Anahtar kelimeler: Vazgeçtiğini Bildirdiği Edenin Görüşü Yapma Neticesinde Takdiren Edilebilir Taleplerinin Uyuşturucu

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI
: █████████ E., █████████ K.SUÇ
: Uyuşturucu madde ticareti yapmaHÜKÜMLER
: İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddiTEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ
: OnamaSanık ... müdafiinin kanuni süresi içinde temyiz talebinde bulunduktan sonra, sanık ...'in 31.12.2025 tarihli dilekçe ile temyiz isteminden vazgeçtiğini bildirdiği görülmüştür.Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık ... hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:Sanık ... müdafiinin duruşmalı inceleme taleplerinin, 7079 sayılı Kanun’un 94. maddesiyle değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 299/1. maddesi gereği takdiren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:I. HUKUKİ SÜREÇA. İlk Derece Mahkemesi KararıBakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesinin, 23.12.2022 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188/3, 188/4 a ve b, 43, 62... . maddeleri uyarınca 17... ay 7 gün hapis cezası ve 34.360,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.B. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı... Bölge Adliye Mahkemesi 36. Ceza Dairesinin, 23.11.2023 tarihli ve ████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ile sanık hakkında, İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafinin istinaf başvurusu üzerine hükmün bozulmasına ve kararın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Bozma kararı üzerine, Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesinin, 07.06.2024 tarihli ve 2024/8 Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188/3, 188/4 a, 43, 62... . maddeleri uyarınca 15... ay 15 gün hapis cezası ve 31.240,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafinin istinaf başvurusu üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 36. Ceza Dairesinin, 28.11.2024 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ile istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.II. TEMYİZA. Temyiz SebepleriSanık müdafiinin temyiz istemi,Mahkeme gerekçesinin hukuka aykırı olduğuna, atılı suçun unsurlarının oluşmadığına, sanığın lehine olan delillerin dikkate alınmadığına, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin ihlal edildiğine, sanık hakkında etkin pişmanlık hükümleri uygulanması gerektiğine ilişkindir.B. Değerlendirme ve Gerekçea. Sanık ... müdafiinin temyiz talebinin incelenmesinde;Sanık müdafiinin kanuni süresi içinde öne sürdükten sonra, sanık ...'in 31.12.2025 tarihli dilekçe ile temyiz isteminden vazgeçtiğini bildirdiği ve temyiz davasının istek şartına bağlı olduğu anlaşılmakla, temyiz isteminden vazgeçme nedeniyle dava dosyasının sanık müdafiinin temyiz istemi yönünden incelenmeksizin iadesine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.b. Sanık ... müdafiinin temyiz talebinin incelenmesinde;Temyize konu bölge adliye mahkemesi kararının kapsamına göre öncelikle istinaf kanun yolu denetiminin amacı ve niteliği ile “istinaf denetiminde hangi durumlarda bozma kararı verilebileceği” konusunun irdelenmesi gereklidir:1) Genel Olarak İstinaf Kanun Yolu ile Amacı: Kelime olarak “yeniden başlama” anlamına gelen istinaf kanun yolunun bir denetim muhakemesi türü olarak Türk Ceza Adalet Sisteminde benimsenmesinin temel amacı; -temyiz incelemesi yolunda gerçekleştirilemeyen- maddi meselenin denetlenebilmesi imkanına kavuşmak düşüncesidir. Kanun yolu denetimi sırasında hükümdeki hukuka aykırılığı tespit eden ve deliller ile doğrudan temas edebilen istinaf mahkemesi yeni bir öğrenme muhakemesi (olay yargılaması) yapabilme imkanına sahip olduğu için, gerektiğinde düzeltme (ıslah) yoluyla veya hükmü kaldırarak davanın esası hakkında doğrudan karar vermek suretiyle “kanun yolu denetimi esnasında uyuşmazlığın esasını da çözme yetkisi” sayesinde maddi gerçeğe en hızlı şekilde ulaşma fırsatı sunulmaktadır.Temyiz kanun yolunda yer verilmeyen olay yargılaması yapma yetkisinin istinaf incelemesinde tanınmasının sebebi; denetim merciince (istinaf) gerekli durumlarda olay yargılaması da yapılarak davaların uzamadan, makul sürede bitirilmesinin bu mahkemelerce doğrudan verilecek kararlarla gerçekleştirilmesini sağlamaktır. Sadece hukuki denetim yapan ve içtihat mahkemesi olan Yargıtay’ın bozma kararları üzerine davaların tekrar ilk derece mahkemelerine gönderilmesi ve akabinde yeni bir hüküm kurulması ve bu hükmün de temyiz yolunda yeniden incelenmesi gibi uzun yargılama süreçlerinden kaçınma düşüncesi istinaf kanun yolunu bir çözüm metodu olarak ortaya çıkarmıştır (Krş. YENİSEY, Feridun: Uygulanan ve Olması Gereken Ceza Muhakemesi Hukuku, Duruşma ve Kanunyolları, ... 1988, s. 216-217; ÇINAR, ... Rıza: Türk ve Alman Ceza Yargılama Hukukunda İstinaf, Ankara 2010, s. 56-61).2) Ülkemizde İstinaf Kanun Yolu (Dar Anlamda İstinaf): İstinaf denetiminin benimsediğimiz türü; ilk derece mahkemesince yapılan yargılamanın tamamen değil “sadece gerekli görülen durumlarda maddi gerçeğe ulaşmak için ihtiyaç duyulan hususlar yönünden” olay yargılaması yapılabilmesi prensibine dayanmaktadır. Kamu davasının konusunu oluşturan geçmişte yaşanmış olayın ancak tüm yönleriyle aydınlatılmış olması ile maddi gerçeğe ulaşmak mümkündür. “İstinaf mahkemesinin olayı aydınlatma yükümlülüğü” ilk derece mahkemesinin kararıyla sınırlı olmayıp; olayı aydınlatmak için gerekli delillerin toplanması gibi tüm muhakeme işlemlerine girişilebilecektir. Böylelikle, istinaf (yeniden başlama) mahkemesince deliller ile doğrudan temas edilmesi sayesinde hukuki meselenin yanında maddi mesele de denetlenerek oluşacak vicdani kanaate göre hüküm kurularak makul bir sürede uyuşmazlık çözümlenebilecektir.“Dar anlamda istinaf” olarak adlandırılan bu denetim muhakemesi türünün açıklanan kurumsal ve düşünsel temellerini tamamen benimseyen kanun koyucu bölge adliye mahkemelerinin görev ve yetkilerini düzenlerken 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin başlığında dahi “Bölge adliye mahkemesinde inceleme” ifadesi yanında “kovuşturma” terimine yer vermiştir. Anılan normda bu terimin tercih edilmesi, belirtildiği şekilde istinaf incelemesinde olay yargılaması yapılması görev ve yetkisinin vurgulanmasından başka bir şey değildir.3) İstinaf İncelemesinde Görev ve Yetki
: Mahkemelerin görevini Anayasa ve kanun tayin eder (2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası md. 36, 5271 sayılı Kanun md. 3). Bu bağlamda, istinaf mahkemelerinin görev ve yetkilerine dair 5271 sayılı Kanun'un 280/1. maddesinin (a, b, c ve d) bentlerinde “istinaf incelemesinde hukuka aykırılığın düzeltileceği haller” ayrıntılı olarak sayılmıştır. Kaldı ki, aynı maddenin (c ve d) bentlerindeki hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilebilmesi için (sırasıyla) “başka bir araştırmaya ihtiyaç kalmaması” ile “olayın daha fazla araştırılmasına ihtiyaç duyulmaması” ön şartlarının varlığı da ayrıca aranmıştır. Bu itibarla, istinaf mahkemesince hukuka aykırılığın düzeltileceği haller kesin şekilde sınırlanmak suretiyle istinaf mahkemesinin olayı aydınlatma yükümlülüğü vurgulanmıştır. İstinaf kanun yolunda “bozma kararı verilebilecek haller” ise yine aynı maddenin (e ve f) bentlerinde yer almaktadır.“Islah veya bozma kararı verilebileceği kanunda açıkça sayılan sınırlı haller dışındaki diğer durumlar ise” Kanun’un ifadesiyle “diğer haller” olarak tanımlanmıştır. Bu “diğer hallerde” ise “gerekli tedbirleri aldıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına karar verileceği” (5271 sayılı Kanun md. 280/1-g); duruşma sonunda ise “istinaf başvurusunun esastan reddine karar verileceği” veya “ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden hüküm kurulacağı” (5271 sayılı Kanun md. 280/1) ilkesel olarak ifade edilmiştir.4) İstinaf Mahkemelerinin Bozma Kararı Verebileceği Haller: İstinaf kanun yolunda bozma kararı verilebilecek hallere 5271 sayılı Kanun'un 280/1. maddesinin (e ve f) bentlerinde yer verilmiştir. Bu hallerden ilki “soruşturma ve kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya önödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması” durumudur (5271 sayılı Kanun 280/1-f). İkinci hal ise, Bölge Adliye Mahkemelerinin kurduğu hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesinin (g ve h bentlerinde sayılanlar hariç olmak üzere) “hukuka kesin aykırılık halleridir” (5271 sayılı Kanun 280/1-e). Görüldüğü üzere, istinaf incelemesinde bozma kararı verilebilecek durumlar hiç bir surette maddi meselenin çözümüne -davanın esasına- dair olmayıp; muhakeme hukuku normlarının açık ve ağır şekilde ihlal edilerek hüküm kurulmuş olmasına ilişkindir.5271 sayılı Kanun'un 289/1. maddesinin değişiklik öncesi (g) bendi ile mülga (h) bendindedeki “hükmün gerekçe içermemesi ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması hallerinin” 20.11.2017 tarihinde yapılan ve 7079 sayılı Kanun ile yasalaşan değişiklik ile “bozma sebebi olmaktan çıkarılması” dikkat çekmektedir. Bu değişiklik ile, istinaf mahkemelerince “kanun koyucunun gerekçesizlik veya savunma hakkının sınırlanmış olması gibi görünürde gerekçelerle” bozma kararları verilmesinin önüne geçme amacı açıkça ortaya konulmuştur.Sonuç olarak, gerek istinaf kanun yolu denetiminin Türk Ceza Adalet Sisteminde kabul ediliş amacı ile gerekse istinaf kurumunun bilimsel ve düşünsel temelleriyle örtüşen normlar, bölge adliye mahkemelerinin kural olarak “davanın yeniden görüleceği mahkemeler” olduğunu; sınırlı hallerde ise duruşma açmadan hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi (ıslah) veya bozma kararı verilebileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Aksi durumda, yani istinaf incelemesinde kanuni dayanağı bulunmayan hallerde bozma kararı verilmesinin ise hem bölge adliye mahkemesi kararının hem de bu karara karşı direnme yetkisi bulunmayan ilk derece mahkemesince verilecek kararın Anayasa’nın 36. ve 5271 sayılı Kanun'un 3, 278-284. maddeleriyle belirlenen görev kurallarına aykırılık sebebiyle görevsiz mahkemece verilmiş kararlar niteliğinde olup; hukuka açık ve ağır aykırılık ile malûl olmaları sonucuna yol açacaktır. Nitekim, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 30.04.2025 tarihli ve 2024/6-490 Esas, ████████ Karar sayılı kararında da “…bölge adliye mahkemelerinin kural olarak bir ıslah mahkemesi oldukları, bir bozma mahkemesi olan Yargıtay gibi davranamayacağı, bozma kararı verilebilecek hallerin davanın esasına ilişkin olmadığı, bu mahkemelerce iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetki kullanılarak bozma kararları verildiğinin bilinen bir gerçeklik olduğu” tespitlerine yer verilerek; "bölge adliye mahkemelerinin kanuni dayanağı bulunmayan (CMK’nın 280/1-e,f maddesi hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilecek kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle hukuka açık ve ağır aykırılık taşımaları sebebiyle hükümsüz sayılmaları gerekeceğine…” içtihat edilmiştir.Temyiz incelemesine konu dava dosyası içeriğine göre, Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesinin, 23.12.2022 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararıyla kurulan hükmün istinaf edilmesi üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 36. Ceza Dairesinin, 23.11.2023 tarihli ve ████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararıyla 5271 sayılı Kanun'un 280/1-e,f maddesine uygun olmayan gerekçeyle bozulmasına karar verilmiş ve bozma kararına karşı direnme yetkisi bulunmayan Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesinin, 07.06.2024 tarihli ve 2024/8 Esas, ████████ Karar sayılı kararıyla yeniden kurulan hükme karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 36. Ceza Dairesinin, 28.11.2024 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararıyla 5271 sayılı Kanun'un 280/1-a maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ise de;5271 sayılı Kanun'un 7. maddesindeki “yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında görevli olmayan mahkemece yapılan işlemler hükümsüzdür” normu gözetilerek ... Bölge Adliye Mahkemesi 36. Ceza Dairesinin, 23.11.2023 kararının ve bu kararın akabinde Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesinin, 07.06.2024 tarihli kararın Anayasa’nın 36. ve 5271 sayılı Kanun'un 3, 278-284. maddeleriyle belirlenen görev kurallarına aykırı bulunmakla; görevsiz mahkemece verilmiş kararlar niteliğinde olup hukuka açık ve ağır aykırılık oluşturması sebebiyle hükümsüz sayılmaları gerektiği anlaşılmakla,Bölge Adliye Mahkemesince gerektiğinde 5271 sayılı Kanun'un 280/1-2. maddesi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesinden sonra Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesinin, 23.12.2022 tarihli kararı ile ilgili olarak istinaf kanun yolu denetimi yapılarak hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.III. KARAR1. Gerekçe bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan nedenle 5271 sayılı Kanun'un 266/1. maddesi gereği temyizden vazgeçme nedeniyle, sanık ... hakkında kurulan hüküm yönünden, dava dosyasının Tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle İNCELENMEKSİZİN İADESİNE,2. Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, sair yönleri incelenmeyen ... Bölge Adliye Mahkemesi 36. Ceza Dairesinin, 28.11.2024 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca Tebliğname’ye aykırı olarak, BOZULMASINA, Üye ...'in "25.12.2025 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren 7571 sayılı yasa ile değişik 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesine göre dosyanın esastan incelenerek suçun sübutu halinde eleştiri ve onama kararı verilmesi gerektiğinden, bozma kararının usul ekonomisine aykırı olduğu" yönündeki karşı oyuylaBozma sebebine bağlı olarak sanık hakkında salıverilme taleplerinin REDDİNE,Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-b maddesi uyarınca bozma sebebine göre, ... Bölge Adliye Mahkemesi 36. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.01.2026 tarihinde karar verildi.KARŞI DÜŞÜNCESayın Daire çoğunluğu ile aramızda oluşan uyuşmazlık 25.12.2025 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanunla değişik 5271 sayılı CMK'nun 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yapılan değişiklik öncesinde verilen bölge adliye mahkemeleri bozma kararlarının CMK'nun 289 maddesinde belirtilen kesin hukuka aykırılık hallerinden birini içermemesi nedeni ile bozma sonrası verilen ilk derece ve bölge adliye mahkemesi kararlarının usul ve yasaya ağır aykırılıktan dolayı hükümsüz ve yok hükmünde olduğu gerekçesi ile bozulmasının, temyize gelmeden kesinleşen hükümleri tartışmaya açma ihtimali, mutlak olmayan usul kurallarının esasa öncelik arz etmekle beraber esasın yerine geçemeyeceği, usul ekonomisi ilkeleri de gözetildiğinde kararın salt bu nedenle bozulmasının hukuka uygun olmadığı dosyanın esastan incelenerek kararda usule (kesin hukuka aykırılık) veya esasa ilişkin başkaca bir hukuka aykırılık tespit edilmediği takdirde eleştiri ile onaması gerektiği hususundadır.-5271 sayılı Kanun'un ''Bölge Adliye Mahkemesinde inceleme ve kovuşturma başlıklı'' 280 inci maddesinin konu ile ilgili düzenlemeleri şu şekildedir;''1'' Bölge Adliye Mahkemesi, dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;..........e) CMK 280/1-e fıkrasının 25.12.2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanunla değişiklikten önceki hali ''İlk Derece Mahkemesinin kararında 289 uncu maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bendleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması halinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,'' karar verir şeklinde iken 7571 sayılı Kanunla değiştirilerek yeniden düzenlenmiştir.25.12.2025 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanunla değişik 5271 sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi CMK'nun 289 uncu maddesinin birinci fıkrasındaki ''(g) ve (h) bentleri hariç'' ifadesi ''maddede'' şeklinde değiştirilmiştir.Değişiklik gerekçesinde de 7571 sayılı Kanun'un 25 inci maddesinde ''Bu düzenleme ile bölge adliye mahkemelerinin bozma yetkisinin kapsamı genişletilmektedir. Buna göre, ilk derece mahkemesinin kararlarında CMK'nun 289 uncu maddesinin birinci fıkrasının diğer bentlerinin yanında (g) ve (h) bentlerinde belirtilen hukuka aykırılıkların bulunması halinde de bölge adliye mahkemesi ceza daireleri tarafından bozma kararı verilebilmesine imkan tanınmaktadır.'' şeklinde açıklanmıştır.....CMK'nın 280 inci maddesinin devam eden diğer bentlerinde ise;g) Diğer hallerde, gerekli tedbirleri aldıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemleri başlamasına karar verir.''''2'' (Ek
: 18/6/2014-███████ md.) Duruşma sonunda Bölge Adliye Mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddeder veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurar'' şeklinde düzenlemeler mevcuttur.5271 sayılı Kanun'un ''Hukuka kesin aykırılık halleri'' başlıklı 289. maddesinde ise;''(1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hallerde hukuka kesin aykırılık var sayılır.a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması.b) Hakimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hakimin hükme katılması.c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu halde hakimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hakimin hükme katılması.d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili göstermesi.e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlak hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması.f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlal edilmesi.g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi.h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması.i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması.'' kesin hukuka aykırılık halleri olarak belirtilmiştir.-Konunun daha iyi anlaşılması bakımından istinaf ve temyiz kanun yollarından da burada kısaca bahsetmekte fayda bulunmaktadır.A. İstinaf Kanun Yolu5271 sayılı CMK'nun ile Türk Ceza Muhakemesi sisteminde ilk derece mahkemelerince verilen hükümlere karşı istinaf kanun yolu denetimi getirilmiştir. İstinaf kanun yolunda bölge adliye mahkemelerinin hem hükme esas alınan olaylara ilişkin maddi vakıa denetimi hem de usul ve yasaya uygunluk açısından usuli denetim yapabilme yetkisi mevcuttur. İstinaf kanun yolunun düzenlendiği 7571 sayılı kanunla değişik CMK'nun 280 inci maddesinde özü itibari ile ''CMK'nun 289 uncu maddesinde belirtilen kesin hukuka aykırılık halleri hariç bölge adliye mahkemelerinin kendisinin de dosya üzerinden veya duruşma açarak delilleri takdir etme ve karar verme yetkisine sahip'' olduğuna ilişkin bir düzenleme yapılmıştır.B. Temyiz Kanun YoluCMK'nun 286 ve devamı maddelerinde ise bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan kararlarının denetimi için temyiz kanun yolu düzenlemesi yapılmıştır. Temyiz kanun yolunda ilk derece ve bölge adliye mahkemelerince verilen kararların maddi ceza hukuku ve muhakeme hukuku normlarının uygulanmasında hukuka aykırılık bulunup bulunmadığının denetlemesi yapılmaktadır.Temyiz kanun yolunda kesin hukuka aykırılık hallerinin düzenlendiği CMK'nun 289 uncu maddesinde ise hükmün hukuka aykırı usullerle elde edilmiş delillere dayandırılması ve yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılıkların bulunması bozma sebebi olarak belirtilmiştir. En son 7571 sayılı kanunla değiştirilen CMK'nun 280/1. fıkrası (e) bendinde değişiklik öncesinde bozma kararı verilebilecek hallerden sayılmayan CMK'nun 289 maddesinin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri değişiklikle birlikte bozma sebebi olarak yeniden kesin hukuka aykırılıklar kapsamına alınmıştır.-Bu kısa tespitlerden sonra konu ile ilgili CMK'nun düzenlenmesi ve Ceza Genel Kurulu'nun konu ile ilgili kararının bozma gerekçesinin değerlendirilmesi uygun olacaktır.İstinaf kanun yolunun düzenlendiği CMK'nun 280 inci maddesinde ''dosya inceleme ve kovuşturma'' başlığı altında bölge adliye mahkemelerinin görev ve yetkilerinin kapsamı belirtilmiştir. 7571 sayılı kanunla değişik CMK'nun 280/1-(e)'deki değişiklikten önce ki düzenlemeye göre bölge adliye mahkemesinin bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararların görevsiz ve yetkisiz mahkemece verilmiş yok veya hükümsüz kararlardan sayılıp sayılamayacağı ve bu kararların yok ve hükümsüz sayılmasının hukuka uygun olup olmadığı ile buna bağlı olarak temyize gelmeden kesinleşen kararlar yönünden doğuracağı hukuki sonuçların da tartışılmasında fayda bulunmaktadır.Bölge adliye mahkemelerinin ''dosya inceleme ve kovuşturma'' usullerini düzenleyen CMK'nun 280 inci maddesinin 1-(e) bendinde 25.12.2025 tarihinde yapılan değişiklikten önce bu bendin atıf yaptığı CMK'nun 289/1 fıkrasının (g) ve (h) bentlerinde belirtilen hususlarda bölge adliye mahkemelerince bizzat inceleme yapılarak karar verilmesi gerektiği düzenlenmişti. 25.12.2025 tarihli değişiklikten sonra ise ilgili (g) ve (h) bentlerinde düzenlenen hukuka aykırılık hallerinde de ''kesin hukuka aykırılık'' sebebi ile bozma kararı verebileceği belirtilmiştir. Gerek CMK'nun 280 inci maddesinin (e) bendinde yapılan bu değişiklik ve gerekse Yargıtay'ın geçmiş uygulamaları CMK'nun 289 uncu maddesinin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentlerinde belirtilen hukuka aykırılıkların mutlak birhukuka aykırılık niteliğinde olmadığını göstermektedir. Şöyle ki; CMK 280 maddesinde bölge adliye mahkemelerinin ilk faaliyete başladığı dönemde CMK'nun 280/1-(a,b,c,d) bentlerinde yapılan değişiklikle bölge adliye mahkemelerine duruşma açarak karar vermelerinin yanında dosya üzerinden inceleme yaparak karar verme yetkisi de verilmiştir. CMK'nun da ki bölge adliye mahkemelerinin dosya inceleme usul ve yetkilerinin genişletilmesine ilişkin bu değişiklik üzerine bölge adliye mahkemeleri kendilerine bozma yetkisi veren CMK'nun 280/1-e fıkrasında atıf yapılan CMK'nun 289/1 (g) ve (h) bentlerinde belirtilen ''savunma haklarının sınırlandırılması'' ve ''hükmün gerekçe içermemesi'' gibi hallerin yanında dosyada delil araştırmasını gerektirmeden suçun sübutu, suç vasfında değişiklik veya duruşma açıp delil araştırması yaparak kendileri karar verebilecekleri durumlarda da iş yoğunluğu gerekçesiyle kendileri duruşma açarak karar vermek yerine kararları bozup ilk derece mahkemelerine göndermek yoluna gitmişlerdir. Bu uygulamanın usul ve yasaya uygun olmaması nedeni ile CMK'nun 280 inci maddesinin 1-(e) bendinde tekrar değişiklik yapılarak CMK'nun 289 uncu maddesinin ''1- (g) ve (h) bentleri hariç'' ifadesi 280 inci maddenin 1-(e) bendi metnine eklenerek bölge adliye mahkemelerinin bozma kararları verebilecekleri haller sınırlandırılmıştır. Ancak bu değişikliğe rağmen bölge adliye mahkemeleri delil araştırması gerektirmeyen, suçun sübutu ve vasıf değişikliği gibi kolaylıkla duruşma açılarak karar verilmesi gerektiren durumlar ile kendilerince araştırma ve inceleme yapılması gerektiren dava ve kararları da iş yoğunluğu gerekçesi ile bozmaya devam etmişlerdir. Bunun üzerine de 30.04.2025 tarih ve 2024/6-490 Esas sayılı Ceza Genel Kurulu kararı ile bölge adliye mahkemelerinin bu bozma kararları üzerine verilen ilk derece mahkemesi kararlarının usul ve yasaya açık ve ağır aykırılık oluşturması nedeni ile yok ve hükümsüz olduğu gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiştir. Ceza Genel Kurulu'nun bu kararı üzerine oluşan hukuki tartışma nedeni ile de kanun koyucu tarafından 25.12.2025 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren 7571 sayılı yasayla CMK'nun 280/1-e bendi tekrar değiştirilmiş ve CMK'nun birinci fıkrasının (e) bendindeki 289 uncu maddesinin ''(g) ve (h) bentleri hariç'' ifadesi madde metninden çıkarılmış ve yerine ''madde de'' ifadesi eklenmiştir. Böylece bölge adliye mahkemelerinin bozma kararı verme yetkileri tekrar genişletilmiştir.Kanun koyucunun değişiklik gerekçesine bakıldığında dosya inceleme ve kovuşturma usullerine ilişkin CMK'nun 280 maddesindeki düzenlemenin CMK'nun 3 maddesindeki mahkemelerin görevlerini düzenleyen maddeye göre daha yoruma açık ve nisbi bir görev ve yetki tanımlaması olduğu anlaşılmaktadır. Şöyle ki; Kanun koyucu bu maddeyi ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinde oluşan iş yoğunluğuna göre tekraren değiştirmiştir. Bu değişiklikler bu maddedeki görev düzenlemesinin mutlak nitelikte olmadığı, yani CMK'nun 3 üncü maddesindeki anlamda olmadığı düşüncesini oluşturmaktadır. Burada hem ilk derece mahkemesi hem de bölge adliye mahkemesi CMK'nunu gereği yargılama konusu suça bakmakla görevli ve yetkili mahkemelerdir. İlk derece mahkemesi bu davaya daha önce bakmış ve karar vermiştir. Kararın bir gerekçe ile bozulması üzerine de davaya tekrar bakabilecek mahkemedir. Bölge adliye mahkemesi de (CMK'nun 289 maddesindeki kesin hukuka aykırılık halleri hariç) önüne gelen bu davaya CMK'nun 280 maddesi gereği bakabilecek görev ve yetkiye sahip mahkemedir. Yani her iki mahkeme de geniş manada görevli ve yetkili mahkemelerdir.Çünkü CMK'nun 280 inci maddesindeki düzenlemede, bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesinin kararında usul ve yasaya aykırılık tespit ettiğinde bunu kendisinin dosya üzerinden inceleyip düzeltebileceği haller bulunduğu gibi bizzat kendisinin duruşma açıp yargılama yaparak karar verebileceği durumlar ve CMK'nun 289'da belirtilen kesin hukuka aykırılık hallerinin varlığı halinde de kararı bozup ilk derece mahkemesine gönderme görev ve yetkisinin olduğu durumlar bulunmaktadır. Yaşanan uygulama sorunları da kanundaki bu yetki düzenlemesinin genişletilerek uygulamasından kaynaklanmaktadır.CMK'nun 280 inci maddesindeki bu terditli ve yoruma açık düzenleme nedeni ile bölge adliye mahkemeleri değişik mülahazalarla usul yönünden yasaya kısmen aykırı kararlar vermişlerdir. Ancak bölge adliye mahkemelerinin CMK'nun 280 maddesi gereği verdikleri bozma kararlarındaki usule aykırılık CMK'nun 3 maddesindeki görev düzenlemesi anlamında mutlak nitelikte bir usule aykırılık niteliğinde değildir. Bu nedenle kanunda hiç yeri olmayan bir uygulama ile verilen hükümlerin yokluğunu ifade eden yokluk ve hükümsüzlükle nitelendirilmesi usul ve yasaya uygun değildir. Bu gerekçe ile bozma kararları verilmesi, yaşanan usule aykırılığa mevcut hukuka aykırılıktan daha ağır bir anlam ve müeyyide yüklemek olmaktadır.Ayrıca Ceza Genel Kurulu kararına dayalı olarak Yüksek Dairece usul ve yasaya açık ve ağır aykırılıktan dolayı ilk derece mahkemesi kararlarının hükümsüz ve yok hükmünde oldukları gerekçesi ile bozma kararları verilmesi başka hukuki tartışmaların da kapısını aralayabilecektir. Bu durum temyize gelmeden kesinleşen dosyalar yönünden hukuk aleminde ve infaz uygulamalarında yeni tartışmaların ve sorunların ortaya çıkmasına sebebiyet verebilecektir.Öte yandan her ne kadar bölge adliye mahkemelerinin iş yoğunluğu mülahazaları ile verdikleri bu tür bozma kararlarında bir usul ve yasaya aykırılık durumundan bahsedilebilir ise de yukarıda belirtildiği üzere kararların yoklukla ve hükümsüzlükle malul olmadığı özellikle 7571 sayılı yasa ile CMK'nun 280/1-(e) bendinde yapılan değişiklik gerekçesi de nazara alındığında daha iyi anlaşılmaktadır. Yasa değişiklikleri ile CMK'nun 289/1- (g) ve (h) bentlerinde belirtilen hususların bölge adliye mahkemelerinin iş yoğunluğuna göre kesin hukuka aykırılık nedeni ile bozma sebebi olmaktan çıkarılması veya tekrar bozma nedeni haline getirilmesi buradaki görev ve yetki düzenlemesinin mutlak değil nisbi nitelikte olduğunu yasa koyucunun da zımmen kabul ettiğini göstermektedir. Bu nisbi usule aykırılığın da usulde genişletici yorum ile aşılması mümkündür. Geçmişe dönük usul ve yasaya aykırılıkların bu şekilde genişletici yorumla aşılması usul ekonomisine ve usul hukukunda yer alan ''usul kuralının esasa tekaddüm etmekle beraber esasın yerine geçemeyeceği'' ilkesine de uygun olacaktır. Bu usul kuralının uygulama yeri tam da böylesi durumlar içindir. Bu yorum yargılamanın uzamasını da engelleyerek adil yargılama ilkesine de uygun olacaktır. Ayrıca temyize gelmeden kesinleşen hükümler yönünden de hukuki tartışmalara sebebiyet vermeyecektir.Açıklanan gerekçelerle, bölge adliye mahkemelerinin 25.12.2025 tarihli yasa değişikliğinden önce verdikleri bozma kararları üzerine ilk derece mahkemelerince verilen kararların CMK'nun 3 maddesindeki görevsizlik anlamında mutlak bir usule aykırılık niteliğinde olmadığı, yani usulde hiç yeri olmayan karar niteliğinde olmadığı için bölge adliye ve ilk derece mahkemesi kararlarının yok hükmünde ve hükümsüz sayılamayacağı, halen Dairemizce de (8. Ceza Dairesi) 25.12.2025 tarihinden önce bölge adliye mahkemelerinin (bu yetkilerinin olmadığı dönemde), savunma haklarının kısıtlanması gerekçesi ile verdikleri bozma kararlarında mutlak bir usule ve hukuka aykırılık görülmeyerek bozma sebebi yapılmamaktadır. Yargıtay Daire kararlarının kendi içinde çelişmemesi hukuka güven açısından önemlidir. Bu nedenle doğrudan savunma hakkı ile ilgili olmayan bozma sebepleri yönünden de dosyanın esastan incelenerek başkaca bir hukuka aykırılık tespit edilmediği takdirde bozma kararlarındaki usule aykırılıkların eleştiri konusu yapılarak onama kararı verilmesi gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluğun bozma yönündeki düşüncesine katılmamaktayım. 20.01.2026