Anahtar kelimeler: Usûle Dayanır Yönüne Yağmaya Yapar Olabilir Yalnız Noksanlardan Bunu Kuralının
6. Ceza Dairesi         █████████ E.  ,  ████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ
:Ceza Dairesi
SAYISI
: █████████ E., █████████ K.
SUÇ
: Nitelikli yağmaya teşebbüs
HÜKÜM
: İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ
: Onama
Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
5271 sayılı Kanun'un 288 inci maddesinin, ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin, ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin, "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usûle ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde belirttiği sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 gün ve ████████-███████ sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda (5237 sayılı Kanun), 765 sayılı Kanun’un 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Kanun’un 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun’un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir.
Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir.
Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ıspatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ıspat şartı aranmamaktadır.
Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar, yazışmalar vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir.
Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikâyetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır.
Bir de alacak zamana yayılmış ve sürekli alıp vermeden kaynaklanan bir alacak ise kuruşu kuruşuna alacak miktarını tespit etmek mümkün olamayacağından, sanığın alacağını almak için hareket ettiği ve aldığı kanaati oluşturacak bir değeri de uygulamak için kabul etmelidir. Yani borçlu kanunen alacağı olduğu ve onu aldığı kastıyla hareket etmiş ise sonradan hesaplanan alacak-borç arasında çok fahiş bir fark olmadığı takdirde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. fıkrası uygulanmalıdır. Yine alacak miktarının, asıl alacağın yanında faizi de kapsaması gerekmektedir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2013/1-452 E. ████████ K., Yargıtay 6. C.D. █████████ E. █████████ K. sayılı ilamları)
Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ispat şartı aranmamalıdır.
Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde, katılanın arazisi Hazineye ait olup, ecri misil ödemek suretiyle işlettiği beach işletmesinin bulunduğu, sanığın söz konusu iş yerinin ruhsatını devretmesi için katılanı tehdit ettiği, katılanın tehdit edilmesi sebebiyle kendisine ait işletmeye giremediği, katılanın olay tarihinde kendisine ait olan işletmeye giderek açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen Yusuf isimli şahıs ve sanık ile görüştüğü, bu görüşme esnasında sanığın söz konusu işletmeyi 300.000,00 TL karşılığında kendisine devretmesi hususunda katılanı tehdit ettiği, katılanın daha öncesinde de tehdit edilmiş olması sebebiyle yapmış oldukları görüşmeyi kayıt altına aldığı, sanığın bu suretle katılana ait iş yerini tehdit ile ele geçirmeye çalıştığı iddia edilen olayda;
Sanığın aşamalardaki savunmalarında; katılanın söz konusu işletmeyi 300.000,00 TL karşılığında tanık ...'e devretmesi hususunda katılan ile şifahen anlaştıklarını, söz konusu işletmeye yatırım ve yüksek miktarda masraf yapmış olmalarına rağmen katılanın işletme ruhsatını devretmediğini savunduğu, katılanın yargılama aşamasında 28.12.2022 tarihli celsede önceki beyanlarını değiştirerek "Benim asıl muhatabım sanıktır, ortaklığım ... ile olup, ... ile sadece resmiyette imzaları attık, belediyeden ruhsat alamıyordum. Sanık ile belediyedeki ruhsat işlerini onun halletmesi, ayrıca memlekette olan bir arazi meselenin halledilmesi, ruhsatın benim adıma olması, iş yerine masrafın sanık tarafından yapılması ve bu şekilde kar ortaklığına % 25 benim, % 75 ise sanığın olmak üzere anlaştık. Ancak daha sonra arazi problemim çözülmedi. Bu nedenle diğer hususlar baki kalmak kaydıyla yüzde 50 kar ortaklığı şeklinde aramızda anlaştık, iş yerindeki bütün yatırım sanık tarafından yapıldı. Anlaşma maddelerinden birisi de sanığın bana 300.000,00 TL ödemesiydi. Şayet memleketteki arazimin sorunu çözülseydi ve sanık bunu çözdükten sonra bana gelip ruhsatı bana devret deseydi. Ben ruhsatı kendisine devrederdim." şeklinde beyanda bulunarak sanık hakkındaki şikayetinden vazgeçmesinin akabinde bir sonraki 18.01.2023 tarihli celsede sanık ve yakınları tarafından şikayetten vazgeçmesi hususunda tehdit edilmesi sebebiyle o şekilde beyanda bulunduğunu, şikayetten vazgeçmeden vazgeçtiğini beyan etmekle aşamalarda çelişen beyanlarda bulunduğu, tanıklar ...... ..., ..., ..., ...'in ortak ve uyumlu beyanlarında; "Suç konusu yerin ecri misil bedelinin katılan tarafından ödenmesi sebebiyle işletme ruhsatının katılan adına çıkacağını, katılan, sanık ve tanıklar ... ile ...'nın aralarında 300.000,00 TL karşılığında işletmenin devri noktasında anlaştıklarını, bu anlaşma doğrultusunda inşaat çalışmalarının başladığını ve masrafların sanık ile tanık ... tarafından karşılandığını, katılanın anlaşma karşılığında 150.000,00 TL para almış olmasına rağmen yapılan inşaatı gördükten sonra %25 pay istemesi üzerine aralarında anlaşmazlık çıktığını, sanık ile katılan arasında para alışverişleri olduğunu" beyan etmeleri, dosya kapsamında mevcut .... 9. Noterliği'nce düzenlenen 07.04.2017 tarihli ... yevmiye numaralı vekaletname ile katılan tarafından tanık ...'e suça konu işletme adına işlem yapma yetkisi verilmiş olması, yine tanık ... tarafından katılan ait işletmeyle ilgili olarak imzalanan 01.05.2017 tarihli açık satış noktası sözleşmesi ve suça konu işletmeyle ilgili olarak yapılan masraf dökümleri ve fatura içeriklerinin sanık ve tanık beyanlarını doğrulaması, tanık ...'ın suça konu yerde inşaat işlerini yaptığı esnada tanık ... ile sanıktan talimatlar aldığına yönelik beyanları, katılan tarafından dosyaya sunulan ses kayıtlarında da sanığın, katılana tarafların ortak beyanlarında belirtilen meblağ olan 300.000,00 TL anlaşma bedelinin %25 hisseye dönüştüğü noktasında bir takım söylemlerinin bulunması, iş bu yargılamaya konu anlaşmazlıktan kaynaklanan ve olaydan 1 (Bir) gün sonra meydana gelen eylemler sebebiyle Bodrum Ağır Ceza Mahkemesi'nin 16.06.2020 tarihli ve ███████ Esas, ████████ Karar sayılı ilamı ile katılan hakkında sanığa karşı silahla tehdit ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından verilen kesinleşen mahkumiyet hükümleri bulunmakta olup, anılan yargılamada taraflar arasında hukuki alacak bulunduğuna dair bir çok taraf beyanının bulunması göz önünde bulundurularak taraflar arasında zamana yayılan para alış verişleri sebebiyle sanığın eyleminin, yağma suçunda daha az cezayı gerektiren hal başlıklı 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesi kapsamında tehdit suçunu oluşturup oluşturmadığı, ayrıca şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince sanığın eylemini bir alacağın varlığına inanarak ve bu hakkı elde etme özel kastıyla hareket etmek suretiyle gerçekleştirip gerçekleştirmediğinin bir diğer deyişle aynı Kanun'un 30/1. maddesi uyarınca bu hatasından yararlanıp yararlanmayacağı hususları karar yerinde tartışılmaksızın eksik inceleme neticesinde delillerin takdirinde ve suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde nitelikli yağmaya teşebbüs suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birincii fıkrası uyarınca Bodrum Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
22.01.2026 tarihinde, oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!