Anahtar kelimeler: Olunmadığının Bam Esaskarar Müteveffa Ortağı Başkan Yazim Memuru Konya Katip

T.C. KONYA BAM 6. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ...
T.C.KONYABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ6. HUKUK DAİRESİDOSYA NO
: ...KARAR NO
: ...T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IBAŞKAN
: ..... (...)ÜYE
: ..... (...)ÜYE
: ..... (...)KATİP
: ..... (...)İNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ
: █████/2025NUMARASI
: ... Esas - ... KararİSTİNAF EDEN DAVACI
: ........VEKİLLERİ
: Av..... Av.....DAVALILAR
: 1 -........VEKİLİ
: Av.....DAVALI - MÜTEVEFFA
: 2 -........TASFİYE MEMURU
: ........DAVA
: Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve AlacakİSTİNAF KARARININKARAR TARİHİ
: █████/2026YAZIM TARİHİ
: █████/2026Davacı tarafından davalı aleyhine Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... (... eski esas) Esas sayılı dosyası ile açılan şirket ortağı olunmadığının tespiti ve alacak davasında █████/2022 tarihinde tesis edilen karara karşı davacının temyiz kanun yoluna başvurması üzerine kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin █████/2023 tarih ... Esas - ... Karar sayılı ilamıyla onandığı, davacının Anayasa Mahkemesine yapmış olduğu bireysel başvurusu sonucu yeniden yargılama yapılmasına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararı gereğince ilk derece mahkemesince █████/2025 tarihinde tesis edilen karara karşı, davacının istinaf kanun yoluna başvurması üzerine dosyanın dairemize geldiği anlaşılmakla üye hakimin görüşleri alındıktan sonra, dosya incelendiğinde;DAVA
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketlerin de içinde bulunduğu ........ Grubu tarafından Almanya başta olmak üzere birçok ülkede "yatırılan paraların istendiği her an geri çekilebileceği ve karşılığında yüksek oranlarda faiz verileceği" garantisi ile para toplanıldığını, toplanılan paralara ilişkin başlangıçta makbuz verildiğini ancak daha sonra bu makbuzların alınarak yerine ortaklık durum belgesi, ortaklık ve hisse senedi takip formu ibareli belgelerin verildiğini, davalı tarafın bu eylemleri nedeniyle nitelikli dolandırıcılık, izinsiz halka arz, kanuna aykırı aracılık faaliyeti gibi suçlamalarla ceza davaları açıldığını, müvekkiline de █████/2000 tarihi itibariyle parasının şirketteki işleyişini gösteren ortaklık durum belgesi verildiğini ve 18.780,00 DM ödenebileceğinin ifade edildiğini, müvekkili tarafından yatırılan paranın iadesinin istenmesine rağmen müvekkili tarafından davalı tarafa yatırılan paranın iade edilmediğini, davalı tarafça yapılan para toplama işleminin hukuka aykırı olduğunu, davalının basiretli iş adamı gibi davranmadığını, davalıların eyleminin SPK mevzuatına aykırı olduğunu, davalı ........'ın TTK.m.336 uyarınca yönetim kurulu başkanı sıfatıyla diğer davalılar ile birlikte müvekkili zararından sorumlu olduğunu, müvekkilinin davalı şirketlerin ortağı olmadığını, taraflar arasında kanuna uygun surette kurulmuş bir ortaklık ilişkisi bulunmadığını belirterek müvekkilinin davalı şirketlerde hukuka uygun surette kurulmuş bir ortaklığının bulunmadığının tespiti ile müvekkilinden tahsil edilen 18.780,00 DM (9.602,06 Euro) karşılığı 20.189,29 TL'nin en yüksek avans faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.CEVAP
: Davalı ........ A.Ş vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ile müvekkili ........ A.Ş arasında ortaklık ilişkisi bulunduğunu, bu nedenle TTK.m.329 ve 405 gereğince hisse senetlerinin geri alınması ve bedellerinin davacıya iadesinin mümkün olmadığını, davacı ile davalılardan ........ A.Ş arasında herhangi bir hukuki ilişkinin mevcut olmadığını, davacının hile, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşmeye dayalı taleplerinin zamanaşımına uğradığını, keza şirket ile ortaklar arasındaki davaların beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu sürenin de geçtiğini, davacının dayandığı ortaklık durum belgesi altındaki imzaların müvekkillerine ait olmadığından müvekkillerini bağlamayacağını, davacının müvekkili şirketlere ödediği bir bedel bulunmadığını, davacının müvekkili şirketin hisse senetlerini edinmek suretiyle müvekkili şirkette pay sahibi olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.Davacı tarafından davalı aleyhine Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... (... eski esas) Esas sayılı dosyası ile açılan şirket ortağı olunmadığının tespiti ve alacak davasında █████/2022 tarihinde tesis edilen karara karşı davacının temyiz kanun yoluna başvurması üzerine kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin █████/2023 tarih ... Esas - ... Karar sayılı ilamıyla onandığı anlaşılmıştır.ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI
:Anayasa Mahkemesi'nin 18.05.2023 tarih ███████ E. ███████ K. sayılı iptal kararı ile 7194 sayılı Kanun'un 41.maddesinin Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edildiği, bu kararın █████/2023 tarihli Resmi Gazetede yayınlandığı,Davacı tarafın; şirkete yatırılan paranın iadesi talebiyle açılan dava sırasında yapılan kanuni düzenleme sonucu, alacağın tahsil imkanının ortadan kaldırılması nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına dayalı başvurusu üzerine;Anayasa Mahkemesinin █████/2024 tarih ... başvuru numaralı kararında; "...8. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Turgay Kılıç (B. No: ██████████, █████/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede alacağın tahsili için uygun hukuki yollara başvurmasına rağmen yargılama sırasında yapılan kanuni düzenleme nedeniyle hukuki mekanizmaları işletme imkânından mahrum bırakılan başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Somut başvuruda anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Bu doğrultuda başvurucuların Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.9. Başvurucular, ihlalin tespiti ile tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, dava dosyalarının temin edilerek yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (Mehmet Doğan [GK], B. No: █████████, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: ██████████, 7/███████, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: ██████████, 21/1/2021, §§ 93-100). İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir...." gerekçesiyle; mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için - bölge adli mahkemeleri için dava dosyalarının ilk derece mahkemesinden temin edilerek-yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (D) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE, şeklinde karar verilmiştir.İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
: İlk derece mahkemesince; "...Yukarıda yazılı yasal düzenlemeler ve emsal Yargıtay kararları birlikte değerlendirildiğinde;Davalı ........ A.Ş.'nin (görevli ve yetkililerinin) haksız fiil teşkil eden eylemine uygulanması gereken 3 ayrı zamanaşımı süresi mevcuttur. Bunlar; (fiilin)zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlayacak olan 1 yıllık, haksız fiil tarihinden itibaren işlemeye başlayacak olan 10 yıllık ve ayrıca zarar verici eylemin suç teşkil etmesi halinde yine haksız fiil tarihinden itibaren uygulanacak olan uzamış ceza zamanaşımı (somut olayda 5 yıl) süresidir. Buna göre haksız fiil teşkil eden dava konusu ihtilafa, fail (parayı tahsil eden şirket) ve zarar veren fiil (davalı şirketin para tahsil etme eylemi) biliniyorsa 5 yıl, sonradan öğrenilmişse 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanmalıdır. Davacının para yatırdığı şirketi ve para tahsil eylemini sonradan öğrenmesi söz konusu olmadığından 5 yıllık zamanaşımı süresi esas alınmıştır.Mahkememizce ayrıca, Yargıtay 11. HD'nin yukarıda yazılı görüşünün aksine, Yargıtay HGK’nun 07.02.2024 gün ve 2023/(17)4-915 E. ███████ K. ve Yargıtay HGK’nun 16.04.2008 gün ve 2008/4-326 E. ████████ K. sayılı emsal içtihatları gereğince 5 yıllık ceza zamanaşımı süresinin yarı oranında uzama kuralının hukuk davalarında uygulanamayacağı (5 yıllık ceza zamanaşımı süresinin 7,5 yıl olarak uygulanamayacağı) kabul edilmiştir.Kaldırılan karara ilişkin dosyada mevcut █████/2000 tarihli Ortaklık Durum Belgesine (ODB) göre, davacının davalı şirketteki en son işlem ve haksız fiil tarihinin █████/2000 olduğu kabul edilmiş, bu davanın açıldığı █████/2010 tarihine kadar 5 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği ve davalı tarafın cevap dilekçesiyle zamanaşımı itirazında bulunduğu görüldüğünden, davacının davasının davalılardan ........ A.Ş. yönünden zamanaşımı süresinin geçmesi nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir.Yargıtay 11. HD’nin 11.07.2023 gün ve ████████ E. █████████ K. emsal içtihadına göre, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi halinde yargılamada kendisini vekil ile temsil ettirmiş davalı yararına hüküm tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekli ise de;Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 3332 s. Yasanın yürürlüğe girdiği █████/2019 tarihine kadar uzun süreler boyunca, somut dava ile benzer uyuşmazlıklarda, davalıların zamanaşımını ileri sürmelerinin hakkın kötüye kullanılması olduğu görüşünü kabul etmiştir (Örneğin ; Yargıtay 11. HD.nin █████/2014 gün ve ██████████ E. ██████████ K., 03.04.2014 gün ve ██████████ E. █████████ K., 30.05.2016 gün ve ████████ E. █████████ K., █████/2016 gün ve ██████████ E. █████████ K., █████/2018 gün ve █████████ E. █████████ K., █████/2018 gün ve █████████ E. █████████ K. sayılı ilamları gibi.) İlk derece mahkemeleri tarafından da (sonradan Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 3332 s. Yasanın Geçici 4. maddesinin █████/2019 tarihinde yürürlüğe girmesine kadar) bu uygulama uzunca bir süre aynen benimsenmiştir.Yargıtay 11. HD.'nin 29.04.2024 gün ve █████████ E. █████████ K. sayılı emsal içtihadı ile zamanaşımı hakkındaki önceki uygulamasından dönülerek, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği görüşü kabul edilmiş ve Mahkememizce de gerek Yargıtay'ın gerekse ilk derece mahkemelerinin önceki görüş ve uygulamalarından dönerek yeni karar ve uygulamaya geçmelerinin hukuken mümkün olduğu sonucuna varılarak, güncel içtihatların derdest davalara uygulanması gerektiği kabul edilmiştir.Ancak, Yargıtay'ın ve ilk derece mahkemelerinin çok uzun süre istikrar kazanmış uygulamalarına güvenerek dava açan davacıların, bu davalar derdest iken yargı kurumlarının hukuki görüş değişikliği (ve zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar vermeleri) sonucu, ayrıca (karşı tarafın yaptığı) yargılama giderlerine ve vekalet ücretine mahkum edilmelerinin, adalet ve hakkaniyet prensipleri ile hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik prensiplerine aykırılık teşkil ettiği sonucuna varılmıştır.Bu nedenle Mahkememizce davacının davasının davalılardan ........ A.Ş. yönünden zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olmasına rağmen, adalet ve hakkaniyet prensipleri ile hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik prensipleri gereğince davalı şirket lehine vekalet ücreti ve yargılama giderlerine hükmedilemeyeceği sonucuna varılmış ve oluşan vicdani kanaat ile aşağıdaki şekilde karar verilmiştir..." gerekçesiyle;1-Davacının davalılardan ........'a karşı açtığı davaya ilişkin olarak, Mahkememizin █████/2017 gün ve █████████ E. ████████ K. sayılı ilamı ile verilen "11.822,35 TL'nin temerrüt tarihi olarak kabul edilen █████/2010 dava tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlardaki avans faiziyle davalılardan alınarak davacı tarafa verilmesine" ilişkin hüküm, sadece davalılardan ........ yönünden temyiz edilmeksizin █████/2017 tarihinde kesinleşmekle, davacının davalılardan ........'a karşı açtığı alacak davası hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına,2-Davacının davasının davalılardan ........ A.Ş. yönünden zamanaşımı süresinin geçmesi nedeniyle reddine, şeklinde karar verilmiştir .İSTİNAF SEBEPLERİ
: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalıların hakkını kötüye kullanması nedeniyle zamanaşımı itirazının MK 2. maddesi uyarınca dikkate alınmayacağına dair yerleşik içtihadın dikkate alınmadığını, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22.04.2022 tarihli E. 2021/7, K. 2022/2 sayılı kararına değinildiğini, buradaki tartışma ile dava konusu olay hakkındaki tartışma arasında bir bağ bulunmadığını, zamanaşımı konusunda yerleşik içtihatın hakkın kötüye kullanılmasına ilişkin olup TMK m. 2 uyarınca kötüye kullanılan bir hakkın, yani zamanaşımı def' inin dikkate alınmasının mümkün olmadığına ilişkin olduğunu, Yargıtay İBK'nın ise zamanaşımı başlangıcına ilişkin olduğunu, Yargıtay İBK ile zamanaşımı konusundaki görüşün değiştirilmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle mahkemenin hakkın kötüye kullanımına ilişkin görüşünü Yargıtay İBK'ya dayanarak yapmasının mümkün olmadığını, dürüstlük kuralına ilişkin olan zamanaşımı itirazı konusunda Yargıtay İBK'nın esas alınmasının hatalı olduğunu belirterek; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
:Dava; davalı şirkete ortak olmadığının tespiti, kâr payı alınması maksadıyla verilen paranın iadesi istemiyle açılan davada yargılamanın yenilenmesi istemine ilişkindir.İstinaf incelemesi HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve re'sen kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmıştır.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.12.2025 tarih, 2025/2-520 Esas ████████Karar sayılı ilamında; “…19. Bilindiği üzere bir uyuşmazlık karara bağlanıp verilen hükmün kesinleşmesinden sonra aynı taraflar arasında, aynı konuda ve aynı dava sebebine dayanılarak yeni bir yargılama yapılamaz. Kesin hükme bağlanmış olan bir davaya bakılamayacağına ilişkin kuralın en önemli istisnası yargılamanın iadesi yoludur.20. Yargılamanın iadesi; bazı ağır yargılama hatalarından ve noksanlarından dolayı, maddi anlamda kesin hükmün sona ermesini ve daha önce kesin hükme bağlanmış olan bir dava hakkında yeniden yargılama ve inceleme yapılmasını sağlayan olağanüstü bir kanun yoludur (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul-2001, Cilt V, s. 5165). Zira karar kesinleşmiş olsa dahi bazı yargısal hatalar çok ağır olabilir. Bu ağır ve kabulü zor hataların, kararın kesinleşmesinden sonra anlaşılması hâlinde dahi kararı ayakta tutmaya çalışmak; toplum vicdanını derin bir şekilde zedelediği gibi hukuk düzenine duyulan güveni ortadan kaldırabilir (Muhammed Özekes/Tolga Akkaya, Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, İstanbul-2025, C. IV, s. 4123).21. Bu yol her ne kadar 6100 sayılı Kanun sistematiği içerisinde kanun yolları arasında düzenlenmiş olsa da; konuyla ilgili 31.03.1937 tarihli ve 1/13 ve 23.05.1956 tarihli 8/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararlarında da belirtildiği ve doktrinde de benimsendiği üzere daha çok bir dava olarak kabul edilmektedir. Yargılamanın iadesi yolu esasen; kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş olan hukuk ve ceza mahkemesi kararları ile Danıştay ve başkaca özel mahkeme kararlarının yasada belirtilen özel nedenlerin gerçekleşmesi hâlinde, aynı yargı yerinde yeniden incelenmesine, yargılama yapılmasına ve karar verilmesine olanak sağlayan olağanüstü yargılama yöntemi şeklinde tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lügatı, Ankara-2021, C. I, s. 1201).22. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 374. maddesi ile maddi anlamda kesin hükmün bertaraf edilmesini sağlamak amacıyla öngörülen yargılamanın iadesi; kesin olarak verilen veya kesinleşmiş hükümlere karşı istenebilir (Süha Tanrıver, Medeni Usul Hukuku, Ankara-2022, C. II, s. 142). Dolayısıyla yargılamanın iadesi yolu, kesinleşmiş hükümlere karşı başvurulan istisnai bir yoldur. Eğer ki mahkemenin kararı şeklen kesinleşmemişse veya şeklen kesinleşmiş olsa dahi maddi anlamda kesin hüküm oluşturmuyorsa yargılamanın iadesi yoluna gidilemez. Dolayısıyla ortada henüz kesinleşmiş bir karar yoksa, başvuru imkânları tüketilmemişse veya karar kesinleşmiş görünse dahi hükmün başka şekillerde yeniden ele alınıp incelenmesi mümkün ise yargılamanın iadesi talebi hukuki yarar yokluğundan reddedilmelidir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.03.2003 tarihli ve 2003/6-169 Esas, ████████ Karar sayılı kararında bu hususa işaret edilerek, usulsüz tebligatın yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulü sonucu doğurmayacağı, zira usulsüz olarak tebliğ edilen bir kararın zaten kesinleşmiş bir karar olmadığı, şeklen kesinleştirme yapılmış olmasının da sonuca etkili olmayacağı açıklanmıştır.23. Yargılamanın iadesi sebepleri, 6100 sayılı Kanun'un 375. maddesinde on iki bent hâlinde sayılmış, ayrıca 376. maddesinde taraflar dışında üçüncü kişilerin yargılamanın iadesini istemesi durumu düzenlenmiştir. Kanunla belirtilen yargılamanın iadesi sebepleri sınırlı sayıda sayılmış olup gösterilen sebepler dışında, yargılama hatası ne kadar ağır olursa olsun yargılamanın iadesi istenemez. Yargılamanın iadesi: “a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması.b) Davaya bakması yasak olan yahut hakkındaki ret talebi, merciince kesin olarak kabul edilen hakimin karar vermiş veya karara katılmış bulunması.c) Vekil veya temsilci olmayan kimselerin huzuruyla davanın görülmüş ve karara bağlanmış olması.ç) Yargılama sırasında, aleyhine hüküm verilen tarafın elinde olmayan nedenlerle elde edilemeyen bir belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması.d) Karara esas alınan senedin sahteliğine karar verilmiş veya senedin sahte olduğunun mahkeme veya resmi makam önünde ikrar edilmiş olması.e) İfadesi karara esas alınan tanığın, karardan sonra yalan tanıklık yaptığının sabit olması.f) Bilirkişi veya tercümanın, hükme esas alınan husus hakkında kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun sabit olması.g) Lehine karar verilen tarafın, karara esas alınan yemini yalan yere ettiğinin, ikrar veya yazılı delille sabit olması.ğ) Karara esas alınan bir hükmün, kesinleşmiş başka bir hükümle ortadan kalkmış olması.h) Lehine karar verilen tarafın, karara tesir eden hileli bir davranışta bulunmuş olması.ı) Bir dava sonunda verilen hükmün kesinleşmesinden sonra tarafları, konusu ve sebebi aynı olan ikinci davada, öncekine aykırı bir hüküm verilmiş ve bu hükmün de kesinleşmiş olması.i) Kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması (Eklenmiş ibare RGT: 31.07.2018 RG No: 30495 Kanun No: ███████) veya karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi” sebeplerinden ibarettir…” hususunun belirtildiği,Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 23.02.2023 tarih, █████████ Esas, █████████ Karar sayılı ilamında; “…4. 2010 yılında Anayasa'nın 148 inci maddesinde yapılan değişiklikle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruları karara bağlama yetki ve görevi verilmiştir. Bu değişikliğin gerekçesinde şöyle ifade edilmiştir: Bireysel başvuru ya da anayasa şikâyeti, kamu gücü tarafından, temel hak ve özgürlükleri ihlâl edilen bireylerin başvurdukları olağanüstü bir kanun yolu olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde, temel hakların korunması amacıyla bireysel başvuru yolu, pek çok uygar ülkede anayasa yargısının ayrılmaz bir parçası kabul edilmektedir.5. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un Mahkemenin görev ve yetkileri kenar başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde Yüksek Mahkemeye Anayasanın 148 inci maddesi uyarınca yapılan bireysel başvuruları karara bağlamak görevi verilmiştir. Aynı Kanun'un Bireysel başvuru hakkı kenar başlıklı 45 inci maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: Herkes, Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Esas hakkındaki inceleme kenar başlıklı 49 uncu maddesinin altı numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir: ... bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin inceleme... bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz. "Kararlar" kenar başlıklı 50 nci maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir: (1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez. (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir. Yine 6216 sayılı Kanun'un Mahkeme kararları kenar başlıklı 66 ncı maddesine göre, Mahkeme kararları kesindir. Mahkeme kararları Devletin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.6. Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler karşısında Anaya Mahkemesince bireysel başvurular sonucu verdiği kararların hukuki niteliği üzerinde durmak gerekir. Anayasanın 148 inci maddesindeki değişikliğin gerekçesinde bireysel başvuru yolu, olağanüstü bir kanun yolu olarak tanımlanmıştır. Bireysel başvuru ya da anayasa şikâyeti, temel hak ve özgürlükleri yasama, yürütme veya yargı organlarının işlemleri tarafından ihlal edilen bireylerin başvurdukları olağanüstü bir kanun yolu olarak tanımlanabilir. Bireysel başvuru öncelikle, hakları ihlal edilenlere Anayasa veya yasayla tanınan bir dava türüdür.7. Anayasa Mahkemesinin kararına göre Anayasa’nın 148 inci maddesinde yer verilen bireysel başvuru yolu, dava dilekçesinde belirtildiği gibi sadece bir hakkın ihlal edilip edilmediğinin tespiti davası değil, bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin kamu gücü tarafından ihlalinin önlenmesi ve bir ihlal tespiti durumunda da bu ihlalin sonuçlarını ortadan kaldıracak veya meydana gelen zararı giderecek şekilde hukuki sonuçlar doğuran bir dava niteliğindedir (AYM 1.3.2012 t. E.███████, K.███████).8. Bireysel başvuru yolu, temyiz veya istinaf benzeri bir başvuru olmadığı gibi temyiz veya istinaf sonrası olağanüstü bir temyiz fırsatı da değildir. Anayasanın 148 nci maddesinin dördüncü fıkrasında bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamayacağı belirtilmiş, 6216 sayılı Kanun'un 45 nci maddesinde de aynı hüküm tekrar edilmiştir. Bu kapsamda temyiz ve istinaf aşamalarında, ilk derece mahkemelerinin olayları ve delilleri değerlendirmeleri doğru yapıp yapmadıkları, mahkemelerin yaptığı işlemlerin yasalara uygun olup olmadığı ve yasa kurallarının doğru uygulanıp uygulanmadığı değerlendirilirken Anayasa Mahkemesi, genel mahkemelerin olayı ve delilleri değerlendirirken, yasa kurallarını uygularken temel hakları ihlal edip etmediklerini ve ihlal varsa bu ihlallerin bireysel başvuru yolu dışında başka bir yolla giderilip giderilemeyeceğini inceler.9. 6216 sayılı Kanun'un 50 inci maddesinin birinci fıkrasında; bireysel başvuruların esas incelemesi sonunda başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verileceği, ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği ifade edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurular kapsamındaki yetki ve görevi, hakkın ihlal edilip edilmediğinin tespitiyle sınırlı olmayıp tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerin belirlenmesini de kapsamaktadır (AYM 15.3.018 t. █████████ başvuru sayılı kararı). Bu kapsamda tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderileceği hükme bağlanmıştır.10. Kanun'da, ihlalin ve sonuçlarının nasıl ortadan kaldırılacağına ilişkin belirleme yapma bakımından Anayasa Mahkemesine geniş bir takdir yetkisi verilmiştir. Bunun tek sınırı 6216 sayılı Kanun'un 50 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının sonunda yer alan Anayasa Mahkemesinin idari eylem ve işlem niteliğinde karar veremeyeceğine ilişkin düzenlemedir. Buna göre anılan sınır, Anayasa Mahkemesinin ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine hükmederken idarenin yerine geçerek işlem tesis edemeyeceğini ifade eder. Bireysel başvurunun niteliği dikkate alındığında bu sınırlama sadece idare değil yasama ve yargı organları yönünden de geçerlidir. Mahkeme, ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine hükmederek kararı, gerekli işlemlerin tesis edilmesi için ilgili mercilere gönderir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi kural olarak ihlalin ve sonuçlarının nasıl ve hangi araçlarla ortadan kaldırılacağı hususunda ilgili mercilere takdir yetkisi bırakır (AYM 15.3.018 t. █████████ başvuru sayılı kararı).11. 6216 sayılı Kanun'un 50 inci maddesinde, Anayasa Mahkemesince tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderileceği belirtildiğinden ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama nitelik olarak "yeniden yargılama”dır. Yeniden yargılama sebepleri 6100 sayılı Kanun'un 375 inci maddesinde sayılmış, birinci fıkranın (i) bendinde "Kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması veya karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi” yargılamanın iadesi sebebi olarak sayılmıştır. Bu maddede Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru sonucu verdiği kararlar sayılmamış ise de 6216 sayılı Kanun'da yeniden yargılama yapılacağı açıkça düzenlenmiştir.12. Yeniden yargılama, önceki yargılamadan bağımsız yeni bir davadır. Yeniden yargılamaya sebep olan mahkeme kararı, Anayasa Mahkemesinin kararı ile kısmen veya tamamen ortadan kaldırılmıştır. İhlale neden olan yerel mahkeme kararı temyiz incelemesinden geçmiş ise yerel mahkemenin verdiği ve ihlale neden olan karar kaldırıldığı için, kaldırılan kararın temyizine ilişkin Yargıtay kararı da hükümsüz kaldığından artık Yargıtay’ın onama veya bozma kararının varlığından da söz edilemez…” hususunun belirtildiği,Davacının, davalı şirkete yatırılan paranın iadesi talebiyle açılan dava sırasında yapılan kanuni düzenleme sonucu alacağın tahsil imkânının ortadan kaldırılması nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının, kanun iptali talebi nedeniyle de hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunduğu,Anayasa Mahkemesi’nin █████/2024 tarih, ... Esas sayılı kararıyla; Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, karar verildiği,Yeniden yargılamanın, önceki yargılamadan bağımsız yeni bir dava olduğu, yeniden yargılamaya sebep olan mahkeme kararının, Anayasa Mahkemesinin kararı ile kısmen veya tamamen ortadan kaldırıldığı, bu nedenle davanın başından itibaren yeniden yargılama yapılması gerektiğinden ........ hakkında da yeniden yargılama yapılması gerekirken ........ hakkında █████/2017 tarihinde verilen kararın kesinleştiğinden bahisle yeniden bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi usul ve yasaya uygun olmadığından; davacının istinaf başvuru talebinin bu nedenle kabulü ile; HMK’nın 353/1.a. 6 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yukarıda belirtilen şekilde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1- Davacının istinaf talebinin KABULÜ ile; Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2025 Tarih, ... Esas - ... Karar sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,2-Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a maddesi gereğince dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,3- İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yatırılan 615,40 TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine,4- İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına,5- İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,6- Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 359/4 maddesi gereğince; kararın tebliğ işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda █████/2026 tarihinde oybirliği ile HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince kesin olarak karar verildi.Başkan ...e-imzalıdırÜye ...e-imzalıdırÜye ...e-imzalıdırKatip ...e-imzalıdır.....