Anahtar kelimeler: Doğubayazıt Manevî Maddî Kadın Yardım Kesinlik Şartı Eksiklikleri Kusur Boşanma

MAHKEMESİ
: ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk DairesiSAYISI
: ████████ E., ████████ K.DAVA TÜRÜ
: BoşanmaİLK DERECE MAHKEMESİ
: Doğubayazıt 2. Asliye Hukuk (Aile) MahkemesiSAYISI
: ███████ E., 2024/4 K.Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın vekili tarafından davanın kabulü, kusur belirlemesi, maddî ve manevî tazminatların miktarı yönünden olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:1.Adli yardım, temyiz yoluna başvuru sırasında talep edilmekle; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 336 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, adli yardım talebini inceleme görevi Yargıtaya aittir.Adli yardım, 6100 sayılı Kanun’un 334 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddelere göre gerçek kişiler ile kamuya yararlı dernek ve vakıfların yararlanabileceği adli yardımın şartları, ödeme gücünden yoksun olma ve talebin açıkça dayanaktan yoksun olmamasıdır. Adli yardım talebinde bulunan gerçek kişi veya tüzel kişinin yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeleri de mahkemeye ibraz etmesi gerekir. Adli yardım talebinde bulunanın ödeme gücünden yoksun olup olmadığı, bu belgeler incelenerek belirlenecektir.Bu açıklamalar ışığında adli yardım talebinde bulunan davalı kadının, kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin gereken temyiz yoluna başvuru giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşıldığından, adli yardım talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir.2.Davalı kadın vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166. maddesinde "evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerin her birinin boşanma davası açabileceği" hükme bağlanmıştır. Bu hükmü, tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamak ve değerlendirmek doğru değildir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da madem ki birlik artık sarsılmış diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Öyle ise 4721 sayılı Kanun'un 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp, daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır (TMK md. 166/2).Somut uyuşmazlıkta davalı kadına İlk Derece mahkemesince "davacının kanser hastalığı nedeniyle ameliyat olup hastanede kaldığı süre zarfında hastanede eşinin yanında olmadığı" kusuru yüklenmiş ise de; tanık beyanları ve toplanan delillerden, erkeğin kanser tedavisi gördüğü süreçten ve olduğu ameliyattan sonra tarafların evliliklerinin devam ettiği, erkek eve geldikten sonra kadının onunla ilgilendiğinin sabit olduğu, bu haliyle kadının kusurunun erkek tarafından affedildiğinin, en azından hoşgörü ile karşılandığının kabulünün gerektiği, bu sebeple bu vakıanın davalı kadına kusur olarak yüklenemeyeceği; bu durumda davalı kadının boşanmaya sebebiyet verecek kusurlu bir davranışının ispat edilemediği anlaşılmaktadır. Davacı erkeğin istinaf edilmeyerek kesinleşen "kadına psikolojik ve fiziksel şiddet uyguladığı, birlik görevlerini yerine getirmediği, güven sarsıcı davranışta bulunarak sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği" şeklindeki kusurlu davranışlarına göre de boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tam kusurlu olduğunun kabulü gerekir.Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki, bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle davanın reddi gerekirken, kanun hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup kararın bozulmasını gerektirmiştir.KARARAçıklanan sebeplerle;Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının erkeğin davasının kabulü ve kusur belirlemesi yönünden kadın yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,Temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine,Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,14.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.