Anahtar kelimeler: Bölüşüleceğinin Villayı Villaları Villanın Villa Anlaşarak Kendine Müteahhidin Müteahhide Yapmayarak
6. Hukuk Dairesi         ████████ E.  ,  ████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi

SAYISI
: ████████ E., ████████ K.
Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ... Turizm İşletmeciliği ve Yatırım Ltd. Şti’nin arsa sahibi ile anlaşarak kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzaladığını, sözleşme ile 62 villanın yapılacağının ve %50 oranında bölüşüleceğinin hüküm altına alındığını, bu sözleşme ile müteahhide kendine düşen villaları satış yetkisinin verildiğini, bunlardan C-5 no.lu villayı müteahhidin 11.08.2000 tarihinde müvekkiline sattığını, müvekkilinin bu villa için 140.000,00 USD ödeme yaptığını ancak müteahhidin inşaatı yapmayarak ortadan kaybolduğunu, 2005 yılında müteahhidin tekrar müvekkili ile görüşerek inşaatın tamamlanabilmesi için müvekkilinden 30.000,00 USD daha istediğini, müvekkilinin inşaatın bitiminde 30.000,00 USD ödemeyi taahhüt ettiğini ancak bilhare müteahhidin C-5 no'lu villanın devrini 3. kişiye yaptığını öğrendiğini, bu kişinin de inşaatta çalışan işçi olduğunu, 20 gün sonra da bu kişinin villayı arsa sahiplerinden ...’e sattığını, satışların muvazaalı olduğunu ileri sürerek C5 no.lu villaya ait olan ve davalılardan ... adına kaydedilen arsa payı tescilinin iptaline ve bu arsa yapının müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiş, 19.12.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile talep sonucunu tapu iptali ve tescil terditli olarak ödenen satış bedelinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, terditli olarak taşınmazın mevcut halinin ekonomik değerinin tespiti ile davalı ...'den tahsiline, arsa malikleri ile yüklenici arasındaki sözleşmenin geçersiz olduğu ve davacıya yapılan temlikin hukuken sonuç doğurmadığı düşünülüyor ise, üstlenicinin adına tescil edilen taşınmazların iade edilmesi ile yüklenicinin yaptığı inşaat seviyesi kadar hak edişin tespiti ile bu tespit edilen bedel üzerinden davacının taşınmaz bedeline karşılık ödemiş olduğu 140.000,00 USD'nin davalı ... mirasçılarından tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davalı yüklenicinin edimlerini ifa etmemesi nedeni ile sözleşmenin fesholduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 25.12.2008 tarihli kararı ile; davacı ile davalı yüklenici arasındaki sözleşmenin resmi şekilde yapılmadığı ve geçersiz sözleşmeye dayanılarak tapu iptal ve tescil talep edilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Mahkemenin 25.12.2008 tarihli kararının süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesi'nce, davalı yüklenici ile davalı ...’in de yer aldığı arsa sahipleri arasında 05.12.1997 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlendiği, 08.05.2001 tarihli ek sözleşme ve 07.02.2001 tarihli paylaşım sözleşmesi imzaladıkları, buna göre C-5 numaralı villanın yükleniciye bırakıldığı, mahkemece inşaatın fiziki seviyesinin saptanmadığını, 07.10.2005 tarihli sözleşmenin ise alacağın temliki kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, taşınmazın 02.10.2001 tarihinde davalı ... ....’e satıldığı, 23.10.2001 tarihinde ise ...’e satıldığı, bu satış işlemleri ile ilgili tarafların imzasını taşıyan 30.10.2002 tarihli bir sözleşme olduğu, bu durumda davalı ... ve davalı ...’in durumlarının TMK’nın 1023. ve 1024. maddelerine göre değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek bozulmuştur.
Mahkemenin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozma ilamına uyulmasına ve arsa sahibi ile yüklenici arasındaki sözleşmenin feshedildiği, inşaatın tamamlanma oranının %63 olduğu, yüklenicinin 15 adet villaya hak kazandığı ve bunların devredildiği, bu devredilen villalar arasında C-5 no.lu villanın olmadığı gerekçesi ile tapu iptal tescil talebinin reddine, bozmadan sonra ıslah yapılamayacağından da bedele ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde;
a. Dava konusu taşınmazın önce davalı işçisi olan davalı ...’e daha sonra da davalı arsa sahibine devredildiğini ve işlemlerin muvazaalı olduğunun açık olduğunu,
b. Devredilen villalar arasında C5 no.lu villanın da yer aldığını,
c. Bozmadan sonra da ıslah yapılabilmesinin mümkün olduğunu beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, yüklenici temliki işleminden kaynaklanan tapu iptal ve tescil olmadığı takdirde bedelin davalılardan tahsili istemine ilişkindir.
Davalı yüklenici ile arsa sahipleri arasında akdedilen 05.12.1997 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 19.11.2013 tarih ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kesinleşen kararı uyarınca %48 seviyesinde işin bırakılması nedeni ile ileriye etkili olarak feshedildiği ve davalı yükleniciye 21 adet villa devredildiği, ancak yüklenicinin yaptığı işin seviyesine göre 15 adet villayı hakettiği anlaşılmıştır.
Davacı dava konusu C-5 numaralı villayı 11.08.2000 tarihinde yükleniciden harici satım sözleşmesi ile satın almıştır. Dava konusu villa 02.10.2001 tarihinde davalı ... Halit’e, 28.10.2001 tarihinde ise aynı zamanda arsa sahibi olan ...’e tapuda devredilmiştir. Kural olarak bir taşınmazın yüklenici tarafından satılmasından sonra yeniden satılması mümkün değildir. Yüklenicinin temliki ile mülkiyet hakkı sonra ermiştir. Mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ise de davacının tapu iptal ve tescil talebine ilişkin yapılan araştırma hüküm kurmak için yeterli değildir.
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca C5 numaralı villa yükleniciye bırakılan villalar arasındadır. Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 19.11.2013 tarih ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile sözleşmenin tasfiyesine karar verildiği ve yüklenicinin 15 adet villayı hak ettiği sabit olduğuna göre yüklenicinin davaya konu villayı sattığı tarihe kadar yüklenici tarafından satılan villalar tespit edilmeli, satılan villa sayısı 15 ten az ise bu villaya da yüklenicinin hak kazandığı kabul edilerek tapu iptal ve tescil talebinin kabulüne karar verilmelidir. 11.08.2000 tarihinden önce yükleniciye 15 adet villa devredildiğinin tespiti halinde ise tapu iptal ve tescil talebinin reddine karar verilmelidir.
Yine davacı vekilince bozma kararından sonra 19.12.2011 tarihinde sunulan ıslah dilekçesi ile tapu iptal ve tescil talebinin kabul edilmemesi halinde davaya konu taşınmazın bedelinin davalılardan tahsili talep edilmiş olup, mahkemece bozmadan sonra ıslahın mümkün olmadığı gerekçesi ile talebin reddine karar verilmiş ise de; 7251 sayılı Kanun ile HMK'nın 177. maddesi’ne getirilen 2. fıkra düzenlemesi uyarınca bozmadan sonra ıslah yapılabileceği gözetilerek ıslah dilekçesi dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekmekte olup yazılı gerekçe ile talebin reddi de doğru olmamış, açıklanan sebeplerle kararın bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
Karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine,
15.01.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Dava arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Sayın çoğunlukla aramızdaki uyuşmazlık bozma kararından sonra davanın ıslah edilip edilemeyeceği hususunda toplanmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Esas No : ███████-102 Karar No ████████ 06.06.2024 gün, Esas No ███████-816 Karar No ████████ 30.04.2025 günlü kararlarında; “Bozmadan sonra ıslah yapılıp yapılamayacağı hususunda farklı nitelikte Yargıtay kararlarının bulunması sebebiyle içtihadı birleştirme yoluna gidilmiş ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.05.2016 tarihli ve 2015/1 Esas, 2016/1 Karar sayılı kararı ile; “Dava açıldıktan sonra mevzuunda, sebebinde ve delillerde ve sair hususlarda usule müteallik olmak üzere yapılmış olan yanlışlıkları bir defaya mahsus olmak üzere düzeltmek ve eksiklikleri de tamamlamak imkânını veren ve mahkeme kararına lüzum olmadan tarafların sözlü ve yazılı beyanlarıyla yapılabilen ıslahın; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun seksen dördüncü maddesinin açık hükmü dairesinde tahkikat ve yargılama bitinceye kadar yapılabileceği Yargıtay’ca hüküm bozulduktan sonra bu yoldan faydalanmanın mümkün olamayacağına” ilişkin 04.02.1948 tarihli ve ███████ Esas, 1948/3 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının değiştirilmesinin gerekmediğine karar verilmiştir.
2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 45 inci maddesinin 5 inci fıkrası ise “İçtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar” şeklindedir.
Bununla birlikte 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un (7251 sayılı Kanun) 18 inci maddesi ile 6100 sayılı Kanun’un 177 nci maddesine eklenen 2 nci fıkrasında “Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz” hükmüne yer verilmiştir.
Usul kanunlarında yapılacak değişikliklerin zaman bakımından uygulanması ile ilgili açıklama yapılması faydalı olacaktır. Usul hukuku alanında geçerli temel ilke, yargılamaya ilişkin usul hükümlerinin derhal yürürlüğe girmesidir. Bu ilkenin benimsenmesinin nedeni ise bu kanun hükümlerinin kamu düzeni ile yakından ilgili olduğu, daima eskisinden daha iyi ve amaca en uygun olduğu fikri ile kanun koyucunun, fertlere ait olan hakların yeni usul hükümleri ile daha önce yürürlükte olan kanundan daha iyi ve daha adil bir şekilde korunacağına ilişkin inancıdır.
Usul kurallarının zaman bakımından uygulanmasında derhal uygulanırlık kuralı ile birlikte dikkate alınması gereken bir husus da, yeni usul kuralı yürürlüğe girdiğinde ilgili “usul işleminin tamamlanıp tamamlanmadığı”dır.
Hemen belirtilmelidir ki dava, dava dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlayan ve bir kararla (veya hükümle) sonuçlanıncaya kadar devam eden çeşitli usul işlemlerinden ve aşamalarından oluşmaktadır. Yargılama sırasındaki her usul işlemi, ayrı ayrı ele alınıp değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.
Bir usul işlemi yargılama sırasında yapılmaya başlanıp tamamlandıktan sonra yeni bir usul kuralı yürürlüğe girerse, söz konusu işlem geçerliliğini korur. Başka bir deyişle tamamlanmış usul işlemleri, yeni yürürlüğe giren usul hükmünden (veya kanunundan) etkilenmez. Buna karşın, bir usul işlemine başlanmamış veya başlanmış olup da henüz tamamlanmamış ise yeni usul hükmü (veya kanunu) hemen yürürlüğe gireceğinden etkilenir. Çünkü usule ilişkin kanunlar -tersine bir kural benimsenmediği takdirde- genel olarak hemen etkili olup uygulanırlar (Üstündağ, Saim: Medeni Yargılama Hukuku, Cilt: I, İstanbul 1997, s. 73 ilâ 78).
Yapılan açıklama ve ilkelere uygun olarak 6100 sayılı Kanun’un “Zaman bakımından uygulanma” başlığını taşıyan 448/1 inci maddesinde de “Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır” hükmünü içermektedir. Bu madde hükmüne göre kanunda aksine bir düzenleme getirilmediği takdirde yeni usul hükümlerinin tamamlanmış usul işlemlerine bir etkisi olmayacak, önceki kanuna veya hükümlere göre yapılmış ve tamamlanmış olan işlemler geçerliliğini koruyacaktır. Buna karşın, tamamlanmamış usul işlemleri yeni kanun hükümlerine göre yapılacaktır. Nitekim aynı hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.03.2021 tarihli ve 2017/4-1397 Esas, ████████ Karar ve 22.02.2023 tarihli ve ███████-681 Esas, ████████ Karar sayılı kararında da vurgulanmıştır.” şeklinde karar verilmiştir.
Yukarıda belirtilen Hukuk Genel Kurulu kararları da dikkate alındığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; davacı vekili dava dilekçesinde yüklenici tarafından müvekkiline satılıp tahsisi yapılan C5 no’lu villaya ait olan davalılar adına kaydedilen arsa payı tescilinin iptaline ve bu arsa payının müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece mahkemesince verilen kararın Yargıtay tarafından bozulması üzerine davacı 19.12.2011 tarihinde vermiş olduğu ıslah dilekçesi ile tapu iptali ve tescil talebinin kabul edilmemesi halinde davaya konu taşınmazın bedelinin davalılardan tahsilini talep etmiştir. Mahkemece bozmadan sonra ıslahın mümkün olmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir.
Belirtmek gerekir ki bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına ilişkin Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.05.2016 tarihli ve 2015/1 Esas, 2016/1 Karar sayılı kararı, 7251 sayılı Kanun ile 6100 sayılı Kanun’un 177 nci maddesinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 28.07.2020 tarihine kadar geçerlidir ve bu nedenle 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 45 inci maddesinin 5 inci fıkrası gereğince tüm mahkemeleri bağlayıcı niteliktedir.
Diğer taraftan 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun ile bozmadan sonra da ıslah yapılabileceğine ilişkin hüküm getirilmiş ise de bu Kanun’un “geriye yürüme ilkesi” ve ıslah işleminin yapılmakla tamamlanmış usulî işlem teşkil etmesi nedeniyle eldeki davada ıslah tarihi olan 19.12.2011 tarihi itibarıyla bu yeni hükmün uygulanamayacağı açıktır.
Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 20.04.2021 tarihli ve 2017/3(13)-572 Esas, ████████ Karar, 19.10.2021 tarihli ve 2017/3-2281 Esas, █████████ Karar, 26.04.2022 tarihli ve 2020/4-449 Esas, ████████ Karar, 22.09.2022 tarihli ve 2021/9-881 Esas, █████████ Karar ve 27.12.2022 tarihli ve 2022/(22)9-668 Esas, █████████ Karar sayılı kararları da aynı yöndedir.
Bu durumda ilk derece mahkemesince bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına ilişkin karar yerinde olduğundan ilk derece mahkemesi kararının onanması gerekirken, kanunların geriye yürüme ilkesi ve ıslah işleminin yapılmakla tamamlanan usulî işlem teşkil ettiği ve yine bu konuda birçok emsal hukuk genel kurulu kararlarının da bulunduğu dikkate alınarak sayın çoğunluğun bozmadan sonra ıslah yapılabileceği yönündeki görüşüne katılmamaktayım.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!