Anahtar kelimeler: Güvene Tlsini Kalanını Çalışırken Terk Ödemediği İlişkileri Şirkette Borcun Anadolu
9. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  ████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi

SAYISI
: █████████ E., █████████ K.
İLK DERECE MAHKEMESİ
: İstanbul Anadolu 8. İş Mahkemesi
SAYISI
: ████████ E., ████████ K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı işçinin müvekkili Şirkette çalışırken müvekkilinden 215.000,00 TL ve 35.000,00 TL olmak üzere toplam 250.000,00 TL borç aldığını, müvekkili Şirketin, davalının çalışanı olması ve güvene dayalı ilişkileri nedeniyle kendisine 250.000,00 TL borç verdiğini, davalının bu borcun 105.000,00 TL'sini ödediğini, kalanını ödemediği gibi işi de terk ettiğini, bunun üzerine müvekkili Şirketin hukuk danışmanı Av. A.A. tarafından davalıya gönderilen 12.02.2016 tarihli e-postada, "Müvekkili Şirketten davalının 250.000,00TL aldığı, 105.000,00 TL'sini ücretinden kestirerek davalının ödediği, müvekkili Şirkete 145.000,00 TL borcu bulunduğunu ve bu borcu nasıl ödemeyi düşündüğünü, Şirkete ödeme planı sunmasını müvekkili Şirket olarak beklediklerini" belirttiğini, davalının 12.02.2016 tarihli cevabi e-posta ile "Benim alacaklarım fazlasıyla borcumu karşılıyor, 90.000,00 TL tazminat kıdem, 54.000,00 TL mesailerim var, benim Şirkete borcum yok." şeklinde cevap verdiğini, davalının bu e-postada işverenden toplam 250.000,00 TL borç aldığını, 105.000,00 TL'sini ödediğini kabul ettiğini, kalan 145.000,00 TL'yi ise kıdem tazminatı ve mesai alacağı olduğunu iddia ederek ödemek istemediğini, davalının bu e-posta yazışmasındaki kabul beyanının kendisini bağlayacağını, müvekkilinin bu alacağın tahsili için davalı aleyhine ilâmsız icra takibi başlattığını, davalının takibe itirazı üzerine takibin durduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına ve %20 oranından az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı Şirket tarafından, hiçbir yazılı belge olmaksızın sözde 145.000,00 TL alacağı olduğundan bahisle müvekkili aleyhine ilâmsız icra takibi yapıldığını, bu takibe yasal süresinde itiraz edildiğini, müvekkilinin davacı Şirket nezdinde 13.11.2012-30.01.2016 tarihleri arasında aylık net 6.100,00 TL ücretle çalıştığını, iş sözleşmesinin haksız olarak feshi üzerine 23.03.2016 tarihinde davacı Şirket aleyhine işçilik alacaklarının tahsili için dava açtığını, müvekkilinin çalıştığı süre içerisinde davacı Şirketten toplam 105.000,00 TL borç para aldığını, davacının da kabulünde olunduğu üzere tüm borcunu ödediğini, davacı Şirket aleyhine açılan alacak davası akabinde davacı Şirketin, müvekkilinin hak kazanabileceği işçilik alacaklarını gözeterek 20.04.2016 tarihinde kötüniyetle müvekkili aleyhine ilâmsız icra takibi başlattığını, davacı tarafça sözde, davalıya 250.000,00 TL borç verildiğine dair herhangi bir makbuz, dekont veya yazılı belge sunulmadığını, davacı tarafın bu iddiasını senetle ispat etmesi gerektiğini, "Benim alacaklarım fazlasıyla borcumu karşılıyor, 90.000,00 TL kıdem tazminatı, 54.000,00 TL mesailerim var. Benim şirkete borcum yok." şeklindeki e-posta ile davalının açıkça davacı Şirkete bir borcu olmadığını belirttiğini, hatta Şirketten olan işçilik alacaklarından bahsettiğini, işbu e-postanın delil niteliğini haiz olmadığını, davacı Şirketin gerek ticari defter kayıtlarında, gerekse de banka hesaplarında bu ödemeye ilişkin kayıtların yer alması gerektiğini, davacının ticari defterleri ve banka hesapları üzerinde inceleme yapılmasını talep ettiklerini savunarak davanın reddi ile takibe konu alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosyada bulunan taraflar arasındaki e-posta kayıtlarının incelenmesinde, yapılan kısmi ödemenin 105.000,00 TL olduğu ve bu hususta uyuşmazlık bulunmadığı, davacı işveren kalan 145.000,00 TL'nin ödenmediğini beyan etse de e-posta içeriklerinde davalı işçinin borcunun ne kadar olduğu hususunda açık bir bilginin bulunmadığı, ayrıca davalının alacaklarının tüm borcunu karşıladığı yönündeki beyanın ise kalan borcu mu yoksa ödenmiş olduğu hususunda ihtilaf bulunmayan borcu mu karşıladığının anlaşılamadığı, bu hususun açık ve net olmadığı, davalının yaptığı itiraz ve sunduğu cevap ile e-posta içeriğinde de davacıya borcunun bulunmadığını belirttiği, Mahkemece alınan 28.12.2020 tarihli bilirkişi raporuna göre davacı Şirketin 2015 yılı defterlerinde icra takibine konu borca ilişkin davalıya ödeme yapıldığına dair herhangi bir yevmiye kaydının bulunmadığının tespiti de dikkate alındığında, borç verildiği iddia edilen uyuşmazlık konusu miktarın somut delillerle ispatlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Şirket vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı Şirketin defter ve kayıtları üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesinde icra takibine konu borca ilişkin davalı işçiye ödeme yapıldığına dair herhangi bir kayda rastlanmadığı, zaten davacı işverenin de Şirketin defter ve kayıtlarına dayanmadığı, borcun güven ilişkisi çerçevesinde elden ödendiğini belirttiği, davacı işveren davalıya verdiği borcun ispatına yönelik 12.02.2016 tarihli e-posta kayıtlarına dayanmış ise de söz konusu e-posta içeriklerinden, davacı Şirket avukatının davalıya açıkça 145.000,00 TL borcu olduğunu ve nasıl ödemeyi düşündüğünü sorduğu, davalının ise cevaben gönderdiği e-posta ile iddia edilen borcu tereddüte mahal vermeyecek şekilde kabul ettiği anlaşılamadığı gibi Şirkete borcu olmadığını açıkça beyan ettiği, bu durumda söz konusu e-posta kayıtlarının aradaki borç ilişkisini ispatlar mahiyette olmadığı, Şirket defterlerine verilen borç kaydedilmemiş olup başkaca yazılı bir delilin dosyaya sunulmadığı, tanık anlatımlarının davacı Şirketin alacağını ispatlar mahiyette değerlendirilmediği, davacı Şirketin davalıdan alacaklı olduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davacı Şirketin istinaf başvurusunun esastan reddine oy çokluğuyla karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı Şirket vekili temyiz dilekçesinde;
1. Davacı Şirket tarafından ticari defterlere dayanılmadığını, davalıya verilen borcun güvene dayalı olarak, ticari defterlere kaydı yapılmadan elden verildiğini, sunulan e-posta yazışmalarına göre davalının borçlu olduğunun sabit olduğunu, davanın kabulü gerektiğini,
2. Dosyada mevcut olan e-posta yazışma içeriğine göre davacı vekilinin davalıya hitaben özetle davalının davacıdan aldığı borcun bir kısmının ödendiği, bakiye borcun ödeme planını sorduğunda, yargılamada itiraz edilmeyen ve içeriği doğrulandığı üzere davalının verdiği cevapta "Benim alacaklarım fazlasıyla borcumu karşılıyor, 90.000.00 TL tazminat kıdem, 54.000,00 TL mesailerim var, benim Şirkete borcum yok." diyerek borcunu kabul ettiğini, ancak tazminat ve mesai ücretlerine mahsuba konu yaptığını, bu yazışmaya göre davalının, davacıya 145.000.00 TL borçlu olduğu ve icra takibine yaptığı itirazı yerinde olmadığından, davanın kabulü yerine reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; dava konusu icra takibine davalı işçi tarafından yapılan itirazın haklı olup olmadığı ile itirazın iptali gerekip gerekmediği hususlarına ilişkindir.
Somut uyuşmazlıkta; davalı işçi 13.11.2002-30.01.2016 tarihleri arasında davacı Şirkette satış sorumlusu olarak çalışmıştır. Davacı işveren iş sözleşmesinin devamı sırasında, davalı işçinin Şirketten 250.000,00 TL borç istediğini, davalının çalışanları olması ve güvene dayalı ilişkileri nedeniyle kendisine 250.000,00 TL borç verildiğini, davalının bu borcun 105.000,00 TL'sini ödediğini, kalanını ödemediğini, davalı işçinin borcunu kabul ettiğine dair e-posta dökümleri bulunduğunu, kalan 145.000,00 TL için davalı işçi aleyhine icra takibi yapıldığını, davalının takibe yönelik haksız itirazı nedeniyle takibin durduğunu belirterek itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı işçi ise aldığı borç miktarının sadece 105.000,00 TL olduğunu ve söz konusu borcu zamanında ödediğini, davacı işverene başkaca borcunun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi tarafından; e-posta içeriklerinde davalı işçinin borcunun ne kadar olduğu hususunda açık bir bilginin bulunmadığı, ayrıca davalının alacaklarının tüm borcunu karşıladığı yönündeki beyanın ise kalan borcu mu yoksa ödendiği hususunda ihtilaf bulunmayan borcu mu karşıladığının anlaşılamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından da davalının söz konusu e-posta, iddia edilen borcu tereddüte mahal vermeyecek şekilde kabul ettiği anlaşılamadığı gibi söz konusu e-posta kayıtlarının aradaki borç ilişkisini ispatlar mahiyette olmadığı, Şirket defterlerine verilen borç kaydedilmemiş olup başkaca yazılı bir delilin sunulmadığı gerekçesiyle davacının istinaf itirazları reddedilmiştir. Ne var ki bu kabul dosya kapsamı ile örtüşmemektedir.
Yargılama aşamasında davacı Şirketin defter ve kayıtları üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesinde icra takibine konu borca ilişkin davalı işçiye ödeme yapıldığına dair herhangi bir kayda rastlanmadığı belirtilmiştir. Diğer taraftan davacı işveren de Şirketin defter ve kayıtlarına delil olarak dayanmamış, davalıya verilen borç paranın güven ilişkisi çerçevesinde elden ödendiğini ileri sürmüştür.
Davacı işverenin delil olarak dayandığı, davalının işten ayrılması ardından davacı Şirketin hukuk danışmanı Av. A.A. tarafından davalıya gönderilen 12.02.2016 tarihli e-posta içeriğinin;
"Merhaba ...,
Daire almak için toplam 250.000,00 TL İ.A, A.A. kardeşlerden yani ... AŞ'den almışsın.
Almış olduğun para olan toplam 250.000,00 TL borcundan, 105.000,00 TL'sini maaşından kestirerek ödemişsin.
A.A. ve İ.A. kardeşlere yani ... AŞ'ye 145.000,00 TL borcun bulunmaktadır. Bu borcunu nasıl ödemeyi düşünüyorsun?
Ödeme planını sunmanı bekliyoruz." şeklinde olduğu, bu e-postaya cevaben aynı gün davalı işçi tarafından gönderilen e-posta içeriğinin ise;
"BENİM ALACAKLARIM FAZLASIYLA BORCUMU KARŞILIYOR 90.000,00 TL TAZMİNAT KIDEM, 54.000,00 TL MESAİLERİM VAR, BENİM ŞİRKETE BORCUM YOK." ifadelerini içerdiği görülmektedir.
Yargılamada dinlenen davacı tanığı Y.K. "... Ben davacı Şirketin mali müşavirliğini yapmaktaydım. ... ... ev almıştı. Evin bedelini Şirket ödedi. Para elden verilmişti. 2015 yılı Mayıs ayı gibi 250.000,00 TL para davacıya verildi. Aralarında herhangi bir yazılı sözleşme yapmadılar. Parayı verenler Şirket ortakları A.A. ve İ.A. idi. Davacının maaşlarından ve diğer alacaklarından 105.000,00 TL'si tahsil edildi. 145.000,00 TL'si tahsil edilmedi. O tarihlerde davalının maaşı elden ödeniyordu. Davalı Şubat ayının ilk haftasında arabanın anahtarını bırakarak ben artık yokum dedi. Davalı davacı Şirketin rakibi olan başka bir Şirkete geçti. 250.000,00 TL Şirketin parasıydı. 250.000,00 TL'yi açıktan avanstan verdik. Aramızda güven ilişkisi vardı. Firmanın hukuk müşaviri A. Bey'le toplantı yaptık. Toplantıda 'Allah razı olsun. Onlar sahibinde ev sahibi oldum. 145.000,00 TL borcum kaldı. Borcumu ödeyeceğim,' dedi. Davacıya güven olduğu için elden ödeme yapıldı." şeklinde beyanda bulunmuştur.
Dosyadaki bilgi ve belgeler ile yukarıda açıklanan hususlar birlikte değerlendirildiğinde; davacı Şirketin ticari defterlerine delil olarak dayanmaksızın söz konusu parayı davalıya, aralarındaki güven ilişkisine dayalı olarak verdiğini belirtmesi ve bu hususun davacı tanığı Y.K'nın beyanıyla da doğrulanması karşısında, ticari defterlerde herhangi bir yevmiye kaydının bulunmadığı tespitinin uyuşmazlığın çözümüne katkısı olmayacaktır. Zira davalının kabulünde olan 105.000,00 TL'nin borç olarak alındığı ve ödendiği hususunda ihtilaf bulunmamakta olup bu miktardaki borç-alacak olgusunun da ticari defterlere yansıtılmadığı görülmektedir. Buna göre taraflar arasındaki borç ilişkisinin, güvene dayalı bir temelde kurulduğu anlaşılmaktadır.
Davalı işçi tarafından gönderilen cevap e-postasında yer alan "Benim alacaklarım fazlasıyla borcumu karşılıyor, 90.000,00 TL tazminat kıdem, 54.000,00 TL mesailerim var, benim Şirkete borcum yok." ifadesinden borcun özünde kabul edildiği, ancak işçilik alacaklarına ilişkin kıdem tazminatı ve fazla çalışma ücreti alacaklarına mahsup edilmek suretiyle değerlendirildiği görülmektedir. Dosya kapsamı ve söz konusu e-posta içerikleri birlikte ele alındığında, davalı işçinin davacı işverene 145.000,00 TL borçlu olduğu ve icra takibine yapılan itirazın haksız olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!