Anahtar kelimeler: Barosu Barosunun Mahsuba Müdafileri Süreç Cezasıyla Sayı Mağdure İstismarı İzmir

YARGITAY DAİRESİ
: 9. Ceza DairesiMAHKEMESİ
:Ağır CezaSAYISI
: 416-439I. HUKUKÎ SÜREÇSanığın çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103/1, 103/3-c, 43/1, 62, 53... . maddeleri uyarınca 15... ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 16.09.2019 tarihli ve 233-297 sayılı hükmün, İzmir Barosu vekili, sanık müdafileri, katılan ... katılan mağdure vekilleri ile katılan Bakanlık vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince 10.01.2020 tarih ve 3052-25 sayı ile İzmir Barosunun talebinin reddine; sanık müdafileri, katılan ... katılan mağdure vekilleri ile katılan Bakanlık vekili taleplerine yönelik yapılan incelemede ise istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.Bu kararın da İzmir Barosu vekili, sanık müdafii, katılan mağdure vekili ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 15.06.2021 tarih ve 4137-4296 sayı ve oy çokluğu ile; "..... vekilinin kurulan hükme yönelik istinaf başvurusunun reddine dair kararın 5271 sayılı CMK’nın 268/3-e ve 279/1-b son maddeleri uyarınca itiraza tabi olup, temyiz talebi itiraz olarak değerlendirilerek merciinde değerlendirildiği gözetilerek yapılan incelemede gereği görüşüldü:Mağdure beyanı, sanık savunması, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamına göre; her türlü dış etki karşısında aşırı hassas olduğu anlaşılan ve bu kapsamda sadece bakışlarından dahi rahatsızlık duyduğu edebiyat öğretmenini vakit kaybetmeden annesine ve okul idaresine bildiren mağdurenin çok daha ağır istismarlarına maruz kaldığını iddia ettiği babasının eylemlerine iki yıla yakın süre sessiz kalması, mağdurenin Çocuk İzlem Merkezindeki beyanıyla adli rapor öyküsünde eylemlerin başlangıç tarihini açıkça ve yineleyen sorulara rağmen 2016 yazı olarak belirtmesine karşın savcılıkta verdiği 05.02.2018 tarihli ifade ile kovuşturma evresindeki ifadesinde tarif ettiği eylemle ilişkisi olmadığı epikriz içeriğinden anlaşılan Urla Devlet Hastanesinde 2015 yılı Ağustos ayındaki tedavisiyle ilişkilendirerek eylemlerin 2015 yılı yazında başladığına yönelik açıklamayla suç tarihiyle ilgili çelişkiye düşmesi, mağdurenin adli görüşme boyunca yoğun olarak şikâyetlerinin tacizden çok sanık babanın baskıcı yönüne ilişkin olup babanın tehdit olarak gördüğü eylemleri arkadaşlarıyla görüştürmeme, cep telefonundaki bazı programları veya sosyal medya hesaplarını silme, telefonuna el koyma olarak tariflemesi, yine adli görüşme sonucunda babasından şikâyetçi olup olmadığı sorulduğunda şikâyetçi olduğunu, neden şikâyetçi olduğu sorulduğunda kendisine yaptığı baskılardan şikâyetçi olduğunu belirtip, başkaca şikâyeti olup olmadığı sorulduğunda istismar olayından da şikâyetçi olduğunu belirtmesi, adli görüşme içeriği ile değerlendirme sonucundan ön görüşme ile hemen akabinde yapılan adli görüşme esnasında eylemleri tariflemesi ile anlatımları arasında çelişkilerin ve tutarsızlıkların mevcut olduğunun anlaşılması, yöneltilen soruların çoğuna hatırlamadığını söylemesi savunma tarafından sunulan ve iddia olunan eylemlerin işlendiği tarihleri de kapsayacak şekilde 12.09.2015-26.05.2017 tarihleri arasında çekildiği anlaşılan fotoğraflar ile görüntülerden mağdurenin sanık ile yakınlığı ve rahatsızlık belirtisi göstermeyen hâlinin iddia edilen istismar olaylarının varlığıyla uyuşmaması, eylemleri kanıtlamak için odasına kamera yerleştirmeyi düşündüğünü belirten mağdurenin yine babasının koyduğunu iddia ettiği kalem şeklindeki kamerayı bulduktan sonra hiçbir şey yapmadan geri yerine koyduğu yönündeki beyanının kendi içindeki tutarsızlığı, sanık müdafisince ek temyiz ile sunulan aile mahkemesinde görülen boşanma davası sürecinde hazırlandığı belirtilen sosyal inceleme raporunda dava sürecinde hiçbir şekilde isnat edilmeyen oral seks yaptırma iddiasının da anne tarafından dile getirilmesi, sanığın aşamalarda değişmeyecek şekilde, şikâyetten önce değişik tarihlerde kızının sosyal paylaşım sitesinde müstehcen içerikli bir resimde etiketlenmesi nedeniyle kızının sayfasını kapattığını, cep telefonu mesaj uygulamasına erkek kuzeninden gelen hakaret içerikli mesaj nedeniyle bu uygulamayı kaldırdıklarını, yine okul gezisi dönüşü kızının cep telefonunda 'pipizm the best' adlı erkek sesli bir konuşma yüklenmesi nedeniyle de konuşmanın olduğu uygulamayı silip bunu yapan arkadaşını bulmak için okula gideceğini mağdureye söylediğini, mağdurenin kendisine yapmaması ricasına olumlu cevap vermemesi nedeniyle aralarına soğukluk girdiğini, en son olarak da şikâyetten bir gün önce yazlıktan ayrılacakları zaman mağdurenin kendisinin sözünü dinlemeyip bahçe kapısını açması sonucunda köpeklerinin bahçeden kaçması nedeniyle mağdureye sesini yükselttiğini ve katılan annenin mağdureyi desteklemesiyle de mağdurenin kendisine iyice karşı tavır almasını kolaylaştırdığını savunması, aralarındaki bu anlaşmazlıklara dair savunmanın mağdurenin ifadesiyle de doğrulanması, şikâyet gününe kadar sanığın istismarından şüphelenmediğini beyan eden katılan annenin şikâyetten bir gün önce neden olduğunu bilmeden mağdureye babasının odasına gelip gelmediğini sorması ile mağdurenin eylemleri anlattığını ifade etmesi gözetilip, şikâyet tarihinde on altı yaşı içinde olup sanığın kısıtlamalarına maruz kaldığı anlaşılan ve olayın tek görgü tanığı konumunda olan mağdurenin izah edilen şekilde çelişkili ve tutarsız beyanları dışında her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, mevcut haliyle de mağdurenin başka herhangi bir maddi delille desteklenmeyen beyanına tek başına itibar edilmesinin mümkün olmadığı nazara alındığında, ilk derece mahkemesinin kabulünde yer alan sübuta ilişkin delillerin dosya içeriğiyle çelişmesi nedeniyle mahkûmiyet kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından, söz konusu hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine yazılı şekilde esastan reddedilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.Daire Üyeleri ... ve ...; "...Suç tarihinde 15 yaşından küçük mağdurenin 2015 yılı yaz aylarından başlayıp intikalin gerçekleştiği 29.05.2017 tarihine kadar öz babası olan sanık ... tarafından özellikle gece saatlerinde odasına gelerek istismarda bulunduğu,Mağdurenin annesi ...'in de eşi olan sanığın bir kısım hareketlerinden şüphelenmesi üzerine mağdureye babasının geceleri odasına gelip gelmediğini sorması üzerine mağdurenin olayları anlatabildiği ve intikalin bu şekilde sağlandığı, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Adli Kurulunun 22.05.2018 günlü raporuna göre mağdureye travma sonrası stres bozukluğu, depresif bozukluk ve major depresyon tanıları konulduğu, ayrıca maruz kaldığı cinsel istismar eylemi nedeniyle ruh sağlığının bozulduğunun belirtildiği,Mağdurenin eylemlerin devam ettiği süreçte babası ile yalnız kalmak istemediği, buna ilişkin olarak annesine kardeşini kursa kendisinin değil babasının götürmesini istediği, yine 2017 yılı Şubat ayında tatil için geldikleri Ankara'da babası ile aynı evde kaldığında eylemlerin sürmesi üzerine sonraki gecelerde babaannesinin evinde değil halasının evinde kalmak istediğini söylediği,Mağdurenin okuduğu okullarda başarılı bir öğrenci olup, maruz kaldığı istismar nedeniyle geleceğe yönelik ideallerini değiştirerek hukuk fakültesinde okumaya başladığı, 15.08.2018 günü yapılan duruşmadaki ifadesinde ve yapılan gözlemden de belirlendiği üzere olayın ciddiyetinin bilincinde olduğu, Mağdur beyanlarının tüm aşamalarda özü itibariyle tutarlı ve istikrarlı olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde kurulan mahkumiyet hükmünün ve bu hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararının yerinde olduğu," düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesi ise 17.11.2021 tarih ve 416-439 sayı ile;"...Mağdurenin soruşturma ve kovuşturma aşmasındaki beyanları bir bütün olarak incelendiğinde; tutarlı olduğu, çelişkiler arz etmediği, olay tarihine ilişkin sıcağı sıcağına verdiği ifadede tarihi yanlış hatırlayabileceği, nitekim ÇİM'de alınan ifadesinin bilirkişi tarafından yapılan çözümünde de bilirkişi raporunun 3. sayfasında doğum tarihini söylerken 18.07.2007 olarak söylediği daha sonra Temmuzun 7 ayı olduğunu düşündüğü için tekrar yaşını 18.07.2001 olarak düzelttiği, dolayısıyla hayatında ilk kez böyle bir durumda karşılaşan bir çocuğun ifadelerinin arasında ufak tefek farklılıklar olmasının mağdurenin yalan söylediği manasına gelemeyeceği, ifadesinin öz olarak hiç değişmediği; ...Dolayısı ile tüm dosya kapsamında mağdurun özü itibariyle cinsel istismar eylemlerini anlattığı, beyanlarının tutarlı olduğu, her ne kadar mağdurun ÇİM ifadesine atıf yapılarak beyanlarının tutarsız olduğu belirtilmiş ise de bir babanın baskıcı tavırları nedeniyle rahatsızlık duyan bir mağdurun şikâyet tarihinden günümüze kadarki geçen süreç boyunca, her beyanında farklı hususlara değinebileceği, iddialarını genişletebileceği veya azaltabileceği mümkün iken mağdurun şikâyet tarihi olan 29.05.2017 tarihinden Mahkememizce direnme kararı verilen 17.11.2021 tarihine kadar benzer beyan, tutum ve davranışlar sergilediği..." şeklinde gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.Bu hükmün de sanık müdafiileri, katılan Bakanlık vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.01.2022 tarihli ve 155214 sayılı onama istekli tebliğnamesiyle dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 31.05.2022 tarih, 509-5123 sayı ve oy çokluğu ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.II. UYUŞMAZLIK KONUSUÖzel Daire çoğunluğu ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.III. OLAY VE OLGULARİncelenen dosya kapsamından;Katılan mağdure'nin anne ve sanık olan babasıyla İzmir'de ikamet ettiği, şikâyet tarihinde on altı yaşında ve lise 2. sınıf öğrencisi olduğu, sanığın elli üç yaşında, evli ve iki çocuk babası olduğu,Katılan mağdure ve annesi katılan ...'in 29.05.2017 tarihinde adli makamlara başvurarak, katılan mağdureye cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla sanıktan şikâyetçi oldukları,Katılan mağdure hakkında Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde düzenlenen 29.05.2017 tarihli raporda; "Hymen muayenesinde eski ya da yeni yırtık düşündürecek herhangi bir bulgu saptanmadığı, anal yoldan organ veya sair cisim sokma eyleminin tıbbi delillerine rastlanmadığı" ve adli görüşmeci tarafından düzenlenen 05.06.2017 tarihli raporda; "...'ın yaşadığı olayları anlatma şekli ve duygu durumunun oldukça tutarsız olduğu gözlemlenmiştir. Mağdurenin söylemleri ön görüşme ve adli görüşme esnasında değişiklik göstermiştir. Adli görüşme sırasında da anlattığı olayların hayatın olağan akışına uygun olmadığı ve ifadede boşluklar olduğu gözlenmiştir. Aile görüşmecisinden alınan bilgiler ve çocuğun olayı annesine anlatma şekli değerlendirildiğinde anne-baba arasındaki olumsuz yaşantıların ve kavgaların, çocuğun babasının baskıcı tutumlarından bunalmış olmasının ifadedeki tutarsızlıklara sebep olabileceği düşünülmektedir.'', hususlarına yer verildiği,Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Adli Kurulunca düzenlenen 22.05.2018 tarihli raporda; "Mağdurda Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve Depresif Bozukluk tanıları saptanmış...Mağdurun ruh sağlığındaki bozulmanın büyük oranda iddia olunan cinsel istismar suçuna bağlı olduğu, aile içi çatışmaların ise daha düşük oranda etkili olduğu...Olgunun tarafımızca alınan öyküsünde belirgin tutarsızlıklar saptanmamakla birlikte cinsel istismar olgularında, yaşanan travmanın etkisiyle zamanla ilgili ve anlatımlarda karışıklıklar yaşanabileceği, ayrıca şahsın travmasıyla baş edebilmek için duygusal izolasyon ve yadsıma savunma düzenekleri kullanmasının, şahsın adli görüşme değerlendirmesinde olduğu belirtilen tutarsızlıkların nedeni olarak görülebileceği,", şeklinde tespitlerin bulunduğu,Sanık müdafiince dosyaya sunulan uzman raporlarında ise; Ege Üniversitesi Tıp Fakültesince düzenlenen 22.05.2018 tarihli raporda belirtilen "ruh sağlığındaki bozulmanın büyük oranda iddia olunan cinsel istismar suçuna bağlı olduğunun yeterli tıbbi kanıtlarının raporda bulunmadığı" tespitlerine yer verildiği,Anlaşılmıştır.Katılan mağdure 29.05.2017 tarihli beyanında; istismarı taciz olarak tanımladığını, ilk defa geçen yıl yaz ayında babasının bacağına dokunduğunu, bu dokunmanın normal bir dokunma olmadığını, bu olaydan iki hafta sonra babasının birlikte yattıkları sırada göğüslerini elbisesinin içinden üç defa avuçladığını, su içme bahanesi ile kalkıp kendi odasına gittiğini, yine yatağında uyurken babasının pijamasını dizlerine kadar indirerek cinsel organını yaladığını, kendisini ittirdiğini, babasının bikini bölgesini yalamasının farklı zamanlarda birkaç kez olduğunu, odasında ders çalıştığı sırada babasının kendisine sarıldığını ve yukarı kaldırdığını, cinsel organını bikini bölgesinde sert şekilde hissettiğini, bir keresinde odasına gelip külodunu indirerek kendi cinsel organına dokundurttuğunu, sertlik ve yumuşaklık hissettiğini, annesinin kardeşini kursa götürdüğü bir gün bacaklarını, göğüslerini, poposunu ve bikini bölgesini elbisesinin içinden ve üstünden okşadığını, babasının kendisini cep telefonunu elinden almakla ve programları silmekle tehdit ettiğini, kendisinin bu tehditlerden korkmadığını fakat daha kötü şeylerden korktuğu için ses çıkartamadığını, mesajlarını, kimlerle görüştüğünü sürekli kontrol eden babasının arkadaşlarının kendisine çektiği mesajlardan bile rahatsız olduğunu, önceki yıllarda babası ve annesi arasındaki boşanma davası nedeniyle anneannelerinin yanında kaldıklarını, anne ve babası barışınca yeniden birlikte yaşamaya başladıklarını, babasının annesine sürekli bağırıp çağırdığını, eşyayı sağa sola fırlattığını, bir TV dizisi nedeniyle tartıştıklarında kendisine vurduğunu, en son iki gün önce Urla'daki yazlıklarında uyudukları sırada yüzünü okşarken annesinin onu gördüğünü, "Ne yapıyorsun?" diye sorduğunda "Ateşine bakıyorum" dediğini, ertesi gün de bahçe kapısının açık kalması ve köpeklerinin kaçması nedeniyle babasıyla tartıştıklarını, annesinin aracıyla evlerine dönerken annesinin kendisine babasının ona birşey yapıp yapmadığını sorduğunu, bunun üzerine annesine olayları anlattığını, babasından kendisine baskı uygulaması ve cinsel istismarda bulunması nedeniyle şikâyetçi olduğunu, 05.02.2018 tarihli ikinci beyanında ise; 2017 yılı Mayıs ayında babasının cinsel istismar eylemleri ile ilgili olarak şikâyetçi olmasına rağmen uzun bir süre geçtiği hâlde herhangi bir sonuç alamadığını ve sürecin uzadığını düşündüğü için yeni ifade vermek için başvurduğunu, önceki beyanında atladığı, eksik kaldığını düşündüğü bir husus olmadığını, sadece babasının kendisine yönelik ilk eyleminin 2015 yılı yazında olduğunu, bu tarihin 8. sınıftan 9. sınıfa geçtiği tarih olduğunu, önceki beyanında 9. sınıftan 10. sınıfa geçtiği dönem şeklinde yazıldığını, hatta olayın olduğu yaz hastaneye bikini bölgesinden kaynaklanan enfeksiyon dolayısıyla yattığını, doktor ve hemşirelere babasının kendisine yönelik istismar eylemlerini anlatamadığını, bu yüzden doktorlar ve hemşirelerin denize girdiği için enfeksiyon kaptığını düşündüklerini, istismara uğradığı bir gün banyodan çıktığında babasının kitaplığının önünde beklediğini gördüğünü, odasına girdiğinde babasının hemen dışarı çıktığını, şüphelenerek kitaplığına baktığında ince kalem görüntüsünde kameranın kitaplıkta olduğunu gördüğünü, kamera olduğunu anlayınca yönünü değiştirdiğini, babasının daha sonra kamerayı odadan aldığını, kendisine yönelik eylemin 2015 yılı yaz ayında olduğunu, sonrasında ise olayların sürekli meydana geldiğini, eylemlerin genelde annesinin kardeşini kurslara götürdüğü ve yalnız kaldıkları zamanlar veya geceleyin herkesin uyuduğu bir saatte meydana geldiğini, uyandığında "Yapma" şeklinde sayıkladığını, yönünü değiştirdiğini, babasının genel olarak bağıran, tepki gösteren ve şiddet eğilimli biri olduğunu, geceleyin sık sık uyanıp evde dolaştığından annesinin eylemlerini anlayamadığını, korktuğu için annesine veya başkasına olayı anlatamadığını, eylemlerinde uyanması ve kendisini engellemesi üzerine telefonuna el koyma, arkadaşlarıyla görüştürmeme ve sosyal medya hesaplarını silme şeklinde kendisine ceza verdiğini, erkek arkadaşlarından birisinin araması veya mesaj göndermesi üzerine telefonunu alıp incelediğini ve akabinde bağırıp çağırarak tepki gösterdiğini, telefonuna el koyduğunu, şikâyetin yapıldığı gün de telefonunu aldığını ve telefonunun hâlen babasında olduğunu, mahkemede; önceki beyanlarının doğru olduğunu, eylemlerin 2015 yazında başladığını, kardeşi ve annesi Eskişehir'e gittiklerinde neler yaşandığını tam hatırlamadığını, çok uzun bir süre bunlara maruz kaldığını, annesine devamlı kendisini yalnız bırakmamasını rica ettiğini, Ankara'ya babaannesine gittiklerinde de bu eylemlerin olduğunu, bu nedenle ikinci günden sonra halasında kalmayı istediğini, arkadaşlarıyla birlikte edebiyat öğretmenlerinden şikâyetçi olduklarının doğru olduğunu, facebook ve whatsapp olaylarının lisenin başında olduğunu, bu olayların üzerinden iki yıl geçtiğini ve şikâyetinde bu olayların bir etkisi olmadığını, telefondaki ses kaydının arkadaşlar arasında bir şaka olduğunu, babasının bu olay nedeniyle arkadaşıyla konuşacağını söylediğini, kendisinin ise yapmamasını rica ettiğini, bu olayın da şikâyette bulunmasında bir etkisi olmadığını, istismar olayının anlaşılmasını hem istediğini hem de bundan korktuğunu, bu yüzden aile ortamında hiçbir şey yokmuş gibi davrandığını, bu olaylar nedeniyle kendisini derse verdiğini, katılan mağdure bozma ilamından sonra alınan beyanında ise; haksızlığa uğramış hissettiğini, edebiyat öğretmeniyle ilgili olayı hemen söylemesine rağmen bunu (babasına yönelik istismar iddiasını) neden hemen söylemediğinin sorgulandığını, bunun sebebinin belki de kendisine (istismarı) söyleyebildiğini ispatlamak olduğunu, belki de babasına rahatsızlığını dile getirebilmek olduğunu, yabancı biri hakkında bunları dile getirmenin daha kolay olduğunu, aşırı hareketleri, davranışları ve genel olarak psikolojik ve fiziksel şiddeti nedeniyle söylemeye çekindiğini, annesi şüphelenip sorduğunda kendisine inanacağını ve yanında olacağını bildiği için ona güvendiğini ve ona anlattığını, Yargıtay kararında tutarsız ifadeler verdiğinin söylendiğini, bu tarz durumlarda tutarsızlık ve hatırlayamama gibi durumların sıkça görüldüğü ve bunun olağan olduğuna ilişkin düşünceleri uzman kişilerin söylediklerini, bunlara bozma kararında hiç değinilmediğini, gerçekten babasını sevse ve mutlu bir aile olsalar babasına iftira atmayacağını ve bunu beş yıl sürdürmeyeceğini, baskıcı biri olduğu için ona iftira atmasının hiç mantıklı olmadığını, fotoğraflarda mutlu olduğunun görüldüğünün yazıldığını, aile fotoğrafı çekilirken ne yapmasının beklendiğini anlamadığını, olaydan sonra ailece bunları atlatmaya çalıştıklarını,Katılan ... kollukta; katılan mağdurenin öz kızı olduğunu, bir gün önce sanığın katılan mağdureye kapıyı erken açtığı için kızdığını, buna tepki gösterdiğini, eşinin kızına karşı sert davranışlarına hiç anlam veremediğini, iki günlük bir aradan sonra yanına döndüğünde kızının kendisine "Anne beni bırakma" dediğinde korktuğunu anladığını, iki gün önce gece kızının yanında uyurken sanığın kızının yanağını okşadığını gördüğünü, "Ne yapıyorsun?" dediğini, sanığın kızın üşüyüp üşemediğini kontrol ettiğini söylediğini, ertesi gün annelik iç güdüsüyle kızına ''Baban odana geliyor mu? diye sorduğunu, kızının başını sallayarak "Evet" dediğini, ayrıntısını sorunca kızının babasının vücudunun üst bölgesine, göğüs kısmına dokunduğunu, okşadığını söylediğini, alt bölgesine dokunup dokunmadığını sorduğunda başıyla "Evet" cevabı verdiğini, eşinden şikâyetçi olduğunu, mahkemede; şikâyet tarihinden önce iki günlüğüne evden ayrıldığını, döndüğünde kızının uyuduğunu, uyandığında kendisine çok sıkı sarıldığını, "Anne bir daha bizi bırakma" dediğini, eşinin kızının kursa kendisiyle gelmesine karşı çıktığını, kızını yanında iş gezisine götürmesine izin vermediğini, eşine karşı çıkamadığını, evde sürekli bir korku ortamında yaşadığını, olaydan önce bir öğretmeninin kızının beyninin altında çok şey biriktiğini söylediğini, şikâyet tarihinden bir gün önce yazlıktan evlerine dönerken yolda "Baban odana geliyor mu?" diye sorduğunu, neden bu soruyu sorduğunu kendisinin de bilmediğini, kızının "Anne, babam beni taciz ediyor" diye cevap verdiğini, daha arabaya binmeden köpek meselesi yüzünden çocuğa kızdığında çocuğun put gibi kaldığını, "O senin öz evladın" diyerek tepki gösterdiğini, olayı öğrendikten sonra "Ne yapalım?" diye düşünmeye başladığını, kızının "anne, kamera koyalım" dediğini, ''Kızım baban o işi yapıyor, anlar" diye cevap verdiğini, o gece uyku tutmadığını, kızının sabah kalktığında kendisine babasının okula gelerek telefonuna kayıt yapan öğrenciyi döveceğini söylediğini, "Öyle birşey olmaz hiçbir arkadaşın annesi babası sana zarar veremeyeceği gibi biz de gidip bir başkasının çocuğuna zarar veremeyiz'', dediğini, o gün önemli bir sınavı yapması gerektiğini, okula gitmek zorunda olduğunu, daha sonra okuldan izin alıp çıktığını, eşinin ağabeyi ...'u aradığını, sanığın katılan mağdureyi taciz ettiğini anlattığını, ''Saçmalama'' dediğini, "Bu durumda hiçbir şey olmamış gibi sen işe gittin, ...'ı da okula mı gönderdin?" diye sorduğunu, ...'a kafasında parçaların yerine oturduğunu söylediğini, ''Çocuğu al, bana gel'' dediğini, kabul etmediğini, on dakika sonra sanığın aradığını "Abimi aramışsın yine ortalığı karıştırmışsın" dediğini, "Ne o öyle istismar falan'' dediğini, "... abi yanlış anlamış" dediğini, "psikolojik şiddet uyguluyor" dediğini, katılan mağdureyi okuldan aldırdığını ve sonra sanığın hiçbir çağrısına cevap vermediğini, şu anda çocuğunun ağzından hâlen daha bildiği hiçbir şey olmadığını ve sormadığını, ifadesini okuduğunu, doktorların da sormaması gerektiğini söylediklerini, çocuğuna bakmaya kıyamadığını, çocukları aile birliği içerisinde sağlıklı birer birey olsunlar diye çalışırken, bunun için kendi onurunu, şerefini, gururunu ve her türlü hakareti sineye çekerken farkında olmadan çocuklarını daha çok yaraladığını,Tanık ... savcılıkta; katılanın kendisini aradığını, ağlamaklı bir sesle "...u bastım ... abi", dediğini, şaşırdığını ve ''Kiminle bastın?" diye sorduğunu, "...'ın üstü çıplaktı, beni görünce telaşlandılar, huylandım, ...'ı sıkıştırınca ... bana babasının ona bir senedir cinsel tacizde bulunduğunu söyledi" dediğini, konuyu ayrıntılı olarak konuşup işin aslını anlamaları gerektiğini söylediğini, katılan mağdurenin nerede olduğunu sorduğunu, okulda olduğunu söylediğini, "... bu nasıl iş, böyle önemli bir olay yaşanıyor, ... okula gidiyor, sen işe gidiyorsun, bu işi konuşup anlamamız lazım, lütfen ...ı alarak Çeşme'ye gel" dediğini, kendisini dinlemediğini, konuşmanın bu şekilde bittiğini, bu konuşmadan sonra sanıkla direkt olarak görüşmek istemediğini, kız kardeşi ...'nin kocası ...'i aradığını ve onun sanıkla görüştüğünü, yaklaşık yarım saat sonra sanığın kendisini aradığını, katılanın anlattıklarını aynen sanığa anlattığını, sanığın katılanla görüştüğünü, kendisinin onu yanlış anladığını, tacizden kastının fiziksel şiddet içeren taciz olduğunu söylediğini, kendisinin ise sanığa yanlış anlama olmadığını, katılanın çıplak olarak her ikisini bastığını söylediğini ve ona böyle bir şeyin olup olmadığını sorduğunu, sanığın "Böyle birşey olabilir mi?" diye kendisine çıkıştığını, katılan ile sanık arasındaki gerginliğin 2008 yılında aralarında geçen boşanma davasından bu yana devam ettiğini, çocukların okulları ile ilgili bütün işleri sanığın takip ettiğini, çocukların yetişmesi bakımından çok titiz ve ilgili bir baba olduğunu, bu ilgisinin bazen çocuklar ile arasında sıkıntı yaşanmasına sebep olduğunu, katılanın her seferinde çocukların eğitimi için sanıktan yana tavır alması gerekirken aksine çocuklar ve sanığın arasını açacak bir tutum takındığını, 2015 yılı yaz aylarında böyle bir sıkıntı yaşadıklarını, katılanın yeğenleri ile katılan mağdureye ve katılanla birlikte katılanın ailesinin iskeledeki evinde kaldıklarını, diğer tüm çocukların erkek olduğunu, sanığın bu durumdan rahatsız olduğunu, katılan mağdurenin cep telefonuna katılanın yeğenlerinden birinin "Orospu ..." şeklinde bir mesaj attığını, sanığın buna kızdığını, aralarını yapmak için dahil olduğunu, bu süreçte katılanın, sanığı eş olarak sindiremediği, ondan bir şekilde kurtulmak istediği, fakat bunları yaparken de hem çocuklarından hem de sanığa ait mallardan mahrum kalmak istemediği yönünde kendisinde ciddi bir kanaatin oluştuğunu, kendisini ve çocukları da sanıktan kurtulma meselesine kullanacağından şüphelendiğini, kardeşinin böyle bir suçu işleyeceğine ihtimal vermediğini, bu olayın katılan tarafından düzenlenen bir tertip olduğuna inandığını, mahkemede; katılan mağdurenin böyle bir şeyi kabul etmeyeceğini düşündüğünü, onunla arasının iyi olduğunu, Çanakkale gezisine gitmesi için sanığın izin vermemesi üzerine kendisini arayarak yardımcı olmasını istediğini, o kış sanıkla katılan mağdurenin Ankara'ya geldiklerini, farklı bir durum hissetmediğini, katılanın da sanığa güvendiğini düşündüğünü, çünkü o zaman oğlunu alıp bir haftalığına Eskişehir'e gittiğini, katılanın her sıkıntıda kendisini aradığını, kendisine güvendiğini, olay günü sanığın yaşıtı olan enişteleri ...'in daha rahat konuşacağını düşündüğü için onu aradığını, katılanın kendisini arayarak katılan mağdure ve sanığı birlikte bastığını söylediğine ilişkin önceki anlatımının doğru olduğunu,Tanık ... mahkemede; sanığın eşinin kardeşi olduğunu, katılanın evlilik öncesi ilişkisi nedeniyle aralarında problem olduğunu, sanığın sonradan bu kişinin tanıdığı bir kişi olduğunu öğrendiğini ve bunun üzerine boşanmak istediğini kendisine söylediğini, tanık ...'un telefonda olayı anlatması üzerine sanığı arayarak olayın aslını öğrenmek istediğini, sanığın olaydan haberi olmadığını, tekrar kendisini arayıp "... yanlış anlamış böyle bir şey yokmuş" dediğini, 2017 yılı Mart ayında sanık Ankara'ya geldiğinde boşanmak istediğini, ancak katılan mağdurenin sınava girmesini bekleyeceklerini kendisine söylediğini, Ankara'ya geldiklerinde katılan mağdure ile sanık arasında herhangi bir problem olmadığını, katılan mağdurenin bu süreçte kendi evlerinde kaldığını,Tanık ...; kardeşi olan Av. ...'ın yanına geldiğini, katılanın kendisine sanığın kızına yönelik birtakım cinsel temaslarının olduğunu öğrendiğini söylediğini, ... ve katılanla birlikte Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının 183 hattını aradıklarını, katılanın telefonda ...'a "... abla çocuğu okuldan alır mısın?" dediğini, okulun arandığını, çocuğun sadece ... hanıma verilmesi konusunda konuşmalar geçtiğini, kardeşinin daha sonra ''...'ı sağ sağlim aldım, biz direk Savcılığa geçiyoruz'' dediğini, ...'ın kendisine "İşin boyutu çok büyük abla" dediğini, katılanın da konuşamayacak durumda olduğunu, 2008 yılından beri katılanın evine gidip gelmediklerini, boşanma davasında yalan tanıklık yapmadığını,Beyan etmişlerdir.Sanık ... kollukta; katılan mağdurenin öz kızı olduğunu, zaman zaman sosyal medya uygulamalarındaki yazışmalar için ona kızdığını, yine 27.05.2017 tarihinde kızının telefonunda uygunsuz bir ses kaydı bulduğunu, kızına okula gelip bunu kimin yüklediğini bulacağını söylediğini, kızının durumun ciddi olduğunu anlayınca böyle bir yola başvurduğunu, kızının üşüyüp üşemediğini kontrol etmek için uykusunda yüzünü okşadığını, kızıyla ilişkilerinin iyi olduğunu, neden iftira attığını bilemediğini, pazar günü kapıyı açıp köpeğin kaçmasına izin verdiği için kendisine kızdığını, eşiyle araları iyi olmadığından annesinin yönlendirmesiyle veya okuluna gideceğini söylediği için böyle şeyler söylemiş olabileceğini, mahkemede; suçlamayı kabul etmediğini, eşinin önceden kendisine boşanma davası açtığını ama kendisinin çocuklar için evliliği bitirme yanlısı olmadığını, eşinin geri döndüğünü ama geçimsizliklerinin devam ettiğini, çocuklarının da bu durumdan etkilendiğini, çocuklarıyla ilgilenen bir baba olduğunu, şikayet tarihinden üç gün önce kızının telefonunda "Pipizm is the best'' isimli, erkek bir öğrenci tarafından kaydedilmiş uygunsuz bir ses kaydı bulduğunu, kızına yönelttiği sorulara cevap alamayınca okula gideceğini söylediğini, daha önce kızının telefonundan whatsapp programını kaldırdığını, porno video gönderilmesi nedeniyle facebook programını kendi kontrolünde kullandığını, kızının snapchat isimli sosyal paylaşım sitesinde canlı yayın yaptığını, buna karşı olduğunu ancak annesinin farklı düşündüğünü, bu gibi sebeplerle kızı mutlu gibi görünse de içinde fırtınalar koptuğunu anladığını, böyle bir suç işlemiş olsaydı annesinin kızını kendisiyle yalnız bırakmayacağını, kızının da onunla yalnız kalmayı kabul etmeyeceğini, katılan mağdurenin annesi ve ailesi tarafından yönlendirildiğini düşündüğünü, şikâyetten önceki gün katılan mağdurenin annesi ile salonda çekyatta yatmak istediğini, eşinin "Sobayı kapat eğer gece soğuk olursa uyandığında sobayı açarsın" dediğini, gece uyandığında eşinin yanağına dokunduğunu, sonrasında kızının yanağına dokunduğunu, üşüyüp üşümediklerini kontrol ettiğini, eşinin uyanarak "Ne yapıyorsun sen?" dediğini, "Üşüyüp üşümediğinizi kontrol ediyorum" dediğini, "Git buradan üşümüyoruz, işine bak!" dediğinde ''İçinde sen neyi yaşıyorsun?" diye söylenerek odasına gittiğini, çocuklarıyla güreşip karete yaptığını, kızının gelip kucağına oturduğunu, aralarında fiziksel temas olmamasının mümkün olmadığını ancak cinsel amaçla kesinlikle kızına dokunmadığını, birlikte çekindikleri fotoğrafları dosyaya ibraz ettiğini, 28 Mayıs günü yazlıktan çıkarken kızına bahçe kapısını açmamasını çünkü köpeklerin kaçtığını söylediğini, buna rağmen kapıyı açtığını ve köpeklerin kaçtığını, bunu kendisine tepki olarak yaptığını düşündüğünü, kızına bağırdığını, ertesi gün öğlen eniştesi tanık ...'in kendisini aradığını, katılanın savcılığa gittiğini söylediğini, "Sen ...'ı taciz etmişsin" dediğini, "... ağabey söyledi" dediğini, katılanı telefonla aradığını, "Öyle bir şey yok, bir gün önce köpekler sebebiyle bağırdığın için gidiyorum" dediğini, tanık ...'un ise "... bana ... ile ...'u üstünü açık yarı çıplak şekilde bastığını söyledi." dediğini, şikâyet olayının öncesinde eşiyle boşanmaya karar verdiklerini, eşine oğlunun kendisinde kalacağını söylediğini, ''Herhangi birşey talep etmeyeceksin" dediğini, bu davanın boşanma davası hâline getirildiğini, "Şiddet yanlısı baba, silah taşıyan baba, vuran baba, tabanca sıkan baba" olarak gösterildiğini, meselenin kaynağının boşanmaları olduğunu, panik atak hastası olduğunu, strese, heyecana, kapalı alana gelen bir insan olmadığını, katılan mağdure ile böyle şeyleri yaşayabilmesinin mümkün olmadığını, kızının psikolojisinin olaydan önce telefonuna el koyup okula gideceğini söyleyince bozulduğunu, kızının anlatımlarının çelişkilerle dolu olduğunu, odasına kamera yerleştirmediğini, böyle bir olay olmadığını, kızının 2015 yazında bikini bölgesinden kaynaklı enfeksiyon nedeniyle tedavi gördüğünü söylediğini, oysa raporunda "efektif olmayan gastroentrit" yazdığını, kızına açıkça yalan ifade verdirdiklerini, burada amacın eylemleri 15 yaşın öncesine çekmeye çalışmak olduğunu, oysa ilk beyanında kızının eylemlerin başlangıç tarihi olarak açıkça 2016 yılını verdiğini, kızının tek amacı malları ele geçirmek olan katılan ... ailesinin elinde esir durumda olduğunu, onlar ve avukatları tarafından yönlendirildiğini, Ankara'ya tatile gittiklerinde kızının babaannesinin evinde kaldığı gece de tacize uğradığını söylediğini ancak her zaman halasında kalan kızının hiçbir zaman babaannesinin evinde kalmadığını çünkü babaannesine ait 85... 'lik bu evin hepsinin bir arada kalmasına izin vermeyecek kadar küçük olduğunu, eşine kendisi dahil hiç kimsenin şiddet uygulamasının mümkün olmadığını bilakis eşinin kendisine şiddet uyguladığını, kızının bu anlatımlarının da doğru olmadığını, adli görüşmeci ...'in dinlenmesi gerektiğini, kızının kendisinin baskılarından dolayı şikâyetçi olduğunu söylediğini, adli görüşmeci araya girmese tacizlerden şikâyetçi bile olmayacağını, baskıcı bir baba olmadığını, aşırılıklara karşı kızını korumasının görevi olduğunu, kızının arkadaşları ile birlikte bakışlarından rahatsız oldukları edebiyat öğretmenlerinin şikâyet edilmesini sağladığını, bunun tacize karşı susmayacağını gösterdiğini savunmuştur.IV. GEREKÇEAnayasa’nın 138/1 ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa'nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkânı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;Sanığın 2015-2017 yılları arasında kızı olan katılan mağdureye yönelik birden fazla kez kıyafetleri giyinikken göğüslerini ve bikini bölgesini okşamak, cinsel organını yalamak ve kendi cinsel organını değdirmek suretiyle cinsel istismarda bulunduğu derece mahkemelerince kabul edilen olayda;Katılan mağdurenin babası olan sanık hakkındaki iddiaları, adli görüşmeci tarafından tutarsız ve genel hayat tecrübelerine aykırı bulunmuştur. Şikâyetin öncesinde herhangi bir psikolojik tedavi kaydı ya da rahatsızlığı bulunmayan, katılan annesince hiçbir sıra dışı durumu tespit edilemeyen, okulda başarılı ve öz güvenli bir öğrenci görünümüne sahip katılan mağdurenin dosyada mevcut fotoğrafları babası tarafından sürekli şekilde istismara maruz kaldığı iddiasıyla bağdaşmamaktadır. Şikâyet beyanındaki bariz fiziksel imkânsızlıklar ile zamansal çelişkilerin Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Adli Kurulunca düzenlenen 22.05.2018 tarihli raporda da tariflendiği şekilde ''bu vakalarda görülen olağan durumlar" olarak değerlendirilememektedir. Sanığın eylemleri sebebiyle genital bölgesinde enfeksiyon meydana geldiği ve bu nedenle hastaneye yattığı yönündeki iddiası, incelenen tıbbi evrakla doğrulanmamıştır. Katılan mağdurenin babasının kısıtlamalarına karşı duyduğu kızgınlık ve annesinin yönlendirmesi üzerine suça konu anlatımlarda bulunduğuna ilişkin oluşan şüphe ve müsnet suçu kabul etmeyen sanık savunmaları da bir bütün olarak değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın isnat edilen suçu işlediğine dair tam bir vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı, in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince oluşan şüphenin sanık lehine değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu, açıklanan nedenlerle sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçunun sabit olmadığı kabul edilmelidir.Bu itibarla, isabetsiz bulunan Yerel Mahkeme direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.IV. KARARAçıklanan nedenlerle,1- İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.11.2021 tarihli ve 416-439 sayılı direnme kararına konu hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçunun sabit olmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,2-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.