Anahtar kelimeler: Azilname Olmadan Bilgisi Takibi Anlaşma Kesinlik Açılması Şartı Eksiklikleri Ankara
3. Hukuk Dairesi         ████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi

SAYISI
: █████████ E., █████████ K.
İLK DERECE MAHKEMESİ
: (Kapatılan) Ankara 14. Tüketici Mahkemesi
SAYISI
: ████████ E., ████████ K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; avukat olan müvekkili ile davalı arasında 29.01.2018 tarihli avukatlık ücret sözleşmesinde yer alan taşınmazlara ilişkin davaların açılması ve ilgili diğer işlerin takibi konusunda anlaşma yapılarak vekalet verildiğini, 08.10.2020 tarihli azilname ile davalının müvekkilini duruşmalara katılmadığı ve bilgisi olmadan vekaletname ile iş yükü vermediği avukatlara yetki belgesi vererek duruşmaları takip ettirdiği gerekçesiyle azlettiğini, azlin haksız olduğunu, müvekkilinin davalı tarafın talimatlarına uygun şekilde ve menfaatlerini gözeterek vekillik görevinin bütün gereklerini yerine getirdiğini, azil tarihinde hak kazandığı avukatlık ücretinin tahsili için davalıya ihtarname gönderildiğini, ancak herhangi bir ödeme yapılmadığını belirterek, şimdilik 10.000,00 TL avukatlık ücretinin davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili, azlinin haklı olduğunu, avukat olan davacının müvekkilini bilgilendirmediğini, vekil olarak dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davrandığını, müvekkilinin bilgisi olmadan tanımadığı vekaletname ile iş vermediği avukatlara yetki vererek duruşmalara katılmalarını sağladığını, açılan davaların sürüncemede kaldığını ve müvekkilinin zarara uğratıldığını, taraflar arasındaki avukatlık sözleşmesinin müzakere edilmeden imzalandığını ve haksız şart içerdiğini, bağlayıcılığı bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasında 29.01.2018 tarihli yazılı Avukatlık Sözleşmesi bulunduğu, davacı avukatın davalı adına takip ettiği dava dosyası duruşmalarına bizzat katıldığının duruşma tutanaklarından sabit olduğu, davalı tarafça davacı avukatın dava süreci ile ilgili kendisine herhangi bir bilgi sunmadığı, defalarca bilgi isteklerini geri çevirdiği, randevu taleplerini kabul etmediği, vekilin müvekkilinin istekleri doğrultusunda ve onun yararı dahilinde işlem yapması gerekirken yapmadığına dair iddialarını kanıtlayamadığı bu nedenle davalı tarafça yapılan azlin haksız olduğu, 29.01.2018 tarihli avukatlık ücret sözleşmesine dayanılarak davacı tarafından açılan ecrimisil ve izaleyi şuyu davaları için tatbik edilecek avukatlık ücreti olarak dava konusu gayrimenkullerin değerinin esas alınarak gayrimenkullerin değerinin %20'si üzerinden hesaplanacak vekalet ücreti talep edilmiş ve davanın ikame edilmesiyle avukatın ücrete peşinen hak kazanacağı şeklinde madde eklenmiş ise de; yapılan bu sözleşmenin açılan davaların niteliği ile örtüşmediği, davalı açısından yapılan sözleşmenin haksız şartlar ihtiva ettiği, davalının açılan dava sonucunda elde edeceği kazanımları ile davacı tarafından rayiç bedel esas alınarak belirlenmesi talep edilen bedel arasında davalı aleyhine açık bir oransızlık bulunduğu, iş bu dosyalar açısından yapılan sözleşmenin haksız şart kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, davalının tarifede ortaklığın giderilmesi davasının maktu vekalet ücretine tabi dava türleri arasında düzenlendiği hususunda bilgilendirilmediği, açılan davalarda gayrimenkulün aynına ilişkin dava algısı ile sözleşme aktedildiğinin değerlendirildiği, davalı ile sözleşmedeki ücret koşulunun yeterince tartışılmadığı bu haliyle davacının ücretinin belirlenmesinde taraflar arasındaki sözleşme hükümlerinin esas alınmaması, kanun ve tarife hükümlerinin esas alınması gerektiği, kanun ve tarife hükümleri esas alındığında ise; toplam 12.535,00 TL vekalet ücretine hak kazanacağı ancak taleple bağlılık ilkesi gereği 10.000,00 TL alacağın davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar vermek gerektiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile; 10.000,00 TL alacağın davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiş, karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri istinaf yoluna başvurmuşlardır.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasında akdedilen "Avukat ile Müvekkil (vekil eden) Arasında Avukatlık Ücret Sözleşmesi" başlıklı 29.01.2018 tarihli sözleşmenin 2.maddesinde "Ortaklığın giderilmesi davalarında dava konusu taşınmazların satış bedellerinin %20'si vekalet ücreti olarak ödenir. Yine alacak davaları veya herhangi bir surette tahsil edilecek nakit paralarında %20'si vekalet ücreti olarak avukata ödenir." hükmünün kararlaştırıldığını, sözleşmede kararlaştırılan ücretin miktarı, davacı avukat tarafından yapılacak işlerin ve açılacak davaların niteliği dikkate alındığında sözleşmedeki ücrete ilişkin kısımların haksız şart niteliğinde olduğu, bu nedenle geçersiz olduğu, bu durumda Avukatlık Kanunu'nun 164/2 ve 4. maddesi gereğince değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşulu ile davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre dava değerinin %10'u ila %20'si arasındaki bir miktarın avukatlık ücreti olarak belirlenmesi gerektiği, Mahkemenin azlin haksız olduğu yönündeki kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı, davacı tarafça dava değeri 10.000,00 TL gösterilip ayrıca ıslah yapılmadığından Mahkemece taleple bağlı kalınarak 10.000,00 TL'nin tahsiline karar verilmesi sonuç itibariyle doğru ise de, azil ile birlikte vekalet ilişkisi sona ermiş olup, haksız azil halinde avukatın, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin akdi ve yasal (karşı yan) vekalet ücretini talep etme hakkına sahip olduğundan davacı avukatın toplam 15.370,00 TL vekalet ücretine hak kazandığı, Mahkemece talep edilebilecek vekalet ücretinin bu şekilde tespiti gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile Sulh Hukuk Mahkemesinde görülen ortaklığı giderilmesi davası açısından akdi vekalet ücreti hesaplanmayarak karar gerekçesinin bu doğrultuda yazılmasının isabetsiz bulunduğu gerekçesiyle, tarafların istinaf başvurularının kısmen kabul kısmen reddine, kararının kaldırılmasına, davanın kabulü ile; 10.000,00 TL alacağın davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili; kararın sözleşme serbestesi ilkesini ihlal ettiğini, sözleşmesinin Avukatlık Kanunu sınırları kapsamında olduğunu ve taraflar için bağlayıcı olduğunu, ücrete ilişkin anlaşmanın haksız şart niteliğinde olduğu tespitin yerinde olmadığını, ücretin kanuni sınırlar çerçevesinde belirlendiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
2. Katılma yoluyla davalı vekili; davanın görev, yetki, pasif husumet yokluğu, zamanaşımı, dava şartı arabuluculuğun gereği gibi yerine getirilmemesinden reddi gerektiği, azlin haklı olduğunu, davanın tümden reddi gerektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, haksız azil iddiasına dayalı vekalet ücreti alacağı ile davacı tarafından yapıldığı bildirilen masrafların tahsili istemine ilişkindir.
1. Temyizen incelenen kararda belirtilen gerekçeye ve özellikle taraflar arasında 29.01.2018 tarihli avukatlık ücret sözleşmesi akdedildiği, davalının davacı avukata aynı tarihli vekaletname verdiği, davacının anılan vekaletname ile davalı adına ortaklığın giderilmesi davası, haksız işgal tazminatına ilişkin dava ve terekeye temsilci atanması dosyasında asıl dava ve bu dosya ile birleşen dosyada davalıyı temsil ettiği, sözleşmenin 10.maddesi uyarınca davacı avukatın bu görevi bu iş sebebi ile bir başka avukatı ya da avukatları tevkil etmesinin mümkün olduğu açıkça belirtilmiş olduğundan bazı duruşmalara davacı avukatın kendisinin katılmamasının davalının iddia ettiği şekilde azil sebebi oluşturmayacağı, davalının davacı avukatın kendisine dava süreci hakkında herhangi bir bilgi sunmadığı ve randevu taleplerini geri çevirdiği iddialarına ilişkin somut delil sunmadığı, dolayısıyla azlin haklı olduğu yönündeki iddiasını ispatlayamadığının anlaşılmasına göre; davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2. Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı TBK) 26. maddesinde “Sözleşme özgürlüğü” başlığı altında bir sözleşmenin içeriğinin, bu sözleşmenin taraflarınca kanunda öngörülen sınırlar içerisinde özgürce belirlenebileceği düzenlemesi yer almaktadır. Bu temel kuralın istisnası ise 27. maddenin 1. fıkrasında ahlâka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmelerin kesin olarak hükümsüz olduğu belirtilmek suretiyle açıklanmıştır.
Türk Borçlar Kanunu'nun genel işlem koşullarına ilişkin düzenlemesinin yürürlüğe girmesinden önce konu tüketici sözleşmeleri yönünden mevzuatımıza girmiş ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un “Sözleşmedeki haksız şartlar” başlıklı 6. maddesinde ve bu sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun md. 5'te düzenlenmiştir.
Bu madde içeriğine göre “Satıcı veya sağlayıcının tüketiciyle müzakere etmeden, tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları haksız şarttır.”
Madde metninden de anlaşılacağı üzere tüketici sözleşmelerinde genel işlem koşullarının kanun koyucunun müdahalesini gerektirir uygunsuzlukta olduğunun, başka bir anlatımla haksız şart teşkil ettiğinin kabul edilebilmesi için birtakım koşullar gereklidir: Bunlar tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dâhil edilmiş olma ve tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizlik yaratma koşullarıdır.
Anılan maddenin 3. fıkrasında tüketici ile müzakere edilmeme kavramı “Eğer bir sözleşme şartı önceden hazırlanmışsa ve özellikle standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği kabul edilir.” şeklindeki anlatımla açıklanmıştır.
Tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan bu tip düzenlemelerin yaptırımı ise maddenin 2. fıkrasında “tüketici için bağlayıcı değildir” denilmek suretiyle kanun koyucu tarafından ortaya konulmuştur. Nitekim bu durum, 6502 sayılı Kanun'un 5. maddesinin 2. fıkrasında “Tüketiciyle akdedilen sözleşmelerde yer alan haksız şartlar kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin haksız şartlar dışındaki hükümleri geçerliliğini korur.” hükmü ile düzenlenmiştir.
17.06.2014 tarihli ve 29033 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmelik’in 5. maddesinin 1. fıkrasına göre de tüketici ile kurulan sözleşmelerde yer alan bir şartın haksız şart olarak kabul edilebilmesi için tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dâhil edilmesi, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olması unsurlarının bir arada bulunması gerekir.
Yapılan bu açıklamalar doğrultusunda, taraflar arasında akdedilen 29.01.2018 tarihli avukatlık ücret sözleşmesinin kanunda öngörülen sınırlar içerisinde sözleşme serbestîsi kapsamında ahlâka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı olmadığı veya konusunun imkânsızlık içermediği, ücrete ilişkin sözleşme hükmünün taraflarca müzakere edilmeden sözleşmeye dahil edildiğinin ispatlanamadığının anlaşılmasına, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyiniyet kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olmadığı, dolayısıyla somut olayda haksız şartın unsurlarının gerçekleşmediği, bahsi geçen sözleşmenin tarafların iradeleri ürünü olduğu ve geçerli olduğunun anlaşılmasına göre, bu yön gözardı edilerek taraflar arasındaki sözleşme hükümleri değerlendirilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirir.
VI.KARAR
Açıklanan sebeple;
1. Davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE,
2.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371.maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
22.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!