Anahtar kelimeler: Bulvarı İstikametinden İstikametine Seyir Fiilden Yazim Layihalar Plakalı İzmir Dinlenip

DOSYA NO
: █████████KARAR NO
: ████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ
: █████/2023NUMARASI
: : ████████ Esas - ████████ KararDAVANIN KONUSU
: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)KARAR TARİHİ
: █████/2026KARAR YAZIM TARİHİ
: █████/2026İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin █████/2023 tarih ████████ Esas ████████ Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye .... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:DAVA
:Davacı vekili, █████/2018 tarihinde; müvekkile ait ... plakalı araç ile... istikametinden/... istikametine seyir halindeyken ... Bulvarı üzerinde olduğu sırada, ... kontrolündeki .....’ a ait ... plakalı araç ve ... kontrolündeki ... .. e ait, .... AŞ. tarafından ZMM sigortalı olan .... plakalı ticari taksinin karıştığı maddi hasarlı ve yaralanmalı trafik kazası meydana geldiğini, kaza sonrası ....'nin kazadaki sorumluluğunu üstlenmemiş ve kaza mahallinden uzaklaşmış olduğunu, kaza tutanağında bu nedenle aracının bilgileri bulunmadığını, bu kaza nedeniyle açtıkları maddi manevi tazminat davasında İzmir 5 Asliye Ticaret Mahkemesi ████████ E sayılı dosyasıyla yargılama yapılmış ve karar verilmiş olup, ilamdan kaynaklanan alacakların Karşıyaka 3 İcra Müd █████████ e sayılı dosyası ile tahsil edildiğini, ancak bu tahsil edilen miktarın müvekkilinin 2018 Mayıs ayında oluşan ve ödenmesi gereken zararı olduğunu, 2018 yılında ödenmeyip dört yıl sonra ödenen bu alacaklara işleyen faizın müvekkilinin, enflasyon nedeniyle bu dört yıl içinde oluşan zararını karşılamadığını, munzam zarar iddialarının ayrıca somut delille ispatlanması gerek bulunmadığını, bu alacağın alacağın ferisi niteliğinde olmayıp ayrı bir kalem alacak olduğunu ve on yıllık genel zamanaşımına tabi olduğunu, ayrı bir alacak kalemi olması nedeniyle de faize tabi olduğunu, 7.200,00 hasar bedeli, 2.800,00 TL değer kaybı bedeli , 400,00 TL ikame araç bedeli toplam 10.400,00 TL’nin .... ve davalı ....’dan, takip tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte, 7.200,00 hasar bedeli ve 2.800,00 TL değer kaybı bedeli toplam 10.000,00TL nin, .... şirketinin dava tarihi olan 14.08.2018 tarihinden (poliçe limiti ile sınırlı olarak sorumlu olması kaydıyla),... ve .... den, takip tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte, 400,00 TL ikame araç bedelinin davalı .... ve davalı ....den takip tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte, 3.000,00 TL manevi tazminatın ...., ....., ..... ve ....’den eşit oranda, takip tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiş olduğunu, iş bu alacakların kaza tarihinden itibaren faizleriyle birlikte icraya koyulduğunu, Karşıyaka 3 İcra Müd █████████ E sayılı dosyasıyla takibe koyulan alacaklara kaza tarihi olan █████/2018 den bu yana, 23.800,00.-TL olan tüm bu maddi/manevi tazminat alacağı kalemlerine 8,459.80TL faiz işlediğini, icra dosyasının 2022 yılı nisan ayında ödenmiş ve infaz edilmiş olduğunu, davanın kabulü ile İzmir 5 Ticaret Mah ████████ E sayılı kararıyla sorumlu oldukları tazminatların ödeme tarihleri itibariyle oluşan munzam zararı olarak müvekkile, şimdilik ve alacak belirlenebilir hale geldiğinde, belirleyip harç tamamlamak üzere, davalılardan..... ve davalı ....' ın 500,00.-TL müştereken ve müteselsilen, davalı .... Aş nin (poliçe limitiyle ve hasar bedeli ve değer kaybı bedeli konularında sınırlı olarak) 500,00TL nin, arabuluculuk başvuru tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini ve yargılama giderleri ve ücreti vekaletin karşı taraflara yüklenmesini talep ve dava etmiştir.Davalılar .... ve .... vekili, dava konusu kazada müvekkili ....'nin hiçbir kusuru bulunmadığını, müvekkilinin aracının kazaya karışmadığını, buna rağmen İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülen ilk davada müvekkil .....'nin %40 oranında kusurlu bulunduğunu, davacının her ne kadar munzam zararının tazminini talep etmişse de tazminatın şartları oluşmadığını, davacının temerrüd faizini aşan bir zararı bulunmadığını, müvekkil davalıların oluşan zararla bir bağlantıları ve kusurları bulunmadığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı .... Şirketi vekili, müvekkil şirketin maddi hasar ve değer kaybı sebebiyle ödeme yaparak sorumluluğunu yerine getirmiş olduğunu, bu nedenle ödemede bulunan müvekkil şirketin sorumluluğuna gidilmesinin söz konusu olmadığını, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte, müvekkili şirketin sorumluluğunun sigorta poliçesindeki limitler ve sigortalının kusuru ile sınırlı olup, kaza tarihinde müvekkil şirketin maddi hasar sebebiyle araç başına 36.000 TL teminat sınırı olduğunu, bu sebeplerle başvuru sahibi vekilinin kısmi dava açmasında hukuki yararı bulunmadığından, başvurunun reddine karar verilmesi gerekmekte olduğunu, davacının aynı talepleri için kesin hüküm bulunması nedeniyle davanın reddine, açılmış olan haksız ve mesnetsiz davanın sigortalı araç sürücüsüne atfı kabil kusur bulunmaması nedeniyle reddine karar verilmesini talep etmiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
: Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı vekilinin munzam zarar iddiasının dayanağı alacağına geç kavuşmasından kaynaklı olup, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla zararın ispatlanması gerekeceği, para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları ile belirlendiği buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemeyeceğinden ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.Karara karşı Davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.İSTİNAF NEDENLERİ
: Davacı vekili, davanın kabulü gerekirken reddinin yerinde olmadığı, davanın değer kaybı sebebiyle munzam zarar istemine yönelik olduğundan buna esasen soyut munzam zarar da denilebileceği, davacının mağdur olduğu zarar sebebiyle uğranılan zararların tazmini açılan davadan 4 yıl sonra zararın tahsil edildiği sebebiyle enflasyonist ortam nedeniyle zararın değer kaybına uğradığı bu yönde mahkemece hesap bilirkişisinden alınan rapor karşısında kabul kararı verilmesi gerektiği, mahkeme değerlendirmesinin Anayasa Mahkemesi kararların açıkça aykırı olduğu hususları istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.GEREKÇE
:Dava, munzam zarar istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.Somut olayda, █████/2018 tarihinde davacı sevk ve idaresindeki .... plaka sayılı aracın ... sevk ve idaresindeki aracın yolunu kapatması nedeniyle sıkıştığı, bu hali ile kendisine .... sevk ve idaresindeki....plaka sayılı aracın çarpması şeklide meydana gelen olaydan kaynaklı kazaya sebebiyet verildiği iddiasıyla hasar, değer kaybı, ikame araç zararı ile birlikte manevi tazminat istemlerini konu ederek İzmir 5. ATM'nin ████████ esas sayılı dosyası üzerinden ... ..., ...., .... ve ... aleyhine açmış olduğu davada mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılması neticesi olayda davacının % 20, ....'ın % 40 ve ....'ın ise yine % 40 oranda kusurlu olduğu yönündeki kanaat kapsamında taleplere ilişkin tazminat hesabı neticesi ███████ karar sayılı ilam ile verilen kısmen kabul kararının Karşıyaka 3. İcra Müdürlüğünün █████████ esas sayılı dosyası üzerinden tahsil edilmiş ise de temerrüt durumunu 2018 tarihi itibariyle belirlenmiş olmakla tahsili 2022 yılında sağlandığından enflasyon karşısında tahsilin zararını karşılamadığı belirtilerek açılan munzam zarar talepli iş bu davada mahkemece hesap bilirkişisine tevdi ile rapor alınmış ise de yukarıda belirtilen şekilde talebin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.Munzam zarar diğer bir adıyla aşkın zarar 6098 sayılı yasanın 122 maddesinde düzenlenmek olup anı madde "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder" şeklindedir.Yasal düzenleme yanında öğreti ve Yargıtay içtihadında ise şöyle tanımlanmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29.03.2022 tarihli ███████-938 E. ████████ K. sayılı kararında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.Temerrüt faizi ise, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine TBK’nın 120. maddesi gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresince varlığını sürdüren bir karşılık olması sebebiyle borçlu, kusurlu olsun veya olmasın borcunu zamanında ifa etmemiş olması durumunda temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür.Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.Belirtilen hususular kapsamında aşkın (munzam) zararın varlığı ve talep edilebilirliği için bir takım koşulların gerçekleşmesi gerekmektedir. Aşkın zararın ilk koşulu, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. İkinci koşulu, kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhil olmak üzere borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Üçüncü koşulu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayalı olduğundan borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Bu nedenledir ki borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumlu olacaktır. Dördüncü ve son koşulu, borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir.6098 sayılı TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816). Dolayısı ile esasen zarar genel sübjektiflikten biraz daha fazla olacak şekilde doğrudan davacıya özgü olmalıdır.O halde munzam zarar, alacağını vaktinde borçludan alamayan alacaklının malvarlığında iradesi dışında meydana gelen ve temerrüt faizinin üzerinde bulunan zararı ifade etmektedir. Munzam zararın tazmini için munzam zarar ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının mevcut olması, borçlunun kusursuzluk kanıtı getirememiş olması gerekir. Ayrıca alacaklı uğradığı bu zararı ispat etmek zorundadır. Soyut olarak alacağın zamanında ödenmemesi nedeniyle munzam zarara uğranıldığı iddiası munzam zararın tazmini için yeterli değildir. Yine ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar tek başına munzam zararın ispatı olarak kabul edilemez. Bu nedenledir ki, davacının munzam zarara uğradığını genel ekonomik koşullar dışında yine davacıya özgü olacak şekilde somut vakalarla ispatlaması gerekir.Açıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında; davacının davalılar aleyhindeki tazminat istemine yönelik ilama dayalı alacağın icra müdürlüğü kanalıyla tahsil edilmiş ise de ödeme tarihine kadarki dört yıl içinde zararın karşılanmadığı, kaza tarihi ile tahsil tarih aralığındaki ekonomik değişmeler (enflasyon) sebebiyle munzam zararı olduğu iddia edilmiş ise de davalılarca zamanında ödeme yapılmış olsaydı ödenen miktarın ne şekilde değerlendirileceği hususunda davacıya özgü olacak şekilde açık ve somut bir beyanda bulunmamış olmasına, bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunmamış olmasına, yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olguların davacıyı ispat yükünden kurtarmayacak ve herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamayacak olmasına, bu hali ile davacı yanın munzam zarar talebinin soyut iddialara ilişkin olarak kabul edilmesine, asıl alacağını işlemiş faizi ile birlikte tahsil eden davacının munzam zararının varlığını yukarıda belirtilen kriterlere göre ispat edememiş olmasına (aynı yönde Yargıtay 4. HD'nin █████████ esas ve █████████ karar sayılı ilamı) karar tarihinde yürürlükte olan A.A.Ü.T. hükümlerine uygun şekilde yargılama gideri ve vekalet ücretinin belirlenmesine, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesine, hükmün dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, ilk derece mahkemesince davacının munzam zarar talebinin reddine dair kararda bir hukuka aykırılık bulunmamakla, davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.HÜKÜM
: Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı yönünden istinaf karar harcı olan 732,00 TL'den peşin alınan 269,85 TL'nin mahsubu ile bakiye 462,15 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,3-İstinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere █████/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.