Anahtar kelimeler: Şerefiye Güvene Distribütörlük Distribütörlüğünü Distribütörlüğü Distribütöre Satımdan Aşkın Devraldığı Süredir

T.C.
İSTANBUL1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİESAS NO
: ████████ EsasKARAR NO
: ████████DAVA
: Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)DAVA TARİHİ
: █████/2026KARAR TARİHİ
: █████/2026Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı şirket arasında 01.04.2020 tarihinde distribütörlük sözleşmesi imzalanmış olduğunu, müvekkili şirketin 10 yılı aşkın süredir fiilen davalının distribütörlüğünü yürütüldüğünü, bu süre zarfında taraflar arasında süreklilik arz eden, güvene dayalı ve yerleşik bir ticari ilişki oluştuğunu, müvekkilinin, distribütörlüğü ilk devraldığı sırada, davalı şirketin bilgisi ve talebi doğrultusunda, önceki distribütöre faturalı şekilde şerefiye bedeli ödediğini, söz konusu şerefiye ödemesi, taraflar arasındaki ticari ilişkinin temelini oluşturduğunu, bu hususun yıllar içerisinde düzenlenen mutubakatnameler ile davalı şirket tarafından da açıkça kabul edildiğini, müvekkilinin bu uzun süreli ticari ilişkiye ve yaptığı yüksek bedelli şerefiye ödemesini güvenerek, işe uygun araç filosu, soğuk hava depoları, dağıtım ve lojistik altyapısı, personel ve organizasyon yatırımları gerçekleştirdiğini, önemli ölçüde sermaye harcamasında bulunduğunu, müvekkilinin ayrıca yıllar içerisinde ciddi bir müşteri portföyü ve dağıtım ağı oluşturduğunu, bu ticari faaliyetler faturalar ve ticari kayıtlarla sabit olduğunu, davalının ürünlerinin bölgede bilinirliğini ve satış hacmini önemli ölçüde artırdığını, ancak davalı şirketin, sözlemede yer alan hükme dayanarak sözleşmeyi feshettiğini ileri sürdüğünü, ancak fesih süresi dürüstlük kuralına açıkça aykırı şekilde yürütüldüğünü, nitekim fesih bildirimlerinin, gerçekte gönderilme tarihinden farklı şekilde, önceden gönderilmiş gibi gösterilerek düzenlendiği ve bu suretle müvekkilinin hazırlıksız yakalandığı anlaşıldığını, bu durumun, davalının kötü niyetli hareket ettiğini açıkça ortaya koyduğunu, bu haksız ve usulsüz fesih nedeniyle müvekkilinin kurmuş olduğu ticari organizasyonu ani şekilde sürdüremez hale geldiğini, müşteri ilişkilerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldığını, yapmış olduğu yatırımların atıl kaldığını, ödemiş olduğu yüksek tutarlı şerefiye bedelinin karşılığını alamadığını, ciddi ciro ve kar kaybına uğramış ve maddi olarak ağır bir zarara maruz kaldığını, her ne kadar sözleşmede “gerekçesiz ve tazminatsız fesih” hükmü bulunsa da, bu hükmün somut olayda bu şekilde uygulanması Türk Borçlar Kanunu’nun dürüstlük kuralına ve hakkın kötüye kullanılması yasağına açıkça aykırı olduğunu, müvekkilinin yıllar içinde oluşturduğu müşteri çevresi ve ticari değer davalı tarafından kullanılmaya devam edildiğini, ayrıca başlangıçta ödenen şerefiye bedeli de dikkate alındığında, somut olayda denkleştirme tazminatı ve ayrıca maddi zararların tazmini şartları fazlasıyla oluştuğunu, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları uyarınca, uzun süreli distribütörlük ilişkilerinde ve özellikle yüksek bedelli yatırım ve şerefiye ödemesi yapılan durumlarda, ani ve kötü niyetli fesih halinde, sözleşmede aksi hüküm bulunsa dahi, bayinin korunması gerektiğini, davalı firma distribütörlük sözleşmesini düzenli aralıklarla yenilemeyip belli zamanlarda yeni sözleşmeyi yolladığını, arada kalan sürede iki firma arasındaki ilişki aynen devam ettiğini, yeni sözleşme gelince uygun şartlarda imzalanıp firmaya gönderildiğini, ancak davalı firma sözleşmenin bittiğini öne sürerek fesih ihbarı yollasa dahi bu ihbar 19 Kasım 2025 tarihli olduğunu, bu zamana kadar aradan geçen sürede müvekkili firma yetkili bayii olmaya devam ettiğini, firmalar arasında faturalar kesildiğini, müvekkili firma deposuna yetkili bayii sıfatıyla teslimat yapılmış ödemeler devam ettiğini, bu durumda davalı firmanın sözleşmedeki bu durumu kötü niyetle kullanıp müvekkili firmayı zarara uğrattığını, davalının sözleşmeyi kötü niyetli ve haksız şekilde feshettiğinin tespitini, müvekkilinin müşteri çevresi kazandırması ve yaptığı şerefiye ödemesi dikkate alınarak denkleştirme tazminatının hesaplanıp davalıdan tahsilini, başta şerefiye bedeli olmak üzere tüm maddi zararların davalıdan tahsilini, HMK madde 107 kapsamında Fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.DELİLLER VE GEREKÇEDavacının davasının tazminat istemine ilişkin olduğu anlaşılmıştır.6/███████ tarihli, 7155 sayılı Kanun'un 20. Maddesiyle TTK'ya eklenen 5/A maddesi uyarınca, "(1) Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır."6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu' nun 18/A maddesi uyarınca, "(1) İlgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş ise arabuluculuk sürecine aşağıdaki hükümler uygulanır.(2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir."TTK'nın 5/A maddesine göre, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Davanın konusu (müddeabih), dava dilekçesindeki talep sonucu, yani neticei talep esas alınarak belirlenir. Neticei talebin bir para alacağının tahsili veya tazminata ilişkin olduğu durumlarda, arabulucuya başvuru yapılmış olması dava şartıdır.Tazminat davalarında da davacı, bir para alacağının tahsilini amaçladığından, itirazın iptali davası açılmadan önce, yukarıdaki yasal düzenlemeye göre arabulucuya başvurulmuş ve arabulucu tarafından onaylanmış anlaşmaya varılamadığına ilişkin tutanağın dava dilekçesine eklenmiş olması dava şartıdır. ( İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Mahkemesi ...Esas ... Karar)Somut olayda davacı tarafın dava dilekçesi ekinde dava konusu uyuşmazlığa ilişkin arabulucu son tutanağının dosyaya sunulmadığı, Mahkememizce 07.04.2026 tarihli tensip tutanağının 6 nolu ara kararı uyarınca uyuşmazlığa ilişkin tanzim edilmiş arabuluculuk tutanağının aslını veya arabulucu tarafından onaylı suretini dosyaya sunmak üzere davacı vekiline, 1 haftalık kesin süre verildiği, kesin sürenin sonuçlarının davacı vekiline usulüne uygun ihtar edildiği, kesin süre içinde arabuluculuk son tutanağının aslının veya onaylı suretini dosyaya sunulmadığı anlaşılmakla davacının davasının dava şartı yokluğundan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.HÜKÜM/ Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;Davacının davasının Dava Şartı Yokluğu Nedeniyle Usulden Reddine,Karar tarihinde yürürlükte bulanan harçlar tarifesine göre tahsil edilmesi gereken 732,00-TL harç peşin alınmış olduğundan yeniden harç alınmasına yer olmadığına,Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,Davalı vekili lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT 13/2 maddesi gereğince hesaplanan 1.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalı tarafa verilmesine,Davacı tarafından yatırılan bakiye gider avansının kararın kesinleşmesi halinde davacıya iadesine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde başvurulması halinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere karar verildi. █████/2026Katip¸e-imzalıdırHakim¸e-imzalıdır