Anahtar kelimeler: Havalisinde Teorisi Lojistik Acente Kargo Borcundan Güven Vasıtası Gönderecek İli

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
: █████████ Esas
KARAR NO
: ████████ Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI
: ████████ Esas - ███████ Karar
TARİH
: █████/2023
DAVA
: Alacak (Kargo hizmeti alacağından kaynaklanan asıl borçlu ... Lojistik ve diğer davalıların işbu şirketin borcundan güven teorisi hükümleri gereğince sorumlu olduğu iddiası ile açılan alacak davası )
KARAR TARİHİ
: █████/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 2011 yılında davalı asıl borçlu bağlı ... AŞ şirketi ile ....ili ve havalisinde acente olması yönünde sözleşme imzalandığını, müvekkilinin davalı kargo şirketi vasıtası ile kargo gönderecek müşterilerinden gönderecek leri kargo toplayarak gideceği yerlere gönderme hizmeti verdiğini, davalı bağlı şirket kanalıyla ..... müşterilere teslim edilmek üzere intikal eden tüm kargoların müşterilere teslimi ve şehirler arası nakliye hizmeti verildiğini, müvekkilinin ........ Lojistik Şirketi'nin tüm nakliye işlerini yaptığını, müvekkili ile davalı arasında acentelik sözleşmesi imzalandığını, ancak davalı bağlı şirket ekonomik olarak zor duruma düştüğü için müvekkilinin yaptığı hizmetlerin karşılığını ödemediğini ve müvekkilinin mağdur olduğunu, ... şirketler topluluğunun 15 şirketten oluşan yüksek sermayeli bir ortaklık olduğunu, davalı şirketlerin kurucu ortakları ve pay sahiplerinin aynı kişilerden oluştuğunu, ... A.Ş, ...hakim şirketi, diğer ...A.Ş'nin ise en yüksek bütçeli ikinci hakim ortaklık olduğunu, hakim şirketlerin davalı borçlu bağlı yavru şirkete hakim olmaları bağlı şirketin ... Topluluğunda bulunması gibi hususlar gözönünde tutularak toplum da ve dolayısıyla müvekkili şirkette yüksek düzeyde güven oluşturduğunu, bu güven doğrultusunda müvekkilinin ... şirketinin nakliye işini yıllardan beri üstlendiğini, ancak ... Şirketinin hakim şirketlerin yöneticilerinin bulunmasına rağmen, kötü yönetildiğini, hatta gözden çıkarıldığını, bağlı şirket borçlarını ödeyemez hale geldiğini, Konya Ticaret Mahkemelerinde görülen davalarda yerel mahke -menin güven sorumluluğu prensibinden hareketle hakim şirketin sorumluluğuna gittiğini ve hakim şirketin bağlı şirket ile yapılan tasarruflardan dolayı bu zararları ödemeye mahkum kıldığını, Yüksek Mahkemece bu kararların onandığını, bu nedenler ile hakim şirketlerin vaki borçlardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu beyanla şimdilik 300.000,00 TL alacağın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ve ücreti vekaletinde davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili ıslah dilekçesi ile ; dava değerini 883.653 TL'ye yükselterek, taraflar arasında fiili ve organik bağın bulunduğundan ayrıca davalı ... A.Ş doğrudan hakimiyetinden dolayı davalılar arasında fiili ve organik bağın bulunması nedeniyle müvekkilin ıslah ile birlikte 883.657 TL dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline yargılama gider ve ücreti vekaletinde davalılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ....... AŞ yetkilisi yada vekilinin dava dosyasına herhangi bir cevap dilekçesi sunulmadığı görülmüştür. Davalı .... A.Ş. Vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile ... ... AŞ arasında herhangi bir ticari ilişki bulunmadığını, davacı vekilinin müvekkili şirketin ticari merkezinin ... bulunduğu merkezde olduğunu iddia ettiğini ancak müvekkili şirketin █████/2003 tarihinde kurulan ve yurt içinde ve yurt dışında turistik amaçlı geziler ve turlar düzenlemek, yerli ve yabancı turistlerin yurt içinde ve yurt dışında konaklama, seyahat, taşıma, rehberlik hizmetlerini yürütmek üzere kurulmuş bir şirket olduğunu, "..... geçiş bloğu ... kulesi arası ...... İstanbul adresinde faaliyetini sürdürdüğünü, müvekkili ile ilişkilendirilmeye çalışılan borçlu ... ... AŞ nin █████/2007 tarihinde kargo taşımacılığı üzerine kurulmuş bir şirket olduğunu ve █████/2010 tarihinden beri "..... .. .. İstanbul" adresinde faaliyetini sürdürdüğünü, davacının talep ettiği 300.000,00 TL lik alacağın sebebinin ne olduğunun, cari hesap, çek-senet , fatura alacağından kaynaklanıp kaynaklanmadığı konu-sunda herhangi bir açıklamada bulunulmadığını, davacı tarafın kurmaya çalıştığı bağın herhangi bir yasal dayanağı olmadığını, aralarında adres, ticari faaliyet konusu vb.anlamda hiçbir bağ ve farklı tüzel kişiliklere sahip şirketler arasında ilişki kurulmaya çalışılarak dava açılmasının açıkça hakkın kötüye kullanılması olduğunu beyanla davanın reddini talep etmiştir. Davalı ... AŞ vekili cevap dilekçesinde özetle; ticaret sicil kayıtlarından da anlaşılacağı üzere diğer davalı şirket ile ne de borçlu şirket ile adreslerinin müvekkili şirketin adresi ile hiçbir ilgisi ve bağlantısının bulunmadığını, davacı tarafından bahsedilen faturaların dosyaya ibraz edil -mediğini ve müvekkiline tebliğ edilmediğini, davacı tarafın haksız ve mesnetsiz bir şekilde müvekkili ile borçlusu arasında bağ kur-maya çalıştığını, müvekkili şirketin herhangi bir şekilde borçlu şirket üzerinde hakimiyeti olmadığını, üçüncü kişilere karşı bu minval de güven telkin edecek ne bir beyanı ne bir beyanı ne bir taahhüdü bulunmadığını, davacı tarafından marka kapsamında tüm taraf -ların aynı logo ve markayı kullandığını, bu ilişkinin gerekli bağı kurmak için yeterli olduğu gibi hukuk dışı bir kuram oluşturduğunu, oysa ki ilgili kurumlardan istenmesi halinde markanın müvekkili şirkete ait olmadığının anlaşılacağını, bu nedenle marka ve şekil hakkı müvekkiline ait olmayan bir ilişkide markanın kullanılmaması yönünde müvekkili şirketin herhangi bir hukuki girişimde bulun-amayacağının açık olduğunu, bu sebeple davacının bu beyanlarını da kabul etmediklerini beyanla öncelikle husumet yönünden reddini, aksi halde beyanları doğrultusunda davanın esastan reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
:
İlk Derece Mahkemesi █████/2023 tarih ve ████████ Esas - ███████ Karar sayılı kararında; "Mahkememiz tarafından tarafların delil listesinde gösterdikleri tüm deliller celp ve incelenmiş, davalı şirket ticari sicil kayıtları getirtilmiş ve ön inceleme duruşması yapılarak öncelikle davalı yanın sıfat ve mahkememizce resen görev konusunda inceleme yapılmıştır. Mahkememizde açılan iş bu dava; davacının davalılardan asıl borçlu ... ... AŞ ile aralarında 2011 yılında imzalanan , acentelik sözleşmesine bağlı olarak, 2011 yılından itibaren .....ili ve havalisinde kargo taşımacılık ve dağıtım hizmeti verilmesi nedeni ile bu hizmetten kaynaklanan ticari, cari hesap alacağının hizmet verilen ...... AŞ ile , işbu davalı şirketin borcundan dolayı diğer davalı aynı gruba ait hakim şirketlerin , işbu şirkete bağlı şirket niteliğinde bulunması sebebi ile , hizmeti verilen şirketin borcundan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu iddiası na dayalı alacak davasıdır. Mahkememiz tarafından taraf bilgileri toplanmış , davacı yanın iddiaları kapsamında taraf şirketlerin ticari defter ve kayıtlarında varsa davacı yanın verdiği acentelik hizmetinden kaynaklanan alacağın miktarının tespiti ve bu borçtan hizmetin verildiği ... .... AŞ ile birlikte güven teorisi veya perdenin aralanmasına ilişkin ilkeler gereğince , diğer davalı grup şirketlerin sorumlu olup olmadıklarının tespiti bakımından bilirkişi incelemeleri yaptırılmıştır. Mahkememiz tarafından dosya kendilerine tevdii edilen bilirkişiler tarafından tanzim edilen raporlarda;
1-Mahkememizce dosya kapsamına alınan Bilirkişiler ..., ... ve ... tarafından hazırlanan █████/2018 tarihli raporda özetle;
"...-Davacı yan incelemeye gelmeyip ticari defterlerini ibraz etmediğinden, dava dilekçesnide talep etitği 300.000,00 TL tutarındaki alacağın varlığı ve dayanağı yönünden herhangi bir tespit ve değrelendirme yapma imkanının bulunmadığı,
-Davalılardan ... .... AŞ incelemeye gelmeyip ticari defterlerini ibraz etmediğinden, davalı defterleri üzerinde davacı yan alacağının varlığı yönünden herhangi bir tespit ve değerlendirme yapma imkanının bulunmadığı,
-İncelenen davalı şirket ... AŞ ye ait 2015-2016 ve 2017 yılı yevmiye ve kebir defterlerinin açılış ve kapanış beratlarının yasal sürede alındığı, 2017 yılına ait kapanış beratı için yasal sürenin henüz dolmadığı , bu anlamda ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğu,
-İncelenen davalı şirket ... AŞ ye ait 2015-2016 ve 2017 yılı yevmiye ve kebir defterlerinin açılış ve kapanış beratlarının yasal sürede alındığı, , 2017 yılına ait kapanış beratı için yasal sürenin henüz dolmadığı , bu anlamda ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğu,
-İncelenen davalı şirketler ... AŞ ve ... AŞ ye ait ticari defterlerde, davacı ile aralarında herhangi bir ticari ilişkiye rastlanmadığı,
-Sonuç itibariyle...... █████/2018 tarihli..... sayılı yazısı ekinde yer alan CD üzerinde yapılan incelemelerde dava tarihi itibariyle davalı ... AŞ'nin son ortaklık yapısının tek pay sahibi olarak ... AŞ olduğu, bu anlamda 1 numaralı davalı ... AŞ'nin 2 numaralı davalı ... AŞ nin tek ve hakim ortağı konumunda olduğu, dolayısıyla yönetim kurulu ve şirket temsilcilerinin benzer oldukları,
-Bununla birlikte 1 ve 2 numaralı davalıların 3 numaralı davalı .......AŞ (dava tarihindeki unvanı ... AŞ) de herhangi bir pay sahiplidği olmadığı gibi, ortakları yapıları, yönetim kurulu üyeleri, şirket temsilcileri yönünden herhangi bir benzerliğin de söz konusu olmadığı,
-Dava tarihi itibariyle davacı yanca, 1 davalı ve 2.davalıya husumet tevcihi bakımından 3.davalı ile bu davalılar arasında irtibatın ortaya konulmadığı " yönünde mütalaada bulunulduğu görülmüştür.
2-Davacı ticari defterlerinin incelenmesi ve rapor hazırlanması için Bursa 2 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ███████ talimat sayılı dosyasında Bilirkişi .....'dan rapor aldırılmış, 22.04.2019 tarihli raporda özetle; "..-Davacının 2015 ve 2016 yılları defterlerinin açılış tasdiklerinin TTK'nun 69. İle 213. Sayılı V.U.K.'nun 220.ve 222.maddelerinde öngörülmüş olan esaslara uygun olarak yaptırılmış olduğu, kapanış tasdiklerinin yaptırılmamış olduğu, kayıtlama sistemi olarak Tek Düzen Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği'ne ve Muhasebe İlke ve Kurallarına uygun olarak tutulduğu, tutulması zorunlu diğer defterlerin de birbirlerini doğruladığı,
-Davacının 2015 ve 2016 yılı ticari defter kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucu oluşturulan Cari Hesap ekstresinin EK-1 de olduğu gibi,
-Davacının 2015 ve 2016 yılları ticari defter kayıtları ve belgelerine göre davacının davalıdan 227.340,18 TL alacaklı göründüğü,
-Davalının davaya süresi içerisinde cevap vermediği, İstanbul'da yapılan bilirkişi incelemesi için ticari defterlerini sunmadığı " yönünde mütalaada bulunulduğu görülmüştür.
3-Dosya kapsamına alınan Bilirkişiler ..., . ve . tarafından hazırlanan █████/2021 tarihli raporda özetle;
"...Davacının ticari defter kayıtları üzernide talimat mahkemesince atanan bilirkişi inceleme raporuna göre davacının 3 numaralı davalı ... AŞ'den (yeni unvanı ... AŞ) 452.340,18 TL alacaklı olduğu ve dava tarihinden itibaren bu alacak için 3095 sayılı Kanun gereğince ticari avans faizi talep edilebileceği, 1 ve 2 numaralı davalılar bakımından ise hukuken sorumluluk şartları üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşme ile TTK m. 209'da yer alan norma binaen söz konusu değilse de, tüzel kişilik perdesinin aralanması doktrini çerçevesinde böyle bir sorumluluğunun doğup doğmayacağının hassaten mahkemenin bu konudaki yorumuna bağlı olacağı" yönünde mütalaada bulunulduğu görülmüştür.
Davacı vekilince sunulan rapora itiraz dilekçesinde; bilirkişi raporunun aleyhlerine bir husus ihtiva etmediğini, dosyaya sunulan benzeri davalardaki bilirkişi raporları ve mahkeme kararlarında davalılar arasında tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin kullanılmasını sağlayacak organik bağın tespit edildiğini, ancak raporda bu yönde bir tespitin yer almadığını, sadece YK üyelikleri ve muvazaalı devriler incelendiğinde dahi bu teorinin kullanılmasının mümkün olduğunun görüleceği, bu durumun sicil hareketlerinden de tespit edilebileceğini , bu nedenlerle raporun eksik olduğunu beyan ettiği görülmüştür.
Davalılardan ... ve ...in beyanlarında ; üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşme ve TTK m.209 çerçevesinde bir sorumluluklarının olmadı ğı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına ilişkin davacının bir talebi olmadığı için perdesinin aralanmasının mümkün olmayacağı, ... ve Metro Seyahat 'in asıl borçlu ...'dan bağımsız bir tüzel kişilik olduğunu, perdesinin aralanması teorisinin uygulanması için TMK m.2'ye aykırı davranış olması gerektiği ancak kendilerinin böyle bir davranış içinde olmadıkları, iktisadi bir özdeşliğin bulunmadığı, ortak lık yapısının farklı olduğu, zarar verme kasıtlarının bulunmadığını, perdenin düz, ters veya çapraz aralanması hususunda davacının açık bir beyanının bulunmadığı görülmüştür şeklindeki beyan ve itirazlar üzerine bilirkişi kurulundan ek rapor alınmasına karar veril miş ; Bilirkişiler ...., ..... ve ....'dan ek rapor alınmasına karar verilmiş, bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan █████/2022 tarihli ek raporda özetle;"...Kök rapordaki varılan sonucu değiştirecek bir bulguya rastlanılmadığı, derdest davada heyet olarak tüzel kişilik perdesinin aralanması bağlamında kök raporda işaret olunan bulgular ile yukarıda zikrolunan mezkur raporlar ve mahkeme karar larına iştirak ettiğimizi ve fakat tüzel kişilik perdesinin aralanması doktrini çerçevesinde böyle bir sorumluluğun doğup doğmayacağı nın hassaten mahkemenin yorumuna bağlı olacağı " yönünde mütalaada bulunulduğu görülmüştür. Mahkememizce yapılan değer lendirme sonucunda; davalı ... AŞ'nin 24.03.2016 tarihinde unvan değişikliğine giderek yeni unvanının ... AŞ olduğu ve 11.03.2016 tarihinde de tek pay sahipliğine dönüştürülerek , tek pay sahibinin...AŞ şirketi olduğu, dava tarihi itibariyle yönetim kurulu üyesinin ... olduğu, şirketin temsil ve ilzamının ...'ün münferit imzası ile gerçekleştirildiği, Davalı ... AŞ'nin dava tarihi itibariyle son ortaklık yapısı nın tek pay sahibi olarak ... AŞ olduğu, yönetim kurulu üyelerinin...ile ...oldukları, şirketin temsil ve ilzamının ise ... , ...ve ...'ten herhangi ikisinin müşterek imzası ile gerçekleştirildiği, davalı ... AŞ 'nin son ortaklık yapısının 15.06.2017 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında hazır bulunanlar listesinden anlaşıldığı üzere, dava tarihi itibariyle ..., ...., .. AŞ, ....., ., ..., .... , .....şeklinde olup, ... AŞ'nin yönetim kurulu üyelerinin, ... , ..., ..., ... , ... ve.... oldukları, şirketin temsil ve ilzamının ise ... ve ..'ün müşterek imzası ile gerçekleştiği anlaşılmıştır. Davacı...'un 2015 ve 2016 yılı ticari defterlerinin incelendiği, davacının davalılardan ... .... AŞ ile olan 2015 ve 2016 yılı cari hesap ilişkisinde , 31.12.2014 yılından devreden cari hesap alacağının 164.896,48 TL olduğu, 2015 yılı içindeki cari hesap ilişkisinde davacı tarafından davalı şirket adına düzenlenen nakliye hizmet faturalarına karşılık davalı şirketten ileri tarihli çek ve senetler alınarak cari hesaba tahsilat yapıldığı, 31.12.2015 yıl sonu cari hesaptan 92.936,05 TL alacaklı olarak 2016 yılına devrettiği, 2016 yılı içindeki ticari ilişkisinin 29.05.2016 tarihine kadar sürdüğü ve bu tarih itibariyle cari hesaptan alacağın 227.340,18 TL kaldığı ve işbu tarihten sonra cari hesaba herhangi bir tahsilat yapılmadığının tespit edildiği, davacının davalı ... AŞ'den cari hesaptan kaynaklanan 227.340,18 TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir.
Davacı tarafından davalı ... AŞ'ne nakliye hizmet faturalarından kaynaklanan fatura alacakları ve davalıdan ileri tarihli çek ve senetlerle yapılan tahsilatlar sonucunda 29.05.2016 tarihi itibariyle cari hesap alacağının 227.340,18 TL olarak tespitinin yapıldığı, davalı tarafından davacıya cari hesap borcuna karşılık verdiği ileri tarihli çeklerden 27.04.2016 tarihli 115.000 TL bedelli .... seri numaralı çek ile 15.07.2016 keşide tarihli ..... seri numaralı 70.000,00 TL bedelli çek olmak üzere toplamda 225.000,00 TL tutarındaki iki çekin karşılıksız kalması ile cari hesaptan davacı alacağı 227.340,18 TL + 225.000,00 TL olmak üzere toplam 452.340,18 TL olarak tespit edilmiştir.
Davalı şirketin BA-BS formlarından tespit edildiği üzere, davacı tarafından davalı ... AŞ'ne 2015 yılında net 1.157.474,98 TL nakliye hizmet faturası düzenlediği , davalının 2016 yılına ilişkin BA-BS formları dosya kapsamında bulunmadığından cari hesaptan kaynak lanan ve halen ödenmeyen alacağı olarak 227.340,18 TL olarak tespit edildiği, ileri tarihli tahsilat olarak alınan ve karşılığı bulunma -yan 2 adet çekten dolayı 225.000,00 TL ile birlikte davalı asıl borçlu ... Taşımacılık ve... AŞ'nin (yeni unvanı ... AŞ) davacıya olan borcu 452.340,18 TL olduğu tespit edilmiştir. Mahkememizce davacı şirketin acentelik sözleşmesi gereğince verdiği kargo hizmetinden kaynaklanan davalı asıl borçlu ... Taşımacılık ve... AŞden 452.340,18 TL alacaklı olduğu mahkememizce alınan bilirkişi raporu, taraf ticari defter ve kayıtları BA-BS formları kapsamında tespit edilmiş olup, borcun ödenmesi için verilen çeklerin karşılıksız çıktığı, bu nedenle davalı yana iade edildiğinden, davacı yanın cari hesaptan kaynaklanan alacağının işbu sözleşmenin tarafı şirketten dosya daki deliller ve alınan bilirkişi raporları ile davacı ticari işletmenin 2016 yılı içerisindeki ticari ilişki de dikkate alınarak, 31.12.2014 tarihinden itibaren yapılan devirlerle birlikte 29.05.2016 tarihine kadar ticari ilişkinin devam ettiği ve davacı yanın cari hesaplarından ötürü 227.340,18 TL yapılan tahsilatlardan sonra alacağının kaldığı, ancak 29.05.2016 tarihine kadar davalı ... AŞ tarafından cari hesap borcuna karşılık davacıya verilen nakdi hizmet faturalarından kaynaklanan fatura alacaklarının ödemesi karşılığı borç ödemek için verilen 27.04.2016 tarihli 155.000,00 TL bedelli ... seri numaralı çek ile 15.07.2016 keşide tarihli ..... seri numaralı 70.000,00 TL bedelli çek olmak üzere toplamda 225.000,00 TL tutarındaki iki çekin karşılıksız kalması sebebi ile işbu çeklerin bedelinin ödendiği veya takibe konu olduğu belgelendirilmediğinden , işbu çek bedelleri dahil olmak üzere (çek bedelleri tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile ) toplam 452.340,18 TL'si davacının asıl borçlu alacaklı olduğu mahkememizce benimsenmiş ve bu miktar üzerinden davanın kabulü fazlaya ilişkin istemlerin ise dosyadaki delillere göre talep koşulları oluşmadığı mahkememizce benimsenmekle, fazlaya ilişkin istemin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Mahkememizde açılan işbu davada davacı , davalı ... .. AŞ'nin borcundan diğer davalı ...... AŞ ve .... AŞ'nin de sorumlu olduğu, çünkü davalının, bu şirketlerin grubuna dahil yavru şirket niteliğinde olup, davacıya ve üçüncü şahıslara Metro grubu şirketler olarak güven verdiği ileri sürülmek sureti ile davacı ... AŞ ile birlikte diğer davalı grup şirketlerinde sorumlu olduğu ileri sürülmekte olup, taraflar arasındaki asıl sorunun, ... AŞ'nin borcundan diğerlerinin sorumlu olup olmadığı noktasında toplandığı tartışmasızdır. 6102 sayılı TTK'nun 329 maddesi (6762 sayılı TTK'nun 269.maddesi) gereğince; esasen anonim şirketler; borçlarından dolayı yalnızca mal varlıkları ile sorumlu olup, faiz sahipleri sadece taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile ve şirkete karşı sorumludur. Yine 128. maddesi gereğince (6762 sayılı TTK'nun 140.maddesi) her ortağın usulüne uygun olarak tanzim ve imza edilmiş şirket mukavelesi ile koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduğu düzenlenmiştir. Temel hukuk kurallarının en önemlilerinden birisi alacak haklarının nispiliği ilkesi olup, ancak hukuki ilişkinin tarafları arasında ileri sürülebilir. Bu nedenle kural olarak borç ilişkisinin dışında başka bir gerçek ve tüzel kişiden alacak hakkı bulunduğu ileri sürülemez.
Ancak ticaret şirketlerinde sınırlı sorumluluk yada ayrı mal varlığının korunması ilkesi alacakların menfaatlerine zarar verecek şekilde kötüye kullanılması durumunda alacaklıların hak ve menfaatlerini korumak için Kıta Avrupa'sı ve Anglosakson Hukuk Sistemi'nde (tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi) geliştirilmiş ve tüzel kişiliğin arkasına sığınarak durumu kötüye kullanan ortakları sorum lu tutma imkanı getirilmiştir. Bu nedenle, mahkememizce dava konusu olayda asıl borçlu dışındaki borçtan sorumlu olduğu şirketler-inin sorumluluk ilkelerini incelemek gerekir. Mahkememizce davacı yanın dava dilekçesinde güven teorisinden bahsetmesi sebebi ile , davacı şirketin 6102 sayılı TTK'nun 209 maddesi çerçevesinde ; üçüncü kişiyi koruyucu etkisi kapsamında davalıların borçtan sorumluluklarını bulunup bulunmadığı ve güven teorisi nedeni ile sorumluluk yok ise tüzel kişilik perdesinin aralanması koşullarının bulunup bulunmadığı ve mahkemece hangi sebep dayanılırsa dayanılsın davalı asıl borçlunun borcundan diğer grup ana şirketler -inin sorumlu olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği tartışmasızdır. Dava dosyasında esasen davacının dava dilekçesinde; maddi olayı izah etmiş ve güven sorumluluğundan bahsederek , grubun hakim şirketleri asıl borçlu ..... ..... AŞ ( ..... ... AŞ) ile birlikte sorumlu olduğu ileri sürüldüğü ve davalı yanın da davacının , güven sorumluluğuna dayandığı ve perdenin aralanmasına ilişkin iddia ve talebinin olmadığını ileri sürerek rapor ve dosyadaki kendileri yönünden taleplere itiraz etmiş ve davanın reddini istediği anlaşıl-maktadır. Ancak Türk Hukuku'nu hakim resen uygulamakta görevli olup, delillerin sunulması ve getirilmesi tarafların yükümlülüğün -de ise de 6100 sayılı HMK'nun 33.maddesi gereğince, tarafların getirdiği delillerin değerlendirilmesinde hakim , davanın taraflarının hukuki değerlendirilmesi ile bağlı değildir. Hukukun gereği ne ise , hangi sorumluluk kurallları ve hukuk kaideleri uygulanması gerekiyor ise adalette çözüme giden yolda hukuk kurallarını resen uygulamakla sorumludur. Bu nedenle, mahkememizce davalıların , davacının tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine dayanmadığı için, bu teorinin uyuşmazlığın çözümünde uygulanmayacağına ilişkin savunmasına mahkememizce itibar edilmemiştir. Hukukumuzda yeni uygulanmaya başlanan güven teorisi ve perdelerin aralanması ilkeleri hakkındaki düzenlemeler; A-Güven teorisi; 6102 sayılı TTK'nun 209 maddesinde; "Türkiye bu hüküm ile, Avrupa öğretisinde çoğunluk tarafından savunulan güven kavramının önemli bir uygulamasını oluşturan ve İsviçre Federal Mahkemesinin Wibru/Swissair kararı (BGE 120 II 331) ile kabul edilen şirketler topluluğunun(konzern’in) toplumda veya tüketicide yarattığı güvenden doğan sorumluluğu kanunen düzenleyen ilk ülkedir. Sorunun özel ve dar bir şekilde görünüşü “patronaj açıklaması”dır. Hükmün amacı bir şirketler topluluğu bağlamında hakim şirketin toplumda veya daha dar bir çevre olan tüketicide yarattığı güveni kullandığı takdirde bu kullanmanın sonuçlarını yüklenmesini sağlamaktır.Bağlı şirketler çoğu kez üyesi oldukları şirketler topluluğunun adını şirket kırtasiyesinde, ilân ve özellikle reklamlarda zikretmekte bu yolla kendilerine müşteri bağlamakta, ticarî menfaat sağlamaktadır. Adı anılan şirketler topluluğunun toplumda yüksek itibarı haiz olduğu durumlarda bu kazanç yüksek olmaktadır.
Kullanılan topluluk adına güvenerek halkın veya daha dar anlamda tüketicinin bağlı şirkete yönelmesinin ve bağlı şirketin pazar payının yükseltilmesinin temelinde, o topluluğun üyesi olan şirketin, dürüst hareket edeceği, verdiği bilgilerin ve kamuya açıklanan tablo ve belgelerinin gerçeği yansıttığı, teknolojinin üstün, kalitenin iyi ve herşeyin gereği gibi olduğu inanç ve güveni vardır. İtibarın kullanılması ise, somut olaya göre belirlenir. Kullanılma için adın zikredilmesi, topluluk logosunun kullanılması şart değildir. Tablo, bilgi, kalite vs. güvene uymuyor ise adının kullanılmasına sesini çıkarmayan hakim şirket sonuçtan sorumlu olmalıdır. Bu sebeple sorumluluğun merkez şartı, “itibarın kullanılması”dır. Kullanma yoksa, sadece topluluğa “mensubiyet”, sorumluluğu doğurmaz.
Her şirketler topluluğu hükmün kapsamında değildir. Bir topluluğun kapsama girebilmesi için itibarının topluma veya tüketiciye güven veren bir düzeye ulaşmış olması gerekir. Bu da, somut olaya göre belirlenir. " hükmü ile hâkim şirket, topluluk itibarının, topluma veya tüketiciye güven veren bir düzeye ulaştığı hâllerde, bu itibarın kullanılmasının uyandırdığı güvenden sorumlu olduğu açıktır.
b-Tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi; yasal dayanağını dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağını düzenleyen TMK'nun 2.maddesinden almakta olup, yukarıda kısaca incelenen ilkeye göre tüzel kişiliğin varlığı asıl borcun yükümlüsü olan bir tüzel kişi bulunmakta iken , bu tüzel kişinin varlığının alacakların zararı olarak kötüye kullanılması durumunda iddia edilip kanıtlan-masında, şirketlerin ortaklarına veya başka şirkete karşı bu borçtan dolayı , esasen üçüncü şirketler borçtan sorumlu olmamasına rağmen tüzel kişiliğin kötüye kullanıldığı bazı istisnai hallerde tüzel kişilik perdesinin aralanması sureti ile gerçek veya tüzel kişilerin sorumluluğu cihetine gidilmesi imkanı vermektedir. Uygulamada ve doktrinde tüzel kişi ile ortaklarının alanlarını ve mal varlığının birbirine karışması halinde yetersiz sermaye durumunda aynı şirketler topluluğu içerisinde yer alan kardeş şirketler arasında koşul-ların varlığı halinde çok istisnai hallerde tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin uygulanması kabul edilerek grup şirketlerin sorumluluğuna girilebileceği kabul edilmektedir. Mahkememiz tarafından , üçüncü şirketler yönünden alınan raporlarda; dava konu su alacağın doğduğu miktar olan 452.340,18 TL ' den diğer grup şirketlerin sorumlu olup olmadığı yönünden dosyadaki delillere göre TTK 209.maddesinde belirtilen sorumluluğun soyut değil, somut güven olgusuna dayanması gerekir. Bu güven olgusunun sözleşen taraftan somut eylem ve işleme binaen uyandırılmış olması gerekir. Dosyada davacı yana karşı, davalı ... Şirketi'nin böyle bir somut güven olgusu uyandıracak eylem ve işlemine ilişkin delile rastlanmadığına ilişkin bilirkişi tespitine mahkememizce de itibar edilmiştir. Ancak, maddi olayın anlatılması sonrasında , hukuken uygulanacak normları ve özellikle Medeni Kanun'un 2.madde-sini her zaman taraflar ileri sürmese bile iyi niyet kaidelerine ilişkin hükümleri mahkemenin resen uygulayabileceğine ilişkin kararları ve HMK'nun 33.maddesi gereğince mahkememizce uygulanacak kuralların resen uygulanması gerektiği bu nedenle tüzel kişilik perdesinin aralanması ilkesi ve koşullarının oluşup oluşmadığının incelenmesi gerekir. Bu teori uyarınca mahkemeler, tüzel kişiliğin kötüye kullanılması gereğince TTK'nun 329/2.maddesindeki mal ayrılığı recminden istisnaen tüzel kişiliğin kötüye kullanıl -ması halinde ayrılmakta olup, 4721 sayılı TMK'nun 2/2 maddesi gereğince; hakkın kötüye kullanılması yasağı kabul edilmiş olup, burada kötüye kullanılan mal varlığındaki ayrılık ilkesi ya da ortaklık tüzel kişiliğinin farklı olduğunun ileri sürülmesidir. Asıl olarak borçtan sorumlu olmayan bir şirketin, şirket ortaklarının aynı ve aynı grup tüzel kişiler olması halinde, tüzel kişiliğin arkasına saklana rak sorumluluktan kurtulmaya çalışılması Yargıtay kararları ve doktrin tarafından geliştirilen işbu teori sayesinde engel olunmaktadır.
Dava konusu olayımızda, davalı asıl borçlu ... AŞ ' nin diğer davalı bağlı şirketlerle aralarında para akışı olması dahi ticaret unvanlar-ının benzer olup, şirket merkezlerinin aynı olduğu, ticari defter ve kayıtların ana merkezde saklanması celp edilen Ticaret Sicil kayıtlarına göre; şirket ortakları arasında benzerlikler bulunmakta olup, ... veya işbu şahsın akrabalarının şirkette ortak ve yönetici oldukları bu nedenle TTK'nun 195.maddesi gereğince hakim şirketin aynı grup bağlı şirketlere borcundan TMK 2.maddesi gereğince ; şirketlerin mal varlıklarına , bağlı şirketlerin alacakları başvurmasının yolunun açılması gerekir. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, ... AŞ'nin kurucularının ..., ....., ..., ... , ... ve ......'ın olduğu, hakim şirket niteliğinde bulunduğu, yine ....... AŞ'nin de aynı grubun en eski şirketlerinden birisi olduğu ve ticaret merkezinin holdingin bulunduğu merkezde bulunduğu, kurucularının aynı şahıslar olduğu, asıl borçlu ... Lojistik AŞ'nin kurucularının aynı kişiler olup, ....şirketlerinin topluluğuna bağlı şirket niteliğinde bulunduğu, TTK 202.maddesine göre; hakim şirket hakimiyetine bağlı şirketi kayba uğratacak şekilde hakimiyetini kullanamaz. Bu nedenle mahkeme-mizce; bağlı şirket asıl borçlu ... .. AŞ'nin borcundan dosyada asıl ve ıslahla açılan davanın kısmen , asıl şirketin borçlu olduğu miktarla sınırlı olmak üzere 452.340,18 TL lik alacaktan davalı hakim şirketlerin de sorumlu olduğu mahkememizce kabul benim-senmiştir.Davalı ... AŞ zamanaşımı itirazında bulunmuş ise de; dava konusu alacağın ifa zamanının oluşmasından itibaren 10 yıllık sözleşmeden kaynaklanan zamanaşımı süresinin olayla uygulanması gerektiği, davanın açıldığı tarih itibari ile 2013 yılı ticari defter ve kayıtları ile alınan çeklerin ödenmemesi ile , alacağın talebi üzerine oluşan alacağın dava tarihi itibari ile 10 yıllık süre geçmemesi sebebi ile 6098 sayılı TMK'nun 146.maddesi gereğince zamanaşımı itirazının yerinde olmadığı mahkememizce benimsenmiştir.
Ayrıca, alınan raporlara davalı yan itiraz etmiş ve yeni heyetten rapor alınmasını istenilmiş ise de, itirazların esasen hukuken olup mahkememizce gerekçeleri ile birlikte sorumluluk ve borç miktarına ilişkin değerlendirilmeleri mahkememizce işbu karar ile karşılanmıştır.
Sonuç olarak; davacının asıl ve ıslahla ... Anonim Şirketi (...) ve ... AŞ aleyhine açılan davanın kısmen kabulü ile, davacının davalı ... Anonim Şirketi'nden (...) 452.340,18-TL alacaklı olduğu tespit edilmekle, tüzel kişilik perdesinin aralanması ilkesi gereğince işbu şirketin borçlarından borçlu şirket ile birlikte davalı ana grup şirketi olan ... AŞ'ninde sorumlu olduğu benimsenerek 452.340,18-TL'nin işbu asıl borçlu ... Anonim Şirketi (...) ve ... AŞ'den dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, işbu şirketler yönünden fazlaya ilişkin istemin reddine, davalı .... AŞ yönünden, güven sorumluluğu ve tüzel kişilik perdenin aralanması ilkesi koşulları oluşmadığından istemin reddine karar verilmesi gerektiği, vicdani kanaatine varılmış ve aşağıdaki gibi hüküm tesis etmek gerekmiştir."gerekçesi ile,
'' 1-Davacının asıl ve ıslahla ... Anonim Şirketi (...) ve ... AŞ aleyhine açılan davanın KISMEN KABULÜ İLE,
Davacının davalı ... Anonim Şirketi'nden (...) 452.340,18-TL alacaklı olduğu tespit edilmekle, tüzel kişilik perdesinin aralanması ilkesi gereğince işbu şirketin borçlarından borçlu şirket ile birlikte davalı ana grup şirketi olan ... AŞ'ninde sorumlu olduğu benimsenerek 452.340,18-TL'nin işbu asıl borçlu ... Anonim Şirketi (...) ve ... AŞ'den dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştere-ken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, İşbu şirketler yönünden fazlaya ilişkin istemin REDDİNE,
2-Davalı .... AŞ yönünden, güven sorumluluğu ve tüzel kişilik perdenin aralanması ilkesi koşulları oluşmadığından istemin REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı ... A.Ş vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
:
Davalı ... A.Ş vekili istinaf dilekçesinde özetle; Ticaret Sicil Kayıtları incelendiğinde görüleceği üzere; müvekkili şirketin ilk unvanının ... A.Ş. olduğunu; bu şirketin 1977 yılında Dünya Bankası projesi olarak ......da kurulduğunu; Türkiye'nin önde gelen bankaları ve ...... ortaklığıyla 1985 yılında ..... tesisi olarak temellerinin atıldığını ve 1988 yılında üretime geçildiğini; üretim ile beraber de İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında işlem görmeye başladığını, Müvekkili şirket bir yatırım holdingi olup faaliyet alanının yatırım yapma, hisse alım satımı olduğunu; müvekkili şirketin borsa aracılığıyla ya da borsa harici birbirinden farklı bir çok şirketin hissesini alıp sattığını, bir yatırım holdingi olarak asıl işinin bu olduğunu, iki şirketin yalnızca faaliyet grupları incelendiğinde dahi bu şirketlerin birbirinden farklı şirketler olduğunun görüldüğünü, ... A.Ş'nin ise yurtiçi veya yurt dışında nakliye komisyonculuğu işi yapmakta olduğunu, Tüzel kişilik perdesinin aralanmasını talep eden davacının, bu perdenin aralanmasının gerekliliğini de tartışmasız biçimde ortaya koyması gerektiğini, davacı tarafça hiçbir somut gerekçe ortaya konulmadığı gibi perdenin aralanması talebinde dahi bulunulmadığını; perdenin düz, çapraz ya da ters aralanmasının mı uygulanacağının açıklanmadığını, son derece istinai durumlarda uygulama alanı bulabilen böyle bir talebin açık ve somut olması gerektiğini, Mahkeme tarafından perdenin aralanmasına karar verilmesi son derece hatalı olduğunu, borçlu olduğu iddia edilen ... ..... A.Ş.'nin paylarının tamamı 17.03.2016 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde yer aldığı üzere, dava dışı ... A.Ş.'ne ait olduğunu, davacının, borçlu olduğu iddia edilen ... ..... .... A.Ş.'de pay sahibi sıfatını haiz olmayan davalı şirkete mesnetsizce husumet yönelttiğini, davalı şirketin ... ....A.Ş.'de herhangi bir ortaklığı bulunmadığı gibi, aynı şirketler grubuna da dâhil olmadıklarını, tüzel kişilik perdesinin aralanması kapsamında, perdenin çapraz kaldırılması söz konusu olsa dahi öncelikle perdenin arkasındaki o ilk kişiye/pay sahibine gidilmesi gerektiğini ki bu kişinin de davalı olmadığını, davalı yönünden davanın husumet yokluğundan reddi gerektiğini,
İki şirketin yalnızca faaliyet grupları incelendiğinde dahi bu şirketlerin birbirinden farklı şirketler olduğu görüldüğünü, davalı şirketin ... ...A.Ş.'nin oy haklarının çoğunluğuna sahip olmadığını, taraflar arasında hakimiyeti elde tutabilmek adına bir sözleşme ilişkisinin olmadığını, Şirketler topluluğuna ilişkin gerekli şart ve unsurların 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 195. maddesinde sayıldığını, bu koşulların gerçekleşmediğini, davalı şirket ve ... ...A.Ş.'nin yönetim kurulu üyeleri incelendiğinde farklılığın mevcut olduğunu, davalı şirketin ... ...A.Ş.'nin kararlarına etki edecek bir hâkimiyetinin bulunmadığını,
... ...A.Ş.'nin ticaret sicil kayıtları incelendiğinde faaliyetlerine devam ettiğinin, kayıtlarda herhangi bir iflas-tasfiye kaydı bulunmadığının görüldüğünü, hâlihazırda var olan bir şirketin borçlarından tahsil kabiliyetinin daha kolay olduğu ve bağlantı olduğu iddiası ile başka ca bir şirkete husumet yöneltilmesinin hukuka, yasaya ve usule aykırı nitelikte olduğu gibi aynı zamanda kötü niyetli olduğunu, söz-leşmenin, kambiyo senetlerinin ve doğal olarak borcun muhatabı şirket hala mevcut ve ticaret sicil kayıtlarında açık ve faal gözükme sine rağmen davacı tarafından ... ...A.Ş'nin borca batık olduğunun iddia edilmesinin açıkça kötü niyetli olduğunu ve bu iddianın somut verilerle ispatlanması gerektiğini, buna rağmen mahkemece salt bazı akrabalık ilişkilerine atıf yapılmak sureti ile karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davalı şirket ile ... ...A.Ş. arasında iktisadi bütünlük olmadığını, nitekim şirketlerin temsilcileri aynı olmadığı gibi dava konusu işlem tarihlerinde şirket ortaklarının da farklı olduğunu, borçlu olduğu iddia edilen diğer davalı, ... yapılanmasına dahil olmadığı gibi davalı şirkete ait herhangi bir malvarlığının, borçlu olduğu iddia edilen diğer davalı tarafından kullanılmadığını, her iki şirketin ayrı ve bağımsız defter ve kayıtları bulunduğunu, Yargıtay'ın da kabul ettiği üzere; tüm bu hususların yanı sıra zarar verme kastı yoksa tüzel kişilik perdesinin aralanmasının da mümkün olmadığını, davalı şirketin hangi eylemi ile ve ne şekilde, alacaklı olduğunu iddia eden üçüncü kişileri zarara uğratma kastı olduğunun davacı tarafça ortaya konulamadığını, mahkeme tarafından da bu husus gerekçelendirilmeksizin hüküm kurulduğunu, davalı şirketin, ne borçlu olduğu iddia edilen kargo şirketinin ne de yatırım aldığı üçüncü tüzel kişiliklerin operasyonel işlerine karışmadığını, bu durumda zarar verme kastının olmadığı sabit olan davalı şirket bakımından perdenin aralanabilmesi için mevzuat ve içtihat uyarınca aranan hiçbir şartın gerçekleşmediğini, Yargıtay'ın uzun süredir kabul ettiği üzere perdenin kaldırılabilmesi için alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kötüniyetli olarak yeni şirketin kurulmuş olması şartı da arandığını, somut olayda davacının iddiasıyla da sabit olduğu üzere, davacının, ticari ilişkisini ... ...A.Ş. ile kurup devam ettir diğini, Her mahkemenin muhakemesi farklı olup farklı görüş ve kararlar ortaya çıkmasının olağan olduğunu, Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin █████████ esas sayılı dosyası aracılığıyla görülen davada diğer davalıdan alacaklı olduğunu iddia eden kişinin davalı şirkete husumet yöneltmesinin hatalı olduğunun alınan kök ve ek rapor ile ortaya konulduğunu ve olup Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesince de davanın, davalı şirket yönünden reddedildiğini, benzer şekilde istihkak iddiası ile açılmış olan İstanbul 7. İcra Hukuk Mahkemesinin ████████ E. sayılı doşyasında alınan bilirkişi raporunda da diğer davalı hisselerinin borç doğ-umundan önce satıldığının ve bu kapsamda davalı şirketin kötü niyetinden bahsedilemeyeceğinin belirtildiğini, Şirketler topluluğu başlığının hukukumuza yeni girmiş olduğunu, TTk'nın yanı sıra Ticaret Sicil Yönetmeliği'nde de bu konuya ilişkin birtakım düzenle-meler bulunduğunu, Ticaret Sicil Yönetmeliği'nin 105. maddesinde “Bir şirketler topluluğu, bir ticaret şirketi ile buna doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunan en az iki ticaret şirketinden meydana gelir.” düzenlemesi bulunduğunu, görüldüğü üzere şirketler toplulu-ğu ve hâkim şirket- bağlı şirket ilişkisinden bahsedebilmek için en az bir hâkim şirket ve buna bağlı iki şirket olmak üzere en az 3 şirketin varlığının arandığını, bir hâkim ve bir bağlı olmak üzere iki şirket şirketler topluluğu oluşturmayacağından söz konusu hüküm-lerin de uygulama alanı bulamayacağını, TTK 202 ve 206. madde hükümleri yalnızca şirketler topluluğunun var olduğu hallerde uygulanabilecek hükümler olup davalı şirket ile ... ...A.Ş.'nin arasında hâkimiyet ilişkisi bulunmadığını Kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davalı şirketin hâkim şirket olduğu kabul edilecekse dahi şirketlerin kardeş şirketler olmalarının perdenin kaldırılabilmesi için yeterli olmadığını, her iki şirketin iktisadi bakımdan bağımsız olup olmadıklarının araştırılması gerektiğini, buna rağmen mahke-mece iken eksik incelemeye dayalı ve hatalı karar verildiğini,İleri sürerek, yukarıda açıklanan ve re'sen dikkate alınacak nedenlerle davacının iddialarının hiçbir hukuki dayanağı olmadığı ve salt alacağı tahsil amaçlı kötüniyetli olarak Müvekkil şirkete husumet yön-lendirildiği ve iddiasının dayanağını somutlaştıramadığı ve davacının iddiasının 2016 tarihli alacağına dayandığı ve zamanaşımına uğradığı da gözetilerek davanın reddi ile yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacının davalı ... Şirketi'nden olan alacağının aralarında hakim-bağlı şirket ilişkisi olduğu, ayrıca organik bağ bulunduğu ileri sürülen olunan tüm davalılardan TTK'nun 209 maddesi kapsamında veya tüzel kişilik perdesinin aralanması suretiyle tüm davalılardan tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece davanın davalılar ... Anonim Şirketi ve ... Anonim Şirketi yönünden kısmen kabulüne, diğer davalı yönünden reddine karar verilmiş, karara karşı davalı ... Anonim Şirketi vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Mahkemece taraf delilleri toplanmış, davalı şirketlerin sicil kayıtları celbedilmiş, davacı şirketin ticari defter ve kayıtları üzerinde istinabe yolu ile bilirkişi incelemesi yaptırılmış, tüm tarafların defter ve kayıtları ile dosya üzerinde iki ayrı bilirkişi heyetine inceleme yaptırılmış, ikinci bilirkişi heyetinden ek rapor alınmış, akabinde davacının davalı ... Şirketi'nden 452.340,18-TL alacaklı olduğu, diğer davalılar bakımından TTK'nun 202 maddesi koşullarının oluşmadığı, davalı ... A.Ş yönünden ise tüzel kişilik perdesinin aralanması koşullarının oluştuğu gerekçesi ile yukarıda yazılı şekilde hüküm verilmiştir. Davalı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; cevap dilekçesindeki savunmaları tekrarla; tüzel kişilik perdesinin aralanması koşullarının oluşmadığı yönündedir. Sözleşmelerin nispili ilkesi gereği, kurak olarak bir sözleşmeden doğan hak ve borçlar ancak sözleşmenin tarafları arasında ileri sürülebilir, diğer ifade ile sözleşme ilişkinin dışında bir başka gerçek ya da tüzel kişiye karşı, sözleşmeden doğan hak ve borçlar ileri sürülemez. Tüzel kişi olan sermaye şirketlerinde sınırlı sorumluluk ya da ayrı malvarlığı ilkesinin alacak lıların menfaatlerine zarar verecek şekilde kötüye kullanılması durumunda alacaklıların hak ve menfaatlerini korumak için Kıta Avru-pası ve Anglo-Sakson hukuk sistemlerinde “Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi” geliştirilmiş ve tüzel kişiliğin arkasına sığınarak durumu kötüye kullanan ortakları sorumlu tutma imkanı getirilmiştir. Uygulamada ve doktrinde tüzel kişi ile ortaklarının alanlarının ve malvarlığının birbirine karışması halinde, yetersiz sermaye durumunda, aynı şirketler topluluğu içinde yer alan kardeş şirketler arasında koşulların varlığı halinde ve çok istisnai hallerde tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin uygulanmasının mümkün olabileceği de kabul edilmekte olup, teori kaynağını TMK'nun 2 inci maddesinden almaktadır.
Tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi sadece bir tüzel kişi ile onu oluşturan gerçek kişiler arasındaki ilişkiler ile ilgili olarak (perdenin düz aralanması) uygulanmaz. Somut olayda hakim, gerekli gördüğünde iki ayrı tüzel kişiyi ayrı ayrı hukuk süjeleri kabul etmek yerine onları tek bir tüzel kişilik olarak tanımayı tercih edebilir. Buna " kişiler arası özdeşlik ilkesi " demek mümkündür. Özdeşlik ilkesi gereğince ve çapraz olarak şirket perdesinin aralanması yöntemi ile sadece ortaklardan değil başka bir şirketten de talepte bulunulması mümkündür. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram organik bağ kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin aralanmasında olduğu gibi organik bağ  kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle organik bağ kavramının kaynağını TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır (Öztek/Memiş, s.210). Ancak organik bağ kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle şirketler arasında organik bağ tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alaca -ğın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir.
Şirketler arasında ortakların akraba olması tek başına organik bağ veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli olmadığı gibi şirketlerin aynı faaliyeti yürütüyor olması da organik bağ için yeterli değildir.
Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı;  şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortak ları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak,  şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir. Dosya kapsamına göre; davacı ile davalı ... Anonim Şirketi arasında (eski ünvan ... ... Anonim Şirketi), █████/2015 tarihli taşımacılık sözleşmesi bağıtlandığı, sözleşme kapsamında ticari ilişkinin açık hesaba dayalı yürütüldüğü, davacının bu davalıya verdiği taşıma hizmetleri karşılığında 2015 ve 2016 yıllarında kestiği faturalardan doğan bakiye alacağını tahsil edemediğini ileri sürdüğü, davacı defterleri üzerinde yaptırılan mali bilirkişi incelemesine göre davacının kendi akidi olan davalı ... ile ticari ilişkisini düzenlediği █████/2016 tarihli son faturaya dek devam ettirdiği, bu tarih sonrasında taraflar arasında ticari ilişki bulunmadığı, davalı ...'nun █████/2007 tarihinde ............ adresinde kurulduğu, kurucularından davalı ...'in şirkette %80 pay sahibi olduğu, davalı ...'in şirketteki son hisselerini dava dışı ... A.Ş. firmasına devrederek █████/2016 tarihinde davalı ... Şirketi'nin ortaklığından ayrıldığı, ... Şirketi'nin █████/2016 tarihli ticaret sicil gazetesinde ilan edilen karara göre faaliyetine tek ortaklı olarak devam ettiği, dava tarihi itibarıyla, yönetim kurulu üyesinin ... olduğu, şirketin temsil ve ilzamının ...'ün münferit imzası ile gerçekleştirildiği, davalı ... Şirketi'nin ise █████/2006 tarihinde Beykoz/İstanbul adresinde kurulduğu, faaliyet konularının farklı olduğu, davalı ... şirketi ile davalı ... Şirketi arasında organik bağ bulunduğuna dair mahkeme tespitinin, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına yeterli olmadığı, zira tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebil mesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlan ması gerektiği, davalı ... Şirketi'nin, davacının dava konusu ettiği alacağın doğumundan önce davalı ... Şirketi'nin ortağı olmasının tek başına, her iki şirket arasında iktisadi bütünlük bulunduğunu, yönetim ve organizasyon birliği mevcut olduğunu, malvarlıklarının birbirine karıştığını ispata yetmeyeceği, faaliyet konuları farklı olan her iki şirketin sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve alacaklıları zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yaptıklarını ispata elverişli herhangi bir delilin de dosyaya sunulmadığı, kaldı ki bu türden işlemlerin varlığı iddia edilseydi dahi, tasarrufun iptali, muvazaa nedeniyle işlemin iptali gibi hukuki süreçlerin işletilmesinin de mümkün olduğu, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin belirli ve sınırlı durumlarda sakınılarak kullanılması gereken bir yol olduğu, somut uyuşmalık bakımından perdenin aralanması koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla; bu tespitlere göre mahkemece davanın ... Anonim Şirketi yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi dosya kapsamına uygun olmamış, davalının istinaf başvurusu haklı bulunmuştur. Sonuç itibariyle; davalı ... Anonim Şirketi'nin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurularak davanın davalı ... yönünden ıslah ile talep edilen tutar üzerinden kısmen kabulüne, diğer davalılar yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM
: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalı ... Anonim Şirketi'nin istinaf başvurusunun KABULÜ ile,
İstanbul ..... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin .../███████ tarih ve 2017/.... Esas - 2023/.Karar sayılı kararının HMK 353/1-b2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
Dairemizce yeniden hüküm kurulmak suretiyle;
2-Davacının ... Anonim Şirketi'ne karşı açtığı davanın KISMEN KABULÜ İLE, 452.340,18 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte bu davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
3-Davacının diğer davalılara karşı açtığı davanın REDDİNE,
İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN
:
4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince hesap olunan 30.899,36-TL karar ve ilam harcından davacı tarafından yatırılan 512,33-TL peşin harç ve 14.577,28-TL ıslah harcı olmak üzere toplam 15.089,61-TL harcın mahsubu ile bakiye 15.809,75-TL'nin davalı ...'dan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
5-Davacı tarafından yatırılan 512,33-TL peşin harç, 31,40-TL başvurma harcı ve 14.577,28-TL ıslah harcı olmak üzere toplam 15.121,01-TL' nin davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafından yapılan 8.985,35-TL yargılama giderinin davanın kabul ve ret oranına göre hesap olunan 4.582,52-TL'sinin davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, kalan giderin davacı üzerinde bırakılmasına,
7-Davalı ... tarafından yapılan yargılama gideri olmadığından bu konuda hüküm verilmesine yer olmadığına,
8-Davalı .... A.Ş. tarafından yapılan 50,00-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı .... A.Ş.'ye verilmesine,
9-Davalı ... A.Ş tarafından yapılan 70-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ... A.Ş 'ye verilmesine,
10-Davacı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T.'deki esaslara göre belirlenen 72.374,43 TL vekalet ücretinin davalı ...'dan tahsili ile davacıya verilmesine,
11-Davalılar .... A.Ş. ve ... A.Ş kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T.'deki esaslara göre belirlenen 138.547,95-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalılar .... A.Ş. ve ... A.Ş'e verilmesine,
12-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
İSTİNAF YÖNÜNDEN
:
13-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı ... A.Ş tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
14-Davalı ... A.Ş tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde yatıran tarafa iadesine,
15-Davalı ... A.Ş tarafından yatırılan 492,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve 210,00-TL yargılama gideri olmak üzere toplam 702,00-TL davacıdan alınarak davalı ... A.Ş' ye verilmesine,
16-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere █████/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!