Anahtar kelimeler: Kavrama Dubleks Zayıf Almaksızın İlerlemiş Konutu Talepli Oturduğu Aldatma Yaşı
1. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi

SAYISI
: █████████ E., █████████ K.
İLK DERECE MAHKEMESİ
: İstanbul Anadolu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI
: ████████ E., ████████ K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından adli yardım talepli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesi ile; 18.09.2018 tarihinde İstanbul ili ... ilçesi 20 45... parselde yer alan 13 numaralı bağımsız bölüm dubleks dairesini hiçbir bedel almaksızın ve halen oturduğu aile konutu olması nedeniyle eşinin bilgisi ve onayı olmaksızın yaşı ilerlemiş ve kavrama yeteneği zayıf olması sebebiyle aldatma (hile) etkisi altında davalılardan ...’ya devrettiğini, davalı ... ile davacının oğlu ... birlikte hareket ederek davacıyı “emaneten devretme, kredi çekip geri iade etme” vaadiyle kandırdığını, sonrasında da davacının oğlunu ve ailesini ölümle tehdit ederek taşınmazın iadesini engellediklerini, ... ...’in borç ilişkisi içinde bulunduğu tefeci ... ... ... aracılığıyla ...’a ve ailesine yönelik tehditlerde bulunduğunu, davacının bu tehditler nedeniyle taşınmazı devretmeye zorlandığını, ardından davalı ...’in taşınmazı görünürde satış işlemiyle diğer davalı ...’a devrettiğini, ...’ın da taşınmazın gerçek sahibinin davacı olduğunu bilmesine rağmen taşınmazı kötü niyetle devraldığını, evi “emaneten” tuttuğunu ikrar ettiğini, davacıdan para talep ettiğini ve satış bedeli ödemediğini, böylece davacının mülkiyet hakkını ortadan kaldırmaya yönelik muvazaalı işlemlerde bulunduğunu, TBK m.36 uyarınca aldatma ve irade fesadı nedeniyle yapılan satış işleminin hükümsüzlüğünü, TMK m.1024 gereğince kötü niyetli üçüncü kişi konumundaki davalı ...’a karşı yolsuz tescilin iptalini, taşınmazın adına tescilini veya mümkün olmadığı takdirde rayiç bedelinin tazminini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... vekili cevap dilekçesi ile; davacının taşınmazı 18.09.2018 tarihinde tamamen kendi rızası ve serbest iradesiyle devrettiğini, satış işleminin tapu müdürlüğünde tam ehliyetli ve irade sahibi olarak gerçekleştirildiğini, davacının iddia ettiği hile ve aldatmanın bizzat oğlu ... tarafından yapıldığını, kendisinin bu hileden haberdar olmadığını, dolayısıyla üçüncü kişinin fiilinden sorumlu tutulamayacağını, davacının 02.04.2020 tarihinde açtığı davanın TBK m.39’da öngörülen bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ikame edildiğini, bu nedenle aldatma (hile) iddiasına dayanarak sözleşmenin iptalinin mümkün olmadığını ayrıca davacının dilekçesinde dayandığı ses kaydının hukuka aykırı elde edilmiş delil niteliğinde olduğunu, özel hayatın gizliliğini ihlal eden suç vasfı taşıdığını, bu delille ispat yapılamayacağını, savcılık soruşturma dosyalarında müvekkili hakkında “kovuşturmaya yer olmadığına” dair karar verildiğini, bu durumun da iddiaların mesnetsizliğini ortaya koyduğunu, davacının kendi muvazaasına dayanarak hak talep etmesinin mümkün olmadığını, Yargıtay’ın 5.2.1947 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı ve yerleşik içtihatlarına göre kimsenin kendi muvazaasına dayanamayacağını ayrıca davacının dava değerini 10.000 TL olarak bildirip eksik harç yatırdığını, taşınmazın gerçek değerinin ise 400.000–450.000 TL civarında olduğunu belirterek eksik harç tamamlanmadan yargılamaya devam edilemeyeceğini, iddia edilen hile, tehdit ve tefecilik fiillerinin soyut ve ispatlanmamış beyanlardan ibaret olduğunu, davacının iddialarını usulünce ispat edemediğini ileri sürerek davanın mesnetten mahrum olması nedeniyle reddine karar verilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılması gerektiğini savunmuştur.
Davalı ... vekili cevap dilekçesi ile; davacının davasının tapu iptali ve tescil talebini içermesi nedeniyle öncelikle eksik harcın re'sen tamamlattırılması gerektiğini, harç tamamlanmadan davaya devam edilemeyeceğini, esasa ilişkin olarak ise davacının diğer davalı ... ile muvazaalı olarak gerçekleştirdiğini iddia ettiği satış işleminin kendi müvekkili açısından herhangi bir bağlayıcılığının bulunmadığını, davacının kendi muvazaasına dayanarak hak talep edemeyeceğini, muvazaayı ispata yarar yazılı bir delil de sunamadığını, bu nedenle davanın reddinin zorunlu olduğunu, dava konusu taşınmazı davacıdan değil diğer davalı ...’dan bedelini ödeyerek gerçek bir satış işlemiyle devraldığını, taşınmaz üzerindeki ipoteğin terkin edilmesi için ... Bankası ... Şubesinden 19.03.2019 tarihli yazı ile bildirilen 91.950 TL’lik borcun kapatılması amacıyla satıştan önce diğer davalıya 85.000 TL banka transferi yaptığını, ipoteğin bu ödeme ile kapatıldığını ve taşınmazın akabinde satın alındığını, bedelin bir kısmının da satış sırasında ödendiğini, buna ilişkin dekontların dosyada mevcut olduğunu, davacı tarafından ileri sürülen ses kaydı delilinin hukuka aykırı olarak elde edildiğini, müvekkilin özel hayatının izlenmesi suretiyle suç işlendiğini, bu sebeple delile itiraz ettiklerini ve sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunduklarını, davacının iddialarının tamamen temelsiz olduğunu, delil yaratma çabası içinde bulunarak hukuka aykırı yollarla beyanlarını desteklemeye çalıştığını, diğer davalıyla aralarındaki ilişkinin davacıyla ilgisi bulunmadığını, taşınmazın bir yıl süreyle diğer davalının kullanımına izin verdikten sonra gerçekte davacı tarafından işgal edildiğini öğrendiğini ve buna ilişkin tahliye ile ecrimisil davası açtığını, sonuç olarak davacının dayanaksız, delilsiz ve mesnetsiz iddialarla açtığı davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İstanbul Anadolu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin ████████ E., ████████ K. sayılı kararıyla; davaya konu taşınmazın davacı tarafından 18.09.2018 tarihinde davalı ...’ya satış yoluyla devredildiği, davacının satıştan yaklaşık bir yıl altı ay sonra satış sırasında oğlu ve davalı tarafından aldatıldığını, bu suretle iradesinin fesada uğratıldığını ileri sürerek tapu iptali ve tescil, bu talebin kabul edilmemesi hâlinde bedelin tahsili istemiyle dava açtığı, dosya kapsamındaki deliller birlikte değerlendirildiğinde davacının iradesinin fesada uğratıldığına ilişkin iddiasının soyut ve ispattan yoksun olduğu, resmi senedi bizzat imzalayan davacının satış bedelini aldığını beyan etmesine rağmen sonradan taşınmazı bedelsiz devrettiği yönündeki iddiasının inandırıcı bulunmadığı, bu nedenle tapu iptali ve tescil isteminin yerinde olmadığı gibi bedelin ödenmediği iddiasına dayalı bedel tahsili talebinin de kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı davacı vekili istinaf talebinde bulunmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesi 27.04.2023 tarihli █████████ E., ████████ K.sayılı kararıyla; ''bir davada birden fazla hukuki sebebe dayanılması mümkün olup Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 11.04.1990 tarih, 1990/1-152 E., ████████ K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, bu hâlde mahkemece hukuki nedenlerin önem sırasına göre araştırılması gerekmektedir. Somut olayda, davacı tanığı ... adına çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi üzerine davacı vekilince tanığın MERNİS adresine tebligat çıkarılması talep edilmiş olmasına rağmen, Mahkemece HMK m.241 koşulları oluşmadan ve gerekçe gösterilmeden tanığın dinlenmesinden vazgeçildiği kabul edilerek anılan tanık dinlenmemiştir. Oysa davacı, tanığın kimlik ve adres bilgilerini bildirmiş, bildirilen adres ile MERNİS adresinin esasen aynı olduğu, yalnızca kapı numarası yönünden farklılık bulunduğu anlaşılmıştır. HMK m.1 96... hükümleri uyarınca, delilden vazgeçilmesi veya tanığın dinlenmemesi ancak kanuni şartların varlığı hâlinde mümkün olup bu şartlar oluşmadan tanık dinlenmeksizin hüküm kurulması hukuki dinlenilme hakkını ihlal edeceğinden davacı tanığı ...’in usulüne uygun şekilde dinlenmesi ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış,'' gerekçesiyle dosya yeniden yargılama yapılmak üzere Mahkemesine gönderilmiştir.
İstanbul Anadolu 2.ASHM 11.06.2024 tarihli ████████ E., ████████ K.sayılı kararıyla; kaldırma kararını müteakip yapılan yargılama sırasında taraf vekillerinin önceki beyanlarını tekrar ettikleri ve eksikliklerin giderilmesini talep ettikleri, davacı vekilinin istemi ve kaldırma kararı doğrultusunda dinlenen davacı tanığı ...’in yeminli beyanında davacının oğlu ... ile ortak iş yapan davalı ...’nın davacıdan para talebinin kabul edilmemesi üzerine kredi çekilmesi amacıyla teminat olarak taşınmaz devrinin istendiğini duyduğunu, ancak devrin nasıl ve hangi şartlarda yapıldığı ile kredi çekilip çekilmediği hususunda kesin bilgi sahibi olmadığını, ayrıca davalı ...’in davacının oğlunu arayarak taşınmazın kendisine emaneten verildiğini söylediğini yanında bulunduğu sırada duyduğunu beyan ettiği, buna karşın davalı ... vekilinin bu hususu kabul etmediği, tanık beyanlarının soyut, ayrıntıdan yoksun ve hayatın olağan akışına aykırı nitelikte olduğu, davacının taşınmaz devri sırasında aldatıldığına veya davacının oğlunun tehdidiyle babasını ikna ettiğine dair yeterli ve inandırıcı bilgi içermediği, bu nedenle davacının iradesinin fesada uğratıldığı iddiasının ispatlanamadığı gerekçesiyle satışın iptali ve tapu iptali ile tescil, bu talebin kabul edilmemesi hâlinde taşınmaz bedelinin tahsili istemlerinin kabule şayan olmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar vermiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı davacı vekili istinaf talebinde bulunmuştur.
İstanbul BAM 1.Hukuk Dairesi 23.09.2024 tarihli █████████ E., █████████ K.sayılı kararıyla, hak düşürücü sürenin geçmiş olması halinde Mahkemece işin esasının incelenemeyeceği ve salt bu nedenle davanın reddine karar verileceği kuşkusuz olup sürenin Mahkeme tarafından re'sen dikkate alınıp incelenmesinde yasal bir zorunluluk bulunduğunu, dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlar ile yasal gerektirici nedenlere ve HMK'nın 355. maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri re'sen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş ve verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiş olmasına göre yerinde olmayan bütün istinaf itirazlarının reddine ve davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesi ile; İstinaf Mahkemesinin başvurunun süresinde olmadığı gerekçesiyle başvurunun reddine karar verdiğini oysa TBK m.39 uyarınca korkutma veya aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl içinde dava açılması gerektiğini, somut olayda davacının 26.03.2020 tarihinde olayı öğrendiğini ve 02.04.2020 tarihinde dava açtığını belirterek davanın süresinde olduğunu, buna rağmen deliller (tanık anlatımları ve ses kayıtları) dikkate alınmadan karar verildiğini ayrıca TBK m.39/2 gereğince sözleşme onanmış sayılsa dahi tazminat hakkının saklı olduğunu ancak bu konuda hüküm kurulmadığını, yemin deliline dayanılmasına rağmen Mahkemece yemin teklif hakkının hatırlatılmadığını, bunun Yargıtay içtihatları uyarınca usuli bozma sebebi olduğunu; esas yönünden ise 75 yaşındaki davacının kavrama yeteneği zayıf olup, oğlu ve davalıların aldatması sonucu hiçbir bedel almadan aile konutunu devrettiğini, davalıların kötü niyetli ve tefecilik faaliyeti içinde olduğunu, hile ve korkutmanın tanık beyanları, ses kayıtları ve bilirkişi raporundaki bedel farklarıyla sabit olduğunu, taşınmazın gerçek değerinin dörtte biri bedelle devredilmesinin irade fesadını açıkça gösterdiğini, bu nedenle irade sakatlığı iddiasının her türlü delille ispatlanabileceği yönündeki Yargıtay kararlarına rağmen davanın reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, tüm bu nedenlerle temyiz talebinin kabulüyle istinaf kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında karar verilmek üzere İlk Derece Mahkemesine gönderilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, hile (aldatma) hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel istemine ilişkindir.
Bölge Adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dosyanın incelenmesinden; dava konusu İstanbul ili ... ilçesi ... mahallesinde kain 20 45... parsel sayılı taşınmazdaki 13 nolu bağımsız bölümün davacı adına kayıtlı iken davacı tarafından 18.09.2018 tarihinde davalı ...'ya 112.000,00 TL bedelle satış yolu ile devredildiği, davalı ... tarafından 21.03.2019 tarihli resmi senet ile 126.000,00 TL bedelle davalı ...'a satış yolu ile devredildiği anlaşılmıştır.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK’nın 370. maddesi uyarınca ONANMASINA,
Davacı vekili kararı adli yardım talepli temyiz ettiğinden ve adli yardım talebi kabul edildiğinden; başlangıçta alınmayan 2.107,80 TL temyiz başvuru harcı ile 615,40 TL onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.11.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!