, aslında müvekkilimize imha edileceği belirtilen ancak imha edilmeyip, işbu dava açıldıktan sonra takibe konularak tahsil edilmeye çalışılan ikinci grup senetler olduğu anlaşılmıştır. Yapılacak inceleme sonunda ise, birinci grup senetlerin iptaline ve ikinci grup senetler bakımından ise; Cumhurbaşkanı Kararı ve Tebliğ uyarınca imzalanan sözleşme ve senet bedellerinin 1 USD Karşılığı 3.7776-TL’den Türk Lirası olarak tespit edilmesine ve taraflar arasındaki sözleşmenin uyarlanmasına karar verilmesi gerekirken yerel mahkemece davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle yerel mahkemenin davanın reddine dair kararının kaldırılarak, esas hakkında inceleme yapılarak davanın kabulüne ve dava konusu edilen senetlerin uyarlanmasına karar verilmesini talep ederiz. Yukarıda açıkladığımız nedenlerden dolayı; Fazlaya ilişkin talep ve haklarımız saklı kalmak kaydıyla; istinaf talebimizin kabulüne, İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ████████E.████████ ve 02.03.2022 Tarihli Kararının İstinaf İncelemesi İle Kaldırılmasına, Taraflar arasındaki sözleşmenin Karar ve Tebliğ gereğince; davaya konu 30.09.2018 ödeme tarihli ve 100.000 ABD Doları bedelli, 30.10.2018 ödeme tarihli ve 100.000 ABD Doları bedelli, 30.11.2018 ödeme tarihli ve 300.000 ABD Doları bedelli, 30.12.2018 ödeme tarihli ve 390.000 ABD Doları bedelli toplamda 890.000,00-ABD Doları bedelli senetlerin 1 USD Karşılığı= 3,7776 TL’den uyarlanmasına, davalıya verilen senet bedellerinin TL cinsinden tespit edilmesine, taraflar arasındaki sözleşmenin karar ve tebliğ kapsamında olmadığına karar verilmesine halinde TBK madde 138 uyarınca senetlerin uyarlanmasına karar verilmesini...." karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; "...Yukarıda esas ve karar numarası belirtilen dava, davacı ... tarafından, Müvekkil ...’a İstanbul İli, Tuzla İlçesi, ... Köyü, ... parsel sayılı taşınmazın satıldığı, toplam 890.000 USD (Amerikan Doları)’nın müvekkilden alındığı, daha sonra imar durumunda sorun çıkması üzerine söz konusu sözleşmenin feshedildiği, sözleşme bedelinin iadesi için, 4 adet senedin dolar olarak düzenlendiği, 13.09.2018 tarihli ve 30534 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 85 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanı Kararı ile 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ'de değişiklik yapıldığını, ayrıca Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ'in de çıktığını, buna göre Tebliğin 24. Maddesine göre 02.01.2018 tarihindeki TCMB Efektif satış kurunun esas alınması gerektiğini belirtilmiş, ayrıca söz konusu senetlerin icraya konulmaması için ihtiyati tedbir kararı verilmesi talep edilerek ikame edilmiştir. Yerel Mahkeme tarafından yapılan yargılama neticesinde, davacının taleplerinin hukuka aykırı olduğunu, davacının taleplerinin istisnai bir nitelikte olduğunu, sözleşmelerdeki temel ilkelerin cari olduğunu, davacının taleplerinin koşullarının oluşmadığını beyanla davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekili tarafından Yerel Mahkeme kararı istinaf edilmiş olmakla, Yerel Mahkeme kararının hukuka uygun olması sebebi ile davacının istinaf sebepleri yerinde değildir. Dava konusu alacağın kaynağı ortadan kalkan sözleşme nedeni ile alınan bedelin iadesidir. bu husus dava dilekçesinde de açık şekilde belirtilmiştir. Davacı ... tarafından müvekkil ...’a █████/2015 tarihli sözleşme ile İstanbul İli, Tuzla İlçesi, ... Köyü, ... parsel sayılı taşınmazın satılmış, sözleşme bedeli olarak toplam 890.000 Amerikan Doları müvekkilden alınmış, daha sonra imar durumunda sorun çıkması üzerine söz konusu sözleşme feshedilmiş, bedelin iadesi için, 4 adet senet dolar bazlı olarak düzenlenmiştir. Bu husus davacı vekili tarafından da dava dilekçesinde açık şekilde belirtilmiştir. Kısaca dava konusu davacı ... tarafından senet bedelleri kadar nakit para alınmış, ... parsel sayılı taşınmaz satışı gerçekleşmediğinden alınan bedel derhal iade edilmesi gerekirken, 4 ayrı senet vermiştir. Taraflar arasındaki ilişki sözleşme kapsamında alıcı tarafından edimin yerine getirilmesi yani bedelin ödenmesi değil, tam tersi davacı tarafından da beyan edildiği üzere feshedilerek ortadan kalkan sözleşme nedeniyle alınan bedelin iadesidir. Hukuki nitelendirme yapılacak olursa sözleşmenin ifası değil, sözleşme feshedildiği için sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre alınan bedelin iadesidir. Dolayısıyla mevcut bir sözleşmenin bulunmaması sebebi ile sözleşme bedelinin uyarlanması söz konusu olamayacaktır. Zira Yerel Mahkemenin kararının gerekçesinde de bu hususa değinilmiştir. Gelinen tarihte davacı tarafından Yerel Mahkeme kararı istinaf edilirken davanın dayanağını sözleşmenin oluşturduğu belirtilmektedir. Davacı vekili dava dilekçesinde sözleşmenin feshedildiğini beyan etmiş olmakla, İstinaf başvurusu yaparken mevcut olmayan bir sözleşmeyi dayanak göstermesi çelişkili davrandığını göstermektedir. Senet sebepten mücerrettir. Yukarıda belirtildiği şekilde davacı tarafından müvekkile verilen senetler sözleşmeden kaynaklanmamaktadır, ödenen bedelin iadesi amacı ile verilmiştir. Bu husus davacının kabulünde olsa da, bir an için aksini düşülmesi durumunda senedin sebepten mücerret olduğu hususunun göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Taraflar arasındaki borç ilişkisi türk parasının korunması hakkında 32 sayılı karara ilişkin tebliğ kapsamında değildir. Bu husus bölge adliye mahkemesi tarafından tespit edilmiştir. Dava dilekçesinde davacı tarafından da ikrar olunduğu üzere taraflar arasında devam eden bir gayrimenkul satış sözleşmesi bulunmamaktadır. Davacının da belirttiği gibi taşınmaz satış sözleşmesi karşılıklı olarak feshedilmiş ve sözleşme ortadan kalkmıştır. Ayrıca tarafların karşılıklı olarak feshettiği bu sözleşmede davacı alıcı değil satıcıdır. Yani satış bedelini dolar olarak tahsil eden taraf davacıdır. Daha açık bir ifadeyle müvekkilin alacağının kaynağı 890.000 Amerikan Doları satılan taşınmazın bedeli değil davacıya dolar olarak ödenen satış bedelinin iadesidir. Bu nedenle Tebliğ'in kapsamı düşünüldüğünde işbu davaya konu alacağın bu kapsamda olmadığı açık bir şekilde ortadadır. Taraflar arasındaki senetlere konu alacağın dayanağı, taşınmaz satışından kaynaklanan bir alacak olmayıp, (sözleşmenin ifası), aksine taşınmaz satış sözleşmesinin taraflarca feshedilmesi nedeniyle alınan bedelin 6098 sayılı TBK 77. maddesi uyarınca sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iadesidir. (gerçekleşmeyen ve sona eren sözleşme nedeniyle alınan bedelin iadesi)
Müvekkilin iade konusu alacağının (bono/senede bağlanmış) hukuki dayanağı 6098 Sayılı BK 77. ve devamı maddelerine göre sebepsiz zenginleşme hükümleridir. TBK 77. Maddesi, “Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur.” şeklinde olup, işbu dava konusu alacak bu hükme göre gerçekleşmeyen ve sona eren bir sözleşme nedeniyle alınan bedelin iadesidir. Bu nedenle işbu davaya konu alacak █████/2018 tarihli Cumhurbaşkanlığı 85 Sayılı Kararı kapsamında olmayıp, somut olayda uygulanamaz. Nitekim Yerel Mahkeme tarafından tesis edilen kararda da bu hususa değinilmiş durumdadır. 85 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararının uygulanabilmesi için devam eden bir sözleşme olması gerekir. Taraflar arasında devam eden bir sözleşme yoktur. Bu karar ile yapılan değişikliğe eklenen Geçici Madde 8 hükmü " ...Söz konusu bentte belirtilen ve daha önce akdedilmiş yürürlükteki sözleşmelerdeki döviz cinsinden kararlaştırılmış bulunan bedeller" şeklinde olup, açık bir şekilde daha önce akdedilmiş ve yürürlükte olan sözleşmeleri de kapsadığı belirtilmiştir. Ancak taraflar arasındaki gayrimenkul sözleşmesi yürürlükte olmayıp, geçersiz ve fesholunmuş olduğu konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. Davacının bu yöndeki talepleri de hukuka aykırıdır. Sözleşmenin uyarlanması davasının koşulları bulunmamaktadır. 13.09.2018 tarihli ve 30534 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 85 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanı Kararı 6098 Sayılı TBK'nın Aşırı ifa güçlüğü başlıklı 138. Maddesini ortadan kaldırmamıştır. Taraflar arasında yürürlükte olan bir sözleşme olmamasına rağmen, (kabul anlamına gelmemek şartıyla sözleşme olduğu kabul edilse dahi), Cumhurbaşkanı 85 Sayılı Kararı, 6098 Sayılı TBK 138. Maddeyi ortadan kaldırmamıştır. “MADDE 138- Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.” Bu madde kapsamında dahi davacı borçlunun uyarlama davası açma şartları mevcut değildir. Bu maddeye göre; Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durumun borçludan kaynaklanmayan bir nedenle ortaya çıkması, sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir olması gerekir. Davacı-Borçlu taşınmaz bedeli olarak müvekkilden aldığı bedeli iade edecek olup, TMK m.2 Dürüstlük Kuralı gereğince de bu bedelin derhal ödenmesi gerekir. Aksi durum feshedilmiş sözleşme nedeniyle elinde tutan bedeli vermeyen borçluya avantaj sağlanmış, sözleşme hukukunun tüm ilkeleri ayaklar altına alınmış olur. Şöyle ki; Dava konusu olayda davacı ile müvekkilimiz tarafların başlangıçta seçme özgürlüğü varken TL yerine döviz bazında satım bedelini belirlenmiştir. Bunun gerekçesi çok açık olup edimlerin birbirine uygun olması, uzun vadede ödenecek borçların edimler arasında dengesizlik oluşturmaması adına döviz ile belirlenmiştir. Nitekim örneğin 5 yıl önce 1000 TL olan şey bugün 5000 TL'dir. Yine 5 sene önce 3 lira olan dolar bugün ortalama 5 katı civarında 15-16 TL'dir. Dolayısıyka total süreçte müvekkilin eline TL bazında daha fazla para geçecekse de aslında güncel meblağlarla yine aynı şeyi, örneğin yine aynı arabayı, evi, telefonu vs alabilecektir. İşte bunun için sözleşme hukukunun temel ilkesi irade serbestisi ve sözleşme özgürlüğüdür. Öte yandan bu açıkladığımız hususlar davacının da bilgisi dahilindedir. Bu açık ve nettir. Dövizle borçlanma bugün ortaya çıkmış bir hadise değildir, on yıllarıdır olan bir durumdur, davacı da bunu çok çok iyi bilmektedir. Tekraren ifade ederiz ki, döviz ile müvekkil nominal anlamda değerlendirildiğinde kazancı olmamaktadır, sadece parasının değeri nispeten korunmaktadır. Dolayısıyla TBK'nin 138. maddesinde düzenlenen, sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durumun ortaya çıktığı, durumun sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede davacı aleyhine değiştirdiği ve davacının da borcunu henüz ifa etmemiş/ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olduğu şartı gerçekleşmemiştir. Hatta davacının böyle bir iddia ve talebi de yoktur. Kısaca TBK'nun 138. Maddesindeki koşulların hiçbirinin gerçekleşmediği ortadadır. Davacının vekalet ücreti yönünden talep ve iddiaları tarafımızca kabul edilmemekte hatta hayretle karşılanmıştır. Vekalet ücreti HMK uyarınca yargılama gideridir. Kanundan doğan bir borçtur. Mahkeme AAÜT uyarınca vekalet ücretini belirlemelidir. Önceki esasta hukuki yarar yokluğundan verilen rette maktu vekalet ücretine hükmedilmiştir. Bunun gerekçesi de AAÜT'tür. Tarafımızın buna bir itirazı olmamıştır, olması da mümkün değildir, çünkü hukuka uygundur. Ancak daha sonra işin esasına işbu esas ile girilmiş, esastan ret verilmiş, AAÜT gereği nispi vekalet ücretine hükmedilmiştir. Bu husus da hukuka uygundur. Davacı usuli kazanılmış hak meselesini idrak edememiş olup yanlış bir durumu örnek vermiştir. Yani maktu ve doğru verilen bir vekalet ücretine itiraz etmemiz mümkün değildir. Ayrıca ne diye itiraz edilebilir? Hukuki yarar yokluğundan verilen rette nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir diye itiraz mı edilmelidir? Kısaca abesle iştigal edilmeyerek davacının bu talebinin de reddine karar verilmelidir. Belirtilen sebeplere bağlı olarak davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri yerinde değildir. Yerel Mahkeme tarafından tesis edilen karar hukuka uygun olup davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmektedir. Yukarıda arz ve izah ettiğimiz üzere, Yerel Mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olması sebebi ile davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesini..." talep etmiştir.
Dava, taraflar arasındaki █████/2015 tarihili gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi gereğince 890.000 ABD doları karşılığında taşınmaz alımı konusunda anlaşıldığı, taşınmazın imar durumunun yapılaşmaya uygun olmadığının tespiti akabinde taraflar arasındaki sözleşmenin haricen fesih edildiği, sözleşme bedelinin davalıya iadesi için █████/2018 ödeme tarihli 100.000 ABD doları bedelli, █████/2018 ödeme tarihli 100.000 ABD doları bedelli, █████/2018 tarihli 300.000 ABD doları bedelli ve █████/2018 ödeme tarihli 390.000 ABD doları bedelli 4 adet senet verildiği, ancak █████/2018 tarihli resmi gazetede yayınlanan 85 sayılı Cumhurbaşkanı kararına göre "Türkiye'de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri sözleşmelerde, sözleşme bedelleri ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden kararlaştırılmayacaktır." şeklinde yayınlandığını ve yürürlüğe girdiğini bu nedenle sözleşmenin 1 USD doların=3.7776 TL olarak uyarlanması istemine yöneliktir.
█████/2015 tarihinde aralarındaki sözleşme gereğince 890.000 ABD doları karşılığında taşınmaz alımı konusunda anlaştıklarını, taşınmazın imar durumunun yapılaşmaya uygun olmadığının tespiti akabinde taraflar arasındaki sözleşmenin haricen fesih edildiğini, sözleşme bedelinin davalıya iadesi için,
█████/2018 ödeme tarihli, █████/2017 düzenleme tarihli, alacaklısı ..., borçlusu ... ve 100.000,00 USD bedelli,
█████/2018 ödeme tarihli, █████/2017 düzenleme tarihli, alacaklısı ..., borçlusu ... ve 100.000,00 USD bedelli,
█████/2018 ödeme tarihli, █████/2017 düzenleme tarihli alacaklısı ..., borçlusu ... ve 300.000,00 USD bedelli,
█████/2018 ödeme tarihli, alacaklısı ..., borçlusu ... ve 390.000,00 USD bedelli olmak üzere 4 adet senet düzenlenmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Aşırı ifa güçlüğü" kenar başlıklı 138 inci maddesi şöyledir:
"Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hakimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.
Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır."
Hukukumuzda genel ahlaka ve kamu düzenine aykırı olmamak şartıyla fiil ehliyetine sahip kişiler arasında sözleşme serbestisi ilkesi ile sözleşmeye bağlılık (Ahde Vefa-Pacta Sund Servanda) ilkesi kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Eş söyleyişle, sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile, borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Ancak bu ilke özel hukukun diğer ilkeleriyle sınırlandırılmıştır.
Sözleşme yapıldığında karşılıklı edimler arasında mevcut olan denge sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle büyük ölçüde tarafların biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulabilir. İşte bu durumda sözleşmeye bağlılık ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalmak adalet, hakkaniyet ve objektif hüsnüniyet kaidelerine aykırı bir durum yaratır hale gelir. Hukukta bu zıtlık (... -beklenmeyen hal şartı- sözleşmenin değişen şartlara uydurulması) ilkesi ile giderilmeye çalışılmaktadır. İşte bu bağlamda hakim, somut olayın verilerine göre alacaklı yararına borçlunun edimini yükseltmeye veya borçlu yaranına onun tamamen veya kısmen edim yükümlülüğünden kurtulmasına karar verilebilir ve müdahale ederek sözleşmeyi değişen koşullara uyarlar. Bununla birlikte her talep vukuunda sözleşmeyi değişen hal ve şartlara uydurmak mümkün değildir. Aksi halde özel hukuk sistemimizde geçerli olan "irade özgürlüğü", "sözleşme serbestisi" ve "sözleşmeye bağlılık" ilkelerinden sapma tehlikesi ortaya çıkar. Sözleşmeye müdahale müessesesi istisnai, tali (ikinci derecede) yardımcı nitelikte olup, ancak uyarlama kurumun şartlarının mevcudiyeti halinde anılan kurumun uygulanması gündeme gelebilecektir.
6098 sayılı TBK yürürlüğe girmesinden evvel, mevzuatımızda uyarlama kurumuna ilişkin bir düzenleme olmamakla birlikte, taraflar arasındaki sözleşme koşullarının daha sonra önemli ölçüde değişmesi halinde değişen bu koşullar karşısında (... -beklenmeyen hal şartı- sözleşmenin değişen şartlara uydurulması) ilkesi bağlamında ve TMK 2 nci maddesinden de yararlanılmak suretiyle sözleşmenin yeniden düzenlenmesinin mümkün bulunduğu ve karşılıklı sözleşmelerde edimler arasındaki dengenin bozularak "işlem temelinin çökmesi" halinde TMK 1, 2 ve 4. maddelerinden yararlanılması gerektiğine dair öğreti ve uygulamada yerleşik bir kabul mevcut iken 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren TBK’nın 138 inci maddesi ile bu husus yasal bir düzenlemeye de kavuşturulmuştur.
Aşırı ifa güçlüğü başlıklı bu yeni düzenleme, öğreti ve uygulamada sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen, “işlem temelinin çökmesi”ne ilişkindir. Ancak az yukarıda ifade edildiği üzere "sözleşmeye bağlılık" ilkesi esas olup, sözleşmeye müdahale müessesesi istisnai nitelikte bir kurum olmakla yasa koyucu tarafından da bu kurumun uygulanması ancak anılan madde de belirtilen dört koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlanmıştır. Bunlar; sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü durum ortaya çıkması, bu durumun borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkması, yine bu durumun sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmesi ve borçlunun borcunu henüz ifa etmemiş olması veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olması halidir. Bu dört koşulun birlikte gerçekleşmesi halinde ise borçlunun, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme hakkı bulunmaktadır.
Dosya kapsamından; taraflar arasında taşınmaz satış sözleşmesi akdedildiği, sonrasında sözleşmenin feshine karar verildiği ve davacı satıcı tarafından alınan satış bedelinin iadesi hususunda davalıya döviz cinsinden 4 adet bono tanzim edildiği anlaşılmıştır.
Davacı açmış bulunduğu iş bu dava ile, █████/2018 tarih ve 30534 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'da, 85 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkındaki 32.sayılı Karara ilişkin tebliğde değişiklik yapılarak, sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülüklerde borcun döviz cinsinden kararlaştırılamayacağı hükmü doğrultusunda, borcun uyarlanması ve USD'nin kurunun 3.7776 TL olarak tespit edilmesini talep etmiştir.
HMK 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan incelemeye göre; somut olayda taraflar arasındaki temel ilişki taşınmaz satışı ve sonrasında taşınmaz satışı sözleşmesinin feshedilmesi sebebi ile alınan bedelin iadesine ilişkindir. Davacı açmış bulunduğu iş bu dava ile █████/2018 tarih ve 30534 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'da 85 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkındaki 32.sayılı Karara ilişkin tebliğde değişiklik yapılarak, sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülüklerde borcun döviz cinsinden kararlaştırılamayacağı hükmü doğrultusunda, borcun uyarlanması ve USD'nin kur'unun 3.7776 TL olarak tespit edilmesini talep etse de taraflar arasında yapılan █████/2015 tarihili gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi gereğince 890.000 ABD doları karşılığında taşınmaz alımı konusunda anlaştıklarını, taşınmazın imar durumunun yapılaşmaya uygun olmadığının tespiti akabinde taraflar arasındaki sözleşmenin haricen fesih edildiğini, sözleşme bedelinin davalıya iadesi için dava konusu senetlerin düzenlenmesi satış sözleşmesinin feshedilmesi sebebiyle iadesi kapsamında düzenlendiğinden Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar” a Geçici Madde 8 ile bir madde eklenmesine ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kapsamında olmadığı anlaşılmaktadır.
Ayrıca her ne kadar döviz kurlarında TL aleyhine yükselme mevcut ise de taşınmaz fiyatlarında da aynı şekilde artışın mevcut olduğu, davacının teslim etmediği taşınmaz bedelini USD cinsinden ve peşin olarak aldığı ve peşin olarak tahsil ettiği bedeli için vadeler yayılmış bonolar düzenlediği, ve tahsil ettiği parayı da fesih tarihi ve vade tarihlerine kadar kullandığı, bu nedenle davacının uyarlamaya ilişkin talebin TMK 2. Maddesinden düzenlene iyi niyet kurallarına da uymadığı, bu nedenle İDM'nin davanın reddine dair kararının isabetli olduğu anlaşılmaktadır.
Hükmedilen vekalet ücretine ilişkin istinaf sebepleri yönünden; 2012 yılı AAÜT 12. maddesinde; "...(1) Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, (yedinci maddenin ikinci fıkrası, dokuzuncu maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ile onuncu maddenin son fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla,) Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. (2) Şu kadar ki asıl alacak miktarı 3.333,33 TL’ye kadar olan davalarda avukatlık ücreti, tarifenin ikinci kısmının, ikinci bölümünde, icra mahkemelerinde takip edilen davalar için öngörülen maktu ücrettir. Ancak bu ücret asıl alacağı geçemez.." hükmüne yer verilmiştir. Buna göre davada nispi vekalet ücretine ödenmesi gerektiğinden davacı istinafının buna ilişkin istinaf sebepleri de yerinde değildir.
Davacının diğer istinaf sebeplerinin ise, dava dilekçesinde veya cevaba dilekçesinde belirlenen sebeplere ilişkin olmaması nedeniyle HMK 141. maddesinde düzenlenen iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında istinaf yolu ile ileri sürülmesi mümkün olmadığından buna ilişkin istinaf sebeplerinin reddi gerekir.
Bu değerlendirmeler ile dava konusu uyuşmazlığa ilişkin yasal düzenlemeler doğrultusunda; davacının istinaf başvurusunun HMK m.353/1-b-1 uyarınca esastan reddine karar verilmesi sonuç ve kanaatine oy birliğiyle varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;
1.HMK m.353/1-b-1 gereğince davacının istinaf başvurusunun esastan REDDİNE,
2.İstinaf incelemesinin duruşmasız yapılması nedeniyle AAÜT m. 2/2 hükmü uyarınca davalı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
3.Alınması gereken 732,00 TL harçtan peşin olarak yatırılan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye‭‭ 651,30 TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına,
4.İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin HMK'nın 360 ıncı maddesi yollamasıyla, madde 323 uyarınca istinafı talep eden üzerinde bırakılmasına,
Dair, HMK'nın 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde temyiz yolu açık olmak üzere, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, █████/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!