Anahtar kelimeler: Etttiği Oluşuna Koşarak Dağ Yokken Tartıştığı Maktule Nerede Aşkın Darp

YARGITAY DAİRESİ
: 1. Ceza DairesiMAHKEMESİ
:Ağır CezaSAYISI
: 145-18I. HUKUKİ SÜREÇNitelikli kasten öldürme suçundan sanıkların 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatlerine ilişkin Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.07.2015 tarihli ve 351-271 sayılı hükümlerin, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 22.01.2020 tarih ve 1885-232 sayı ile; "Sanıklarla herhangi bir husumeti saptanamayan üç gizli tanığın birbirini doğrulayan ve olayın oluşuna uygun anlatımda bulundukları, sanık ...’in bir neden yokken çok kısa bir süre sonra koşarak ve dağ yolundan eve gelip maktule ile tartıştığı ve onu darp etttiği, sanığın üç saati aşkın bir süre nerede olduğunu ve ne yaptığını tam olarak açıklayamadığı ancak kamera görüntüleri ve tanık anlatımlarından evde olduğunun anlaşıldığı, yine sanık ...’nin olaydan önce komşuya nane satmaya gittiği yönündeki savunmasının da gerçeği yansıtmadığı, evdeki gazlı ocağın maktule öldükten sonra açıldığının sabit olduğu, sanık ...’nin maktulenin ölümünden sonra gece geç vakitte ‘Kızım geldi, görmeye gelin.’ diyerek komşularını evine davet etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, maktulenin bir ay Gölbaşı’nda kalmasına rağmen intihar etmeyip eve gelir gelmez intihar etmesinin inandırıcı olmadığı, kaldı ki intihar etme niyeti olsaydı ‘Biliyorum, siz beni öldüreceksiniz’ demeyeceği, sanıkların maktuleye yönelik davranışları ve maktulenin olaydan önce sarf ettiği sözler, tüfeğin maktulenin yanında veya önünde değil de arkasında bulunduğu, sanıkların evin içinde maktule ile birlikte iken silah sesinin geldiği ve diğer deliller bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanıkların bizzat tarım ilacını içirmemiş ve tüfeği ateşlememiş olmaları kabul edildiğinde dahi maktuleyi intihara zorladıklarının kabulü gerektiği, eylemlerinin cebir veya tehdit kullanmak suretiyle kişileri intihara mecbur etme suçunu oluşturduğu ve TCK'nın 84/4. maddesinin yollamasıyla kasten öldürme suçundan cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği halde yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesi ise 12.01.2021 tarih ve 145-18 sayı ile; "...Gizli tanıkların maktulenin darp edildiğini, sürüklenerek içeriye sokulduğunu beyan etmelerine rağmen maktulede darp ve cebir izine rastlanılmadığının belirtildiği, maktulenin sol el svabında atış artığına rastlanıldığı, sanıklarda ise atış artığı bulunmadığı, aynı şekilde suçta kullanılan silah üzerinde maktulenin parmak izinin tespit edildiği, sanıkların parmak izine rastlanılmadığı, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunca ölüme neden olan atışın maktule tarafından da yapılabileceğinin belirtildiği, ölü muayene tutanağında da 'maktulenin elinde tek kırma bir av tüfeği olduğu ve tüfeğin namlusunun maktulenin göbek deliği içerisine dayalı olduğu görüldü.' şeklindeki tespitin bulunduğu, bu nedenlerle sanıkların atılı suçu işledikleri hususunun şüphede kaldığı," şeklindeki gerekçe ile bozma ilamına direnerek önceki hüküm gibi sanıkların ayrı ayrı beraatlerine karar vermiştir.Bu hükümlerin de Cumhuriyet savcısı tarafından temyizi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.09.2022 tarihli ve 37613 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle dosya, CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 22.02.2023 tarih ve 8523-588 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi nedeniyle Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.II. UYUŞMAZLIĞIN KONUSUÖzel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara isnat edilen nitelikli kasten öldürme suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.III. OLAY VE OLGULARİncelenen dosya muhteviyatından;Maktulenin, sanık ...’nin kızı, diğer sanık ...’in ise anne bir baba ayrı kız kardeşi olup eşi ... ile birlikte Nevşehir’de ikamet ettiği, olay tarihinden yaklaşık bir ay önce müştereken yaşadığı konuttan kaçması nedeniyle kayıp olarak arandığı, sanık ...’in kız kardeşini kendi imkanlarıyla 22.05.2014 tarihinde Adıyaman ili Gölbaşı ilçesinde bulduğu, eşinin kabul etmemesi nedeniyle maktulenin, annesi olan sanık ...’ye teslim edilmesinden sonra sanıkların maktuleyi de alarak Adıyaman ili Besni ilçesindeki evlerine geldikleri, aynı gün saat 21.30 sıralarında bahse konu ikamette tanıklar ... ve ... tarafından maktulenin cesedinin bulunduğu ve tanıklarca güvenlik güçlerine olayın intihar şeklinde bildirildiği,Olay ... inceleme raporunda; suç mahallinin tek katlı, iki oda ve mutfaktan ibaret betonarme bir ev olduğu, ikametin demir doğrama giriş kapısında zorlama izi tespit edilemediği, evin dağınık olmadığı, kapı girişine göre sağ taraftaki duvarda kan lekeleri olup hemen yanındaki oturma odasından ağır bir tarım ilacı kokusu geldiği, bu odada çekyatın ön tarafındaki beton zemine serpilmiş hâlde beyaz lekeler görüldüğü, girişe göre sol tarafta kalan odanın giriş kapısı dış kısmında tarım ilacı kapağı olduğu değerlendirilen jelatinin ele geçirildiği, mutfağa girildiğinde ocağın açık bırakılması nedeniyle içerisinin yoğun bir şekilde tüp koktuğu, burada maktulenin çömelmiş bir vaziyette, yüzü yere bakar ve sağ kolu ile somyaya dayalı, sol eli de yerde olacak şekilde bulunduğu, maktulenin üzerinin giyinik ve ayakkabılarının ayağında olduğu, somyanın üstünde istifli şekilde dizili duran yufkaların uçlarının kırık olup maktulenin bel boşluğuna gelen yerde yufka kırıntıları olduğunun görüldüğü, maktulenin pozisyonuna göre sol arka tarafında Antalya tüfek sanayii Cap 12 yazılı, mermi yatağında muhtemel patlamış bir tane kartuş bulunan 96 cm uzunluğunda, ahşap dipçikli, namlu kısmı 54 cm, sap kısmı 42 cm olan, namlusu tetiğe kadar 62 cm uzunluğunda bulunan tek kırma av tüfeğinin ele geçirildiği,Ölü muayene tutanağında; maktulenin, intihar ettiği yolunda ihbar gelmesi üzerine olay yerine gidildiğinde iki büklüm vaziyette cansız bir şekilde görüldüğü, bulunduğu pozisyondan sırt üstü yatar hâle getirildiğinde elinde tek kırma av tüfeği olup namlusunun göbek deliğinin içerisine dayalı olduğu, buradan alındığı sırada tüfeğin maktulenin göbek deliğinin içerisine doğru tek el patladığı ve bu bölgenin kanadığı şeklinde bir tespit yapıldığı ancak aynı Cumhuriyet savcısı tarafından 25.05.2014 tarihli tutanak ile yukarıda bahsi geçen ibarelerin sehven tutanağa işlendiği, olayda kullanılan tüfeğin maktulenin arka kısmında bulunduğunun olay ... incelemesi ve fotoğraflardan anlaşıldığı, bu kapsamda sehven yazılan bu kısmın paraflanarak ... dışına çıkarıldığı açıklamalarına yer verildiği,Otopsi raporuna göre, batın orta hatta göbek deliğinin tam üzerinden batın boşluğuna toplu hâlde giren av tüfeği saçma tanelerinin sırasıyla batın duvarı, ince bağırsak mezosu, aort ve dalları ile sol böbrekte harabiyet oluşturarak batın sol yan duvarına kadar ulaştığı, trajesinin önden arkaya, sağdan sola ve aşağıdan hafif yukarıya seyirli olduğu, maktulenin kanında ve mide içeriğinde yapılan incelemede, diyazinon etken maddesinin bulunduğu, kan ve akciğer örneği üzerinde yapılan incelemede, lpg/doğalgaz bileşenine rastlanılmadığı, maktulenin sol el bilek fleksör yüzde 3, 5, 2, 1 ve 0,5 cm'lik yüzeysel kesiler ve 0,3 cm çaplı sıyrık olduğu, her iki bacak ön yüzde mor ve kahverengi ekimozlar bulunduğu, saçlı deri altında frontal hatta kanama alanları olduğu, on altı yaş ile uyumlu, 1,59 cm boyunda ve 50 kg ağırlığında olan maktulenin ölümünün tek atışla husulü mümkün, müstakilen öldürücü nitelikteki ve bitişik atış mesafesinden yapılan av tüfeği saçma taneleri toplu girişine bağlı kot ve vertebra kırıkları ile iç organ ve büyük damar yaralanması sonucu gerçekleştiğinin belirtildiği,Uzmanlık raporlarında; olayda kullanılan tüfeğin ahşap el kundağı sol ön kısmında maktulenin sol el avuç izine; ahşap kabzasının tetik tertibatının sol üst kısmında sol el baş parmak izine rastlanıldığı, maktulenin sol el üstünde alınan svapta atış artığı bulunduğu, sanıkların olay gecesi saat 02.00 sıralarında alınan svap örneklerinde ise atış artıklarına rastlanmadığının bildirildiği,Kriminal rapora göre, oturma odasından çıkan lekenin tarım ilacı olup içeriğinde sanık ...’e ait DNA örneğinin tespit edildiği, mutfaktan alınan beyaz lekede maktule ve sanık ...'nin DNA örneklerinin karışık olarak bulunduğu, ara holde duvardaki lekelerin ise kan lekesi olup maktuleye ait olduğu,Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunca maktulenin ölümüne neden olan atışın kendisi tarafından yapılmasının mümkün olduğu, ancak aynı mesafeden başka bir kişi tarafından da yapılabileceği, mevcut verilere göre bunlar arasında tıbben ayrım yapılamadığının belirtildiği,...’in ... ve ... Mühendislik isimli iş ... kamera kayıtlarına göre, sanık ...'in maktuleyi ikamete bıraktıktan sonra saat 17.21 sıralarında çalışmış olduğu ...’in ... isimli iş yerine geldiği, aynı gün saat 17.58’de sanık ... ile yaptığı telefon görüşmesinden sonra iş yerinden ayrıldığı, saat 21.00.52’de çarşı istikametine doğru yürürken görüntülerinin olduğu, hemen arkasından saat 21.01.05’te panik hâlinde ve koşar adımlarla elinde herhangi bir eşya bulunmayan sanık ...’nin görüldüğü, sanık ...’nin beş dakika sonra geri dönerek ikametinin bulunduğu istikamete doğru yürüyüp gittiği, sanık ...’in saat 21.14’te çalıştığı iş yerine geri döndüğü,24.12.2014 tarihinde mahallinde icra edilen keşif sonrası alınan bilirkişi raporunda; bahse konu ikametin 4,30 cm ilerisinde sokak aydınlatma lambasının bulunduğu ve ikametin önünü aydınlattığı, ikametin ön cephesinde iki adet pencere olduğu, eğim farkından dolayı her iki pencerenin yüksekliğinin aynı olmadığı, girişe göre solda bulunan pencerenin yerden pencere alt pervazına kadar olan yüksekliğinin 1,10 cm olup dışarıdan geçen 1,70 cm boyundaki birinin içeriye baktığında odadaki şahısların belden yukarısını görebileceği, suç yerinden 43 metre mesafede sanıkların bostan tabir edilen bahçelerinin olduğu, ikametin cümle kapısı arka tarafa alındığında ikamet ile aynı hizada solda 60 metre uzaklıkta ...’e ait ev; ikametin karşı sol tarafında 11 metre mesafede ...’e ait ev; bu evin yanında suç yerine 27 metre uzaklıkta ... ...’e ait ev, bu ikametin yanında da ... ...’e ait ev bulunduğu, pencereler açıkken konuşmaların 43 metreden net bir şekilde duyulduğu, pencereler kapalıyken söylenilenlerin aynı mesafeden tam anlaşılmadığı ancak duyulmakta olduğu, ikametin önünden geçtiklerini ifade eden gizli tanıkların konuşulanları net bir şekilde duyabileceklerinin bildirildiği,Anlaşılmaktadır.Mağdur ...; maktule ile görücü usulü tanışıp evlendiklerini, bir ay kadar birlikte yaşadıklarını, maktulede olumsuz bir durum sezinlemediğini, ailesi ile aynı binada farklı dairelerde ikamet ettiklerini, son günlerde eşinin ailesinden rahatsızlık duymaya başladığını ve kendisine haber vermeden kaçıp gittiğini, olay günü polislerin kendisini arayıp eşi ile telefonda görüştürdüklerini, eşine bu zamana kadar nerede olduğunu sorduğunu, eşinin "Seni ilgilendirmez." demesi üzerine kendisini böyle kabul edemeyeceğini söyleyip telefonu kapattığını, bu nedenle eşine annesine teslim edilmiş olduğunu, şikâyetinin bulunmadığını,Kovuşturmada farklı olarak; maktulenin psikolojik sorunları olduğunu,Tanık ...; olay tarihinde ... vakitlerinde aynı iş yerinde birlikte çalıştığı arkadaşı olan sanık ...’in kayıp olan kız kardeşini Gölbaşı’nda bulduğunu, yaşı küçük olduğu için yalnızca annesine teslim edileceğini söylemesi üzerine sanık ...’yi araç ile Gölbaşı’na götürdüğünü, işlemlerin ardından ailesine teslim edilen maktuleyi de alarak Besni’ye geri döndüklerini, yolda sanıklar ve maktule arasında herhangi olumsuz bir konuşma geçmediğini, saat 18.00 gibi maktule ve sanık ...’yi ikamete bırakıp ... ile iş yerine gittiklerini, bir ara ...’i göremediğini, sorduğunda ustasının, ...’in rahatsızlandığını ve izin isteyerek eve gittiğini söylediğini, saat 20.00 sıralarında ...’in iş yerine geri döndüğünü ve cebinden kendisine ait aracın anahtarını çıkartarak "Ev uzak olduğu için bu saatte de dolmuş olmadığından senin aracını alarak geldim, kusura bakma." dediğini, tekrardan çalışmaya başladığını ancak durgun olduğunu, kontörünün olmadığını söyleyip cep telefonunu istediğini, saat 21.49’da annesini arayıp bir sıkıntı olup olmadığını sorduğunu, aynı gece saat 22.00 sıralarında emniyetten, iş yerinin sahibi ve ...'in dayısı olan ... ...'i aradıklarını ve devamında ...'i alıp götürdüklerini,Kovuşturmada ilaveten; o güne kadar araçlarını iş yerinin önüne park ettiklerini, ancak olay günü ...’in kendi aracını uzak bir yere park etmiş olduğunu, iş yerine geri döndüğünde kaymakam ve emniyet müdürünün misafirleri olduğunu, ...’in devamlı emniyet müdürüne görünmeye çalıştığını,Tanıklar ..., ... ve ... aşamalarda aynı yöndeki anlatımlarında; yatsı ezanı okunmasından sonra sanık ...'nin evlerine gelip bir müddet oturduğunu, konuşma sırasında kendilerine maktulenin bulunduğunu anlattığını, nasıl bulunduğunu sorduklarında "Polis buldu, şimdi evde, nane satmak için çıktım, ... da evde çay yapıyordu, isterseniz bize gidelim, hem ...'yı görürsünüz, hem de çay içeriz." şeklinde konuştuğunu, bunun üzerine ...’nin evine gittiklerini, ışıkların yanmakta olduğunu, ...’nin anahtarı ile kapıyı açtığını, seslenmelerine rağmen maktuleden cevap gelmediğini, evde tüp kokusuna benzeyen ağır bir koku olduğunu, içeriye girdiklerinde maktuleyi oturur ve elini alnına koymuş şekilde gördüklerini, yanına gittiklerinde maktulenin arka tarafında tüfek olduğunu fark ettiklerini, tüfeğin ağzının duvar tarafına baktığını, hiçbir şeye dokunmadıklarını, ...'nin maktulenin yanına gelmediğini, herhangi bir şaşkınlık ya da üzüntü içinde olmadığını, hemen dışarıya çıktıklarını, diğer akrabaların sağlık ekiplerini ve polisi aradığını,Tanık ...; sanık ...’nin ablası olduğunu, yeğeni olan maktulenin bulunduğunu öğrenmesi üzerine eşi ile birlikte Tut ilçesinden Besni’ye geldiklerini, maktulede anormal bir durum sezmediğini, dayak yemiş gibi bir görüntüsünün olmadığını, akşamüzeri oradan ayrıldıkları sırada ...'in de evden çıkmakta olduğunu,Tanık ... soruşturmada; maktulenin gezip dolaşmayı sevdiğini, ...’in de bu nedenle sık sık kardeşini dövdüğünü, olay günü gece hatırlayamadığı bir saatte ...’nin kapısını çaldığını, yanında ..., ... ve ...’in de bulunduğunu, soğukkanlı bir şekilde "... intihar etmiş." dediğini, kendisinin de "Nasıl olmuş, sen neredeydin?" diye sorduğunu, nane vermeye gittiğini söylediğini, ölüp ölmediğini sorduğunda "Karnından kan geliyor, korkudan bakamadım." dediğini, bu sırada yanlarına gelen ...’ün, ...’nin telefonundan sağlık ekiplerini ve polisi aradığını, devamında "İçeriye girmeyin, savcı gelip parmak izlerinizi alacak." deyince ...’nin ikamete birkaç kez girip çıktığını, daha sonra ...’nin elinde kırmızı bir kazak gördüğünü, ...’ye yeniden "Sen nasıl ettin, nasıl gördün, hiç bakmadın mı, bulunduğunda nasıldı?" şeklinde sorduğunu, ...’nin de; "Bilmiyorum, karnına sıkmıştı, gittim boynuna sarıldım, muhtemelen elimde iz de çıkar, ne yaptım ettim, hiç hatırlamıyorum." dediğini, mahalleliden ...’nin demir kapıyı defalarca hızlı bir şekilde kapatıp açarak ses yaptığını duyduğunu ancak kendisinin görmediğini, olaydan sonra eve gelen ...’in merdivenlere oturup "Ne bakıyorsunuz, film mi oynuyor?" dediğini, olayın ertesi günü sanıkların evlerini temizleyip bütün eşyayı yaktıklarını duyduğunu,Tanık ...; Cumhuriyet savcısının parmak izi alacağının konuşulması üzerine sanık ...’nin panikleyerek birkaç kez eve girip çıktığını, evden dışarıya teneke gibi bir şey attığını ve tedirgin bir ruh hâli içerisinde olduğunu,Tanık ...; sanıkların akrabası olduğunu, ...’in kendilerine ait lokantada işçi olarak çalıştığını, iş yerinin ilçe merkezi dışında bulunduğunu, olay günü saat 18.00 sıralarında ...’in yorgun olduğunu söyleyerek izin istediğini, dağ yolunu takip ederek evlerine doğru gittiğini, saat 21.00 sıralarında yine yanlarında çalışan ...’a ait araçla iş yerine geri döndüğünü, neden geldiğini sorduğunda canının sıkkın olduğunu söylediğini, ancak anormal bir durum sezmediğini, saat 22.30 sıralarında polislerin arayarak ...'nın intihar ettiğini haber verdiklerini, kardeşi ...'in de ...'i alıp evlerine doğru gittiğini,Tanıklar ... ... ve ... aynı yöndeki anlatımlarında; olay tarihinde saat 18.00-18.30 sıralarında arazide hayvanlarını otlattıkları sırada aynı mahallede ikamet etmeleri nedeniyle tanıdıkları sanık ...’in Şahin Tepesi civarından koşarak geldiğini gördüklerini, sanığın "Sürüde köpek var mı?" diye sorduğunu, olmadığını söyleyip nereden geldiğini sormaları üzerine çarşıdan geldiği şeklinde cevap vererek evlerine doğru koşar adım gittiğini, ...'in ... isimli lokanta ile sanığın evi arasındaki mesafenin yaklaşık 2 km olduğunu,Tanıklar ..., ... ve ... mahallinde icra edilen keşif sırasında dinlenmelerinde; maktulenin intihar ettiği yönünde ihbar gelmesi üzerine olay yerine gittiklerini, kendileriyle birlikte sağlık ekiplerinin de suç mahalline gelmiş olduklarını, ikamete girdiklerinde yoğun bir tüp ve ilaç kokusu aldıklarını, olay yerinin dosyaya ibraz ettikleri fotoğraflardaki gibi olduğunu, sağlık ekipleri dahil kimsenin oda içerisine müdahalede bulunmadığını, maktuleyi gördükleri yerde kan olmadığını, ayrıca duruş pozisyonuna göre de maktülenin üzerinde herhangi bir kan lekesi görünmediğini, tespit ettikleri hususları tutanağa derc ettiklerini,... ... kod adlı gizli tanık; sanıkların evine 30-40 metre uzaklıkta ikamet ettiğini, olay günü akşamüstü bir vakitte evinin önünde bulunduğu sırada beyaz renkli bir araçtan maktule, sanık ..., ...’nin ... ismindeki kız kardeşi ve onun kocasının inerek hep birlikte içeriye girdiklerini, yaklaşık beş dakika sonra sanık ...’in dağ yolundan koşarak eve geldiğini, ... eve girdikten sonra yüksek sesle bağırıp çağırmaya başladıklarını, sanıkların maktuleye; "Bugüne kadar neredeydin?" diye sorduklarını, maktulenin de "Arkadaşımın yanındaydım." dediğini, devamında "Ooyy" diye bağırdığını, seslerden maktuleyi dövdüklerini tahmin ettiğini, daha sonra evine girdiğini, havanın kararmaya başladığını, evinde yemek yediği sırada ...’nin ikametinin karşısında bulunan bahçeden maktulenin yüksek sesle bağırdığını duyduğunu, ...'nin de "Korkma, korkma." dediğini, bunun üzerine dışarıya çıkıp baktığında maktuleyi evin önünde otururken gördüğünü, sanıkların "Kalk içeri." dediklerini, maktulenin; "Niye gizli gizli konuşuyorsunuz. Ben içeri girmem, siz beni öldüreceksiniz." şeklinde karşılık verdiğini, bu esnada ...’in bir eli ile saçından tutup diğer eli ile maktulenin ağzını kapattığını, birlikte sürükleyerek içeriye götürdüklerini, kapıyı kapatıp perdeleri de çektiklerini, aradan beş dakika geçince evden bir silah sesi geldiğini, baktığında bir şey göremediğini, bu sırada yatsı selasının okunmak üzere olduğunu, aynı anda ...’nin evin demir kapısını üç kez hızlı hızlı açıp kapattığını, daha sonra kendisinin evine girdiğini, aradan yaklaşık yarım saat geçtikten sonra ...’nin, yanında ..., ... ve ... ile eve doğru geldiğini gördüğünü,... kod adlı gizli tanık; sanıklar ile aynı mahallede oturduğunu, saat 18.30-19.00 sıralarında arkadaşı olan ... kod adlı gizli tanık ile evlerine doğru yürümekte olduklarını, sanıkların evinin önünden geçerken içeriden bağırış sesleri duyduklarını, pencereye doğru baktığında ...'in maktuleyi elleri ile darp ederek dövdüğünü ve vururken "Sinkaf ettiğimin o...." diye bağırdığını, maktulenin de "Siz beni öldüreceksiniz, sağ bırakmazsınız." diye karşılık verdiğini, ...’nin de "Madem kaçacaksın, neden evlendin, Allah belanı versin." dediğini, daha sonra oradan ayrılıp evlerine gittiklerini,... kod adlı gizli tanık; Olay tarihinde arkadaşı olan ... kod adli gizli tanık ile sanıkların evinin önünden geçerken ...'in maktuleyi dövdüğünü duyduklarını, saati tam hatırlamadığını, ancak yarım saat kadar önce havanın kararmış olduğunu, ...'in maktuleye "O..." dediğini, maktulenin de "Artık siz beni öldürmeden bırakmazsınız, yaşatmazsınız, çaresi yok illa da öldüreceksiniz." diye bağırdığını, ...’nin bir şey dediğini duymadığını, daha sonra evlerine doğru devam ettiklerini, duyduklarını babasına anlattığını, babasının evin önüne çıktığını, sanıkların bağırma sesleri kesilince babasının içeri girdiğini, bir süre sonra da maktulenin intihar ettiğini duyduklarını, maktulenin kendisini öldürecek biri olmadığını, gezmeyi, eğlenmeyi sevdiğini,Beyan etmişlerdir.Sanık ... 23.05.2014 tarihinde tanık sıfatıyla dinlenmesinde; maktulenin 2014 yılı Mart ayında evlenerek Nevşehir’e gittiğini, ancak bir ay sonra eşinin yanından kaçtığını duyduklarını, kardeşinin eve de gelmediğini, olay günü kendi imkanlarıyla kardeşini Gölbaşı ilçesinde bulduğunu, hep birlikte Besni’deki evlerine geri döndüklerini, saat 17.00-17.30 sıralarında annesi ve kardeşini eve bırakarak tanık ... ile birlikte çalışmış oldukları iş yerine gittiğini, olayı öğrendiği ana kadar eve hiç gelmediğini,Aşamalarda farklı olarak; yorgun hissettiği için saat 18.30 civarında iş yerinden ayrılıp patika yoldan eve doğru yürümeye başladığını, arazide tanıklar ... ve ...’ı gördüğünü, eve ulaştığında yakındaki bahçeden annesi ve kardeşinin sesini duyduğunu, bahçeye gidip yaklaşık 40 dakika burada oturduğunu, annesi ve kardeşinin eve geçtiklerini, kendisinin bir süre daha bahçede kaldığını, devamında eve giderek kardeşine neden böyle yaptığını sorduğunu, annesinin de müdahale edip konuyu kapattığını, annesinin yakınlarda bulunan bir parka yürüyüş amacıyla gelen bayanlara nane satarak geçimini sağladığını, saat 21.00 sıralarında buraya gideceğini söylediğini, kendisinin de "... ile git, ben gelmeyeceğim." diyerek evden ayrıldığını, çarşıya doğru yürüdüğü sırada bir arkadaşını aradığını, cevap alamayınca evlerine 1 km uzaklıkta bulunan ...’un evine uğrayıp onun aracını aldığını ve saat 21.30 sıralarında harçlığını çıkarmak için çalıştığı iş yerine gittiğini, bir süre işlere yardım ettiğini, daha sonra dayısı ...'in kardeşinin intihar ettiğini anlattığını, olayı bu şekilde öğrendiğini, kardeşini hiç bir şekilde darp etmediğini, hakaret içeren söz ve eylemde bulunmadığını, av tüfeğinin ölen babasından kaldığını, ikametlerinin şehrin biraz dışında olması nedeniyle tedbir amacıyla evlerinde bulundurduklarını, annesi ve kardeşinin tüfek kullanmayı bildiklerini, gizli tanıkların beyanlarını kabul etmediğini,Sanık ... 24.05.2014 tarihinde müşteki sıfatıyla dinlenmesinde; tüfeğin çekyatın altında olduğunu, kızının silah kullanmayı nasıl öğrendiğini bilmediğini,Aşamalarda; kızının evden kaçıp eşini terk ettiğini, daha sonra oğlu olan sanık ...’in kızını Gölbaşı ilçesinde bularak birlikte eve döndüklerini, çocukları arasında bir tartışma yaşanmadığını, sadece ...’in; "Annenin sözünden çıkma." deyip iş yerine geçtiğini, biraz evde oturduklarını, daha sonra evin ilerisinde bulunan bahçeye gittiklerini, kendisinin nane toplamaya başladığını, bir süre sonra ...’in yanlarına geldiğini, hava kararmaya başlayınca kızıyla eve döndüğünü, ...’in bahçede kaldığını, daha sonra onun da eve geldiğini, yemek yaptıklarını, evlerine başka kimsenin gelmediğini, gizli tanık ...'in beyanı okunarak sorulduğunda, kız kardeşi ...'in eşi ile birlikte kızını görmeye gelmiş olduğunu, çok oturmadan ayrıldığını, akabinde kendisinin nane satmaya gideceğini söylediğini, ...’in de işe gitmek için evden çıktığını, kızına hazırlanmasını söyleyerek "Birlikte gidelim." dediğini, kızının üst tarafı açık bir kıyafetle yanına geldiğini, ayakkabılarını da giymiş olduğunu, kazak giymesi konusunda aralarında münakaşa geçtiğini, bunun üzerine kızının gelmekten vazgeçip "Sen git, ben evi temizleyeceğim." şeklinde konuştuğunu ve kapıyı üzerinden kilitlemesini istediğini, park civarında yürüyüş yapan kadınlara nane satmak amacıyla evden ayrıldığını, dönüşte akrabaları olan ... ve ... ile karşılaştığını, "Gel, oturalım." dediklerini, kendisinin de kızının bulunduğunu söyleyince "O zaman biz gelelim." diyerek birlikte eve doğru yürüdüklerini, kapıyı açıp kızına seslendiğini, cevap gelmeyince odaları aradığını, mutfakta kızını gördüğünü, koşup sarılmak istediğini, akrabalarının engel olduğunu, tartışmaya neden olan kazağın da orada durduğunu, kazağı eline alıp "Bu muydu senin canına sebep olan." dediğini, sonrasını hatırlamadığını, burnundan ameliyat olduğu için eve girdiğinde gaz kokusu olup olmadığını bilmediğini, evden çıkarken ocağın açık olmadığını, tarım ilacını fareler için eve kendisinin döktüğünü, tüfeğin vefat eden eşinden kaldığını, çekyatın altında veya duvarda asılı vaziyette durduğunu, kızının birkaç kez tüfekle ateş ettiğini, kızının daha önceden de evden kaçtığını, tedavi amaçlı ilaç kullandığını, kendisini bıçakla yaralamaya ve hap içmeye yeltendiğini, eşinin vefatından sonra akrabalarının kendilerini bu mahallede istemediklerini,Savunmuşlardır.IV. GEREKÇEA. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin AçıklamalarTCK’nın "Nitelikli hâller" başlığı altında düzenlenen 82. maddesinin birinci fıkrasının uyuşmazlık konusunu ilgilendiren (d) ve (e) bentleri;" 1) Kasten öldürme suçunun;...d) Üstsoy veya altsoydan birine ya da eş veya kardeşe karşı,e) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,İşlenmesi halinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır." hükmünü içermektedir.TCK’nın, yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinde "intihar" başlığı altında düzenlenip 08.07.2005 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle madde başlığı "İntihara yönlendirme" şeklinde değiştirilen 84. maddesi ise şöyledir;"(1) Başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2) İntiharın gerçekleşmesi durumunda, kişi dört yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(3) Başkalarını intihara alenen teşvik eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(4) İşlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan veya ortadan kaldırılan kişileri intihara sevk edenlerle cebir veya tehdit kullanmak suretiyle kişileri intihara mecbur edenler, kasten öldürme suçundan sorumlu tutulurlar.".Anılan madde gerekçesinde de; "Maddenin birinci fıkrasında bir başkasını intihara azmettirme, teşvik etme, başkasının intihar kararını kuvvetlendirme ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım etme fiilleri, seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmaktadır.Canlı türü olarak insan, hayatını sürdürme konusunda bir içgüdüye sahiptir. Ancak, algılama yeteneğinin olmaması nedeniyle veya yakalandığı hastalıktan kaynaklanan acı ve ızdırabın etkisiyle kişide hayatını sona erdirmeye yönelik bir eğilim ortaya çıkabilir ve bunu bir irade açıklamasıyla ortaya koyabilir. Belirtmek gerekir ki, kişinin bu şartlar altında hayatını sona erdirme yönündeki iradesinin hukukî geçerliliği söz konusu değildir. Başka bir deyişle, belirtilen durumlarda hukuken muteber bir iradeden söz etmek mümkün değildir.Ahlaken tasvip edilmeyen bir tasarruf olan intihar veya intihara teşebbüs olgusu, bizatihi cezalandırılabilir bir davranış niteliği taşımamaktadır. Buna karşılık, bir başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişinin bu fiilleri cezalandırılabilir niteliktedir..." ifadelerine yer verilmiştir.Türk Dil Kurumunun Güncel Türkçe Sözlüğü’ne göre, "Bir kimsenin toplumsal ve ruhsal nedenlerin etkisi ile kendi hayatına son vermesi" anlamına gelen ve madde gerekçesinde de belirtildiği üzere ahlaken tasvip edilmeyen bir tasarruf olan intihar veya intihara teşebbüs olgusu, bizatihi cezalandırılabilir bir davranış niteliği taşımamaktadır.İntiharın bizatihi suç olarak kabul edilmemesi nedeniyle bir başkasını intihara sevk eden veya yardımda bulunan kişileri iştirak hükümlerine göre cezalandırmak da mümkün bulunmamaktadır. Bu sakıncayı gidermek amacıyla kanun koyucu, kişinin yaşama hakkını daha etkin bir şekilde korumak ve dolayısıyla kendi eliyle yaşamını sona erdirmesine bir başkasının müdahalesini önlemek için TCK’nın 84. maddesinde intihara yönlendirme fiilini bağımsız bir suç olarak sevk etmiştir. İntihara yönlendirme suçunu oluşturan davranışlar, TCK’nın faillik ve şeriklik olarak ikiye ayırdığı iştirak şekillerinden sadece şeriklik statüsünü oluşturan azmettirme ve yardım etme fiillerini kapsamaktadır. İntihar eylemine faillik statüsüyle iştirak edilmesi hâlinde ise fiil artık intihara yönlendirme suçunu değil, kasten öldürme suçunu oluşturacaktır.İntihara yönlendirme suçu, başkasını intihara azmettirme, teşvik etme, başkasının intihar kararınını kuvvetlendirme ve başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım etme şeklindeki hareketlerden oluşan seçimlik hareketli bir suçtur. Bu hareketlerden yalnızca birisinin yapılması suçun oluşması için yeterlidir. Suçu oluşturan seçimlik hareketlerden azmettirmek, teşvik etmek ve kararı kuvvetlendirmek, mağduru intihara yönlendirici manevi nitelikteki hareketlerdir. Nitekim bu hareketler TCK'nın 38. maddesinin birinci fıkrasında ve 39. maddesinin ikinci fıkrasında suça iştirakin manevi şekilleri olarak düzenlenmiştir. Diğer seçimlik hareket olan herhangi bir şekilde yardım etmek ise daha çok maddi nitelikteki yardımları kapsamaktadır.Suç teşkil eden seçimlik hareketlerden intihara azmettirme, aklında hiç intihar düşüncesi olmayan kimsede intihar düşüncesi uyandırmak, intihar etmesi yönünde karar verdirmek ve böylece intiharın ilk ve etkili sebebi olmak anlamına gelmektedir. İntihara teşvik ise intihar etmeyi düşünen ve fakat henüz bu konuda kararını tam olarak vermemiş olan kişiyi intihar kararı verdirmeye yöneltmektir. Teşvikte, mevcut olan ancak ortaya çıkmamış bulunan intihar düşüncesi uyandırılmakta ve kişi intihara özendirilmektedir. Azmettirmede intihar kararını müntehirin iradesi üzerinde yoğun etkide bulunan azmettiren verdiği hâlde, teşvikte intihar kararını müntehir daha serbest vermektedir. İntihar kararını kuvvetlendirme, intihar kararını vermiş olan kişinin bu kararını güçlendirmek, almış olduğu intihar kararını icra safhasına koyması için motive etmektir. İntihara yönlendirme suçunun diğer bir seçimlik hareketi olan intihara herhangi bir şekilde yardım etme ise intihara karar vermiş olan bir kimsenin intiharını fiilen ve etkili bir şekilde kolaylaştırmaya yönelik her türlü hareket olarak sayılmaktadır. Bu yardım intihardan önce olabileceği gibi intihar sırasında da yapılabilir. Yine bu yardım, maddi olabileceği gibi manevi de olabilir. Örneğin; bir kimseye intihar etmesi için silah, zehir, ip verme veya yüksekten atlayacağı yere götürme gibi hareketler maddi anlamda intihara yardım etme olarak sayılabilir. Müntehire, intiharı ne şekilde gerçekleştireceği konusunda yol gösterme, intihar sonrasında geride kalan çocuklarına bakacağını söyleme gibi hareketler manevi nitelikte yardımı teşkil etmektedir.İntihar fiilini gerçekleştiren kişi bizatihi mağdurun kendisi olmalıdır. Failin intihara katkısı, maddede seçimlik olarak sayılan hareketlerle sınırlı olmalı, mağdurun kendi yaşamına son vermesi, kendi iradesiyle aldığı karara istinaden bizzat kendisi tarafından gerçekleştirilmelidir. Şayet fail, azmettirme, teşvik etme, kararı kuvvetlendirme veya yardım etme şeklindeki hareketlerin yanında veya tek başına ölümü meydana getiren icra hareketini kendisi gerçekleştirmişse, intihara yönlendirme suçunu değil, kasten öldürme suçunu işlemiş olur.TCK'nın 84. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca failin, tehdit veya cebir yoluyla bir başkasının ölümüne neden olması durumunda ise intihara yönlendirme suçundan değil dolaylı faillik yoluyla kasten öldürme suçundan cezalandırılması yoluna gidilecektir. Bu hâlde öldürülmek istenen kişinin TCK'nın 37/2. maddesi kapsamında araç olarak kullanılması söz konusudur. Maddedeki diğer fıkralardan farklı olarak bu düzenleme ile mağdurun irade özgürlüğünün tamamen ortadan kalktığı kabul edilmiştir. Sözü edilen fıkrada birbirinden farklı iki tipik hareket sayılmış olup bunlardan birisi anlama ve isteme yeteneği gelişmemiş ya da ortadan kaldırılmış olanların bir şekilde intihara sevk edilmesi, diğeri ise cebir ya da tehdit kullanılarak kişinin intihara zorlanmasıdır. Cebir maddi olabileceği gibi manevi cebir şeklinde de gerçekleşebilir. Cebir ve tehditin irade serbestisini ortadan kaldırmaya ve kişinin intihar etmeye mecbur kalmasına elverişli nitelikte bulunması gerekir. Fıkra metninde failin eylemi nedeniyle kasten öldürme suçundan sorumlu tutulacağının belirtilmesiyle yetinilmiş olmakla birlikte, aynı eylem nedeniyle kişilerin farklı cezalara tabi tutulmaları kanun önünde eşitlik ilkesine aykırılık meydana getireceğinden, maddenin konuluş amacı ve gerekçesi de göz önüne alınarak TCK'nın 82. maddesindeki nitelikli hâllerin bu suç bakımından uygulama alanı bulmayacağını söylemek olası görünmemektedir.Diğer taraftan ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulunun 11.06.2013 tarihli ve 36-294; 15.10.2025 tarihli ve 365-403 sayılı kararlarında açıklandığı üzere;Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, suçun işlenmesi ile bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmı gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.Şu hâlde, isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira, kabili te'lif olmayan şüphe ve gerçeğin yan yana mevcudiyeti üzerinden salt bir kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kurallarına uygun olduğu söylenemeyeceği gibi maddi gerçekliğin bütünüyle ortaya çıkarıldığı da ileri sürülemeyecektir.B. Hukuki NitelendirmeSuç tarihinden birkaç ay önce ailesi tarafından on altı yaşında evlendirilip eşi olan mağdur ile birlikte Nevşehir’de yaşayan ve kısa bir süre sonra evden kaçan maktulenin sanıklar tarafından 22.05.2014 tarihinde Gölbaşı ilçesinde bulunarak Besni’deki ikametlerine getirildiği gün saat 21.30 sıralarında av tüfeği ile intihar ettiği yönünde ihbarda bulunulması ile başlatılan soruşturma kapsamında sanıkların iştirak hâlinde maktuleyi kasten öldürdüklerinden bahisle açılan kamu davası üzerine yapılan yargılama sonucunda Yerel Mahkemece beraatlerine karar verilen olayda;Sanık ...’in, kardeşi ve annesini ikamete bıraktıktan sonra saat 17.21’de çalıştığı iş yerine gittiği ve olayı haber aldığı vakte kadar eve hiç gelmediği yönünde savunmada bulunmasına rağmen tanıklar ... ve ..., saat 18.00 sıralarında ...'in dağ yolundan eve doğru koştuğunu gördüklerini söylemişlerdir. HTS ve iş ... kamera kayıtlarına göre de ...'in saat 17.58’de annesi ile yaptığı telefon görüşmesinden hemen sonra yorgun olduğunu belirtip iş yerinden ayrıldığı anlaşılmıştır. Sanık ...'in ayrıldıktan sonra annesi ve kardeşinin ikametin az ilerisinde bulunan bahçede olduklarını görerek burada biraz zaman geçirdikten sonra iş yerine geri döndüğü yolundaki beyanı ise, ...’nin olayın hemen akabinde alınan ilk ifadesinde bahçe dönüşünde ...’in de eve girip dinlendiği şeklindeki anlatımı ile bertaraf edilmiştir. Nitekim sonraki aşamalarda tümüyle savunmasını değiştiren sanık ..., çarşı merkezine doğru saat 21.00 sıralarında yürümekte olduğuna dair görüntülerinin varlığı karşısında arada geçen sürede ne yaptığını açıklayamadığı gibi iş yerine saat 21.14’te tekrar gittiğinin tespiti üzerine yorgun olduğu için ayrıldığını belirttiği iş yerine bu kez harçlığını çıkarmak amacıyla yeniden gittiğine ilişkin ifadesinde inandırıcı bulunmamıştır. Aynı görüntü kayıtlarına göre saat 21.01’de ...’in yürüdüğü istikamete doğru panik hâlinde ve koşar adımlarla gitmekte olduğu görülen sanık ..., bu husus kendisine sorulduğunda tanımadığı bir bayana nane satmaya gittiğini söylemiş, elinde herhangi bir şey bulunmadığı hatırlatıldığında ise bu kez tanımadığı bayana nane almak isteyip istemediğini sormak amacıyla evden çıktığını, kızının ikamette tek başına kalması nedeniyle de koşar adımla geriye döndüğünü ileri sürmüş, ancak söz konusu savunmaları dosyadaki delillerle uyumsuz bulunmuştur. Bu tespit, sanık ...’nin uzunca bir süredir kızından haber alamayan bir annenin sergilemeyeceği nitelikteki doğrudan evine gitmeyip tanık ...’nin kapısını çalarak içeride on beş dakika kadar oturması, kızının bulunduğunu anlatarak onu görmek üzere tanıkları evine davet etmesi ve yolda tanık ...’a da uğraması davranışlarıyla da desteklenmiştir. Olay yerinde maktuleyi ilk gören tanıklar ..., ... ve ...’ın; ikametin içerisinde yoğun bir tüp ve ilaç kokusunun bulunduğu, mutfağa girdiklerinde maktulenin iki büklüm şekilde yerde oturmakta olduğu, üzerinde ve çevresinde kan görmedikleri ancak yanına vardıklarında sol arka tarafında ve namlusu duvara bakar vaziyette tüfek olduğunu görünce korkarak dışarıya çıktıkları, sanık ...’nin kızının yanına gelmediği, herhangi bir tepki içinde de olmadığı yolundaki beyanları ile tanık ...’in, ...’nin evlerine gelerek kızının intihar etmiş olduğunu söylediği, nasıl olduğunu sorduğunda "Bilmem, kendini karnından vurmuş, karnından kan geliyor!" şeklinde cevap verdiğine dair anlatımı ve olay yerine ilk gelen görevlilerce çekilen dosyada mübrez fotoğraflar da dikkate alındığında üzerinde ve etrafında kan lekesi görülmeyen maktulenin hangi bölgesinden yaralanmış olduğunun henüz belli olmadığı bu aşamada sanık ...’nin olayın vukuu tarzını biliyor olması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Diğer taraftan, kızının nasıl ve ne durumda olduğunu, yaşayıp yaşamadığını merak etmesi gerekirken ölüm olayını kabullenmiş bir tutum içinde bulunmasına, sağlık ve güvenlik ekiplerinin ancak tanıklar tarafından aranmasından sonra suç mahalline intikal etmiş olmalarına, maktulenin mutfakta iki büklüm ve sağ tarafına doğru kıvırdığı dizlerinin üzerine oturur vaziyette bulunmasına, sağ kolunun yandaki somyaya dayalı olması ve sol elinin avuç içinin de zemine değmesi nedeniyle pozisyonunu koruduğu anlaşılan maktulenin sol arka tarafında yerde kendisinden yaklaşık 30-40 cm mesafede ve namlu kısmı duvar yönüne bakacak şekilde av tüfeğinin ele geçirilmesine nazaran, uzmanlık raporunda tüfeğin göbek deliğinin üzerine yerleştirilip bizzat maktule tarafından ateşlenmesinin mümkün olduğu belirtilmekle birlikte 1,59 cm boyunda olduğu bildirilen maktulenin 96 cm uzunluğundaki tüfeği çene altına dayayıp daha kolay ateş etme imkânı olduğu hâlde üstelik sol eli ile karın boşluğunu hedef alması genel hayat tecrübeleri karşısında şüpheli bulunmuştur. Zira bu ihtimalde dahi tüfeğin maktulenin önüne ya da hemen yanına düşmesi gerektiği değerlendirilebilir. Öte yandan maktulenin sol eliyle tetiğe basmış olması durumunda diğer eliyle de destek sağlayarak tüfeği karın bölgesine yerleştirmesi beklenmekte olup, bu vaziyete göre tüfeğin ahşap sol kundağında asıl maktulenin sağ el avuç izinin çıkması icap etmektedir. Maktulenin sol elinin üst kısmında antimon örneğine rastlanması da tek başına atışın maktule tarafından yapıldığını ortaya koymamaktadır. Ayrıca maktulenin elindeki atış artığı ve tüfekte tespit edilen parmak izlerinin kendisine doğrultulan silahı engellemek maksadıyla tutarken oluşması da mümkün görülmemektedir. El svaplarının aynı gece saat 02.00 sıralarında alınması gözetildiğinde sanıklarda atış artığına rastlanmamış olması, dosyadaki diğer deliller itibarıyla lehlerine yorumlanacak nitelik taşımamaktadır. Maktulenin akciğerlerinde lpg/doğalgaz bileşenine rastlanmaması da nazara alındığında, tüp gazın, akciğerlerin hayati fonksiyonunu yitirdiği veyahut yitirmeye başladığı bir evrede maktule dışındaki bir şahıs tarafından açıldığı ihtimalini kuvvetlendirmiştir. Maktulenin kanında ve mide içeriğinde bir miktar tarım ilacı etken maddesi tespit edilmesi ise bahse konu maddenin ölüme müesir olmamasının yanı sıra maktulenin tek atışla husulü mümkün ve müstakilen öldürücü nitelikteki av tüfeği toplu saçma tanesi girişine bağlı yaralanma sonucu hayatını kaybettiğinin bildirilmesi nedeniyle başlıca bir neticeye varılmasını zorunlu kılmamıştır.Tüm bu hususlar kül hâlinde değerlendirildiğinde; eylem anına ilişkin görgüye dayalı bir delil bulunmaması nedeniyle sanıkların önce maktuleye tarım ilacı içirmeye çalıştıkları, maktulenin direnmesi üzerine bu kez av tüfeği ile ateş ettiklerine dair gerekçeli/muhtemel şüphe tamamen alt edilememiş ise de;gizli tanık ...'in, silah sesini sanıkların evde bulunduğu zaman aralığında duyduğu yolundaki diğer maddi deliller ile desteklenen beyanları, gizli tanıklar ...ve ...'in, maktulenin evin içindeyken "Siz beni öldüreceksiniz." dediği yönündeki anlatımları da gözetildiğinde, sanıkların, kocasının evinden kaçması nedeniyle hiddet duydukları maktuleyi, saçlı deride kanama, bacaklarda mor ve kahverengi ekimozlar ile kol ve bilek kısımlarında sıyrık ve çizikler oluşacak şekilde darbetmek suretiyle uyguladıkları fiziksel ve sözel şiddetin tesiriyle intihara mecbur bıraktıkları, maktulenin kendi iradesi ile değil, sanıkların baskı ve zorlamaları sonucu intihar ortamına sürüklendiği ve av tüfeğiyle intihar ettiği, sanıkların bilahare odalara tarım ilacı serpiştirip ocağın tüpünü de açarak yaptıkları kurgu dahilinde evden peşi sıra çıktıkları, ...’in arkadaşının aracını alarak doğrudan iş yerine gittiği, ...’nin de eylem sırasında evde olmadığı izlenimi uyandırma maksadıyla akrabası olan tanıkların evine uğradığı, burada kızının bulunduğundan bahsedip tanıkları evine davet ettiği ve maktulenin cesedinin tanıklar tarafından bulunarak olayın sıradan intihar şeklinde yansıtıldığı anlaşıldığından, maktulenin ölüm sonucunu doğrudan isteyen sanıkların eylemlerinin TCK'nın 84/4. maddesinin yollamasıyla aynı Kanun'un 82/1-d-e maddesine mümas nitelikli kasten öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.Bu itibarla, Özel Dairenin bozma kararı isabetli olup Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükümlerinin bozulmasına karar verilmelidir.Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi; direnme kararının isabetli olduğu ve beraat hükümlerinin onanması gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.V. KARARAçıklanan nedenlerle;1-Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.01.2021 tarihli ve 145-18 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükümlerin, sanıkların eylemlerine uyan TCK'nın 84/4. maddesi yollamasıyla nitelikli kasten öldürme suçundan ayrı ayrı cezalandırılmaları yerine, delillerin takdirinde yanılgıya düşerek yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,2-Dosyanın, İlk Derece Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.12.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi