Anahtar kelimeler: Turgutlu Mahsuba Cümle Çektirilmesine Cezasıyla Mükerrirlere Özgü Süreç İstismarı Sayı

YARGITAY DAİRESİ
: 9. Ceza DairesiMAHKEMESİ
:Ceza DairesiSAYISI
: 461-1020I. HUKUKÎ SÜREÇSanığın çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103/1-1.cümle, 103/1-3. cümle, 3-c, 43/1, 53, 58... . maddeleri uyarınca 22... ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Turgutlu Ağır Ceza Mahkemesince verilen 16.11.2017 tarihli ve 172-150 sayılı hükmün, sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince 21.06.2018 tarih ve 1039-1295 sayı ile; İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, sanığın çocuğun cinsel istismarı suçundan TCK'nın 103/1 ve 3. cümle, 3-c, 43/1, 53, 58... . maddeleri uyarınca 22... ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba, bu kararın da sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 09.03.2020 tarih ve 7380-1818 sayı ile; "...Olayın intikal şekli ve zamanı, suç tarihi itibarıyla beş yaşında olan mağdurenin soyut ve çelişkili anlatımları, mağdure, müşteki anne ve tanık kardeşlerin duruşma beyanları, savunma ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi..." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi ise 11.11.2020 tarih ve 461-1020 sayı ile; "...sanık ...'ın kızı olan katılan mağdura yönelik farklı tarihlerde dudağından öpme, cinsel organlarına penisini sürtme, onu çırılçıplak soyma ve cinsel organlarını elleme şeklindeki eylemlerini gerçekleştirdiği ve cinsel istismar suçunun bu eylemlerle sübuta erdiği, sanığın bu eylemlerinin tümünün sarkıntılıktan ziyade istismar amacıyla yapıldığı ve eylemlerin ani ve kesik nitelikte bulunmadığı, süreklilik arz edip, yoğunlaştığı ve sarkıntılık düzeyini aştığı kabul edilerek basit cinsel istismar suçundan sanığın suç işleme kastının yoğunluğu, eyleminin mağdur üzerindeki etkileri gözetilerek takdiren alt sınırdan uzaklaşılarak teşdiden cezalandırılmasına...'' şeklinde gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.Bu hükmün de sanık müdafiileri, katılan Bakanlık vekili ve katılan mağdure vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02.07.2021 tarihli ve 116040 sayılı onama istekli tebliğnamesiyle dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 20.12.2021 tarih ve 22660-10131 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.II. UYUŞMAZLIK KONUSUÖzel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.III. OLAY VE OLGULARİncelenen dosya kapsamından;... ve ...'ın evli ve beş çocuk sahibi oldukları, Manisa ili Turgutlu ilçesinde ikamet ettikleri, sanık ...'ın alkol aldıktan sonra eşi ve çocuklarını sık sık dövdüğü,08.08.2017 günü hakkında başka bir olaydan dolayı cinsel taciz suçundan soruşturma açıldığını öğrenen sanık ...'ın evinde alkol aldıktan sonra eşi ve çocuklarını dövmeye başladığı, oğlu tanık ...'nın polis çağırdığı ancak gelen polislerin aile şikâyetçi olmadığından işlem yapmadan evden ayrıldığı, ilerleyen saatlerde sanığın mutfağa bıçak almaya gittiğini gören şikâyetçi ...'ın evden kaçtığı ve polise sığındığı, ifadesinde kocası olan sanığın kızına cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla şikâyetçi olduğu,Manisa Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen 15.08.2017 tarihli raporda; "...Anne öyküsünde şikâyetçi olmadıklarını, aslında bu olayı uydurduklarını, kendisinin dayak yediği için çocukları ile ilgili böyle bir yalan uydurdukları, eşinin alkolü bırakmasını istediğini, şiddet olayının olduğunu, alkollü iken daha çok olduğunu, kızına kötü şeyler yapmadığını belirtti. Kişiden alınan öyküde kişi öyküsü alınırken konuşmaktan çekindiği, konuşmak istemediği görüldü. Olayları anlatmak yerine kısa soru - cevap şeklinde diyalog kuruldu. Babasının kendisine vurduğunu, yüzündeki kızarıkları babasının yaptığını, babasının kendisine dokunmadığını, konuşurken annesine bakarak konuştuğu, daha fazla konuşmak istemediği görüldü" ifadelerine yer verildikten sonra "...Kişinin yapılan genital ve anal bölge muayenesinde;1-Kişinin genital bölgesinde cinsel saldırı düşündürecek herhangi bir travmatik lezyon görülmediği, himende eski ya da yeni yırtık olmadığı, sürtünme ya da dokunma düzeyindeki cinsel istismar olaylarında bulgu görülmeyebileceği, olayın adli tahkikat ile desteklenmesinin uygun olacağı, 2-Anal bölge muayenesinde cinsel saldırıyı düşündürecek ekimoz, fissür, laserasyon vb. lezyon görülmediği, anal sfinkter tonusu normal olarak değerlendirildiği, sürtünme ya da dokunma düzeyindeki cinsel istismar olaylarında bulgu görülmeyebileceği, olayın adli tahkikat ile desteklenmesinin uygun olacağı" tespitlerine yer verildiği,Sanığın benzer ve başka suçlarına ilişkin soruşturma ve yargılama evraklarının aşamalarda temin edilerek dosya içerisine alındığı,Anlaşılmıştır.Şikâyetçi ... kollukta; ...'in alkol aldıktan sonra kendisi ve çocuklarını dövdüğü ancak bu eylemleri dışında beş yaşındaki kızları ...'a da cinsel istismarda bulunduğunu, bir yıl kadar önce yanına gelen kızının kendisine ''anne, babam benimle evleniyor'' dediğini, kocasının kızını sevdiğini düşünüp önemsemediğini, daha sonra ise kızının ''babasının kendisini soyduğunu, kendisinin de soyunduğunu, cinsel organını cinsel organına sürttüğünü'' anlattığını, kendisinin işlettiği marketlerini kocasının evde yalnız kaldığı kızına bir şey yapacağından korktuğu için kapatmak zorunda kaldığını, kayınpederine gittikleri bir gün ...'in battaniyenin altından kızının cinsel organını okşadığını gördüğünü, bir ay önce kızının yanına gelerek babasının kendisini yine ellediğini söylediğini, o günlerde ''popom acıyor, cinsel organım acıyor'' dediğini, eşinden şikâyetçi olduğunu, mahkemede; eşinin kızlarına herhangi bir cinsel istismarda bulunmadığını, böyle bir şeye şahit olmadığını, kızının kendisine böyle bir şeyden bahsetmediğini, diğer çocuklarının da böyle bir şey söylemediğini, şikâyetçi olmadığını, eşinin alkol alınca kendisi ve çocuklarını dövdüğünü, niyetinin bir süre hapse girip kendisini toparlaması olduğunu, başka bir şey bulamadığı için böyle bir suçlamada bulunduğunu,Şikâyetçinin 28.10.2019 tarihinde Turgutlu Cumhuriyet Başsavcılığında; eşinin kardeşi ...'nin yönlendirmesi ile eşine iftira attığını beyan ettiği,...'ın annesi, uzman ve avukat eşliğinde polis karakolunda verdiği 08.08.2017 tarihli ve tamamen soru cevap şeklinde ilerleyen beyanında; babasının dükkan açtıklarında kendisini eve getirdiğini ve ellediğini, çiş ve kaka yaptığı yerlere dokunduğunu, babasının soyunduğunu, kendisini de soyduğunu, cinsel organını cinsel organına dokundurduğunu, bunları sık sık yaptığını, diğer evlerinde de ağzından öpmeye çalıştığını, mahkemede; babanla aran nasıl sorusuna doğrudan ''...öyle bir şey yapmadı'' şeklinde karşılık verdiği, daha önceki beyanları hatırlatılan mağdurenin başını vurduğu için polislere o şekilde anlattığını söylediği, psikolog bilirkişinin mağdurenin kendisine öğretilmiş cümleleri tekrarladığı yönündeki kanaatini ifade ettiği,Tanık ... soruşturmada; bir yıl önce babası ...'in kız kardeşi ...'un göğüslerini ve poposunu ellediğini gördüğünü, normal sevmeye benzemediğini, alkollü olduğunu, olayı annesine anlattığını,Yargılamada; ilk ifadesini kabul etmediğini, babasına iftira attığını,Tanık ... soruşturmada; bir ay önce annesi ... ve kardeşi ...'ün bir konuşmasına şahit olduğunu, annesinin kardeşine babasının kız kardeşlerini taciz ettiğini anlattığını, kendisinin de gözüyle görmediğini ama şüphelendiğini, daha önce babası hakkında küçük kızları kaçırmaktan işlem yapıldığını bildiğini, olayı kız kardeşine sorduğunda kız kardeşinin kendisine babasının cinsel organına ellediğini anlattığını, mahkemede; babasını polise şikâyet ettiklerini ama hakkında işlem yapılmadığını, kendisini almaları için bu şekilde beyanda bulunduğunu,Tanık ... soruşturmada; Babası ...'in alkol aldıkça kendilerini dövdüğünü, kaza yapınca kırılan bacağına bile vurduğunu, kız kardeşi ...'u da dövdüğünü, babasının kız kardeşine istismarda bulunduğunu görmediğini ama annesinin böyle bir olaya şahit olduğunu kendisine anlattığını,Yargılamada; babasının kız kardeşini taciz ettiğini görmediğini, babasının alkol alıp kendilerini dövdüğünü, o nedenle bu şekilde şikâyette bulunduklarını,Tanık ... mahkemede; yengesi ...'in abisinin sürekli alkol alarak kendisini dövdüğünü, bir süre hapiste kalmasını sağlamak için bu şekilde şikâyette bulunduğunu anlattığını, aynı tanık 11.11.2019 tarihinde Turgutlu Cumhuriyet Başsavcılığında şüpheli olarak verdiği ifadesinde; yengesine polis karakolunda ağabeyinden kurtulmak için başka suçlardan iftira atmasını tavsiye ettiğini, yengesinin de kocası hakkında kızlarına cinsel istismarda bulunduğuna ilişkin suç duyurusunda bulunduğunu, olay nedeniyle pişman olduğunu ve cezalandırılmak istediğini,Tanık ... mahkemede; ...'ın ablası olduğunu, olaydan önce ablasının kendisine ...'in kızına böyle bir şey yaptığını söyleyeceğim, ...'i şikâyet edeceğim dediğini, ablasının ...'e iftira atacağını kendisine söylediğini,Beyan etmişlerdir.Sanık ... aşamalarda; kızının ifadesine katılmadığını, konuşmayı zor becerdiğini, böyle bir ifadeyi neden verdiğini bilmediğini, kızının sürekli alkol almasına kızdığı için böyle ifade verdiğini düşündüğünü, eşinin kendisine iftira attığını, eşinin çocuğunun kafasını da böyle şeylerle doldurduğunu, alkol aldığı için ailesiyle aralarında tartışmalar yaşandığını, eşi ve çocuklarını darp ettiğinin doğru olduğunu ancak kesinlikle cinsel istismar olayı olmadığını, böyle olsa ailesinin cezaevinde kendisini ziyaret etmeyeceklerini, cezaevinde çekindikleri fotoğrafları dosyaya sunduğunu,Savunmuştur.IV. GEREKÇEAnayasa’nın 138/1 ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;Şikâyetçinin, eşi sanıktan kızı ...'a cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla şikâyetçi olması üzerine başlatılan soruşturmada hazırlık aşamasında annelerini destekleyen beyanlarda bulunan tanıklar ..., ... ve ... yargılamada sürekli alkol alarak kendilerini döven babalarına basit suçlardan işlem yapılmadığı için bu iftirada bulunduklarını beyan etmişlerdir. Tanık ... yengesi ...'in kendi yönlendirmesi ile ağabeyine iftira attığına yönelik beyanlarda bulunmuştur. Şikâyetçinin kardeşi tanık ... de ablasının bu olaydan önce kendisine eniştesi sanığa bu şekilde iftira atacağını söylediğini ifade etmiştir. Şikâyetçi ... de kızı ...'a dayandırdığı cinsel istismara yönelik beyanlarını ''sürekli alkol alarak kendilerini döven eşinin alkolden bir süre uzak kalarak kendisini toparlaması için söylenmiş'' beyanlar olarak yalanlamıştır. Turgutlu Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği başka bir beyanında ise iftirayı eşinin kardeşi ...'nin yönlendirmesi sonucu attığını söylemiştir. Mağdure ...'ın babasının kendisine yönelik eylemlerinden bahsettiği ve görüntü kayıtları dosyada mevcut hazırlık beyanı incelendiğinde, mağdurenin iddia hakkında önceden bilgi sahibi olduğu anlaşılan kolluk görevlilerinin eylemleri tanımladığı soruları hazır bulunan annesine bakarak ve ona danışarak cevapladığı, beyanlarının kısa ve yer yer çelişkili olduğu, tamamen soru cevap şeklinde ilerlediği anlaşılan beyanların alındığı ortam itibarıyla da güvenilir sayılamayacağı anlaşılmaktadır. Mağdurenin kolluk beyanını inkar ettiği yargılama beyanına ilişkin olarak ''öğretilmiş cümleleri tekrar ettiğine'' ilişkin uzman görüşü de bir açıdan mağdurenin yönlendirilmeye müsait olduğunu göstermektedir. Sanığın benzer başka eylemleri olmasının mutlaka isnat edilen suçu da işlediğini göstermeyeceği hususu yanında, sanığın alkol aldıktan sonra eşi ve çocuklarını dövdüğünü kabul ettiği ama kızına yönelik cinsel istismar suçunu tüm aşamalarda reddettiği savunması bir bütün olarak değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın isnat edilen suçu işlediğine dair tam bir vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı, in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince oluşan şüphenin sanık lehine değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu, açıklanan nedenlerle sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçunun sabit olmadığı kabul edilmelidir.Bu itibarla, isabetsiz bulunan Bölge Adliye Mahkemesinin direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu ...; "Maddi vakıanın kabulüne ilişkin vicdani kanaatini; doğrudan muhatap olduğu deliller ve dosya kapsamına uygun, ilgili, özgün ve yeterli gerekçelere dayandıran derece mahkemelerinin takdir ve değerlendirmelerinde bir isabetsizlik bulunmadığı," düşüncesiyle,Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçunun sabit olduğu görüşüyle,Karşı oy kullanmışlardır.V. KARARAçıklanan nedenlerle,1- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 11.11.2020 tarihli ve 461-1020 sayılı direnme kararına konu hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün, sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçunun sabit olmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,2- Dosyanın, CMK'nın 304. maddesinin 2. fıkrası uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesine iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.11.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 10.12.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.