Anahtar kelimeler: Davadavacı Yük Paket Uğramış Aracında Fiilden Kaybına Tamir Hasarlanmıştır Çarpması

T.C. İstanbul Anadolu 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
: ████████ EsasKARAR NO
: ████████DAVA
: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)DAVA TARİHİ
: █████/2025KARAR TARİHİ
: █████/2026Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:DAVADavacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkile ait --------- plakalı araç, █████/2024 tarihli kazada davalıların işleteni/sürücüsü olduğu --------- plakalı aracın çarpması sonucunda hasarlanmıştır. Kazanın oluşumunda -------- plakalı araç sürücü %100 kusurlu olduğunu, Gerçekleşen kaza nedeniyle müvekkilin aracında hasar meydana gelmiş ve müvekkil tamir süresi boyunca aracını kullanamadığından kazanç kaybına uğramış olup bu zararın tazmin edilmesi gerektiğini, Müvekkil, ---------- plakalı aracı paket yük taşımacılığında kullandığı ticari aracı ile günlük en az 3.000,00-TL net kazanç elde ettiğini, hasar ekspertiz raporunda müvekkilin aracının tamir süresinin 15 iş günü olduğu açıkça belirtilmiştir. Hasarın niteliği, olay sonrası aracın fotoğrafları ve diğer belgelerden müvekkile ait aracın en az 15 gün süreyle tamirinin gerektiği anlaşılabildiğini, arabuluculuk görüşmelerinde anlaşma sağlanamadığını, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla HMK 107/1. madde gereğince belirsiz alacak davamızın kabulü ile; şimdilik 100,00-tl'nin kazanç kaybı bedelinin █████/2024 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.SAVUNMADavalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava konusu araç, kaza tarihinde müvekkil şirket adına kayıtlı olmakla birlikte bu aracın işleteni kaza tarihi itibarı ile müvekkil şirket olmadığından huzurdaki davanın müvekkil şirket bakımından pasif husumet yokluğu nedeni ile reddi gerektiğini Dava konusu olay tarihi itibari ile müvekkil şirket adına kayıtlı olan --------- plakalı aracın trafik tescil kayıtlarına göre ruhsat sahibi müvekkil şirket olmakla beraber “işleten” sıfatı ve bu sıfat nedeni ile doğan sorumluluklar müvekkil şirkete ait olmadığını. davacı bu durumu bilip dava dilekçesi ile ikrar ettiği halde kötü niyetli olarak huzurdaki davada müvekkil şirketi taraf olarak gösterdiğini, Müvekkil şirket, -------- plakalı aracı 04.03.2024 tarihinde 24 Ay süreli olarak dava dışı ---------şne kiralayarak teslim ettiğini, dava konusu kazanın meydana geldiği tarihte ve devamında halen araç dava dışı şirket tarafından kiracı sıfatı ile kullanıldığını. İşleten sıfatının davalı şirkette olması nedeni ile araç maliki sıfatı ile müvekkil şirketin davacıya karşı bir sorumluluğu kalmadığını tüm bu nedenlerle Dava konusu olay tarihi itibari ile -------- plakalı aracın filli hakimiyeti müvekkil şirkette olmadığından ve bu araçtan ekonomik anlamda faydalanan müvekkil şirket olmadığından işleten sıfatına sahip olmayan müvekkil şirket yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile reddine, Esas yönünden de müvekkil şirket işleten sıfatına sahip olmadığından müvekkil şirketin davacıya karşı sorumluluğu olmadığından müvekkil şirket bakımından davanın reddine, Davanın ----------Şye ihbarına, Davacı aracın uzun süreli kira sözleşmesi ile --------- şirketi tarafından kiracı sıfatı ile kullanıldığını ve işleten sıfatının kiracı şirkette olduğunu bildiği halde müvekkil şirkete husumet yöneltmiş olduğundan yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini beyan ve talep etmiştir.İNCELEME VE GEREKÇE
: Dava hukuki niteliği itibariyle, meydana gelen trafik kazası nedeni ile oluşan kazanç kaybının tahsili için açılan tazminat davasıdır.Bilindiği üzere taraf koşulu; 6100 sayılı HMK’nın 114/1-d maddesi gereğince dava şartı olup kamu düzeni ile ilgisi sebebiyle yargılamanın her aşamasında resen göz önüne alınması zorunludur.(HMK 115/1).Davada taraf sıfatı (husumet) dava konusu yapılan, maddi hukuktan doğan (subjektif) hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı (husumet) dava konusu subjektif hakka ilişkindir. Başka bir ifadeyle sıfat, dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilenlerin, maddi hukuk açısından, gerçekte bu niteliği taşıyıp taşımadığıyla ilişkilidir ve esas hakkında verilecek olan kararın içeriğinin belirlenmesi bakımından önem taşır. Yoksa, sıfatın hakim açısından tarafın hak sahipliğine yönelik olarak karar verilinceye kadar, yargılamanın yürütülmesi bakımından, herhangi bir önemi yoktur. Davayı takip yetkisi ise yargılamanın kim tarafından yürütüleceği sorusunun cevabını teşkil eder. Dolayısıyla, davayı takip yetkisi tümüyle usuli bir kavramdır. O nedenle, hukukumuzda taraflara ilişkin dava şartları arasında düzenlenmiştir. Buna karşılık, sıfat ise, dava dilekçesinde taraf olarak gösterilenlerin, maddi hukuk bakımından gerçekte hak sahibi ve yükümlü konumda bulunup bulunmadığıyla ilişkili olduğu için esasa ilişkindir; yani, bir maddi hukuk sorunudur. O nedenle, hüküm anında mevcut olmalıdır; bir başka ifadeyle, sıfat, bizatihi hükümde somutlaşır; zira, tarafların haklılık durumu hüküm ile belli olur. Sonuç olarak, davanın yürütülmesi ve karara ulaşılmasındaki süreç, davayı takip yetkisini; bu sürecin bitiminde elde edilen maddi hukuka yönelik sonuç ise sıfatı ifade eder. Öte yandan, davayı takip yetkisi, usuli bir soruna ilişkin bulunduğu için dava şartıdır; eksikliği, davanın usulden reddi sonucunu doğurur; buna karşılık, sıfat ise subjektif hakkın özüne ilişkin olduğu için, bir maddi hukuk sorunu teşkil eder ve maddi hukuk anlamında bir itiraza vücut verir. Eksikliği anında verilecek karar, usulden red değil; davanın sıfat (husumet) yokluğu nedeni ile red kararı olup, esasa ilişkin bulunduğundan o davada taraf olarak gösterilen kişiler açısından, maddi anlamda kesin hüküm gücüne sahip olacaktır Uygulamada sıfat için ''husumet'' terimi kullanılmaktadır. Fakat, husumet (özellikle husumet ehliyeti) teriminin, taraf ehliyeti ve dava ehliyeti (ve hatta dava takip yetkisi) terimleri için de kulanıldığı görülmektedir. Böylece, bugün uygulamada kullanılan ''husumet'' teriminin belirli bir anlamı yoktur. Bu terim ile neyin kastedildiğini anlayabilmek için her olayın ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Bu nedenle, husumet terimi yerine, daha açık olan taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve taraf sıfatı terimlerinin kullanılması doğru olur. Yukarıda da belirtildiği gibi, sıfat, dava konusu yapılan ve maddi hukuktan doğan hak ile taraflar arasındaki ilişkidir. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen kişiler şeklen o davanın taraflarıdır. Ancak mahkemenin bu taraflar arasında dava konusu hakkın esası bakımından bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa, dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez ve dava sıfat yokluğundan (husumetten), esastan reddedilir. Taraf sıfatının (davacı bakımından aktif husumet ehliyetinin; davalı bakımından, pasif husumet ehliyetinin) yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için (def'i değil) bir itirazdır. Diğer bütün itiraz hallerinde olduğu gibi sıfat yokluğu da ancak dava dosyasından anlaşılabildiği ölçüde hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) gözetilir. Sıfat yokluğu, bir davada dava şartlarından sonra, yani tahkikat aşamasında incelenir. Sıfat yokluğunun, mümkünse diğer itirazlardan önce incelenmesi gerekir. Çünkü, taraflardan birinin taraf sıfatı yoksa, diğer itiraz ve def'ilerin incelenmesine gerek kalmaz (HMK md. 143). Nitekim yukarıda açıklanan ilkeler ---------- sayılı kararı ile █████/2015 tarih -------- E. -------- K.sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.Taraf ehliyeti, bir davada taraf olabilme yeteneğini ifade eder. Taraf ehliyeti, medeni (maddi) hukuktaki medeni haklardan yararlanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekil olarak anlaşılmalıdır Buna göre; medeni haklardan yararlanma ehliyeti bulunan her gerçek yada tüzel kişi davada taraf ehliyetine sahip kabul edilmelidir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklığın taraf ehliyeti yoktur. Bu nedenle, adi ortaklığa ilişkin davalarda, adi ortaklığı oluşturan kişilerin taraf olarak hep birlikte hareket etmeleri gerekir. Adi ortaklık tarafından açılacak davaların iştirak halinde mülkiyet hükümleri gereği bütün ortaklar tarafından birlikte açılması gerekir. Adi ortaklığa karşı açılacak davaların da davanın bütün ortaklara karşı birlikte açılması (mecburi dava arkadaşlığı) gerekir.2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 3. maddesinde “Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır” denilmektedir.2918 sayılı KTK'nın 3. maddesinde işleten sıfatının belirlenmesinde şekli ve maddi ölçüt olmak üzere iki ayrı ölçüden yararlanılmıştır. Şekli ölçüye göre trafik sicilinde malik görülen kişi işletendir. Maddi ölçüye göre ise, trafik sicilinde adı geçen kişinin önemi bulunmamakta olup önemli olan araç üzerindeki fiili hakimiyet, araçtan ekonomik yarar sağlama, masraf ve rizikolara katlanma gibi ölçütlerdir. İşletenin belirlenmesinde doktrin ve Yargıtay'ın kabul ettiği görüş maddi ölçüdür.Bu yasal düzenleme karşısında, kazaya karışan araçların meydana getirdikleri zararlardan araç sahiplerinin hukuken sorumlu olacağı ilkesi benimsenmiş ise de, bu araçların sahipleri tarafından herhangi bir sebeple yararlanılmasının bir başka kimseye devredilmesi halinde (çok kısa bir süre olmaması kaydıyla) artık üzerindeki fiili hakimiyetin kalmaması ve bu sebeple ekonomik yönden de bir yararlanma olanağının kalktığı durumlarda, o aracı kaza sırasında fiili hakimiyeti altında bulunduran ve ondan iktisaden yararlanan kimsenin işleten sıfatıyla meydana gelen zarardan sorumlu tutulması gerekip, bunun sonucu olarak da araç malikinin sorumlu tutulmaması gerekecektir.Gerek doktrinde, gerekse Yargıtay'ın uygulamalarında, işleten sıfatının belirlenmesinde araç üzerinde fiili hakimiyet ve ekonomik yararlanma unsurlarının birlikte bulunması ve fiili hakimiyetin uzun süreli olması gerekmektedir. Ancak bu konuda getirilecek delillerin üçüncü kişileri bağlayabilecek nitelikte ve güçte olması, özellikle zarara uğrayanların haklarını halele uğratacak bir sonuç yaratmaması şarttır.Açıklamalardan sonra somut olaya gelince; davalı tarafından yani araç malikinin, aracını uzun süreli kiralama sözleşmesi ile dava dışı dava dışı ----------şne kiraladığı, kira sözleşmesinin 3.kişileri bağlayıcı mahiyette olduğu, uzun süreli sayılması gereken kira sözleşmesi gereğince de davalı kayıt malikinin işleten sıfatının bulunmadığı, işleten sıfatının dava dışı dava dışı -----------şne ait olduğu anlaşılmıştır. Hal böyle olunca davalı yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir.Davacının, davasını açmadan önce işletenin trafik kaydında adı yazılı kişi olup olmadığı konusunda bir araştırma yapmakla yükümlü olmadığı, olağan olanın, davanın trafik kaydında adı yazılı kişiye yöneltilmesi olduğu, davacının, araç maliki olan davalıya karşı dava açmasında kusuru bulunmadığı göz önünde bulundurularak davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiştirHÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-DAVANIN PASİF HUSUMET EHLİYETİ YOKLUĞUNDAN REDDİNE,2-Karar harcı 732,00 TL den başlangıçta peşin olarak yatırılan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye kalan 116,60 TL harcın, davacı taraftan tahsili ile hazineye irat kaydına,3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,5- Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin 26/2 maddeleri ile Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca --------- bütçesinden ödenen 4.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,6-Taraflarca dosyaya yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine,Dair davacı vekilinin yüzüne karşı, davalının yokluğunda, kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde --------- Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup, usulen anlatıldı. █████/2026