Anahtar kelimeler: Yazim Layihalar Menfi İzmir Dinlenip İstenmiş Davadan Üye Yoluyla Yine

T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
: ████████
KARAR NO
: ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ
: █████/2025
NUMARASI
: ████████ Esas - ████████ Karar
DAVANIN KONUSU
: Menfi Tespit
KARAR TARİHİ
: █████/2026
KARAR YAZIM TARİHİ
: █████/2026
Taraflar arasındaki davadan dolayı İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen █████/2025 gün ve ████████ Esas - ████████ Karar sayılı hükmün istinaf yoluyla Dairemizce incelenmesi davacılar ... vekili vekili ve davalılar ...ve ... vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için üye .... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
DAVA
: Davacılar vekili, davacılar ... ve ...’ın sahibi olduğu eski adı .... Şti yeni adı ... Şti'nin ortakları olduğunu, bu davacıların borçlu olmamalarına rağmen tehdit yoluyla iradeleri fesada uğratılmak sureti ile şirketteki hisselerinin davalılar.... ve ...'e devrettiklerini, hisse devri karşılığında 5.000.000-TL ödenmiş gibi gösterildiğini ancak ödeme yapılmadığını, yine davacı şirketler tarafından 15.10.2010 keşide tarihli 1.000.000-TL, 16.10.2010 keşide tarihli 1.000.000-TL, 17.10.2010 keşide tarihli 1.000.000-TL bedelli üç adet hatır çekinin tehdit ile davalılara verildiğini, şirket hissesi devri nedeniyle davacılar ... ve ...’ın kazanç kaybına uğradığını, belirterek; şirket hisse devrinin iptaline, mümkün olmaması halinde sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca davalıların geçersiz hukuki işleme konu hisse bedellerinin toplamı olan 5.000.000-TL'nin hisse devir tarihi olan 23.07.2008 tarihinden itibaren en yüksek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile şimdilik 200.000-TL kazanç kaybının davalılardan tahsiline, anılan çeklerden dolayı davacıların borçlu olmadığının tespitine ve % 40 kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
: .... Şti. vekili; hisse devri talebinin zamanaşımına uğradığını, ....'in yapmış olduğu işlemde ikrahın bulunmadığını, ikrah iddiasının yerinde olmadığını, davacıların zorla çek imzalamadığını, hisse devrine karşılık 5.000.000-TL bedelin davacılara ödendiğini, 18.07.2008 tarihli hisse devri sözleşmesi ile ..... Şti'ne ait hisselerin bedeli karşılığında İzmir 8. Noterliğinin 7248-7249-7250 nolu yevmiye numaraları ile yapılan işlemlerle hisse bedelinin ödendiğinin yazıldığını, 10 adet 500.000-TL'lik senedin davacılara verilerek ödendiğini, çeklerin verilmesinin sebebinin ..... ile davacılar arasındaki cari hesap ilişkisi olduğunu, davacıların bu çeki hatır çeki olarak vermediğini, belirterek; davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ...vekili, davacıların hisse devri sözleşmesi ile İzmir 10. noterliğinde 18.07.2008 tarihinde hisselerini devrettiklerini birlikte dava açma şartların gerçekleşmediğini, çeklerin hatır çeki olduğu iddiasının .... .. Şti.'ne karşı açılacak bir dava ileri sürülmesi gerektiğini, hisse devri ile ilgili talebinin zamanaşımına uğradığını, davacının iddialarını ispatlaması gerektiğini, belirterek; davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ... vekili, davacıların şirketteki hisselerini devrettiklerini, başkaca bir ilişkilerinin bulunmadığını, hisse devrinin ikrahla yapılmadığını, talebin zamanaşımına uğradığını, davanın zamanaşımına uğradığını, belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DAİREMİZİN KALDIRMA KARARINDAN ÖNCEKİ İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama ile ....’in tehdit ve senet yağması suçlarıyla birlikte tefecilik suçundan cezalandırıldığı tespit edilmekle ... ve ...’un, ... ...'e borçlandığı zaman zaman çek kırdırırarak nakit temin ettikleri, borçlarını ödeyemeyince.....Şti. de ki hisselerinin tamamını ...ve ...'e devrettikleri, her ne kadar davalı ...'in üzerine atılı suçtan beraat etmiş ise de ...ile birlikte hareket ettiği ve söz konusu şirket hisselerini devralırken tehdit edildiğini ve iradelerinin fesata uğradıklarını bildiği, davacılar vekilinin irade fesadı nedeniyle 23.07.2018 tarihinden itibaren ... ve ... yönünden yoksun kaldıkları kazanç nedeniyle 200.000-TL yoksun kaldıkları karı talep etmişlerse ise de bu taleplerini ispatlayacak bir delil ibraz edilmediği, davalı ....Şti.'nin somut olayda dava konusu olması ve davada davalı olarak yer alması mümkün olmadığı, davalı ... .'in üç adet çeki senet yağması ile ..., ... ve ..... Şti. yetkilisi ....'u da tehdit ederek aldığı, aynı zamanda bu çeklere davacı ... ve ...'un ortak oldukları ..... Şti. cirosunu da attırtarak borçlu hale getirdikleri, çekler hakkındaki tedbir kararı uygulanamadığı, belirtilerek; davalı şirket yönünden davanın reddine, diğer davalılar yönünden kabulü ile hisse devrinin iptaline ve şirket hisselerinin davacılara iadesine, çekler nedeni ile borçlu olmadığının tespitine, ıspatlanmayan yoksun kalınan kazanç talebi ile tedbir kararının uygulanmaması nedeni ile kötünüyet tazminatı talebinin reddine, karar verilmiştir.
Karara karşı davacılar ve davalılar tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
DAİREMİZİN KALDIRMA KARARI
: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun(TBK) 37. (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun(BK) 29.) maddesine göre, bir kimse karşı tarafın veya üçüncü bir kişinin kendisi veya yakınlarının maddi veya manevi varlığına yönelik hukuka aykırı ve esaslı korkutması sonucu yaptığı sözleşme ile bağlı sayılamaz. TBK'nin 38. (BK'nin 30.) maddesinde belirtildiği gibi, korkutmadan(ikrah-tehdit) söz edilebilmesi için, korkutmanın sözleşmeyi yapan kimsenin veya yakınlarının kişilik haklarına veya mal varlıklarına yönelik olması, korkutmaya maruz kalanın sübjektif durumuna göre ağır ve derhal meydana gelebilecek nitelik taşıması, haksız(hukuka aykırı) sayılması, illiyet bağının bulunması yani sözleşmenin korkunun yarattığı etki sonucu yapılması zorunludur. Bu koşulların varlığı halinde iradesi sakatlanan taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili(makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir. Hemen belirtmek gerekir ki, iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Korkunun kalktığı tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme karşı tarafa yöneltilecek tek taraflı sarih ve zımni bir irade açıklaması ile feshedilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir(TBK'nın 39. md). Sözleşme iptal edilmekle yapıldığı andan itibaren ortadan kalkacağı için yerine getirilen edim, istihkak davası, bunun mümkün olmadığı hallerde sebepsiz zenginleşme davası ile geri istenebilir. Davacılar, ceza dava dosyasına konu tehdit iddiası çerçevesinde irade fesadı hukuki nedenine dayalı olarak İzmir 8. Noterliği'nin 18.07.2008 tarih ve 7248, 7249 ve 7250 sayılı yevmiye numaraları hisse devir işlemlerinin ipltali ile davacıların keşideci ve cirantası olduğu .... Bankasının 15.10.2010 keşide tarihli 1.000.000-TL bedelii 3012941 numaralı, 16.10.2010 keşide tarihli 1.000.000-TL bedelli 3012942 numaralı, 17.10.2010 keşide tarihli 1.000.000-TL bedelli 3012940 numaralı üç adet çekler nedeniyle borçlu olamadığının tespitini ve davalıların % 40 oranında kötüniyet tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir. Dava dosyası kapsamında yer alan 15. Sulh Hukuk Mahkemesinin 13.10.2017 tarih ve ████████ E. - ████████ K. ve İzmir 11. Sulh Hukuk Mahkemesinin 12.02.2016 tarih ve ████████ E. - ████████ K. Sayılı ilamı ile davacılar ... ve ... kısıtlanarak vasi atandığı, İDM tarafından karar tarihinden önce vasayetin devam edip etmediğine dair bir araştırma yapılmadığı ve gerekçeli karar başlığında da vasilere yer verildiği anlaşılmaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 462/8. maddesi hükmü gereğince, acele hallerde vasinin geçici önlemler alma yetkisi saklı kalmak üzere, vasinin dava açabilmesi vesayet makamının iznine tabidir. Bu husus, dava şartıdır. Somut olayda davacı tarafından eldeki dava dosyasına ilişkin vesayet makamının iznine dair karar ibraz edilmemiş, mahkemece de bu husus üzerinde durulmamıştır. Bu durumda, İDM tarafından karar tarihinden önce davacıların kısıtlılık durumunun devam edip etmediği vesayet makamından sorularak, devam ediyor ise davacı vasiye / vekiline vesayet makamından dava açmaya izin kararı alması için mehil verilerek ve bu karar alındıktan sonra davaya devam edilmesi suretiyle oluşacak sonuç çerçevesinde karar vermek gerekirken aksi şekilde yargılamaya devam edilerek karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. ( Yargıtay 11. HDB'nın 07.06.2012 tarih ve █████████ E.- █████████ K., 27.11.2012 tarih ve ██████████ E.- ██████████ K. sayılı ilamları). Ticaret sicil kayıtlarına göre davacılardan ..... Şti.'nin 27.02.2015 tarihinde resen ticaret sicilinden terkin edildiği anlaşılmaktadır. Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usuli işlemleri yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir; dolayısıyla, medeni hakları kullanma ehliyetine ( fiil ehliyetine ) sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler. Taraf sıfatına gelince; bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakkın sahibinin kim olduğu, dolayısıyla o hakkı dava etme yetkisinin kime ait olduğu, (o davada davacı sıfatının kime ait olacağı) tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Ancak, bir davanın davacısının o dava yönünden davacı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceği ve sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu için, taraf sıfatı usul hukukunun da düzenleme alanındadır. Eş söyleyişle, sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Bu nedenle, davanın tarafları, taraf ehliyetine sahip olmalıdır. Yani, bir davada taraf olabilmek için, ya hakiki şahıs; ya da, hükmi şahıs olmak gerekir. Zira, taraf ehliyeti, medeni hukukun haklardan istifade ehliyetine tekabül eder. Ticari şirketin tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmesi (terkini) ile sona erer.(Yargıtay HGK'nun 06.06.2007 tarih ve ███████-358 E. - ████████ K. sayılı ilamı ) Tüzel kişiliğin sona ermesi için tasfiye işlemlerinin eksiksiz yapılmış olması gerekir. Şayet tasfiye işlemleri gerektiği gibi tamamlanmamış ve tasfiyesi gereken hususlar eksik bırakılmış ise, tüzel kişilik ticaret sicilinden silinse bile şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinin kabulü olanaksızdır. Bu durumda, tüzel kişiliğin yeniden ihyasına gidilerek taraf teşkili sağlanmak suretiyle yargılamanın devamının sağlanması gerekir. Bu husus dava şartıdır. Bu itibarla, İDM tarafından davacı şirketin kayıtlı bulunuğu ticaret sicilinden bu hususta araştırma yapılarak davacı şirketin sicilden terkin edildiğinin anlaşılması halinde, şirket adına açılan davaya devam edilebilmesi için davacı tarafa şirketi ihya etmek üzere süre verilmesi ve ihya kararının kesinleşmesinden sonra şirket temsilcisi davaya dahil edilmek sureti yargılamaya devam edilmesi gerekmektedir. İDM tarafından taraf ehliyetine ilişkin bu eksiklik giderilmeden yargılamaya devam edilerek karar verilmesinde isabet bulunmamıştır. İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ████████ Esas sayılı dava dosyası kapsamında yapılan yargılamada ....''in ... ve ...'a karşı üzerine atılı senet yağması ve tefecilik suçlarından cezalandırılmasına karar verilmiş, Yargıtay temyiz incelemesini müteakip 03.07.2019 tarihinde dava dosyasının kesinleştiği anlaşılmıştır. İDM tarafından kesinleşen ceza dava dosyası gerekçeye esas alınmıştır. Ancak, davalıların savunmalarında ileri sürdüğü ve dilekçe ekine eklediği fotokopi çıktısında söz konusu karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 17.03.2020 tarih ve KD-██████████ sayılı talep ile karar düzeltme talebi ile dosyanın ceza genel kuruluna gönderilmesi için Yargıtay 6. Ceza Dairesi Başkanlığı'na başvurulduğu belirtilmiş ise de İDM tarafından başvurunun sonucu araştırılmamıştır. Keza, ceza genel kurulu tarafından kararın bozulması halinde mahkemenin dayandığı gerekçede etkileneceğinden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın karar düzeltme başvurusunun sonucuna ilişkin bu eksiklik giderilmeden yargılamaya devam edilerek karar verilmesi yerinde değildir. Kabule göre de: davacılar ..., ... dava dilekçesinde ileri sürdüğü 200.000,00-TL'lik tazminat talebini 25.01.2020 tarihli dilekçesi ile doğrudan zarar talebi olarak somutlaştırmış olup İDM tarafından davacıların somutlaştırılan bu talebine göre; öncelikle davacıların bu şekilde zarar talebinde bulunup bulunamayacağı gözetilerek, bulunabilecekler ise içeriğine ilişkin bir inceleme ve değerlendirme yapılması gerekirken somutlaştırılan talebe uygun düşmeyecek şekilde gerekçede davacının talebi yoksun kalınan kar olarak nitelendirilerek bu surette somutlaştırılan talep hakkında bir karar verilmemesi isabetli değildir. Yine, İİK’nın 72/5. maddesindeki % 40'dan ibaresi, 02.07.2012 tarihinde ve 6352 sayılı Kanun'Kabule göre de; İİK’nın 72/5. maddesindeki % 40'dan ibaresi, 02.07.2012 tarihinde ve 6352 sayılı Kanun'un 11. maddesi ile % 20'sinden şeklinde değiştirilmiştir. İİK'nın 67. maddesinde değişiklik yapan 6352 sayılı Kanun'un 11. maddesi 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 6352 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile İİK'ya eklenen geçici 10. maddeye göre, bu kanunun ilgili hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarihten önce başlatılan takip işlemleri hakkında değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam edilir. Geçici 10. maddesindeki “takip işlemleri” ibaresini takip talebi olarak anlamak gerekir. Bu durumda 6352 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 05.07.2012 tarihinden önce yapılmış olan icra takipleri üzerine açılan ve açılacak olan itirazın iptali davalarında icra inkar tazminatı asgari %40 olarak uygulanacaktır. 6352 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 05.07.2012 tarihinden sonra yapılan icra takipleri üzerine açılacak itirazın iptali davalarında icra inkar tazminatı asgari %20 olarak uygulanacaktır. İcra İflas Kanunu'nun 72/5. maddesi hükmüne göre, menfi tespit davasının davacı (borçlu) lehine sonuçlanması üzerine, alacak likit olsun veya olmasın, böyle bir alacağa dayalı takibin, haksız ve kötüniyetli olması halinde, istem varsa, davacı (borçlu) lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gereklidir. Takibin haksız olması tek başına yetmemekte, ayrıca kötüniyetli olması da gerekmekte olup, ispat yükü; takibin kötüniyetli olduğunu iddia eden davacı (borçlu)’nun üzerindedir. Ayrıca, davanın davacı borçlu lehine sona ermesi halinde, alacaklı lehine sona ermesinden farklı olarak tedbire bağlanan sonucun bir etkisi ise bulunmamaktadır. Bu nedenle İDM tarafından davacının kötüniyet tazminatı hakkında uygulama yeri bulunmayan İİK'un 72/4. maddesine göre değerlendirme yapılması suretiyle uygulanacak kanun maddesinin yanlış belirlenmesi ve İİK'nun 72/5. maddesinde öngörülen kötüniyet tazminatı şartların oluşup oluşmadığının incelenip değerlendirilmemesi de yerinde değildir. Bu durumda, ilk derece mahkemesi kararında dava şartlarına aykırılık bulunması, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-4-6 maddesi uyarınca istinaf başvurularının esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre tarafların tedbire ilişkin ek karara ve esasa yönelik istinaf taleplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
DAİREMİZİN KALDIRMA KARARINDAN SONRAKİ İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacılardan ... 03.05.2023 tarihli celsede hem kendi adına hem de.... Şti. adına açmış olduğu davadan feragat etmesi sebebiyle bu davacılar yönünden HMK m 307 ve devamı maddeleri gereğince davanın feragat nedeniyle REDDİNE, davacı ...’un daha önce sahip olduğu davalı ..... Şti.’nde ki hisselerini ikrah altında temlik ettiği ve bu nedenle sanık/davalı ...in davacılardan tefecilik ile borç para vererek aldığı faiz karşılığında tehditle hisse devirlerini sağladığı tespit edilmekle ... .. . Şti. (... Şti.) de ki 18.07.2008 tarihli İzmir 8. Noterliği tarafından 7248, 7249 ve 7250 sayılı yevmiye numaraları ile yapılan hisse devir işlemlerinin iptaline, bu hisselerin davacıya iadesine, .... Şti. yönünden açılan davanın pasif husumet / sıfat yokluğu nedeniyle reddine, davacılar ..., .... Şti.’nin dava konusu olan ve İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesinin ████████ Esas - ███████ Karar sayılı dosyasında yağmaya konu edildiği belirtilen .... Bankasının 15.10.2010 keşide tarihli 1.000.000-TL bedelli 3012941 numaralı, 16.10.2010 keşide tarihli 1.000.000-TL bedelli 3012942 numaralı, 17.10.2010 keşide tarihli 1.000.000-TL bedelli 3012940 numaralı üç adet çekten dolayı davacıların borçlu olamadığının tespitine, davacıların kötü niyet tazminat taleplerinin söz konusu çeklerin ihtiyati hacze konu olup, icra takibine konu edilmemesi nedeniyle İİK m. 72/5 hükmünün şartları gerçekleşmediğinden reddine, davacılardan ... yönünden talep edilen 100.000,00 TL yoksun kaldıkları kazanca ilişkin taleplerinin dava dilekçesine ekli ve daha sonra ibraz edilen delillerle bu iddialarını ispatlayacak yeterli delil bulunmadığından reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacılar ... vekili vekili ve davalılar ...ve ... vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ
: Davacılar ... vekili, mahkemenin müvekkili yönünden 03.05.2023 tarihli duruşmada verilen beyanı baz almasının yerinde ve doğru olmadığı, zira beyanın usulüne uygun alınmadığı gibi feragat beyanının devamındaki borcun olduğuna dair beyanı ile başlangıçta ileri sürülen hususun aksi niteliğinde bir durum oluştuğundan bu hususun açıklatılmaksızın değerlendirmenin de yerinde olmayacağı, beyanın mahkemece hatalı değerlendirildiği, müvekkillerinin esas niyetlerinin mağduriyetin giderilmesine yönelik olduğu, feragat beyanının ise bunun çok ötesinde ağır sonuçları olan usul işlemi olduğundan tereddüte yer bırakmayacak açıklıkta olması gerektiği fakat beyanın açık olmadığı, bu durumda beyanın feragat olarak kabul edilemeyeceği gibi feragat beyanının irade fesadına dayalı olup olmadığının araştırılmadığı, bunun bir ön sorun olarak nitelendirilerek bu kapsamda inceleme ve değerlendirme yapılması gerekmesine rağmen aksi yönde kabul ile beyanın hükme esas alınmasının adil yargılama hakkının ihlal olduğu, davalı ...'ın davacılar yönünden senet yağması ve tefecilik suçu işlediğini ve iş yerinde silahla tehdit eyleminde bulunduğunu, İzmir 6. ACM'nin yargılamasında tespit edildiği belirtilerek eksik ve hatalı vasıflandırma ile usul ve yasaya aykırı kararın kaldırılmasını istinaf nedenleri olarak ileri sürmüştür.
Davalılar ...ve ... vekili, İzmir 6. ACM'nin yargılamasında beraat alan .... yönünden aksi kabul ile hisselerin devralınması sırasında tehdit ve irade fesadı yönündeki eyleme ....'ın diğer davalı ... ile birlikte iştirak ettiği kabulünün eksik ve hatalı olduğu, ....'ın ....ten aldığı hisselerin ikrah suretiyle alınmasına yönelik ....'ın bu duruma bilerek sessiz kaldığının kabul edilemeyeceği, ....'ın herhangi bir korkutma yada tehdit eyleminde bulunmadığı, hatta tam tersine sessiz kaldığı gibi davacı....'in evlatlarını kendi evlatlarından ayırmadığı, aksi kabul halinde noterde yapılan devir işlemi üzerinden irade fesadına dayalı iptal talebinde hak düşürücü sürenin dolduğu, davalı ... yönünden ise yine hak düşürücü sürenin değerlendirmeye alınmadığı gibi esasen .... şirketinin açılışında davacılar ile müvekkillerin gülerek poz verdikleri, yapılan pazarlık sonucu anlaşılan rakamın hisse bedel karşılıklarının ödendiği, aksi kabulün yerinde ve doğru olmayacağı, mahkemenin hak düşürücü sürenin dolmadığı yönündeki değerlendirmesinin eksik bir değerlendirme olduğu, zira korkunun ortadan kalktığı halin ne zaman olduğu konusunda bir değerlendirme yapılmadığı, hisse devrinin resmi evraklarla sabit olduğu, İzmir 6. ACM'nin dosyasında bulunan ve davalı ile davacılar arasında geçen ses kayıtlarında devir bedeli olan 5 milyon TL'nin kendilerine ödendiğinin davacılarca beyan edildiği, hatta davacılardan ....'ın kendi adına ve davacı ....şirketinin tek yetkilisi adına verdiği feragatin vicdan azabı duymasından ötürü olduğu, zira davalı .....'a borcun olduğu davacılarca açıkça beyan edildiği, bu kapsamda feragatin değerlendirilmesi gerektiği, yargılama konusu davadaki hisse devrinin İzmir 6. ACM dosyasında yargılama konusu olmadığı dolayısıyla bu kapsamda ceza dosyasındaki tespitlerin mahkemeyi bağlamasının söz konusu olmadığı, davaya konu edilen çeklerinde ceza dosyasına konu çekler olmadığı hususlarını istinaf nedenleri olarak ileri sürmüştür.
GEREKÇE
:Dava, irade fesadı sebebiyle hisse devrinin iptali olmadığı takdirde hisse devir tarihinden itibaren avans faizi ile tahsili, davacıların yoksun kaldıkları kazanç miktarının tahsili ve davaya konu üç adet çekin iptali istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davacı .... ve .... şirketi yönünden davanın feragat kapsamında reddi, davalı ... yönünden pasif husumet yokluğundan reddi, diğer davacılar yönünden hisse devri talebi ile çek iptal talebinin kabulü, yoksun kaldıkları kazanç talebinin ise reddine karar verilmiştir.
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
Davada sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı (dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen (nitelendirilen) kişiler, şeklen (biçimsel açıdan) o davanın taraflarıdır. Ancak mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez. Bu kapsamda davalı .... isimli şirkete karşı açılan davada adı geçen davalının husumetinin bulunmadığı anlaşılmakla bu yönden mahkemece yapılan değerlendirmenin yerinde olduğu anlaşılmıştır.
Davadan feragat, davayı kabul ve sulh, içerikleri itibariyle birer maddi hukuk işlemi olmakla birlikte, yapılış şekli itibariyle birer usulü işlemdir. Bu nedenle söz konusu işlemler bir taraftan maddi hukuk anlamında uygulama imkânı bulan iradeyi bozan hâllere dayanılarak iptal edilebilirken, diğer taraftan kesin hüküm gibi sonuç doğurmaktadır. Davadan feragat, davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir (HMK m. 307). Davadan feragat eden davacı, bununla dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde istemiş olduğu haktan kısmen veya tamamen vazgeçer. Feragat tek taraflı usul işlemi olduğundan karşı tarafın izni ve mahkemenin onayına gerek kalmaksızın hüküm ifade eder. Bunun yanında feragat kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Bu kapsamda, her ne kadar davacı vekili tarafından sunulan istinaf dilekçesinde ileri sürülen beyanın ileri sürülen iddia ile çelişkili olduğu gibi hayatın olağan akışına da aykırı olduğu ayrıca bu beyanın irade fesadı neticesi verildiğinden yeterince incelenmeden ve irdelenmeden ileri sürülen feragat beyanının değerlendirilmeye alınmasının mümkün olmadığı belirtilmiş ise de davacı .... ile .... şirketi yönünden ileri sürülen feragat beyanın şeklen geçerli olduğu gibi bu beyanın esasen irade fesadı neticesi ileri sürüldüğü yönünde değerlendirme yapılmasını gerektirir somut bir bilgi ya da belge ileri sürülmediğinden iddianın soyut nitelikte kaldığı, ayrıca feragat beyanının sunulduğu tarih itibariyle İzmir 6. ACM'nin kararını şeklen kesinleştiği gözetildiğinde bu beyanın ikrah yolu ile yapıldığının söylenmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğundan oluşan bu durum kapsamında ileri sürülen bu beyanın içeriği yönünden de denetleme imkan ve durumu bulunmadığından mahkemenin feragat yönündeki beyan kapsamında değerlendirme yapmasının yerinde olduğu anlaşılmıştır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun(TBK) 37. (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun(BK) 29.) maddesine göre, bir kimse karşı tarafın veya üçüncü bir kişinin kendisi veya yakınlarının maddi veya manevi varlığına yönelik hukuka aykırı ve esaslı korkutması sonucu yaptığı sözleşme ile bağlı sayılamaz. TBK'nin 38. (BK'nin 30.) maddesinde belirtildiği gibi, korkutmadan(ikrah-tehdit) söz edilebilmesi için, korkutmanın sözleşmeyi yapan kimsenin veya yakınlarının kişilik haklarına veya mal varlıklarına yönelik olması, korkutmaya maruz kalanın sübjektif durumuna göre ağır ve derhal meydana gelebilecek nitelik taşıması, haksız(hukuka aykırı) sayılması, illiyet bağının bulunması yani sözleşmenin korkunun yarattığı etki sonucu yapılması zorunludur. Bu koşulların varlığı halinde iradesi sakatlanan taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili(makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir. Hemen belirtmek gerekir ki, iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Korkunun kalktığı tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme karşı tarafa yöneltilecek tek taraflı sarih ve zımni bir irade açıklaması ile feshedilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir(TBK'nın 39. md). Bu kapsamda kaldırma gerekçesine göre İzmir 6. ACM'nin ████████ esas ve ███████ karar sayılı ilamı ile verilen ve kesinleşen karar aleyhine Yargıtay CBS'nin yaptığı itirazın Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararı ile reddedildiği göz önüne alınmakla her ne kadar davalı yanca hisse devrinin İzmir 6. ACM'nin yargılama konusu olmadığı belirtilmiş ise de gerek yargılama konusunu oluşturan iddianamede gerekse de hüküm gerekçesinde davalı iddiasının aksine tefecilik suçundan yargılama yapıldığı ve verilen mahkumiyetin kesinleştiği anlaşılmakla ilk derece mahkemesince bu yönde yapılan değerlendirmenin de yerinde olduğu anlaşılmıştır.
Ceza Mahkemesi kararlarının Hukuk Mahkemesine etkisi Türk Borçlar Kanununun 74. maddesinde düzenlenmiş olup, Hukuk Hâkimi Ceza Mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında esas bakımından ilke olarak bağımsız kılınmıştır. Ceza Mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların Hukuk Hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır, ancak, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır. (Yargıtay HGK'nın █████/2014 tarih ve ve 2014/4-846 E. - █████████ K.) Ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararı ile belirlenen bu maddi olguların hukuk mahkemesi tarafından kabulü zorunludur. ( Yargıtay 17. HD'nın █████/2016 tarih ve █████████ E. - █████████ K. )
Bu durumda, dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları delilere göre, davalı ....'e atfedilen yargılama konusu hususlar yönünden adın geçenin kesinleşen ceza dosyası ile mahkumiyet almış olması nedeniyle maddi vakıanın iş bu yargılama konusu yönden baz alınmasına yönelik kanaatin dosya kapsamı ile uyumlu olmasına, mali incelemeye dayalı hükme esas alınan bilirkişi raporundaki tespit ve değerlendirmelerin dosya kapsamına uygun olmasına göre raporun denetime ve hüküm kurmaya elverişli olmasına, davacılardan .... ve .....şirketi yönünden feragat yönünde, davalı .... yönünden ise pasif husumet yokluğu yönünde yapılan değerlendirmelerin yerinde ve isabetli olmasına,....şirketindeki davalı .... hisselerinin iptali yönündeki değerlendirmenin ceza dosyasındaki maddi vakıalarla uyumlu olduğu gibi yerinde ve doğru tespit edilmesine yine yargılama konusu üç adet çek nedeniyle borçlu olunmadığı yönündeki kabulün de yerinde ve isabetli görülmesine, davacı .... yönünden talep edilen maddi tazminatın hal ve koşullarının bulunduğu yönündeki iddianın ispat edilememiş olmasına, ceza dosyasındaki maddi vakıanın tespit ediliş şekli ve içeriğine göre davalı ... yönünden diğer davalı .... ile aynı sorumluluk atfı yönündeki takdirinin yerinde görülmesine, hükmün dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, ilk derece mahkemesince verilen kararda bir hukuka aykırılık bulunmamakla, davacı .... ve ..... şirketi ile davalı ..... ve.... vekillerinin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı değerlendirilerek, yerinde görülmeyen istinaf itirazlarının HMK'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM
: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı ..... ile davalı .... ve.... vekillerinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı ... yönünden harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davalılar ...ve ... yönünden istinaf karar harcı olan 546.480,00 TL'den peşin alınan 136.620,00 TL'nin mahsubu ile bakiye 409.860,00 TL harcın bu davalılardan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf başvurusu nedeniyle taraflarca yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere █████/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!