Anahtar kelimeler: Mahsuba Cezasıyla Saldırı Süreç Kılma Sayı Kişiyi Hukukî Hürriyetinden Cinsel
Ceza Genel Kurulu         ████████ E.  ,  ████████ K.
    "İçtihat Metni"

    KARARI VEREN
    YARGITAY DAİRESİ
    : 9. Ceza Dairesi
    MAHKEMESİ
    :Ceza Dairesi
    SAYISI
    : 1250-1536
    I. HUKUKÎ SÜREÇ
    Sanığın nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi gereğince beraatine ilişkin İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.12.2018 tarihli ve 44-431 sayılı hükümlerin sanık müdafii, katılan vekili, katılan Bakanlık vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince 13.07.2021 tarih ve 715-1161 sayı ile; İlk Derece Mahkemesi hükümlerinin kaldırılmasına, sanığın nitelikli cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102/2, 53... . maddeleri uyarınca 12 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/2, 53... . maddeleri uyarınca 3 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba, bu kararın da sanık müdafii, katılan vekili ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 30.05.2022 tarih ve 25752-5052 sayı ile; "...Olayın intikal şekli, katılanın aşamalardaki çelişkili ifadeleri, taraflar arasında dosyaya yansıyan husumet, tanık anlatımları, savunma ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, sanığın olay günü reşit katılana yönelik eylemlerinin rıza dışı gerçekleştiği hususunda her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek atılı suçlardan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi..." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi ise 28.09.2022 tarih ve 1250-1536 sayı ile; "...sanığın katılan mağduru aracı ile ormanlık alana götürüp burada rızası dışında organ sokmak suretiyle cinsel saldırı eylemini gerçekleştirirken katılan mağdurun bağırıp çevreden yardım istemesi nedeniyle, katılan mağdurun bu seslerini duyan kimliği belirsiz kişi veya kişilerin durumu kolluğa bildirmesi üzerine, sanık ve katılanın bulunduğu aracın olayın akabinde önünün kesilerek durdurulduğu ve katılanın jandarmaya şifai ilk ifadesinde sanığın kendisine yönelik zorla cinsel saldırıda bulunduğunu beyan ettiği, katılan mağdurun sanıktan o an için kurtulmak amacıyla jandarmaya verdiği resmi ilk ifadesinde sanıktan şikayetçi olmamasının eylemin gerçekleşmediği şeklinde değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, hal ve şartlara göre katılan mağdurun yaklaşık on gün sonra şikayetçi olmaya karar vermesinin benzer yargılamalarda sıkça görüldüğü üzere, mağdurun olay nedeniyle yaşadığı korku ve travma nedeniyle makul ve beklenen bir davranış olduğu, bu hususun sanık lehine değerlendirilmesinin mümkün olmadığı... katılanın yukarıda bahsedilen işlenen suçun hemen akabininde ki jandarmaya verdiği resmi ifadesi dışında hiçbir aşamada farklı ve çelişkili beyanda bulunmadığı, tüm aşamalardaki beyanlarının özü itibariyle benzer olup herhangi bir çelişki içermediği, yine taraflar arasında suç tarihine kadar dosyaya yansıyan somut bir husumet bulunmadığı, katılan mağdurun uzunca bir süredir sanıkla yaşadığı gayriresmi ilişkiyi sonlandırmak istediği, sanığın da olay günü katılanı işyerinden alıp yemeğe götürdüğü, akabinde davaya konu suçun işlenmiş olduğu, katılan mağdurun sanığa iftira atmasını ve gerçekleşen olayı farklı şekilde abartarak anlatmasını gerektiren herhangi bir olgu veya olayın dosyaya yansımadığı...olayın hemen akabindeki jandarma görevlilerinin beyanlarının sanık lehine olmadığı, katılan mağdurun beyanlarını doğrular ve destekler nitelikte olduğu, yine sanık savunmalarının bir çok benzer dosyada görüldüğü üzere suçtan kurtulmaya dönük savunma niteliğinde olduğu...'' gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
    Bu hükmün de sanık müdafii, Cumhuriyet savcısı, katılan Bakanlık vekili ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.01.2023 tarihli ve 144623 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 20.06.2023 tarih ve 502-4425 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    II. UYUŞMAZLIK KONUSU
    Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    III. OLAY VE OLGULAR
    İncelenen dosya kapsamından;
    17.08.2017 günü İzmir Jandarma İhbar Hattını arayan bir kişinin ... İlçesi, Çiçekli Mahallesi, Kent Ormanı, Palamut Mevkiinde beyaz renkli lüks bir araç içinde bir bayanın erkek bir şahısla tartıştığı, bayanın zorla alıkonulduğu düşüncesiyle ihbarda bulunduğu,
    İhbarın hemen sonrasında harekete geçen jandarma ekibinin bölgede bahsi geçen araçla karşılaştığı, araçta ve ağlamaklı olduğu görülen katılan mağdure ...'ın ilk andaki sözlü beyanında sanığın kendisini alıkoyarak tecavüz ettiğini, bir süre sonra ise sadece sanığın peşini bırakmasını istediğini, sanıkla rızasıyla ilişkiye girdiğini beyan ederek şikâyetçi olmadığını söylediği, Cumhuriyet savcısına konuyla ilgili bilgi veren jandarma görevlilerinin mağdurenin adli raporunu almadan onu evine bıraktığı,
    Katılan mağdurenin 28.08.2017 tarihinde İzmir Foça Devlet Hastanesine başvurarak tecavüze uğradığını beyan ettiği ve darp cebir raporu aldığı, aradan geçen zaman nedeniyle genital muayene istemeyen mağdurenin raporunda "sol meme dış kadranda 2 cm çaplı mor renkli ekimoz, sağ kol arkasında 4 cm çaplı mor renkli ekimoz, sol bacak arkasında 3 cm çaplı mor renkli ekimoz'' bulunduğunun tespit edildiği, raporda ayrıca ''Arkadaşım tarafından darp edildim. (17 Ağustos'da) (...'te oldu)'' ifadelerinin yazılı olduğu,
    Anlaşılmıştır.
    Katılan mağdure ... kollukta 17.08.2017 tarihli ilk beyanında; eski erkek arkadaşı olan sanıkla buluşup akşam yemeği yediklerini, daha sonra aralarında tartışma çıktığını, araçtan inmek istediğini, araçla geldikleri ormanlık alanda sanıkla rızasıyla birlikte olduğunu, jandarma ekiplerinin kendisini durdurduğunu, sanığın kendisini zorla alıkoymadığını, tecavüz etmediğini,
    30.08.2017 tarihli ikinci beyanında ise; eski erkek arkadaşı olan sanığın aracına kendisini eve götüreceğini söylediği için bindiğini, daha sonra ''yemek yiyelim'' dediğini, yemekte kendisini rahatsız etmemesini istediğini, rahatsız etmeyeceğini söylediğini, dönüş yolunda orman yoluna doğru devam ettiğini, ''beni nereye götürüyorsun, beni eve götür'' dediğini, kendisine bağırmaya başladığını, kendisinin de ''imdat, kurtarın'' diye bağırmaya başladığını, düz bir alana geldiklerini, kendisine ''soyun'' dediğini ve darbettiğini, kendisini eğerek ellerini arkadan kenetlediğini, rızası dışında organ sokmak suretiyle kendisine cinsel saldırıda bulunduğunu, etrafta insan olmadığını, işini bitirdikten sonra toparlanmasını istediğini, jandarma arabasını görünce ağlamaya başladığını, jandarma ''neden ağlıyorsun?'' diye sorunca olayı anlattığını, daha sonra ''bu pislik peşini bırakacaksa şikâyetçi olmayacağını'' söylediğini, işine gelip gitmeye devam ettiğini, bir kişinin iş yerini arayarak sesini dinlediğini fark ettiğini, 28.08.2017 tarihinde adli rapor almak için Foça Devlet Hastanesine gittiğini, genital muayene olmadığını, sanıktan şikâyetçi ve davacı olduğunu,
    Mahkemede; beş altı yıllık bir ilişkileri olduğunu, şiddet gördüğü için ayrılmak istediğini, sanığın ise ''benden ayrılamazsın, eskort olduğunu söylerim'' dediğini, internette fotoğraflarını yayınladığını, son kez görüşme teklifini kabul ettiğini, hapisteyken bile kendisinin ve ailesinin canına kast edeceğini düşündüğü için şikâyetçi olmadığını, araçtan inip kaçmaya çalışınca kendisini tokatladığını, sağ kolunu arkaya kıvırıp sol eliyle pantolonu ve iç çamaşırını çıkararak tecavüz ettiğini, ayrılmak isteyince çevreye eskort olduğunu yaydığını, sanıktan kurtulmak istediğini ve çözüm aradığını, olaydan sonra vücudundaki morlukları gören ailesinin desteğiyle şikâyetçi olmaya karar verdiğini, hiçbir zaman sanıktan hamile kalmadığını ve kürtaj yaptırmadığını,
    Tanık ...mahkemede; olay günü jandarma devriyesinde görevli olduğunu, lüks bir aracın içinde bir bayan ve erkeğin tartıştığına ve bayanın alıkonulmuş olabileceğine ilişkin bir ihbar üzerine belirtilen yerde aracı gördüklerini ve durdurduklarını, ağlamaklı olan mağdurenin şahsın kendisini zorla araca bindirip ormanlık alanda rızası dışında cinsel ilişkiye girdiğini söylediğini, jandarma aracının yanına aldıkları mağdurenin burada sakinleşmesi sonrasında ise aracın içinde tartıştıklarını ve inmek istediğini, şahsın aracı ormanlık alana sürdüğünü, burada rızasıyla ilişkiye girdiğini söylediğini, ''söyleyin peşimi bıraksın'' dediğini, kendisine zorla tecavüz edildiğini söylediği hatırlatılınca ''lütfen beni eve bırakın, kimseden şikâyetçi değilim'' dediğini, nöbetçi savcının emri doğrultusunda şüpheli ve mağdurenin yazılı beyanlarında çelişki olmayınca rapor almadan mağdureyi evine bıraktıklarını,
    Jandarma görevlisi olup olay tutanağında imzası bulunan diğer tanıklar ... ve ...'da mahkemede; mağdurenin önce tecavüze uğradığını, daha sonra rızasıyla cinsel ilişkiye girdiğini söylediğini,
    Beyan etmişlerdir.
    Sanık kollukta; kız arkadaşı olan mağdure ile olay günü yemek yediklerini, onun isteğiyle ormana gidip ilişkiye girdiklerini, jandarmanın gelince mağdurenin şikâyetçi olduğunu, kendisine cinsel saldırıda bulunmadığını, psikolojik sorunlu olduğundan ilaç kullandığını,
    Sorguda; mağdurenin eskortluk yaptığını, ona verdiğinden daha çok para istediğini, vermeyince şikâyet ettiğini,
    Mahkemede; kız arkadaşı olan mağdure ile her zaman gittikleri ... Restoranta gittiklerini, birlikte yemek yediklerini, restoranttan çıktıktan sonra evde erkek arkadaşı olduğundan her zamanki gibi ilişkiye girmek için ormana gittiklerini, aracın sağ ön koltuğunda önce oral sonra vajinal yoldan ilişkiye girdiklerini, şikâyete konu olaydan bir hafta önce de mağdurenin doğum gününde kendisiyle buluşarak yine aynı yerde ve aynı şekilde cinsel ilişki yaşadıklarını, dönüşte ormanlık yolda karşılarına jandarmanın çıkarak, aracı durdurduğunu, mağdurenin araçtan fırlayıp gittiğini, şok olduğunu, jandarmanın geldiğini ve kendisini kelepçelediğini, araç içinde kendisinden para istediği için tartıştıklarını, mağdurenin 2007 yılı Haziran ayında kendisinden hamile kalınca kürtaj yaptırmak istediğini, ... Hastanesinde kürtaj yaptırdıklarını, sonra birlikte tatile gittiklerini, her ikisinin de evli oldukları dönemde ilişki yaşadığı mağdurenin boşanmasından kendisini sorumlu tuttuğu ve kendisiyle evlenmediği için intikam almak amacıyla iftira attığını,
    Savunmuştur.
    IV. GEREKÇE
    Anayasa’nın 138/1 ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.
    Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.
    Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).
    Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.
    Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).
    Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).
    Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.
    Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
    Katılan mağdure tarafından sanığın olay günü kendisini aracında alıkoyarak ormana götürdüğü ve nitelikli cinsel saldırıda bulunduğu iddia edilmiş ise de; ormanlık alanda bir kadın ve erkeğin araçta kavga ettikleri ihbarı üzerine olay yerine gelen jandarma görevlilerine ilk anda sanığın kendisine tecavüz ettiğini beyan eden katılan mağdurenin, kısa bir süre sonra ise sadece sanığın peşini bırakmasını istediğini, sanıkla rızasıyla ilişkiye girdiğini ve adli raporunun alınmasını istemediğini söylediği, bu yönde yazılı ifade veren mağdurenin on bir gün sonra Foça Devlet Hastanesine başvurarak adli rapor aldığı ve iki gün sonra da jandarmada sanığın kendisini zorla alıkoyarak tecavüz ettiğini ifade ettiği, sanığın ise evli olduğu hâlde uzun yıllar kendisiyle ilişki yaşayan katılan mağdurenin kendisiyle evlenmediği için iftira attığını savunduğu olayda; jandarma personeline çelişki anlatımlarda bulunan ve bu nedenle olay günü raporu alınmayan mağdurenin raporunda belirtilen yaraların sanıkça yapıldığı hususunun şüphede kaldığı, bu husus yanında dosya kapsamında yer alan ortak anlatımlara göre katılan mağdurenin uzun yıllar ilişki yaşamalarına rağmen kendisiyle evlenmeyen ama ayrılmayı da kabul etmeyen sanığı kendisinden uzaklaştırabilmek amacıyla jandarma personeliyle karşılaştığı ilk anda suça konu iddiaları ortaya attığına ilişkin oluşan şüphe ve atılı suçları hiçbir aşamada kabul etmeyen sanık savunması bir bütün olarak değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın isnat edilen suçları işlediğine dair tam bir vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı, in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince oluşan şüphenin sanık lehine değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu, açıklanan nedenlerle sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının unsurları itibariyle oluşmadığı kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, isabetsiz bulunan Yerel Mahkeme direnme hükümlerinin bozulmasına karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu üyesi; sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının unsurları itibarıyla oluştuğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
    V. KARAR
    Açıklanan nedenlerle,
    1- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 28.09.2022 tarihli ve 1250-1536 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin gerekçelerinin İSABETSİZ OLDUĞUNA, söz konusu hükümlerin, sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının unsurları itibarıyla oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
    2- Dosyanın, CMK'nın 304. maddesinin 2. fıkrası uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.12.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!