Anahtar kelimeler: Ölçümü Dönüm Sini Defalarca Ölçüm Arazinin Evi Kardeşi Fakat Vermediğini
1. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi

SAYISI
: █████████ E., █████████ K.
İLK DERECE MAHKEMESİ
: ... 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI
: ████████ E., ████████ K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı mirasçıları vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı 10.10.2019 tarihli dava dilekçesi ile; davalı ...'nin kardeşi olduğunu, ... ... köyü 363 parsel 15 dönüm arazinin ...'ye ait olduğunu, kendisinin de bu yere yakın 253 parselde iki evi olduğunu, ölçüm hatası nedeni ile davalının parseli içinde kaldığını, 15 00... 'sini kendisine vermesi için defalarca söylediğini fakat vermediğini, bu yerin yeniden ölçümü yapılarak iki evinin davalının tapusu içinde kalmasından ötürü 15 00... 'sini tapudan çıkarılıp kendi tapusuna kaydının yapılmasını, böylece el atmanın önlenmesini talep etmiştir.
Davacı 08.02.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile; elatmanın önlenmesi olarak açtığı davada arzuhalci hatası nedeniyle davanın yanlış nitelendirildiğini, aslında içinde iki adet evin bulunduğu 2.502,87 m² büyüklüğündeki alanın adına tescilini talep ettiğini, davasını muris muvazaasına dayalı pay oranında tapu iptali ve tescil davası olarak ıslah ettiğini, 1964 yılında annesi ... ...’nin rızasıyla tapusuz taşınmaz üzerinde ev yapmaya başladığını, taşınmazı 55 yıldan fazla bir süredir nizasız ve malik sıfatıyla kullandığını, davalı kardeşi ...’nin bu süre boyunca tasarrufuna engel olmadığını ancak 1969 yılında yapılan tapulama sırasında annesi ile davalının muvazaalı şekilde hareket ederek içinde davacının evi bulunan 15 dekar taşınmazın tamamını satış göstermek suretiyle davalı ... adına tescil ettirdiklerini, muris annesi ... ...’nin okuma - yazması olmayan saf bir kişi olduğunu, taşınmazı satmasını gerektirecek bir ihtiyacının bulunmadığını, davalı ...’in ise 19 yaşında olup ekonomik gücü bulunmadığından bu taşınmazı satın almasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, dolayısıyla tescilin muris muvazaasına dayandığını, bu nedenlerle davasını HMK’nın 176 ve devamı maddeleri uyarınca ıslah ettiğini, muris muvazaasına dayalı miras payı oranında tapu iptali ve tescile karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesi ile; Muğla ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, 1 30... parselde kayıtlı taşınmazın tapuda maliki olduğunu ve bu durumun tapu kayıtlarıyla sabit bulunduğunu, davacının ise müvekkilin taşınmazında iki evinin kaldığı iddiasıyla taşınmazın bir kısmının adına tescilini talep ettiğini, ancak öncelikle yapılacak keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda bu iddianın doğruluğunun belirlenebileceğini, davacı tarafından başkasına ait olduğu bilinen taşınmaz üzerine rıza dışı ve kötüniyetli olarak yapı inşa edildiğini, Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi gereğince kötüniyetin korunamayacağını, bu nedenle davacının temlik talebinde bulunamayacağını, yapılmış olan yapıların kaçak nitelikte bulunduğunu ve yapı kayıt belgelerinin davalının mülkiyet hakkı karşısında geçerliliğinin bulunmadığını, dava konusu taşınmazın bölünebilir vasıfta olmadığını, bu nedenle taşınmazın bir kısmının davacıya devredilmesinin mümkün olmadığını, Mahkeme aksi kanaatte olsa dahi temlikin ancak bedel karşılığında yapılabileceğini (TMK m.725), davalının mülkiyet hakkı ihlal edilerek kötüniyetle inşa edilen yapıların varlığı halinde davacı aleyhine ecrimisil ve yıkım talepli davalar açılacağını ve sonuç olarak açılan davanın öncelikle usulden, aksi halde esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Davalı vekili 18.02.2021 tarihli ıslaha cevap dilekçesi ile; davacı tarafın ıslah dilekçesiyle davanın konusunu ve taleplerini tamamen değiştirmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle ıslahın geçersiz olduğunu ayrıca davacının 2000 yılında taşınmaz devrini öğrendiğini beyan etmesi nedeniyle zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, davacının muris muvazaasına dayalı iddialarının gerçeği yansıtmadığını, dava konusu taşınmaz üzerindeki yapıların aile bireyleri tarafından birlikte inşa edildiğini, çoğunun murisin ölümünden sonra yapıldığını, müvekkilinin bu yapılara hiçbir zaman rıza göstermediğini ve bilirkişi raporlarında da yapılarla ilgili ölçüm hatası bulunmadığının tespit edildiğini, davacının annesiyle ilgilenmediğini, davalının ise annesiyle birlikte yaşadığını, onun bakımını üstlendiğini, davalıya duyduğu minnet duygusu nedeniyle taşınmazı devrettiğini, bu nedenle muris muvazaasının unsurlarının oluşmadığını, kadastro tespitine dayalı işlemlerde muris muvazaası hükümlerinin uygulanamayacağını, tapulama sırasında yapılan tescil işlemlerinin temlik mahiyetinde olmadığını, Yargıtay içtihatlarının da bu yönde olduğunu, murisin ölümünden sonra diğer taşınmazların tüm mirasçılarca paylaşıldığını, davacının da bu paylaşımda pay aldığını, dolayısıyla mal kaçırma kastının bulunmadığını, muvazaanın varlığı için murisin mirasçılarını aldatma kastının ispatlanması gerektiğini, somut olayda bu şartların oluşmadığını ayrıca davacının eksik harcı tamamlamadığını, bu nedenle davanın usulden reddi gerektiğini, öncelikle ıslah dilekçesinin reddine, aksi halde muris muvazaasına dayalı olarak ıslah edilen davanın esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
... 4. Asliye Hukuk Mahkemesi 13.10.2021 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararında; dava konusu taşınmazın 1969 yılında yapılan kadastro tespitinde davalı adına kaydedildiği, 2013 yılında yapılan 22/a çalışmaları sonrasında da kayıtta herhangi bir değişiklik bulunmadığı, muris muvazaasının uygulanabilmesi için temliki tasarrufa konu taşınmazın murisin tapulu malı olması ve murisin iradesini tapu memuru huzurunda satış şeklinde açıklamış olması gerektiğini oysa somut olayda taşınmazın mülkiyetini devre konu eden bir sözleşme bulunmadığını, sadece kadastro teknisyeni huzurunda verilen tek taraflı bir muvafakat beyanının mevcut olduğunu, bu nedenle muris muvazaasına ilişkin 01.04.1974 tarihli, 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının somut olaya uygulanamayacağını, taşınmazın davalı adına yapılan tescilinin kadastro tespitine dayandığını, temliki bir işlem niteliğinde bulunmadığını ve davacının muvazaa iddiasının hukuken geçerli olmadığını değerlendirerek açılan davanın reddine karar vermiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda numarası belirtilen kararına karşı davacı vekili istinaf talebinde bulunmuştur.
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi, 04.11.2024 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararında; muris ... ...’ın 04.01.1977 tarihinde vefat ettiği, geride davacı oğlu ... ile davalı oğlu ... ve diğer mirasçılarını bıraktığı; dava konusu Muğla ili ... ilçesi ... Mahallesi, Eski 263 (yeni 1 30... ) parsel sayılı taşınmazın murisin mülkiyetinde olmadığı, murisin taşınmaz üzerinde malik sıfatıyla herhangi bir tasarrufta bulunmadığı, taşınmazın ... kızı ... ...’nin zilyetliğinde iken 05.05.1969 tarihinde oğlu ...’ye 1.500 TL bedelle haricen satış yoluyla devredildiği, ... adına 27.11.1969 tarihinde yapılan kadastro sonucunda tespit ve tescil edildiği, halen de onun adına kayıtlı bulunduğu, murisin taşınmaz üzerinde tapu memuru önünde irade beyanında bulunmadığını, dolayısıyla 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın somut olayda uygulanamayacağını, her ne kadar davacı tanıkları dinlenmemiş olsa da bunun sonuca etkili olmadığını belirtmiş; dosya kapsamı, toplanan deliller ve hükmün dayandığı yasal gerekçeler birlikte değerlendirildiğinde delillerin takdirinde isabetsizlik bulunmadığı kanaatine varmış ve İlk Derece Mahkemesinin kararını usul ve esas yönünden hukuka uygun bularak istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda numarası belirtilen kararına karşı davacı mirasçıları vekili temyiz talebinde bulunmuştur.
Davacı mirasçıları vekili temyiz dilekçesi ile; davacı ...’nin 26.02.2023 tarihinde vefat ettiğini, mirasçılarının vekilleri aracılığıyla davayı takip ettiklerini ve veraset belgesi ile nüfus kayıt örneklerini dosyaya sunduklarını, “dava konusu taşınmazın davalı adına tespitinin murisin tapulama sırasında beyan ve imzasına dayandığı” yönündeki tespitin gerçeği yansıtmadığını, muris ...’nin tapulama sırasında herhangi bir beyanda bulunmadığını ve tutanağı imzalamadığını, dolayısıyla İBK'nın somut olaya uygulanamayacağını, davalı adına dayanak gösterilen 05.05.1969 tarihli harici satışın muvazaalı olduğunu, murisin taşınmazı taksim edip davalıya fiilen teslim etmediğini, davacının 1964 yılından itibaren taşınmaz üzerinde ev yapıp zilyet olduğunu, davalının ise 19 yaşında ve ekonomik gücü yetersiz bir durumda bulunduğunu, murisin de satış yapmasını gerektiren bir ihtiyacının olmadığını, Bölge Adliye Mahkemesi kararında tarafların eşitliği ve hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini, yalnızca davalı beyanlarına değer verilip davacının tanıklarının dinlenmediğini, mahkeme kararlarının gerekçesiz ve eksik incelemeye dayandığını, davacıya ait beyanların ve delillerin göz ardı edilmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürerek, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun reddine dair kararının bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, kadastro öncesi sebebe dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil, ıslah ile muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Bölge Adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dosyanın incelenmesinden; muris ... ...'ın 04.01.1977 tarihinde öldüğü, geride davacı oğlu ..., davalı oğlu ... ve dava dışı ..., ..., ..., ... ve ... ...'yi mirasçı bıraktığı, dava konusu edilen Muğla ili, ... ilçesi, ... Mah. eski 2 63... ada 59 parsel sayılı taşınmazın, ... kızı ... ...'nin malik sıfatı ile zilyet ve tasarrufunda iken bu yeri 05.05.1969 tarihinde oğlu ...'ye 1.500,00 TL bedelle haricen satışından ve halen de zilyet olduğundan ... adına 27.11.1969 tarihinde yapılan kadastro sonucunda tespit ve tescil edildiği, halen de ... adına kayıtlı olduğu anlaşılmıştır.
Davacı ... 26.02.2023 tarihinde öldüğü halde karar başlığında mirasçıları yerine ...'nin yer almasının mahallinde giderilebilir maddi hata olduğu, temyizen incelenen kararın, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı mirasçıları vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenlerin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığı görülmüştür.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı mirasçıları vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK’nın 370. maddesi uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacı mirasçılarına yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.11.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!