Anahtar kelimeler: Davdavacı Davatazminat Özetledavacı Eyüp Sitesi Zemin Bölümde İli İlçesi Köyü

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ43. HUKUK DAİRESİDOSYA NO
:█████████KARAR NO
:████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
:İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ
:█████/2022NUMARASI
:████████ Esas - ████████ KararDAVA
:Tazminat -Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan AlacakİSTİNAF KARAR TARİHİ
:█████/2026Taraflar arasındaki Tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı banka vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAV:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;davacı adına kayıtlı İstanbul ili, Eyüp ilçesi, ... köyü, ... Sitesi, zemin kat (58), bağımsız bölümde (251 ada/424 parsel, Bağımsız Bölüm, Cilt 10 sayfa 897) kayıtlı gayrimenkul üzerinde davalı ...'ün, davalı banka ile borçlu ya da kefil sıfatı ile imzaladığı nakdi ve gayri nakdi kredi sözleşmelerinden ve kambiyo senetlerinden, banka ile imzaladığı tüm sözleşme ve taahhütnamelerden kaynaklı doğmuş ve doğacak barıka alacaklarının tahsilini teminat altına almak amacıyla, evvela 14.11.2012 tarihinde 6.000.000,00 TL'ye kadar birinci dereceden, daha sonra 20.03.2015 tarihinde 7.000.000 TL'ye kadar ikinci dereceden ipotek tesisi yapıldığını, ipotek senetlerinden görüldüğü üzere her iki ipoteğin de ipotek senedi tarihinde imzalanmış olan sözleşme, kambiyo senedi ve taahhütnamelerden doğmuş ve doğacak alacakları teminat altına almak gayesiyle tesis edildiğini, ipotek tesis tarihinden sonra imzalanmış sözleşmenin, kambiyo senedi ve taahhütnamelerden doğmuş ve doğacak alacakların ilgili ipotek senetleri kapsamında teminat altına alınmadığını, daha sonra 14.04.2016 tarihinde müvekkilinin, davalılar, ... ve ... arasında adi yazılı protokol akdedildiğini, protokolün müvekkili adına kayıtlı gayrimenkulün müvekkili tarafından 8.400.000,00 TL bedel ile davalı bankaya devrini öngördüğünü, müvekkilinin söz konusu protokole bir aldatma neticesinde taraf olduğunu, davalıların protokol kapsamındaki borçların müvekkilinin vermiş olduğu ipotekler kapsamında olmadığını, esasen ipoteklere konu bir borç kalmadığını bilmelerine karşın müvekkilinin bu...'e taraf olmasını ve kendisini ipotek borçlusu zanneden müvekkilinin gayrimenkulü devretmesine sebep olduklarını, bahsi geçen kredilerin mesnedi sözleşmelerin tarihlerine Protokol altında yer verilmediğini, protokolün "İadesi Sağlanmamış Çek Yapraklarındaki Banka Sorumluluğunun Tespiti” başlıklı 1.2. maddesinde davalı şirketin lehine tesis edilen ve kullandırılan ve ancak iade edilmemiş/karşılıksız yazılmış 43 adet çekten kaynaklanan Alacaklı Bankanın Çek sorumluluk tutarına yer verildiğini, bahsi geçen protokol altında borç tutarının 1.000.000 TL'lik kısmının davalı şirket ve şahıs tarafındanı davalı bankaya nakden ödeneceğine yer verilmiş olmakla birlikte bahsi geçen ödemenin hangi kredi borcuna istinaden yapıldığına da yer verilmediğini, yine bahsi geçen protokolün ..., ... ve ... hesap numaralı iskonto kredilerine konu olan ve kredi borçlusu tarafından alacaklı bankaya ciro yoluyla tevdi edilmiş 899.063,98 TL tutarındaki Müşteri Çek ve Senet Tahsilatları ile Yapılacak Ödemeler” başlıklı IIl.C maddesi altında, toplam 15.090.618 TL olarak ifade edilen kredi borçlarının 899.063,98 TL'lik kısınımın ciro yoluyla ... Bankasına devredilen çekleri süresi içinde tahsil edilmeleri suretiyle ödeneceği ifade edilmiş olmakla birlikte söz konusu 899.063,98 TL'lik ödemenin ilişkili kredi hesaplarına yer verilmediğini, protokolün akabinde 21.04.2016 tarihinde müvekkili adına kayıtlı gayrimenkulün davalı bankaya devrinin gerçekleştirildiğini, 27.11.2018 tarihinde ... Bankası A.Ş.'ye ipotekler, Protokol ve Devir'e ilişkin müvekkilinin her türlü idari ve adli dava, talep ve başvuru hakkının saklı olduğunun noter aracılığıyla ihtar edildiğini, davalı bankaya tebliğ edilen ihtarnamede gayrimenkulün üçüncü kişilere devri veya kullandırılmasının kötü niyetli olacağı belirtilmiş olmasına rağmen davalı bankasının söz konusu gayrimenkulü ihtarın gönderilmesinden 2 ay sonra ... adlı 3.bir kimseye devrettiğini, gayrimenkulün devir bedeli olarak belirlenen 8.400.000 TL'nin devir tarihi olan 21.04.2016 tarihinden bu yana işletilecek faiz ile birlikte ödenmesi istemiyle müvekkili adına arabuluculuk başvurusunda bulunulmuşsa da davalılarını 2.arabuluculuk toplantısına katılmaktan beri durduğunu ve anlaşma sağlanamadığını, neticeten; müvekkilinin aldatma sonucu imzalamış olduğu 14.04.2016 tarihli Protokol ve Gayrimenkule ilişkin devir ile bağlı olmadığının ve bu işlemlerin müvekkili açısından geçersiz olduklarının TBK'nun madde 39 çerçevesinde tespitine, gayrimenkulün devir bedeli olarak belirlenen 8.400.000 TL'nin HMK 109 çerçevesinde şimdilik 10.000 TL'lik kısmının devir tarihi olan 21.04.2016 tarihinden bu yana işletilecek en yüksek faizi ile birlikte, davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP
:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; söz konusu işlemlerin üzerinden 4 yıldan fazla zaman geçmiş olup davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, dava konusu uyuşmazlığın temelinin davacının da tarafi olduğu 14.04.2016 tarihli protokol olduğunu, söz konusu protokolün konusunun banka tarafından diğer davalı şirket lehine tesis edilen nakdi ve gayrinakdi nitelikteki kredilerden kaynaklı tüm borçların tasfiye edilmesi, bu sözleşmede belirlenen şartlarla ipotekli olan iki taşınmazın müvekkil bankaya satılması olarak belirlendiğini, protokolde tablo halinde müvekkil bankaya borçlara mahsuben devredilecek taşınmazların bilgilerine yer verildiğini, davacının sahibi olduğu ve dava konusu edilen gayrimenkulün söz konusu tabloda yer aldığı ve ilgili kusmın hemen altında davacının da dahil olmak üzere sözleşme taraflarının imzalarının bulunduğunu, davacı tarafın her ne kadar kandırıldığı/dolandırıldığı gibi birtakım iddiatar ileri sürmüşse de protokolün tüm sayfalarının davacı tarafından imzalandığını, davacının maliki olduğu gayrimenkulün borca mahsuben müvekkili bankaya satılacağı ve satış bedeli dahi protokol metninde en ufak bir kuşkuya dahi yer vermeyecek şekilde yazılmış durumda olduğunu, ipotek resmi senedinin şartları incelendiğinde davalı şirketçe imzalanan kredi sözleşmelerinden doğmuş ve doğacak banka alacaklarımın teminat altına alırıdığının görüldüğünü, ipotek resmi senetleri gereğince diğer davalı şirketin ipotek tarihlerinden sonra doğacak olan borçlarının da ipotek kapsamında olduğunu, delil tespiti dosyasına konu bilirkişi raporları incelendiğinde davacının da tarafı olduğu protokolde belirtilen borçların diğer davalı ile müvekkili banka arasında imzalanan Genel Kredi Sözleşmesi'nin kapsamında olduğunun belirtildiğini, delil tespiti dosyasında alınan ek bilirkişi raporunda davacının iddia ettiği şekilde protokole konu kredilerin ipotek kapsamında olmadığına dair bir tespitte bulunulmadığı gibi davacınım iddialarının aksine değerlendirme yapıldığını, neticeten; zamanaşımı itirazının kabulü ile davanın reddine, esasa ilişkin cevaplar ışığında davanın reddine, yargılama giderleri ile avukatlık ücretlerinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.Diğer davalılar yönünden usulüne uygun tebligat yapılmış olup davalılar davaya cevap vermeyerek HMK 128 uyarınca tüm iddiaları inkar etmiş sayılmıştır.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...İpotek senetlerinde '' borçlu yada kefil sıfatıyla imzaladığı nakdi ve /veya gayri nakdi kredi sözleşmelerinden ...ve banka ile imzaladığı tüm sözleşme ve taahütlerden doğmuş ve doğacak banka alacaklarının tahsilini teminat almak amacıyla '' tesis edilmiş olduğu, bu şekilde ipoteğin hangi alacaklarının tahsilinin temini amacıyla tesis edildiğinin ipotek sözleşmesinde belirlendiği, ''..dığı'' şeklinde ipotek akit tablosundaki ''imzaladığı'' ibaresinden anlaşılacağı üzere üst limit ipoteklerinin kurulduğu tarihte mevcut olan (imzalanmış olan) genel kredi sözleşmeleri veya diğer taahütnamelerden doğan veya doğacak olan alacakların dava konusu ipotekler kapsamında kaldığı, ''...'' şeklinde ''imzalayacağı'' genel kredi sözleşmeleri veya diğer taahütlerden doğacak alacakların ipotek kapsamında bulunmadığı, bu kapsamda genel kredi sözleşmesi kurulduktan sonra bu kapsamda fiili kredi kullandırımlarının münferit kredi sözleşmeleri ile sağlandığı ancak bu kullandırımın imzalanmış olan genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılması nedeniyle söz konusu genel kredi sözleşmesiyle borçtan sorumlu olan kişilerin tespitinin gerekeceğinde şüphe olmadığı, tüm bunlara göre doğmuş ve doğacak alacaklara ilişkin kurulan üst sınır ipoteğinden ipotek akdindeki ifadelere göre ipoteğin kurulmasına neden olan temel ilişki çerçevesi içinde kalan alacaklar için ipoteğe başvurulabileceği; Davalı banka ile davalı kredi lehdarı şirket arasında yapılan...'lerde önceki veya sonra imzalanacak ...'lere atıf yapılmadığı, bağımsız ...'ler şeklinde düzenlendiği; protokol kapsamındaki kredilerin, kredi kullanım taleplerine ilişkin belgelerde Genel Kredi Sözleşmesi Seri Numarası kısımlarının boş bırakıldığı, davalı banka ile davalı kredi lehdarı şirketin sonradan ...'leri yapması hususu ile kredi kullandırımlarında ...'lere bir atıf yapılmadığı hususu dikkate alındığında bu durumda kullandırılan kredilerden dolayı sorumlu olacak kişilerin ancak kredi kullanım tarihinden hemen önceki ...'de sorumluluğu olan kişilerin olabileceği, buna göre protokole konu alacaklardan █████/2015 ve █████/2015 tarihlerinde kullandırılan ... hesap nolu ... kredinin 05.10.2015 tarihli ... kapsamında; █████/2015 tarihinde tarihinde kullandırılan ... nolu iskonto kredisinin 21.10.2015 tarihli ... kapsamında; █████/2015 tarihinde tarihinde kullandırılan ... nolu ve █████/2016 tarihindekullandırılan ... nolu iskonto kredilerinin █████/2015 tarihinde kullandırılan ...hesap nolu TL diğer kredilerin ve de █████/2016 tarihinde kullandırılan... hesap nolu çek tazmin kredisinin 16.06.2015 tarihinde imzalanan Çek Hesabı Açılış Sözleşmesi ile kullandırıldığından 19.11.2015 tarihli ... kapsamında kullandırılmış olduğu anlaşılmıştır.Taraflar arasındaki protokolde ve ihtarnamede banka alacaklarının hangisinin hangi genel kredi sözleşmesi kapsamında kaldığının tespit edilemediği, davalı bankanın gerek ihtarında gerekse yapılan protokolde ifa uğruna devir nedeni olan alacakların hangi genel kredi sözleşmesine ilişkin olduğu hususunun gerek hesap kat ihtarında gerekse protokolde açıkça belirtilmediği, bu durumun davacı tarafından bilinebilir de olmadığı, buna göre davalı bankanın davacının bu yönde hataya düşebileceğini bilmesi ve onu bu konuda uyarması gerektiği davacınında söz konusu borçların ilgili ipotekler kapsamında olduğunu sanarak devrettiği, bu sanma nedeniyle protokolün tarafı olması hususunda davacının iradesinin etkilendiği ve hataya düşmesine neden olunduğu hileninde sözleşme tarafının sözleşme kurmaya sevk etmek amacıyla kasten yanıltılması bilerek onda yanlış bir kanaatin doğmasının sağlanması olduğu, davalı bankanın göndermiş olduğu █████/2012 tarihli hesap kat ihtarnamesinde protokole konu edilen borçların davacının gayrimenkülü üzerindeki ipotekler kapsamında olduğu ve borçlarının 24 saat içinde ödenmemesi durumunda yasal yollara başvurulacağı ihtar edildiği, ve bu ihtardan üç gün sonra bu protokolün imzalandığı hususları ile birlikte bir kimsenin taşınmazının ipotek kapsamında olmayan alacaklar için kendiliğinden sağlıklı bir irade ile devretmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu gibi bu belgeler dikkate alındığında da bu devrin sadece ipotek kapsamında olduğu zannedilen alacaklar için yapıldığının sabit olduğu, buna göre ihtarnamenin hileli davranış niteliğinde olduğu, bankanın söz konusu ipoteğin kapsamını bilmesi ve buna göre işlem yapması gerektiği, tüm bunlara göre de Türk Borçlar Kanunun 39/2 maddesi gereğince tanzim hakkının doğduğu, tazmin miktarınında protokoldeki taşınmazın devir değeri olması gerektiği, bu tazmin miktarından da davalı bankanın yanında haksız zenginleşen davalı kredi lehtarı ... şirketi ve davalı müteselsil kefil ... 'nın sorumlu olduğu anlaşılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. Hak düşürücü süre itirazında bulunulmuş ise de,TBK 39. Maddesindeki "Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır." düzenlemesi kapsamında yanılma veya aldatmada, yanılma veya aldatmanın daha önce öğrenildiği ispat edilemediğinden bu hak düşürücü sürenin dolmadığı ve ayrıca da TBK 39./2 maddesi gereğince ".... olayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldır..:"mayacağı anlaşılmıştır...Davacının davasının kabulüyle davacının 14.04.2016 tarihli Protokol ve de gayrimenkule İlişkin devir ile bağlı olmadığının TBK 39. madde gereğince tespitine, 8.400.000 TL'nin 21.04.2016 tarihinden itibaren işleyecek 3095 S.K.nun 2/f-2. maddesindeki ticari işlerde Merkez Bankası'nın kısa vadeli avanslar için uyguladığı avans faizi oranında temerrüt faizi ile davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine" karar verilmiştir.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
:Davalı ...Bankası vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararını iki ayrı gerekçeye dayandırmış olmakla; her iki tespiti ve buna bağlı olarak kurulan hükmün usul ve hukuka aykırı olduğunu, dava konusu ipoteklerin borç tasfiye sözleşmesine konu kredileri kapsadığını, davacının sarih iradesi ile dava konusu tasfiye sözleşmesini imzaladığını, taşınmazın devir işlemlerini tamamladığını, dava konusu olayda aldatma şartları gerçekleşmediği gibi; davacının bu itirazını ileri sürmesi için kanunen öngörülen hak sürücü sürenin çoktan aşıldığını, makul kabul edilebilecek sürelerin çoktan dolduğunu, davacının iddialarının, davacının hem protokolü imzalarken kandırıldığı hem de tapu devrini gerçekleştirdiği esnada aldatıldığına yönelik olmakla birlikte davacı nasıl aldatıldığını dahi açıklamadığını, bu hususa yönelik herhangi bir delil sunmadığını, zira ortada davacının iddia ettiği şekilde bir durum bulunmadığını, bununla birlikte bir an için davacının aldatıldığı düşünüldüğünde dahi davacının aldatmayı öğrendiği tarih en geç tapu devir tarihi olan 21.04.2016 tarihi olmakla 1 yıllık hak düşürücü sürenin yıllar önce dolmuş olduğunun İlk Derece Mahkemesi tarafından göz ardı edildiğini, Türk Borçlar Kanunu hükümleri gereğince aldatmanın üzerinden bir yıl içerisinde sözleşme ile bağlı olunmadığının karşı tarafa bildirilmesi gerektiğini, davacı tarafından müvekkili bankaya bu yönde yapılan bir bildirim bulunmadığının dosya kapsamı ile sabit olduğunu, açıklanan nedenlerle istinaf taleplerinin kabulüne, haksız ve hukuka aykırı İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.GEREKÇE
:Dava, davacıya ait ipotekli taşınmazın, iradesinin hileyle fesada uğratılmak suretiyle temlik edildiği iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı banka vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.Dosya kapsamından, davalı banka ile davalı şirket arasında 15.11.2012, 19.04.2013, 05.10.2015, 21.10.2015, 19.11.2015 tarihli genel kredi sözleşmeleri imzalandığı, davalı ... 'nın tüm genel kredi sözleşmelerinde müteselsil kefil sıfatıyla imzasının bulunduğu, davacı adına kayıtlı İstanbul İli, Eyüp ilçesi ... mahallesi Zemin Kat (58) nolu bağımsız bölüm vasıflı taşınmaz üzerine 14.11.2012 ve 20.03.2015 tarihlerinde ipotek tesis edildiği, ipotek senetlerinde ipoteğin ''borçlu yada kefil sıfatıyla imzaladığı nakdi ve /veya gayri nakdi kredi sözleşmelerinden ...ve banka ile imzaladığı tüm sözleşme ve taahütlerden doğmuş ve doğacak banka alacaklarının tahsilini teminat almak amacıyla'' tesis edildiğinin yazılı olduğu anlaşılmaktadır. Dosyaya sunulu 14.04.2016 tarihli taraflar ve dava dışı kişiler arasında akdedilen protokolün incelenmesinde, anılan protokolün kredi lehtarı ve müteselsil kefil ... kefaleti ile kullandırılan ve protokolde belirtilen nakdi ve gayri nakdi nitelikteki kredilerden kaynaklanan tüm borçların tahsil edilmesi, bu sözleşmede belirlenen şartlarla ipotekli olan iki taşınmazın alacaklı bankaya satılması ve yine bu sözleşmede belirlenen ödemeler karşılığında söz konusu taşınmazın geri satılması amacıyla düzenlendiği, protokole konu nakdi ve gayri nakdi kredilerin ... hesap nolu ... kredi, ..., ... ve ... nolu iskonto kredileri, ...hesap nolu TL diğer, ... hesap nolu çek tazmin kredisi olduğu, toplam borcun 15.090.618 TL olarak gösterildiği görülmektedir. Protokolün "Vefa Hakkına Dayalı Olarak Gayrimenkul Satın Alınması Sureti ile Yapılacak Ödeme" başlıklı III.B.maddesinde,nakdi krediler ve diğer alacaklardan kaynaklanan toplam 15.090.618 TL'lik borç tutarının 13.350.000 TL'lik kısmının, biri davacı adına kayıtlı taşınmaz, diğeri davalı ..., dava dışı ..., dava dışı ... adına kayıtlı taşınmaz olmak üzere iki adet taşınmazın, davacı adına kayıtlı olan taşınmazın 8.400.000 TL bedelle olmak kaydıyla, borçlara mahsuben davalı bankaya sözleşmenin imzalanmasını müteakip 10 gün içinde her türlü takyidattan ari olarak satılıp ve Tapu Sicil Müdürlüğü'nde ferağ işlemini gerçekleştirilmek sureti ile ödeneceği; protokolün IV. Maddesinde ise protokol borçlularının davalı bankaya taşınmazların ayrı ayrı alım bedelleri toplamı olan 13.350.000 TL'nın 30.06.2017 tarihine kadar ödenmesi, alım tarihinden vefa hakkının kullanıldığı tarihe kadar yıllık %13,85 faiz oranı üzerinden işleyecek faizleri ve yasal eklentilerin ödenmesi, tapu alım-satım harçları, o tarihe kadar mevzuat değişikliği ile ihdas edilebilecek her türlü vergiler ve diğer tapu masraflarının tamamı, alım tarihinden vefa hakkının kullanıldığı tarihe kadar ödenen sigorta poliçelerinin bedelleri, ödenen emlak vergileri, çevre temizlik vergileri ve sair ödenecek vergiler, bankanın taşınmazların maliki olması sıfatı ile 3.şahıslara yapmak zorunda kalacağı tüm ödemelerin kredi borçlusu ve müşterek borçlu ve müteselsil kefiller, ipotek borçlusu tarafından bankaya ödenmesi halinde banka tarafından borca mahsuben alınan taşınmazların kredi borçlusu ve müşterek borçlu ve müteselsil kefillere, ipotek borçlusuna veya onların göstereceği üçüncü şahıslara geri satılabileceği hususları düzenlenmiştir.Somut olayda davalı banka ile akdedilen protokol kapsamında davacıya ait taşınmazın 21.04.2016 tarihinde davalı bankaya devrinin gerçekleştirildiği anlaşılmakta olup; davacı, ipotek tesis tarihinden sonra imzalanmış sözleşmelerin, kambiyo senedi ve taahhütnamelerden doğmuş ve doğacak alacakların ilgili ipotek senetleri kapsamında teminat altına alınmadığı, iradesinin hile ile fesada uğratılması sonucu protokole taraf olarak adına kayıtlı taşınmazın mülkiyetini davalı bankaya devrettiği iddiasıyla eldeki davayı açmıştır.Davaya konu edilen ipotek senetlerinde "... Şirketi'nin borçlu ya da kefil sıfatı ile imzaladığı nakdi ve/veya gayri nakdi kredi sözleşmelerinden, kambiyo senetlerinden ve banka ile imzaladığı tüm sözleşme ve taahhütnamelerinden doğmuş ve doğacak banka alacaklarının tahsilini teminat almak amacıyla" ipotek tesis edildiği yazılı olup, dosya kapsamına alınan ek bilirkişi raporunda, protokole konu kredilerin hangi genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırıldığı konusunda kredi şartları belgelerindeki genel kredi sözleşmesi seri numarası bölümünün boş bırakılması nedeniyle kullandırılan kredinin hangi genel kredi sözleşmesine istinaden kullandırıldığı anlaşılamadığı ancak kullandırılan kredilerin kredi kullandırımından önce düzenlenen genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırıldığının kabulü gerektiği,zira 05.10.2015 tarihinde 10.000.000,00 TL limitli, 21.10.2015 tarihinde 10.000.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesi düzenlendiği, protokole konu kredilerin tamamının ikinci derecede ipotek tesis tarihi olan 20.03.2015 tarihinden sonra kullandırıldığı, dolayısıyla protokolde yazılı kredilerin ipotek kapsamında olmadığı belirtilmiştir. Hal böyle olmakla birlikte davacı taşınmazı üzerinde ipotek tesis edildikten sonra 14.04.2016 tarihinde imzalanan protokolde, davalı şirket lehine kullandırılan ..., ... ve ... hesap numaralı iskonto kredilerine konu olan ve kredi borçlusu tarafından bankaya ciro yoluyla tevdi edilmiş çek ve senetler nedeniyle nakdi ve gayrinakdi nitelikteki kredilerden kaynaklanan borç toplamının 899.063,98 TL olduğunun; iskonto kredileri ile ... ve ...no.lu nakdi krediler ve... no.lu çek tazmin kredisinden kaynaklanan borcun 31.03.2016 tarihi itibariyle 15.090.618,00 TL olduğunun; davalı şirket lehine kullandırılan ve 5941 Sayılı Çek Kanununa tabii 43 adet iade edilmemiş/karşılıksız yazılmış çeklerden kaynaklanan çek sorumluluk tutarının sözleşme tarihi itibariyle 55.470,00 TL olduğunun taraflarca kabul edildiği yazılıdır.Türk Borçlar Kanunu'nun 201. Maddesinde "Borca katılma, mevcut bir borca borçlunun yanında yer almak üzere, katılan ile alacaklı arasında yapılan ve katılanın, borçlu ile birlikte borçtan sorumlu olması sonucunu doğuran bir sözleşmedir. Borca katılan ile borçlu, alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olurlar." hükmü düzenlenmiş olup, bu düzenleme ışığında taraflar arasında düzenlenen protokol, davacı yönünden borca katılma sözleşmesi niteliğindedir. Anılan protokolde, davalı banka tarafından bildirilen nakdi ve gayrinakdi kredi borcu, davacı tarafça üstlenilmiştir.Bilindiği üzere hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hatada yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 36/1. maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Öte yandan hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, def’i yahut dava yoluyla da kullanılabilir. Hilenin varlığının kabulü için bazı şartların gerçekleşmesine ihtiyaç vardır: Birinci şart "aldatma fiili"dir. Aldatan şahıs diğerini yanıltmış (hataya düşürmüş) olmalıdır. Fakat karşı tarafın düştüğü bu yanılmanın esaslı olması gerekmez (TBK. m.36/1). Çünkü aldatan hiçbir surette korunmaya layık değildir. Aldatan, sözleşmenin yapılması ve özellikle görüşmeler sırasında, belirli konu ve hususlarda doğru olmayan bilgiler vermekte veya bazı hususları dürüstlük kuralına göre açıklaması gerekirken kasten gizlemektedir. İkinci şart; "aldatma kastı"dır. Aldatan, karşı tarafı sözleşme yapmaya ikna etmek için ona bilerek ve isteyerek (kasten) gerçek dışı beyanda bulunmuş olmalıdır. Başka bir deyişle, yalan söyleyende karşı tarafı aldatmak ve onun gerçeği bilmesi hâlinde yapmayacak olduğu bir sözleşmeyi yapmağa sevk etmek niyeti bulunmalıdır. Eğer bir kimse, bilmemesi ağır bir kusur teşkil etmesine rağmen, durumu bilmeden bir beyanda bulunmuş ise aldatma kastı yoktur. Üçüncü şart ise "illiyet bağı" dır. Sözleşme aldatma sonucu, onun etkisi ile yapılmalıdır. Aldatılan yapmış olduğu sözleşmeyi, aldatma olmasıydı ya hiç yapmayacak ya da daha iyi şartlarda yapacak idiyse, illiyet bağı gerçekleşmiş olur. Aldatma fiili, sözleşmenin kurulmasının asli şartı olmalı, aldatma ile sözleşmenin kurulması arasında tabi bir illiyet bağı bulunmalıdır (Eren, F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 414 vd., HGK'nın 20.10.2010 tarih ve 2010/1-502 E., ████████ K.; 08.07.2020 tarih ve 2017/1-1831 E., ████████ K. sayılı kararları).Öte yandan; 6100 sayılı HMK’nın 190. maddesinde, "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.", 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 6. maddesinde, "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." hükümlerine yer verilmiştir (Yargıtay 1.HD.'nin 22.06.2022 tarih █████████ Esas █████████ Karar sayılı ilamı).Somut olayda davalı banka tarafından keşide edilen Beşiktaş ....Noterliği'nin 11.04.2016 tarihli ve ... yevmiye numaralı kat ihtarnamesinde ve 14.04.2016 tarihli protokolde banka alacaklarının hangi genel kredi sözleşmesi kapsamında kaldığı belirtilmemiş olmakla birlikte davalı bankaya bu konuda bir sorumluluk yüklenmesi mümkün değildir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, protokolde yazılı kredilerin ipotek kapsamında olmadığı belirtilmiş ise de davalı banka tarafından kat ihtarında bu yönde açıklama yapılmaması, dürüstlük kuralına aykırı hileli bir davranış olarak kabul edilmeyeceği gibi bu durumun davacının, banka alacağının ilgili ipotekler kapsamında olduğunu sanmasına dolayısıyla aldatılmasına yol açtığı sonucuna varılamaz. Davacı tarafça imzası inkar edilmeyen ve ipotek senedinden bağımsız şekilde imzalanan protokol kapsamında, davalı banka lehine ipotek şerhi bulunan davacıya ait taşınmaz, davalı bankaya devredilmiş olup, davalı bankaya izafe edilebilecek yanıltmanın/hileli davranışın varlığı ispatlanmamıştır. Bu durumda davalı banka yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece davacıya ait taşınmazın davalı banka tarafından dava dışı üçüncü kişiye satılması nedeniyle protokolde kararlaştırılan devir bedel üzerinden davacının TBK'nın 39/2 maddesi gereğince tanzim hakkının doğduğu kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; Mahkemece eldeki davanın kabulüne karar verilmesi isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı ...Bankası vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, diğer davalılar yönünden ilk derece mahkemesince kurulan hüküm istinaf konusu olmadığından diğer davalılar hakkında hüküm tekrarı yapılarak Dairemizce esas hakkında yeniden karar verilmek suretiyle aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.HÜKÜM
:Yukarıda açıklanan nedenlerle:Davalı ... Bankası vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; İstinafa konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK 353(1)b-2 uyarınca KALDIRILMASINA;1-Davanın davalı ... Bankası yönünden REDDİNE2-Davanın diğer davalılar yönünden kabulü ile davacının 14.04.2016 tarihli Protokol ve de gayrimenkule ilişkin devir ile bağlı olmadığının TBK 39. madde gereğince tespitine,3-8.400.000 TL'nin 21.04.2016 tarihinden itibaren işleyecek 3095 S.K.nun 2/f-2. maddesindeki ticari işlerde Merkez Bankası'nın kısa vadeli avanslar için uyguladığı avans faizi oranında temerrüt faizi ile davalı banka haricindeki davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,4-Hüküm altına alınan miktar üzerinden hesaplanan 573.804,00-TL ilam harcından peşin alınan 143.451,00-TL'nin (peşin harç 170,78-TL+143.280,22-TL ıslah harcı) mahsubu ile bakiye 430.353,00-TL ilam harcının davalı banka haricindeki diğer davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye irat kaydına,5-Davacı tarafından yatırılan 170,78-TL peşin harç, 143.280,22-TL ıslah harcı, 54,40-TL başvurma harcı olmak üzere toplam 143.505,40 -TL'nin davalı banka haricindeki davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,6-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre hesaplanan 162.425,00-TL vekalet ücretinin davalı banka haricindeki davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,7-Davalı banka kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 13/4.maddesine göre 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalı bankaya verilmesine,8-Davacı tarafından yapılan 4.084,00-TL yargılama giderinin davalı banka haricindeki davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,9-Tarafların zorunlu arabuluculuk sürecinde davalıların katılım sağlamaması nedeniyle 6325 sayılı Kanunun 18/A-11 maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk gideri olan 1.360,00-TL'nin davalı banka haricindeki davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek hazineye gelir kaydına,10-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine,11-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak;a-Davalı ... Bankası vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,b-Davalı tarafından istinaf aşamasında yatırılan 220,70 TL istinaf başvuru harcından oluşan yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,12-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.█████/2026