Anahtar kelimeler: Kalkandere Torunları Oğulları Murisleri Ölümünden Köyünde Rize Trabzon Murisin Vefat
1. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi

SAYISI
: ████████ E., ████████ K.
İLK DERECE MAHKEMESİ
: Kalkandere Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI
: ████████ E., ███████ K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili; Rize ili, ... ilçesi, ... köyünde bulunan 1 16... parsel sayılı taşınmazın müvekkillerine murisleri ... oğlu ...'dan intikal ettiğini, murisin 01.03.1976 tarihinde vefat etmesi üzerine söz konusu taşınmazın murisin oğulları ... ve ... ... tarafından kullanıldığını, ... ve ...'nın ölümünden sonra ise torunları tarafından zilyetliğin sürdürüldüğünü, müvekkillerinin taşınmaz üzerindeki zilyetliklerinin neredeyse dört kuşak öncesine dayandığını, tüm bu süre boyunca davalının ve üst soyunun dava konusu taşınmaz ile herhangi bir ilişkisi olmadığı hâlde kadastro çalışmaları sırasında bu yerin hatalı olarak davalı ... adına tespit gördüğünü ileri sürerek davalı adına kayıtlı bulunan dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile tüm mirasçılar adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; dava konusu taşınmazı kullandığı iddia edilen kök muris ... aleyhine açılan dava sonucunda ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 1962/1 Esas, ███████ Karar sayılı kararı ile müdahalenin men'ine karar verildiğini, mahkeme kararı ile men edilen bir yerin işgal yoluyla miras bırakılamayacağını, davacıların iddialarını kadastro çalışmaları sırasında kadastro memurlarına ilettiklerini ancak mahkeme kararları nedeniyle kadastro memurlarınca dinlenmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 11.03.2020 tarihli ve ████████ Esas, ███████ Karar sayılı kararı ile; dava konusu taşınmaz zilyetliğinin davacıların murisinde olduğu, 1976 yılında murisin vefatından sonra mirasçılarının taşınmaz zilyetliğini kadastro tespit tarihinden önce en az yirmi yıl boyunca malik sıfatıyla sürdürdüğü, ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 1962/1 Esas, ███████ Karar sayılı kararının müdahalenin men'ine ilişkin olduğu ve kararın eldeki davada kesin hüküm niteliği taşımayacağı, ayrıca zilyetliğin nizasız oluşu bakımından kadastro tespit tarihi olan 06.08.2007 tarihinden yirmi yıl önceki sürecin incelenmesi gerektiği, buna göre 06.08.1987 tarihinden önceki davaların zilyetlikle kazanma şartlarının oluşmasına engel olmayacağı gerekçesiyle davanın kabulü ile dava konusu 1 16... parsel sayılı taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptaline, dava konusu taşınmaz 360 pay kabul edilerek muris ... mirasçıları adına miras payları oranında tesciline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 17.07.2020 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazın toplam değerinin 5.104,84 TL olduğu, değere karşı taraflarca bir itiraz ileri sürülmediği, dava değerinin hükmün verildiği tarih itibariyle öngörülen istinaf kesinlik sınırının altında kaldığı ve kesin nitelikte olduğu gerekçesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341/2, 346/1 ve 352/1-b maddeleri gereğince davalı vekilinin istinaf dilekçesinin usulden reddine kesin olmak üzere karar verilmiştir.
2. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı vekili tarafından temyizi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen 16.09.2020 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı ek karar ile; kararın miktar itibariyle kesin olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin temyiz başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 362/1-a maddesi ile 366. maddesi yollamasıyla 346. maddesi gereğince usulden reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına ve 16.09.2020 tarihli ek kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine, Dairenin 05.09.2022 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararıyla; Anayasa ve AİHS ile güvence altına alınan adil yargılama hakkı kapsamında kanun yolu başvurusunda bulunma hakkı, hukuki belirlilik ilkesi, etkin denetim mekanizmasının oluşturulması gayesi ve 7251 sayılı Kanun’un 53. maddesi ile 3402 sayılı Kanun’a eklenen Ek 6. maddesinin düzenleme amacı bir arada değerlendirildiğinde, 3402 sayılı Yasa’nın Ek 6. maddesinin henüz kanun yolu aşamasında olan dava dosyalarına, yürürlük tarihinden bağımsız olarak sirayet edeceği hususunun tereddütsüz olduğu, bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi tarafından işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken kesin karara karşı istinaf talebinde bulunulamayacağı gerekçesiyle istinaf talebinin reddine karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesinin 16.09.2020 tarihli ek kararının kaldırılmasına ve istinaf talebinin usulden reddine dair kararının bozulmasına, 6100 sayılı Kanun'un 373. maddesi uyarınca istinaf incelemesi yapılması için dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
2.Bölge Adliye Mahkemesinin 27.12.2022 tarih, █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ek olarak, karar tarihi itibariyle kesin olarak verilen kararın sonradan yasa yoluna tâbi hâle gelip gelmediği hususunun öncelikle usul hukukuna ait bir konu olduğu, bu durumun kanunların geriye yürümezliği ilkesi ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 448. maddesinde kanun hükümlerinin tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanacağının düzenlendiği, kanun koyucu tarafından 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'u ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un (7251 sayılı Kanun) 53. maddesi ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu'na (3402 sayılı Kanun) eklenen ek 6.madde hükmünün yürürlük tarihinden önce verilen kararlara da tesir edeceği yönünde bir düzenlemeye yer verilmediği, sözü edilen düzenlemenin 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe girdiği, eldeki davada ise İlk Derece Mahkemesince 11.03.2020 tarihinde ve Bölge Adliye Mahkemesince 17.07.2020 tarihinde karar verildiği, ek 6. madde hükmünün yürürlük tarihinden önce verilen eldeki kararın 6100 sayılı Kanun'un 341. maddesinin ikinci fıkrası gereğince kesin olduğu, ek 6. madde hükmünün yürürlüğe girme tarihinden önce verilen kararlara tesir etmeyeceği, aksine bir yorumun kesin hüküm sonucunu ortadan kaldıracağı ve hukuki güvenlik hakkını zedeleyeceği, İlk Derece Mahkemesi kararının verildiği anda değer itibariyle istinaf veya temyiz sınırının altında kalmış olduğundan kesin nitelikte olması nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf dilekçesinin değer yönünden reddine ilişkin kararı ve bu karara yönelik temyiz talebinin reddine ilişkin ek kararın isabetli olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
3.Direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuş, Hukuk Genel Kurulunun 22.05.2024 tarih, 2023/1-1041 Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile; 3402 sayılı Kanun'un ek 6. madde hükmünün davanın bünyesindeki kendine has özellikleri ile verilecek kararın etki edeceği kamusal menfaat ve düzenlenme amacı göz önüne alındığında, adil yargılanma hakkının ve hukuki güvenliğin tesisi için somut olayda uygulanmasının maddenin ihdas amacı ile hakkaniyetin gereği olduğu, bu nedenle İlk Derece Mahkemesince verilen kararın, temyiz kanun yolu aşamasında yürürlüğe giren 3402 sayılı Kanun'un ek 6. madde hükmü karşısında miktar itibariyle kesin hüküm niteliğinde olmadığı, bu karara karşı istinaf kanun yolunun açık olduğu gerekçesi ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı bozulmasına karar verilmiştir.
4.Bölge Adliye Mahkemesinin tarih ve sayısı yukarıda belirtilen kararı ile; mahallinde yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanık anlatımlarına göre dava konusu taşınmazın davacılara ait olduğu ve kadastrodan önceki yirmi yıl boyunca davacıların murisi ile davacıların zilyetliği altında bulunduğu, her ne kadar davalı tarafça çekişmeli taşınmaza ilişkin olarak kesinleşmiş müdahalenin men'i kararı bulunduğu belirtilmiş ve bu karar dosyaya sunulmuş ise de sözkonusu kararın kadastro tespit tarihinden önceki yirmi yıllık dönemde açılmış ve uygulanmış bir karar olmadığı, bu nedenle davacılar lehine zilyetlikle kazanım hükümlerinin uygulanmasına engel oluşturmadığı, delillerin takdirinde ve değerlendirilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davalı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine hükmedilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; Mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, taşınmazın bulunduğu yörede kadastro çalışmalarının 2008 yılında tamamlandığını, davalının amcası ve babasından miras yoluyla gelen taşınmazların adına tespit edilmesi için gerekli belgeleri kadastro ekibine ibraz ettiği, bu belgelerden birinin çekişmeli taşınmaza aidiyeti duraksamasız olan ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 1962/1 Esas, ███████ Karar sayılı Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen karar olduğunu, sözü edilen kararla davacıların murisi ...'nın dava konusu taşınmazdan men edildiğini, amcası ... ...'in 1965 yılında vefat ettiğini, amcasının eşi ... ile velayeti altındaki çocukları ... ve ...'in ... köyündeki miras yoluyla gelen menkul ve gayrimenkul tüm taşınmazlardaki zilyetliklerini babası ...'e devrettiklerini, buna ilişkin olarak ... Asliye Hukuk Mahkemesinin ████████ Esas, ███████ Karar sayılı kararı ile ... 1.Noterliğinin 14.04.1970 tarih ve ... yevmiye sayılı protokolü bulunduğunu, bunların da yine kadastro çalışmaları sırasında ibraz edildiğini, muris babası ...'in ise ... 3.Noterliğinin 03.01.2000 tarih ve 59 yevmiye sayılı vasiyetnamesi ile taşınmazı kendisine vasiyet ettiğini, ... 1.Sulh Hukuk Mahkemesinin ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararıyla da bunun kesinleştiğini, dava konusu taşınmaza ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunduğunu, kadastro çalışma ekibinin ibraz edilen belgeler ve muhtar ile mahalli bilirkişilerin beyanlarını dikkate alarak taşınmazı davalı adına tespit ettiklerini, dava dilekçesinde belirtilen zilyetlik iddialarının gerçeği yansıtmadığını, zira muris ... ve oğlu ... hakkında meni müdahale kararı ile koruma altında bulunan taşınmaza yönelik eylemleri nedeniyle ... İcra Ceza Mahkemesinin 1976/1 Esas, 1976/2 Karar sayılı kararının verildiğini, davacılar tarafından daha önce açılan davanın ... Asliye Hukuk Mahkemesinin ███████ Esas, ███████ Karar sayılı kararıyla aktif husumet yokluğu nedeniyle reddedildiğini, davacıların açtıkları ikinci davanın ise Rize 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin ████████ Esas, ███████ Karar sayılı kararıyla açılmamış sayılmasına karar verildiğini, davacıların çekişmeli taşınmazda haklarının bulunmadığını beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Dosyanın incelenmesinden; kadastro sonucunda, Rize ili, ... ilçesi, ... köyü çalışma alanında bulunan 1 16... parsel sayılı taşınmazın ceddinden intikalen vereseden taksimen gelme malı olduğu ve yirmi yılı aşkın süredir zilyetliği altında bulunduğu gerekçesiyle belgesizden Mevlüt ... oğlu ... adına tespit edildiği, askı ilanlarının 25.01.2008-25.02.2008 tarihleri arasında yapıldığı, askı ilan süresi içerisinde dava açılmaması üzerine kadastro tespitinin kesinleşerek taşınmazın tapuya tescil edildiği, eldeki davanın ise on yıllık hak düşürücü süre içerisinde 20.04.2016 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna ve bozma kararının gereklerine uygun olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA,
Alınması gereken harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
27.11.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!