Anahtar kelimeler: Göçmen Rüşvet Kurma Şahsa Hazinenin Almayan İşlemek Bilinen Kaçakçılığı Haberdar

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI
: ████████ Esas, ████████ KararSUÇLAR
: Rüşvet alma ve rüşvet verme, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve üye olma, göçmen kaçakçılığıHÜKÜM
: MahkumiyetTEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ
: Temyiz isteminin reddi, onamaMahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;Kamu davalarından haberdar edildiği halde davalara katılma talebinde bulunmayan ve katılan sıfatını almayan Hazinenin temyiz hakkı olmadığından, vekilinin temyiz isteminin 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un (5320 sayılı Kanun) 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 317. maddesi uyarınca REDDİNE, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 10/1. madde ve fıkrasındaki "Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır." hükmü ile aynı maddeye 6099 sayılı Kanun ile eklenen 2. fıkrasında yer alan "Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi kabul edilir ve tebligat buraya yapılır." şeklindeki düzenleme gereği sanık hakkında verilen kararın öncelikle sanığın son bilinen adresine çıkarılması, bu tebligatın iade edilmesi halinde ise 7201 sayılı Kanun'un 21/2. maddesi gereği mernis adresine tebligat yapılması gerekirken doğrudan mernis adresine aynı Kanun'un 21/2. maddesine usulsüz olarak yapılan tebligatın temyiz süresini başlatmayacağı gözetilerek sanık ...'in 19.02.2014 tarihinde öğrenme üzerine gerçekleştirdiği temyizin süresinde yapıldığı kabul edilerek dosya kapsamına göre uygun görülmeyen bir kısım sanıklar müdafiilerinin duruşmalı inceleme taleplerinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 299. maddesi uyarınca takdiren ayrı ayrı reddine, tebliğnamede adına yer verilen sanık ... hakkında açılan kamu davasının ayrılması nedeniyle hakkında hüküm kurulmadığı gözetilerek, incelemenin mahkumiyet hükümlerine yönelik sanıklar ve müdafiilerinin temyiz istemiyle sınırlı ve duruşmasız olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:Sanık ... ve bir kısım sanıklar müdafii tarafından 20.12.2013 tarihli süre tutum dilekçesinin başlığında adı geçen sanığın ismine yer verilmemiş ise de açıklamada sanıklar arasında sınırlama yapılmaksızın kararın bir bütün halinde hukuka aykırı olduğu belirtilip temyiz süresinin saklı tutulmasının talep edilmesi ve gerekçeli karar başlığında adı geçen sanığın isminin de temyiz edenler arasında yer alması karşısında süre tutum dilekçesinin, müdafiinin müvekkili olan tüm sanıklar hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz iradesi içerdiği anlaşıldığından tebliğnamedeki temyiz isteminin reddine dair görüşe iştirak edilmemiştir.1)Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ., ..., ...., ... ve ... hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;Sanıklara isnat edilen suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçunun 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220/2. maddesinde öngörülen cezasının üst sınırı itibarıyla aynı Kanun'un 66/1-e maddesine göre 8 yıllık asli ve 12 yıllık ilaveli dava zamanaşımı sürelerine tabi olduğu, suç tarihi olan 05.02.2008 ile inceleme günü arasında ilaveli dava zamanaşımı süresinin gerçekleştiği anlaşıldığından, hükümlerin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilmek suretiyle 1412 sayılı Kanun'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden sanıklar hakkında açılan kamu davalarının aynı Kanun'un 322/1 ve 5271 sayılı Kanun'un 223/8. maddeleri gereğince zamanaşımı sebebiyle ayrı ayrı DÜŞMESİNE,2)Sanıklardan ... hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma, göçmen kaçakçılığı ve rüşvet verme, ..., ... ve ... hakkında göçmen kaçakçılığı ve rüşvet verme, ... ve ... hakkında rüşvet verme, ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında rüşvet alma suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;Belirli bir amacı gerçekleştirmeye yönelmiş ve bu amaca uygun belirli bir büyüklüğe ulaşmış örgütlerin idaresini kolaylaştıran ve bu örgütleri ayakta tutup iş bölümü, süreklilik, disiplin gibi olguların sağlayıcısı olan hiyerarşik ilişkinin, suç örgütlerinin büyüklükleri ile işlemeyi amaçladıkları suçlara ve bu suçların niteliklerine, kurucu ve yöneticileri ile üyelerinin ait oldukları gelir grupları, eğitim düzeyleri ve mesleki durumları gibi hallerinden kaynaklanan niteliklerine ve sayılarına, bunların birbirleriyle olan örgütsel ilişki dışındaki hemşehrilik, akrabalık ve mesleki beraberlik gibi diğer ilişkilerinin biçim ve niteliklerine, faaliyetlerinin gizlilik içerisinde ve örtülü bir biçimde yürütülmesindeki zorunluluğa uygun olarak kurulup yürütüleceği ve örgüt adına suç işleyenler ve örgüte yardım edenler ile ilişkilerin de aynı esaslar üzerinde gerçekleştirileceği, bir suç örgütünün varlığı için hiyerarşik yapılanmanın amaç suçları işlemede devamlılığını gösteren somut deliller, emir-komuta zincirini ortaya koyan temel yapılanma, buna ilişkin şüpheli, sanık ve tanık beyanları ve/veya telefon, ortam dinleme kanıtları ile teknik araçlarla tespit edilen verilere ve net bulgulara ulaşılması gerektiği, suç örgütü basit bir yapılanma olmadığından, birkaç kişinin telefon konuşmalarında lakap kullanması, üstü kapalı ve/veya yüz yüze konuşma ve buluşmak istemelerinin, örgüt şemaları, sadece iletişim tespit bilgileri, kimi ne kadar süre ve sıklıkla aradığı gibi tespitlerin tek başına hiyerarşik yapıyı ortaya koymayacağı, sadece yasal düzenlemeleri tekrar ve yorumu ile suç örgütünün varlığının kabul edilemeyeceği, kavramın klişe, basmakalıp ve soyut cümlelerle belirlenip, her eylemde uygulanmasının hukuki olmayacağı, örgütün kurucusu, yöneticisi ve üyelerinin kesin ve tartışmasız olarak belirlenip, yapılanmanın içinde ne şekilde yer aldığının, soyut değil, somut biçimde saptanması gerektiği gözetildiğinde, tüm dosya kapsamına göre sanıklar arasında gevşek de olsa hiyerarşik bir ilişki saptanamadığından, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı gözetilmeyerek sanık ... hakkında mahkumiyet kararı verilmesi,Sanıklar ..., ..., ... ve ...'nin ..'dan ..'ye yasa dışı yollarla geçiş yapan ve üzerlerinde sahte pasaport bulunan göçmenleri sınır noktasında araca bindirip şehir merkezinde bir otele yerleştirmek suretiyle göçmen kaçakçılığı suçunu işlediklerinin iletişimin tespiti tutanakları, fiziki takip tutanakları ve göçmenlerin hazırlık aşamasında alınan beyanlarıyla sabit olduğu iddia ve kabul olunan olayda, fiziki takip tutanaklarında sanık ... dışındaki kişilerin kimliklerinin tespit edilememiş olması, kaçak göçmenlerin beyanlarında minibüs ile kendilerini götüren şahısların arkalarının dönük olması nedeni ile eşgallerini tarif edemediklerini beyan etmeleri ve sanıkların suçlamayı kabul etmemeleri karşısında, adı geçen sanıkların iştirak halinde hareket edip etmedikleri, iştirak etmişlerse ne şekilde iştirak ettikleri, iletişim tespit tutanaklarında hangi tapelerin hangi sanık yönünden hükme esas alındığı, her bir sanık yönünden mahkumiyete esas alınan delillerin nelerden ibaret olduğu hususları gerekçeli olarak tartışılıp sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayin edilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hükümler kurulması,Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (2709 sayılı Kanun) 38/2. madde ve fıkrası gereğince kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği, 5271 sayılı Kanun'un 217/2. madde ve fıkrası uyarınca yüklenen suçun, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği, 206/2-(a) madde, fıkra ve bendi gereğince ortaya konulması istenilen bir delil kanuna aykırı olarak elde edilmişse reddolunacağı, 5271 sayılı Kanun'un 138/2. madde ve fıkrasındaki düzenleme ile iletişimin denetlenmesi tedbiri sırasında, yapılan soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olmayan fakat 135. maddede sayılan suç veya suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delilin elde edilmesi durumunda, bu delilin kullanılabileceğinin kabul edildiği, tedbirin uygulanması sonucu elde edilen delillerin 135. maddede sayılan suçlarla sınırlı olmak kaydıyla aynı soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olmayan suçlar yönüyle kullanılabileceği kabul edilebilir ise de; suç tarihlerinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun'un "Tesadüfen elde edilen deliller" başlıklı 138/2. madde ve fıkrasında yer alan "Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135/6. maddesinde sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet savcılığına derhâl bildirilir." şeklindeki düzenlemeye uygun şekilde hareket edilmesinin zorunlu olduğu, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulandığı sırada elde edilen tesadüfi delillerin hukuka uygun kabul edilip kullanılabilmeleri için bu delilin elde edilmesinden sonra derhal savcılığa bilgi verilmesi gerektiği, ceza muhakemesinde temel hak ve özgürlükleri sınırlayan kurallar ihlal edilerek toplanan delillerin hukuka aykırı sayılması, kanuna aykırılıktan daha geniş bir içeriğe sahip olan hukuka aykırılık kavramının kapsam ve çerçevesi belirlenirken, gerek pozitif hukuk metinlerine gerekse kişilerin temel hak ve hürriyetlerine ilişkin evrensel hukuk ilkelerine aykırılık bulunup bulunmadığının gözetilmesi ve aykırılığın varlığı durumunda "hukuka aykırılığın mevcudiyetinin" kabul edilmesi gerektiği, tesadüfi delil elde edildikten sonra dinleme süresinin bitirilmesi beklenerek veya dinlemeye devam edilip başka tesadüfi deliller de elde edildikten sonra bilgilendirilme yapıldığı takdirde de tesadüfi delillerin hukuka uygun olduğundan bahsedilemeyeceği gözetildiğinde; sanıklar hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma, Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet ve göçmen kaçakçılığı suçlarına ilişkin olarak alınan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbiri kararlarının icrası sırasında sanıkların kendi arasında yapılan görüşmelerin kolluk görevlilerince konuşma dökümlerinin tutanak altına alındığı, Cumhuriyet Başsavcılığınca suç işlemek amacıyla örgüt kurma, Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet, göçmen kaçakçılığı, rüşvet alma ve rüşvet verme suçlarından soruşturmaya devam edildiği, sanıkların aşamalardaki savunmalarında üzerlerine atılı suçlamaları kabul etmedikleri, sanıklar hakkında rüşvet alma ve rüşvet verme suçlarından usulünce alınan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararının bulunup bulunmadığı, suç unsuru olan görüşme içeriklerinin iletişimin dinlenilmesi sırasında mı yoksa kayıtların tutanak altına alınmasından sonra mı fark edildiğine ilişkin tüm bilgi ve belgelerin dosya arasına alınması sonrasında, delillerin hukuka uygun olup olmadığı belirlenerek hukuka uygun olmadığının anlaşılması durumunda suçun sübutunda kanıt olarak kullanılamayacağı dikkate alınıp bunlara dair kayıtlar dışlandıktan sonra diğer deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre sanıkların hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,Kabule göre de;Sanık ...'ın üzerine atılı suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun sabit olmadığına dair bozma nedeni ve suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçundan açılan kamu davalarının düşmesine karar verilmesi karşısında, eylemlerin örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmediği gözetildiğinde, sanıklar hakkında göçmen kaçakçılığı suçundan tayin olunan temel cezalarda 5237 sayılı Kanun'un 79/2. maddesi uyarınca artırım yapılarak fazla ceza tayini,Yüklenen rüşvet suçunu 5237 sayılı Kanun'un 53/1-a maddesindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilen kamu görevlisi sanıklar hakkında, aynı Kanun'un 53/5. maddesi uyarınca, ayrıca, cezasının infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkilerin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin nazara alınmaması,Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarih ve ████████ Esas, ███████ Karar sayılı, 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun'un 53. maddesiyle ilgili iptal kararının yeniden değerlendirilmesi lüzumu,28.06.2014 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 81. maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanun'un 106/3. maddesi hükmüne aykırı olarak infaz yetkisini kısıtlayacak şekilde ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin ihtarına karar verilmesi,Kanuna aykırı, sanıklar ve müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı Kanun'un 3 21... /son maddeleri uyarınca BOZULMASINA 29.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.