Anahtar kelimeler: İşlevsel Entegrasyonu Tlkdv Kurulumu Hizmete Cihazlar Cihazların Kdv Ödemeye Euro

T.C.

İSTANBUL
3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
: ████████ Esas
KARAR NO
: ████████
DAVA
: Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ
: █████/2024
KARAR TARİHİ
: █████/2026
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamaları sonunda :
TALEP
:
Davacı vekilinin mahkememize vermiş olduğu dilekçesinde özetle: "Davalı ile 18.02.2022 tarihinde imzalanan Satış Sözleşmesi (EKİ) uyarınca .... ve ... hizmetleri 13.510,00 Euro * KDV karşılığında satın alınarak işbu hizmete ek olarak ayrıca Bakım ve Destek bedeli için de 30.000,00 TL4KDV tutarında ödeme yapılmıştır. Satın alınan hizmet kapsamında cihazlar teslim edilmiş ancak kurulumu ve entegrasyonu tamamlanmamış, işlevsel hale getirilmemiştir. Bu kapsamda cihazların işlevsel hale getirilmemiş olması nedeniyle yıllık bakım destek hizmetleri de alınmamıştır. 13.510,00 Euro * KDV tutarlı ödemeye ilişkin; toplam 15.941,79 Euro olmak üzere müvekkil şirket tarafından davalıya 22.02.2022 tarihinde 7.970,90 Euro ve 13.04.2022 tarihinde 7.970,89 Buro (EK2), 30.000,00 TL4KDV tutarlı ödemeye ilişkin olarak da 16.02.2022 tarihinde 35.400,00 TL (EK3) ödeme yapılmıştır. İşbu husus 18.02.2022 tarihli Satış Sözleşmesi'nin 3.2. Maddesinde; "... * ... Yıllık Bakım ve Destek Bedeli, 11.10.2021 tarihli Bakım Destek Sözleşmesi ve 11.02.22 tarihli ve ... nolu faturaya istinaden banka havalesi ile Satıcı'nın ... Bankası ... nolu Iban hesabına ödenmiştir." şeklinde yer almakla ödemenin yapıldığı davalı tarafından da kabul edilmiştir. Anılı maddede geçen Bakım Destek Sözleşmesi EK4'te ayrıca sunulmaktadır.09.01.2023 tarihli teklif formuna istinaden müvekkil şirket tarafından 2.429,70 Euro bedelli “...” ödemesi yapılmış, ancak bu hizmet de davalı yanca ifa edilmemiştir. Nitekim yukarıda değinilmiş olduğu üzere satın alınan cihazların teslim edilmiş ancak kurulumu ve entegrasyonu tamamlanmamış olması nedeniyle — güncellemeleri de yapılamamıştır. Ekli elektronik postalarda görüldüğü üzere, söz konusu hizmetin verilmesi için defalarca davalı ile iletişime geçilmiş, aradan uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen, güncelleme işlemi yapılmamıştır. (...) 2.429,70 Euro tutarlı ödemeye ilişkin; müvekkil şirket tarafından davalıya 13.02.2023 tarihinde 57.922,07 TL (EK6) ödeme yapılmıştır. “ beyan edilmiş. Davanın kabulüne karar verilmesini" talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA
:
Davalı vekilinin mahkememize vermiş olduğu dilekçesinde özetle: "Taraflar arasında akdedilen 18.02.2022 tarihli Satış Sözleşmesi kapsamında müvekkil şirket tüm yükümlülüklerini yerine getirmiş, sözleşmeye konu ürünlere ilişkin bakım ve destek hizmetlerini başarılı bir şekilde sunmuştur. Hatta alınan hizmet sonrası memnun kalındığına dair davacı şirket personelleri tarafınca müvekkil şirkete e-posta aracı ile dönüşler yapılmış ve müvekkil şirketten alınan hizmetin sorunsuz olduğu belirtilmiştir. Bilahare sunulacak olan yazışmalara bakıldığında da davacı şirketin, müvekkil şirketin sunmuş olduğu hizmetten memnun kaldığı ve herhangi bir şikayet olmadığı açıkça anlaşılacaktır. Müvekkil şirket bakım destek hizmeti haricinde de sözleşmeye konu ürünlerin kurulumu için de davacı şirkete hizmet sunmuştur. Örneğin; sözleşmeye konu Morpho isimli ürünün kurulum işlemleri de müvekkil şirket tarafınca sağlanmış ve söz konusu ürünün kurulum işlemlerine ilişkin taraflar arasında toplantı düzenlenmiş ve davacının talepleri ile sözleşme doğrultusunda işlemler gerçekleştirilmiştir. Bu hususa ilişkin taraflar arasında e-posta aracılığı gerçekleştirilen yazışmalar da dosyaya sunulacaktır. Davacı tarafça 09.01.2023 tarihinde ödeme yapıldığı ve yine hizmet alınamadığı iddia edilmiştir. Fakat davacının iddialarının aksine müvekkil şirket tarafınca güncelleme ilgili sunuculara yapılmış ve gerekli diğer tüm işlemler tamamlanmıştır. Ayrıca davacı tarafça defalarca müvekkil şirket ile iletişime geçildiği halde güncellemelerin yapılmadığı iddia edilmiştir. Taraflar arasında gerçekleşen yazışmalardan da anlaşılacağı üzere müvekkil şirket tarafınca güncelleme ilgili sunuculara yapılmış, 18.04.2023 tarihine kadar iletişim devam etmiş fakat sonrasında davacı şirkete ulaşım sağlanamamış ve müvekkil şirkete dönüş yapılmamıştır. Davacı tarafça ise konuya ilişkin tüm tüm yazışmalar sunulmamıştır. Bu sebeple taraflar arasında gerçekleşen yazışmaların tamamı tarafımızca dosyaya sunulacak olup mahkemenizce de yazışmaların tümü incelendiğinde de davacının iddialarının asılsız olduğu anlaşılacaktır. Taraflar arasında gerçekleşen yazışma ve konuya ilişkin olarak hazırlanmış ilgili tablolar ile diğer kayıtlara bakıldığında da anlaşılacağı üzere müvekkil şirket tarafınca sözleşme kapsamındaki bakım destek hizmeti, cihazların kurulumu ve diğer tüm yükümlülükler eksiksiz olarak yerine getirilmiştir. Yukarıda da belirttiğimiz üzere davacı şirket ile müvekkil şirket arasında gerçekleşen tüm bu yazışma, onay ve diğer tablo ve kayıtlara rağmen davacının hizmet ve ürünleri almadığını iddia ve beyan etmiş olmasının kabulü mümkün değildir. Kaldı ki sözleşme kapsamında yer alan yükümlülüklerini yerine getirmeyerek sözleşmeyi ihlal eden taraf aslında davacı şirkettir. 17.02.2023 tarihinde ekte yer alan tabloda seri numaraları belirtilen cihazlar sözleşme hükümleri ihlal edilerek dava dışı üçüncü bir firmadan alınmış ve sisteme dahil edilmeye çalışılmıştır. Sonrasında taraflar arasında yapılan görüşmeler neticesinde de cihazların devreye alımının yapıldığı davacı şirket tarafınca kabul edilmiştir. Ayrıca davacı şirket, 17.05.2020 tarihinde müvekkil şirket dışında herhangi bir üçüncü şirketten ... ürünlerini tedarik etmeyeceğine dair taahhütte bulunmuştur. Fakat ekli yazışmalardan davacının söz konusu taahhütlere uymadığı anlaşılacaktır. İlgili taahhüde istinaden müvekkilin şirketin tüm hak ve alacaklarına ilişkin tüm dava ve yasal haklarımızı ayrıca saklı tuttuğumuzu da belirtiriz. Tüm bu sebeplerle, müvekkil şirket ile davacı arasında akdedilen sözleşme kapsamında müvekkil şirketin üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirmiş olması sebebiyle davacının talepleri haksız ve mesnetsiz olup davanın reddi gerekmektedir.
Davanın reddine,
Yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini
DELİLLER VE GEREKÇE
:
Davacı ile davalı arasında █████/2022 tarihinde imzalanan satış sözleşmesi doğrultusunda davacı tarafından ödemelerin yapılmış olduğu, davalı tarafından cihazların teslim edilmiş olmasına rağmen kurulum ve entegrasyon işlemlerinin sağlanmadığı iddiasıyla verilmeyen hizmet nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile birlikte davalıya ödenen bedellerin iadesi isteminden ibaret olduğu anlaşıldı.
Mahkememiz ara kararı gereği alanında uzman bilirkişilerden rapor alındığı ve bilirkişilerin mahkememize sunmuş oldukları raporda özetle: "Raporumuz içerisinde yapılan açıklamalar muvacehesinde, dosyaya mübrez belge, bilgi, takip dosyası, Davacı ve Davalı yana ait 2022 ve 2023 yıllarına ait ticari defterleri — ile sınırlı olarak yapılan tespit, inceleme ve değerlendirmeler neticesinde; Davacı ... A.Ş. tarafından incelemeye sunulan 2022 ve 2023 yıllarına ait ticari defterlerin TTK. İlgili hükümleri yönünden usulüne uygun tutulmuş olduğu görülmüştür. Davalı ... A.Ş. Tarafından incelemeye sunulan 2022 ve 2023 yıllarına ait ticari defterlerin TTK. İlgili hükümleri yönünden usulüne uygun tutulmuş olduğu görülmüştür. Davacı yanın incelenen Ticari defterlerine ve cari hesap ekstresine göre davalı yan ile 31.12.2023 tarihi itibariyle cari hesabın O (sıfır) olduğu , Davalı yanın incelenen Ticari defterlerine ve cari hesap ekstresine göre davacı yan ile 31.12.2023 tarihi itibariyle cari hesabın O (sıfır) olduğu, Cari hesap anlamında taraflar arasında borç alacak bakiyesinin bulunmadığı, İlgili bakım sözleşmesinin süresi bittiği ve yeni bakım sözleşmesinin görüşüldüğü görüldü. Bu durumda, davalı taraf, süresi biten bakım sözleşmesinin ve ürünlerin bedellerini ödemesi beklenmektedir. Ürünlerden, ... işleminin değeri olan 3.500,00EURO(iskonto düşülecek) dışındaki ürün ve hizmetleri sağladığı görüldü. Fakat; davalı tarafın, ...ile ilgili çok sayıda çalışma yaptığı ve zorluklar yaşadığını taraflar bilmektedir. İlgili konuda, davalı tarafın elinden gelen çalışmayı yaptığı, fakat; sonrasında davacı firma ile iletişimin sağlanamadığından dolayı ilgili ürün tesliminin devam edemediği anlaşılmaktadır. Davalı firma, ilgili satış sözleşmesindeki ...dışındaki tüm ürünlerin ücretini hak etmiştir. ...ile ilgili, davalı firmanın nekadar hak ettiğini ancak ilave bilgilerin temini sonrası görüş belirtilebilecektir. Tarafların, inkar tazminatı ve diğer benzeri taleplerinin Sayın Mahkemenizin takdiri içinde kaldığı" şeklinde görüş ve kanaat bildirmişlerdir.
Yine mahkememiz ara kararı gereği alanında uzman bilirkişilerden rapor aldırıldığı ve bilirkişilerin mahkememize sunmuş oldukları raporda özetle: "Teknik sonuç olarak davalı, sözleşme gereği davacıya verdiği taahhütleri kısmi olarak da olsa yerine getirmiştir. Fakat hizmetin yazılımsal ve donanımsal olarak bir bütünü tamamlayan hizmet (cihaz teslimi, kurulum, entegrasyon, işlevsel hale getirme, yıllık bakım destek hizmetleri) olduğunun kabulü gerekmekle, bu görüşü ile, verilmedi saptanmış olmakla verilen hizmetin ayıplı olduğu ve ödenen bedellerin iadesinin uygun olacağı kanaatine varılmıştır. Yine davalı yanın uyuşmazlık konusu ile ilgili hizmeti verdiğine dair herhangi bir log kaydı davacıya ulaşamadığı yönündeki beyanların desteklenemediği tespit edilmiştir, Sayın Mahkeme işbu hizmetin düzeltilip çalışılabilir. hale getirilebileceği hususunda tarafımızdan görüş ister ise hizmetin %70 oranında yapıldığı, %30 eksik olduğu söylenebilecektir. Ancak teknik literatürde ve doktrinde bu tip hizmetlerin %5'i bile eksik olsa hizmetin tamamlanmamış sayılmakta olduğu" şeklinde görüş ve kanaat bildirmişlerdir.
Menfi tespit istemi bakımından yapılan değerlendirmede;
Emsal mahiyette İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 57. Hukuk Dairesi'nin ...Esas ...Karar sayılı ilamında özetle; "Bilindiği üzere, gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır. Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 72 nci maddesinde düzenlenmiştir. Anılan madde; “Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir.
İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir.
İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir.” hükmünü içermektedir.
Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitine yöneliktir. Başka bir deyişle hukuki yararın bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır. Dayanılan hukuki ilişkinin gerçekten mevcut olmadığı icra takibine maruz kalmadan önce ileri sürülebileceği gibi, icra takibinden sonra da ileri sürülebilir. Bu bağlamda borçlunun, alacaklının harekete geçmesini beklemeden borçlu olmadığının tespitinde korunmaya değer bir yararı bulunabilir. Bu tür bir yararının bulunması hâlinde borçlu, borçlu olmadığının tespiti için dava açabilir. Bunun dışında, icra takibi taraflar arasındaki maddi ilişkiyi tespit edecek nitelikte olmadığından, alacaklının takibe girişmesinden sonra, hatta takip kesinleştikten sonra da borçlunun, borçlu olmadığının tespitini mahkemeden istemesi mümkündür. Dolayısıyla borçlunun icra takibinden önce veya sonra menfi tespit davası açabilmesi için borçlu olmadığının tespitinde hukuki yararının bulunması şarttır.
Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemede bir davanın açılabilmesi için, davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması anlamına gelir. Davacının dava tarihi itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalıdır. Hukuki yarar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 114/1-h maddesi gereğince dava şartlarından olup davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Bu şart dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri olup davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan olumlu dava şartları arasında sayılmaktadır. Bu nedenle menfaate, davanın dinlenebilmesi (mesmu olması, kabule şayan olması) şartı da denilmektedir (Emel Hanağası: Davada Menfaat, Ankara 2009, s. 19-21).
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114 üncü maddesinin gerekçesinde de "...Maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde ise davacının dava açmakta hukukî yararının bulunmasının bir dava şartı olduğu hususu açıkça vurgulanmıştır. Burada sözü edilen hukukî yarardan maksat, davacının sübjektif hakkına hukukî korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hâli hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunmasıdır. Bir başka ifadeyle, davacı hakkına kavuşmak için, hâli hazırda mahkeme kararına muhtaç bir konumda değilse onun hukukî yararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir..." yönünde açıklamalara yer verilmiştir.
Bir davada menfaat (hukuki yarar) ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ilkeden hareketle bir davada hukuki menfaatin bulunup bulunmadığı mahkemece tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir. Böylelikle kişilerin haksız davalar açmak suretiyle dava hakkını kötüye kullanmasına karşı bir güvence de sağlanmış olmaktadır (Hakan Pekcanıtez; Medeni Usul Hukuku, C.II, İstanbul 2017, s. 946-949).
Menfi tespit davasının da bir türü olduğu tespit davaları, bir hakkın yahut hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalar olup konusunu hak ve hukuki ilişkiler oluşturur. Bu dava türü ile bir hukuksal ilişkinin yahut hakkın varlığı veya yokluğu saptanmaktadır. Bu davalarda davacının amacı ve dolayısıyla talep sonucu, bir hakkın yahut hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun veyahut içeriğinin belirlenmesi olup istemin kabule şayan olabilmesi için bu davanın konusunu oluşturan hakkın yahut hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının hukuki yararının bulunması gerekir.
Eda davalarında, hak ihlal edilmedikçe hakkın hukuken himayesini istemek mümkün değildir. Ancak bu durum tespit davaları için yumuşatılmış, davacının hukuki durumunu belirginleştirmekteki menfaatiyle özdeşleştirilmiştir. Kişi, içinde bulunduğu hukuki durumdan kaygı, güvensizlik ve endişe duyduğunda tespit davası açabilmelidir. Tespit davasının işlevi karmaşık uyuşmazlıkların ortaya çıkmasını engellemek, hakların yararlanılmasında istikrarı sağlamak olarak ifade edilebilir.
Bununla birlikte tespit davalarının kötüye kullanılmasının engellenmesi ve bu davaların kabule şayan olabilmesi için iddia edilen tehlikenin ciddi ve davacının hukuki durumuna zarar verecek nitelikte güncel olması da gereklidir. Tespit davası bakımından hukuki yararın bulunup bulunmadığı değerlendirilirken üç koşulun birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır.
Bunlardan ilki; davacının bir hakkı veya hukuki durumu, güncel (hâlihazır) bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalıdır. Söz konusu tehdidin genellikle davalıya ait beyanların yahut davranışların sonucu olduğu kabul edilmektedir. Aynı zamanda davacıya yönelen tehdidin barındırdığı tehlike güncel bir nitelik taşımalıdır.
İkinci koşul; bu tehdit nedeniyle davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalıdır. Daha önce de ifade edildiği gibi tespit davasına hukuki ilişkilerde yaşanan kaygı, güvensizlik ve endişe durumlarında başvurulmalıdır. Belirtmek gerekir ki, davacının hukuki durumuna ilişkin her türlü tehdit değil ancak zarara yol açacağına kanaat getirilen bir tehdit sebebiyle tespit davası açılabilir.
Üçüncü koşul ise yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup cebri icraya yetki vermeyen (icraya konulamayan) tespit hükmü, bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır. Tespit davası neticesinde verilen hükümler, kesin hüküm niteliği taşımakla birlikte davacıya icra yetkisi vermez. Bu sebeple davacının hukuki belirsizliğini ortadan kaldırmak için tespit hükmünün en uygun ve en elverişli olduğu durumlarda, davacının tespit davası açmakta hukuki yararının bulunduğu sonucuna varılabilir. Buna göre tespit hükmü davacının içinde bulunduğu hukuki belirsizliği gidermek için bir fayda sağlamadığında ve istenen hukuki koruma için diğer dava türlerinden birinin açılması gerekli olduğunda hukuki yarar şartının yerine getirildiği söylenemez.
Belirtilen bu koşullar, tespit davasının özel bir türü olan menfi tespit davası için de geçerlidir. Buna göre bir kimsenin, gerçekte var olmayan bir borç nedeniyle hâlihazırda icra tehdidi altında olması veya icra takibine maruz kalması, hukuki durumunun bu sebeple zararına yol açacak düzeyde belirsizlik içinde olması hâlinin, böyle bir borcunun bulunmadığına dair bir hüküm ile ortadan kaldırılabileceği durumlarda menfi davası açmakta hukuki yararın mevcut olduğu kabul edilebilir. Başka bir anlatımla gerçekte var olmayan bir alacak nedeniyle güncel anlamda zarara neden olacak düzeyde bir belirsiz hukuki durum içerisinde bulunulmayan hâllerde menfi tespit davası açmakta hukuki yararın varlığından söz edilmez." şeklinde karar verilmiştir.
Dava çeşitleri 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 105. ilâ 113. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Eda davası, davalının, bir şeyi vermeye veya yapmaya yahut yapmamaya mahkûm edilmesinin talep edildiği dava türü olarak tanımlanmışken, tespit davası ise mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesinin talep edildiği dava çeşidi olarak açıklanmıştır.
Yine 6100 sayılı Kanun’un 106/son maddesine göre ise maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamayacağı, aynı Kanunun 114/h. maddesinde “Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması.” dava şartları arasında sayılmış, takip eden 115/2 maddesinde mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar vereceği hüküm altına alınmıştır.
Menfi tespit iddiası bakımından tüm dosya bir bütün olarak incelendiğinde; davalı tarafından davacıya yöneltilmiş herhangi bir icra takibi, alacağını ödemesi talebini içerir ihtarname, alacak davası ya da mevcut dosyadaki cevap dilekçesinde dâhi ileri sürülmüş bir alacak iddiası bulunmamaktadır. Emsal mahiyetteki istinaf ilamında da belirtildiği üzere menfi tespit davaları da nitelik itibariyle tespit davaları içerisinde yer almaktadır. Bu bağlamda menfi tespit davaları niteliği itibariyle her zaman açılabilir davalardan olduğundan hakkın kötüye kullanılmasının engellenmesi amacıyla hukuki yararının bulunup bulunmadığının mahkemece değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda menfi tespit davası açılabilmesi için üç koşulun bir arada bulunması gerektiği istinaf ilamında ifade edilmiştir. Bu üç koşul ise şu şekilde sayılmıştır:
İlk koşul; davacının bir hakkı veya hukuki durumu, güncel (hâlihazır) bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalıdır.
İkinci koşul; bu tehdit nedeniyle davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalıdır.
Üçüncü koşul ise yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup cebri icraya yetki vermeyen (icraya konulamayan) tespit hükmü, bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır.
Bu üç koşulun bir arada bulunmamasına rağmen menfi tespit davası açılmasının ise pratikte bir takım zararları bulunmaktadır. Basit bir şekilde örneklenilecek olursa; birbirini hiç tanımayan ve hiçbir ilişkisi bulunmayan X kişisi tarafından Y kişisine belli bir miktar üzerinden menfi tespit davası açılması hâlidir. Bu durumda hukuki yarar gözetilmeksizin yapılacak incelemede gerçekten de X kişisinin Y kişisine herhangi bir borcu olmadığı anlaşılacaktır. Ancak zaten Y kişisinin de herhangi bir alacak iddiası bulunmamaktadır. Yani istinaf ilamında sayılan birinci koşul gerçekleşmemiştir. Bu sebeple bu ve benzeri davalarda hukuki yarar müessesesinin dikkate alınmaması hâlinde herkes tarafından tanımadığı herkese karşı menfi tespit davası açılması gibi absürt bir sonuç ortaya çıkacaktır ki hukukumuzda buna itibar edilmesi mümkün değildir.
Bu izahtan sonra somut olaya dönecek olursak yukarıda da izah ettiğimiz üzere davalı tarafından davacıya yöneltilmiş herhangi bir alacak iddiası/tehdit bulunmamaktadır. Davacı tarafından da bu yöne ilişkin dava dilekçesinde herhangi bir iddiaya yer verilmemiştir. Yani istinaf ilamında belirtilen birinci koşul gerçekleşmemiştir. Bu sebeple davacı tarafından açılan menfi tespit davasında hukuki yararı bulunmadığı kanaati mahkememizde hâsıl olduğundan davanın usulden reddine karar vermek gerekmiştir.
Sözleşmenin gereklerinin yerine getirilmediği iddiasıyla ödenen bedellerin iadesi talebi bakımından yapılan değerlendirmede;
Mahkememizce iki ayrı bilgisayar mühendisi tarafından tarafların iddia ve savunmalarına yönelik bilirkişi raporu alınmıştır. İkinci bilgisayar mühendisi tarafından yerinde inceleme yapılarak tespitlerde bulunulmuştur. Buna göre davalı tarafından davacıya satışı yapılan 50 adet parmak izi okuyucu cihazın davacının yeddinde bulunduğu tespit edilmiştir. Yerinde inceleme sırasında davaya konu sunucu incelenmek istenmiş ancak sunucunun dava dışı hizmet alımı yapılan Koç sistem bünyesinde olduğu ve taşınma sürecinde Koçsistem tarafından gerçekleşen hata sebebiyle silindiği, konuya ilişkin Koçsistem ile gerçekleşen yazışmaların bilirkişiye sunulduğu, buna karşın davalı tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini, sözleşmeye konu ürünlere ilişkin bakım ve destek hizmetlerini başarılı bir şekilde sunduğunu, güncellemenin ilgili sunuculara yapıldığını ve gerekli diğer tüm işlemlerin tamamlandığını beyan etmiş ise de davalı yanca dosyaya log kaydı sunulmadığı, 18.02.2022 tarihli sözleşmenin 4.5.maddesi kapsamında davalı tarafından söz konusu cihazların sisteme tanıtımı, sağlıklı ve sorunsuz çalışmalarının taahhüt edildiği, taraflar arasındaki maillerden de hizmette sürekli aksaklıklar yaşandığı, birtakım hizmetlerin verilmediği gerek bir önceki raporda gerek de davalı yanın hizmeti sağlayamadığına dair kabul içerikli maillerinden de olduğu gibi bilirkişi raporunda da saptandığı, anılı güncellemeden bahsedilen bir sistem güncellemesi değil, taraflar arasında mutabık kalınan yeni versiyon kurulduktan sonra bir önceki versiyonun veritabanının (database) güncellemesinin yapıldığı, fakat eski database’den yeni database’e aktarım yapılmadığı, bu sebeple sözleşme kapsamında tarafların anlaştığı projenin teknik olarak sonuçlandırılmadığı bilirkişi tarafından tespit edilmiştir. Nitekim bu hususun davalı tarafından sunulan cevap dilekçesi ekindeki yazışmalardan da anlaşıldığı vurgulanmıştır.
Ayrıca bilirkişi trarafından ... yazılım hizmetin yapılıp yapılmadığına ilişkin dosyada herhangi bir veri bulunmadığı,...Api hizmetinin kısmi olarak yapıldığı,... kullanıcı lisansının teslim edildiği,... Parmak izi okuyucu cihazlarının tesliminin yapıldığı, ... Sunucu Kurulum hizmetine ilişkin davalı tarafça herhangi bir veri sunulmamış olduğundan ve davacı taraftaki sunucunun dava dışı Koç Sistem tarafından taşınma esnasında silinmiş olmasından dolayı incelenemediği ve ... Destek hizmetinin yapılmadığı tespit edilmiştir.
Yani bir başka deyişle bilirkişi tarafından fiziksel olarak bahse konu parmak izi cihazlarının ve bahse konu uygulamayı kullanmaya yarar lisansın davalı tarafından davacıya tesliminin yapıldığı, sunucu kurulumunun ise davacı tarafından söz konusu sunucunun dava dışı üçüncü şirket ile yapılan anlaşma nedeniyle bir başka yere taşınırken üçüncü kişi tarafından silinmesi sebebiyle tespit edilemediği ve davalının da buna yönelik log kaydı sunmadığı, ... hizmetinin kısmi oalrak ifa edildiği, ...yazılım hizmetinin yapılıp yapılmadığının belirlenemediği ve bakım destek hizmetinin sağlanmadığı tespit edilmiştir. Buna karşılık sözleşmenin %70'inin tamamlandığı, %30'unun ise tamamlanmadığı ancak bu gibi sözleşmelerde %5'lik kısmının dahi tamamlanmaması hâlinde sözleşmenin tamamlanmadığına yönelik uygulama bulunduğu da belirtilmiştir.
Ancak hakkaniyet gereği bakıldığında taraflar arasındaki sözleşmeye istinaden davalı tarafından bir takım işlerin yapıldığı, faturaların kesildiği, davacı tarafından ise bahse konu faturaların ticari defterlerine alınarak işlendiği ve ödemesinin yapıldığı anlaşılmıştır. Bir başka deyişle yapılan defter incelemesi ile davalı tarafından edimlerini yerine getirdiği şeklen ispat edilmiştir. Bilgisayar mühendisi incelemesi ile aslında bir takım işlerin eksik yerine getirildiği ya da hiç yerine getirilmediği tespit edilmiş ve işin tamamlanma oranı da %70 olarak bildirilmiştir. Somut olay bu bağlamda değerlendirildiğinde mahkememizce sözleşmeden ayrı olarak yapılması kararlaştırılan bakım ve destek hizmeti ile ... bedellerinin tam olarak kabulüne ancak sözleşme için ödenen bedelin ise işin tamamlandığı miktar dikkate alınarak kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir. Davalı tarafından davacıya bakım destek hizmetinin sağlanmadığı tam olarak tespit edilmiştir. Bu sebeple davacı tarafından bu bağlamda yapılan 30.000,00 TL+KDV tutarı olan 35.400,00 TL'nin ödeme tarihi olan █████/2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir. Ayrıca yine bilirkişiler tarafından gerçekleştirilmediği belirlenen ... bedeli olan 2.429,70 Euro karşılığı ödenen 57.922,07 TL'nin █████/2023 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir. Ancak fiziksel olarak parmak izi cihazlarının davacıya teslim edildiği, yine kullanıcı lisansının davacıya teslim edildiği, ...hizmetinin bir kısmının ifasının sağlandığı ve hatta davacı tarafından davalının eksiklerini bir başka firma ile anlaşarak giderdiği de dikkate alınarak sözleşme için davacının ödemiş olduğu bedelin %30'una tekabül eden 4.782,53 Euro'nun ödeme tarihi olan █████/2022 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca EURO cinsinden mevduat alacaklarına işletilen en yüksek faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine ve fazlaya ilişkin istemin ise reddine karar vermek gerekmiştir.
Ayrıca her ne kadar dava devam ederken mahkememizin ... Esas sayılı dosyası ile davalının iflasına karar verilmiş olsa da mahkememiz kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırıldığı ve karar tarihi itibariyle davalı şirket bakımından verilmiş bir iflas hükmü bulunmadığından dosyanın esası hakkında karar vermek gerekmiş ve her ne kadar iflas nedeniyle dosyaya davalı olarak İstanbul 3. İflas İdaresi eklenmiş olsa da aleyhlerinde karar verilmesine yer olmadığına dair karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM
: Ayrıntısı ve gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere :
Davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİNE,
1-Davacının menfi tespit isteminin USULDEN REDDİNE,
2-57.922,07 TL'nin █████/2023 tarihinden, 35.400,00 TL'nin ise █████/2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
3-4.782,53 EURO'nun ise █████/2022 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca EURO cinsinden mevduat alacaklarına işletilen en yüksek faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
4-İstanbul 3. İflas İdaresi davalı olarak davaya eklenmiş olsa da iflas kararı kaldırıldığından haklarında karar verilmesine yer olmadığına,
5-Karar tarihi itibariyle 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 18.367,34 TL harçtan peşin alınan 11.583,50 TL'nin mahsup edilerek bakiye 6.783,84 TL harcın davalı ... Şirketi'nden alınarak hazineye irat kaydına,
6-6325 Sayılı Yasa'nın 18/A-14 maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği'nin m.26 hükmüne göre Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.600,00 TL arabuluculuk ücretinin kabul ve red durumuna göre 2.196,00 TL'sinden davacı tarafın, 1.404,00 TL'sinden davalı ..Şirketi'nin tarafın sorumlu olması kaydı ile tahsili ve hazineye irat kaydına,
7-Davacı tarafından yatırılan 11.583,50 TL peşin harç, 427,60 TL başvuru harcı gideri toplamı olan 12.011,10 TL harcın davalı ...Şirketi'nden alınarak davacıya verilmesine,
8-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden davanın kısmen kabul edilen (davanın %39'ı oranında kabul edilmiştir) 268.812,22 TL üzerinden hesaplanan yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. gereği takdir olunan 45.000,00 TL'nin davalı ... Şirketi'nden alınarak davacıya verilmesine,
9-Davalı ...Şirketi kendisini vekil ile temsil ettirmediğinden lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
10-Davacı tarafından yapılan 235,00 TL tebligat, posta gideri ile 14.000,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 14.235,00 TL yargılama giderinden kabul ve red durumuna göre 5.551,65 TL'nin davalı... Şirketi'nden alınarak davacıya verilmesine, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına,
11-Davalı tarafından yapılan her hangi bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
12-Taraflarca yatırılan gider ve delil avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde HMK.m.333 hükmü uyarınca ilgili tarafa iadesine,
Dair; davacı vekilinin yüzüne karşı ve davalının yokluğunda verilen gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. █████/2026
Katip
e-imzalıdır
Hakim
e-imzalıdır

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!