Anahtar kelimeler: Trabzon Kazasından Şirkette Kesinlik Şartı Eksiklikleri Sayisi Esastan Adliye Hazırlanan
10. Hukuk Dairesi         ██████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi

SAYISI
: ████████ E., ████████ K.
İLK DERECE MAHKEMESİ
: Trabzon 3. İş Mahkemesi
SAYISI
: ███████ E., ████████ K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; davalı şirkette işçi olarak çalışmakta olan müvekkilinin işverene ait inşaat malzemelerini inşaattan aldığı esnada 3.kattaki asansör boşluğundan düşerek omurga bel bölgesinde ve ayak oynak kısmında kemik kırığı olacak şekilde iş kazası geçirerek yaralandığını, iş kazasının meydana gelme nedeninin çalışma esnasında inşaatta gerekli olan hiçbir güvenlik önleminin alınmamış olması olduğunu, her ne kadar Savcılık tarafından yapılmış soruşturma esnasında, alınmış bazı ifadelerde müvekkiline kusur atfetme adına asansör boşluğunun etrafının güvenlik için tahtalarla çevrili olduğu beyan edilmiş ise de bunun doğru olmadığını, müvekkilinin düşmüş olduğu 3. kattaki asansör boşluğunun etrafının tamamen açık olduğunu, kaza yerinde gerekli güvenlik uzmanı ve diğer güvenlik önlemlerinin olmadığını, ne müvekkili ne de diğer çalışanların hiçbirinin üzerinde gerekli güvenlik ekipmanlarının mevcut olmadığını, gerekli önlem alınmış olması halinde müvekkilinin inşaatın 3. katından bu şekilde düşmesinin mümkün olmayacağını, davalının iş kazasının meydana gelmesini tam kusurlu olduğunu, müvekkilinin işi inşaatlarda alçı boya ustalığı olup, işinin ağır ve beden gücü isteyen bir iş olması nedeniyle de kaza tarihinden sonra çalışamadığını belirterek şimdilik 1.000 TL maddi tazminat ile 30.000 TL manevi tazminat talebinin kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; müvekkili şirkete yükletilebilecek herhangi bir kusur bulunmadığı, kazanın davacının tedbirsizliği ve dikkatsizliği neticesinde meydana geldiğini, müvekkili şirketin yapımını tamamladığı bir binada kalan inşaat malzemelerini almak üzere inşaata giden davacının asansör boşluğuna düşerek yaralanması neticesinde kazanın meydana geldiğini, olayın hemen sonrasında yapılan tespit ve tanık beyanlarından anlaşılacağı üzere kazanın meydana geldiği sırada asansör boşluğununu etrafının güvenlik için tahtalarla çevrili olduğunu, kazanın oluşumu dikkate alındığında müvekkili şirketin bu konuda alabileceği herhangi bir önlem bulunmadığını, işçinin tedbirsiz ve dikkatsiz davranışının sorumluluğunun işverene yükletilmemesi, olayın iş kazası olup olmadığı hususunun aydınlatılması gerektiğini, davacının olayda asıl kusurlu olan kişi olduğu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili; davacının günübirlik inşaat işlerinde çalışan bir kişi olup müvekkili şirkette bir günlüğüne çalışmak için .... bölgesinde günübirlik işçilerin bulunduğu alandan alındığını, kazanın aynı gün meydana gelmiş olup davalı işverenin insani duygular ile davacıyı sigortalı gösterdiğini, ilerleyen süreçte davacı raporlu olduğu için SGK çıkışının yapılamadığını, soruşturma dosyası ve dosya kapsamında dinlenen davacı tanıklarının dahi davacının günübirlik işçi (piyasa hamalı) olduğunu doğruladığını, piyasa hamalı olan davacıyı sigortalı çalıştırma zorunluluğu yok iken iyi niyeti nedeni ile sigortalı yapan işvereni aradan geçen 10 yıldan sonra günübirlik işçiye iş güvenliği eğitimi vermediği gerekçesi ile tazminat sorumluluğu altına sokmanın hakkaniyete uygun olmadığını, re'sen davacının piyasa hamalı mı yoksa işverene bağlı çalışan mı olduğunun araştırılması gerektiğini, gerekçeli kararda bu hususta herhangi bir değerlendirmeye yer verilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, davacı işçiye verilen %20 oranındaki kusurun çok düşük olduğunu, olay mahallinde iş güvenliği ile ilgili tedbirlerin alındığını, dosyadaki kesin delil niteliğindeki tutanağa rağmen çelişkili ifadelere dayanılarak işverene kusur atfedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacı kaza tarihinden önce de inşaatlarda çalıştığından gerekli tecrübeye sahip olduğunu, müvekkili şirkete ekipman yönü ile atfedilen kusurun da kabul edilemeyeceğini, davacının görevi inşaatın içerisindeki malzemeyi toplayıp araca yüklemek olduğundan inşaatın içerisinde aktif olarak hareket ederek çalışan davacıya emniyet kemeri verilmesinin fiilen mümkün olmadığını, uygulamada inşaattan malzemelerin alınması sırasında işçiye emniyet kemeri verileceğine dair bir düzenleme de bulunmadığını, davacının yaralandığı bölgeler dikkate alındığında ekipmanların (kask, eldiven ve çelik uçlu ayakkabı) davacıya verilmemiş olmasının yaralanma ile herhangi bir bağlantısının bulunmadığını, davacının düştüğü asansör boşluğunun etrafının güvenlik bariyeri ile kapalı olmasına ve bu güvenlik bariyerinin hiçbir şekilde kırılmamasına rağmen bu alandan nasıl düştüğünün izah edilemediğini, davacının kazadan sonra yine inşaat işlerinde çalışmaya devam ettiğini, davacının iş göremezlik oranı mahkeme kararında belirtildiği gibi %37 düzeyinde olsa idi davacının yine inşaatlarda aynı işi yapmaya devam etmesinin mümkün olamayacağını, müvekkili şirket tarafından davacıya ödenen bedeller mahsup edilmeksizin hükmedilen tazminatın hatalı olduğunu, 17.03.2024 tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi ekinde sunulan tablodaki işveren tarafından davacıya ödenen 19.025,00 TL'nin güncellenmiş değerinin maddi tazminattan mahsup edilmesi gerektiğini, bilirkişi davacıya ödenen 1.200,00 TL'yi ödeme tarihleri net olarak belirtilmediğinden hesaplamaya katmadığını, davacıya ödenen 19.025,00 TL'nin güncellenmiş değeri bulunurken 01.06.2024 tarihinden geçerli olmak üzere yasal faiz oranı %24 olarak belirlenmiş olmasına rağmen tüm dönemler için yasal faiz oranının %9 olarak hesaplama yapılmasının da hatalı olduğunu, istinafa konu kararın infazı aşamasında işlemiş faizler ile birlikte güncel dosya borcu 7.500.000,00 TL'ye ulaştığından davalı şirketin bu miktarı ödemesi durumunda ekonomik durumunun bozulacağını ve pek çok çalışanın işine son vermek zorunda kalacağını, Mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarı davacının kaza tarihindeki ücretinin 10 katı olduğundan hükmedilen manevi tazminatı kabul etmediklerini belirterek istinaf talebinde bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamına, mevcut delil durumuna ve yukarıda belirtilen ölçütlere göre yapılan inceleme sonucunda, İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20... . maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi
3. Değerlendirme
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, temyiz edenlerin sıfatlarına, temyiz kapsam ve nedenlerine göre davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamından; Mahkemece davacı kazalının maddi zararının tespiti amacıyla 11.11.2023 tarihli hesap raporunda bilinen dönem sonunun 31.12.2023 tarihi olarak esas alınması ve davacının ücretinin asgari ücretin 1.26 katı olduğu tespiti ile Kurum ödemelerinin mahsubunun dosyada yeterli bilgi bulunmaması nedeniyle tam olarak yapılmaması suretiyle maddi zararın hesaplandığı, mahsup yapılmaksızın zararın toplam 2.367.380,94 TL olarak hesaplandığı, davacı vekilince anılan rapora itiraz edilmediği, davalı vekilince itiraz edildiği, davacı vekilinin takip eden 26.12.2023 tarihli celsede davalı tarafın itirazlarının kabul edilmediğinin bildirildiği, Mahkemece davalı vekili itirazları üzerine dosyanın yeniden hesap bilirkişisine tevdi edildiği, 06.07.2024 tarihli hesap raporunda bilinen dönem sonunun 31.12.2024 tarihi olarak esas alınması ve davacının ücreti asgari ücret olarak kabul edilmesi suretiyle zararın bu kez 2.842.866, 72 TL olarak hesaplandığı, davacı vekilince anılan rapora itiraz edilmeksizin raporda belirtilen miktar üzerinden maddi tazminat talebini 23.09.2024 tarihli dilekçesi ile arttırdığı Mahkemece 31.12.2024 tarihli rapor hükme esas alınmak suretiyle davacı yararına 2.842.866,72 TL maddi tazminata karar verildiği anlaşılmaktadır.
Usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2.maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır.
Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (HGK'nın 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, ████████ K, 03.12.2008 T., ███████-730 E., ████████ K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.19 59... /5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı)
Somut olayda, davacı vekilinin 11.11.2023 tarihli hesap raporuna itiraz etmediği hususu gözden kaçırılarak bilinen dönemin ileriye çekilmesi suretiyle zararın daha fazla hesaplandığı 06.07.2024 tarihli rapora itibarla hüküm tesisi davalı lehine usuli kazanılmış hakkın ihlal eder mahiyette olup hatalı olmuştur.
Mahkemece yapılacak iş; davacı vekilince hükme esas alınan hesap raporunda kazalının ücretinin asgari ücret olarak esas alınmasına itirazının bulunmadığı gözetilerek davacı kazalının asgari ücret ile çalıştığı kabulünden hareketle bu ücreti yine davacı vekilince itiraz edilmeyen 11.11.2023 tarihli hesap raporuna uygulamak, bu rapordaki verileri dikkate alıp, bu raporda işlemiş (bilinen) devre sonu tarihi dâhil bu verileri değiştirmeden, bu tarihten sonra yürürlüğe giren asgari ücretteki değişiklikleri de rapora yansıtmamak suretiyle ve davacının kabulünde olan ödemeler ile Kurumca yapılan ödemelerin usulünce mahsup edilmesi hususunu gözeterek yapılacak hesabı hükme esas alarak maddi tazminat alacağı hakkında taraf vekilleri lehine oluşan usuli kazanılmış hakları gözeten bir karar vermekten ibarettir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine,
12.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!