Anahtar kelimeler: Atışalanı Olarakilk Sultangazi Amcaları Paftada Geçtiklerinde Babadan Hisseli Arsanın Mevkii

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO
: ████████
KARAR NO
: ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ
: █████/2025
NUMARASI
: ████████ E - ████████ K
DAVANIN KONUSU
: Ticari Şirket
KARAR TARİHİ
: █████/2026
Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak,ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle,dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
Davacı vekili dava dilekçesinde ve özetle; Şahıs şirketi kurulurken nakdi sermayenin babadan alındığını, davacı ve davalının babasına ait olan ancak amcaları ...'ın üzerine kayıtlı İstanbul ili Sultangazi İlçesi Atışalanı Mah. ... Mevkii ... paftada bulunan satış sırasında hisseli olan arsanın satılması ile sağlandığını, satış bedelinin bizzat davalı ... ve ...'a verilerek sermaye sağlandığını, Limited şirket ile birlikte fabrikaya geçtiklerinde fabrika yerlerinin anneleri üzerine alındığını, fabrikanın parasının şahıs şirketinden elde edilen gelirle sağlandığını, Gaziosmanpaşa 5. Asliye Hukuk Mahkemesinde davalı şirketin aile şirketi olduğunun açıkça beyan edildiğini, adi ortaklığın ikrar edildiğini, Gaziosmanpaşa 5. Asliye Hukuk Mahkemesine verilen bu mahkeme içi ikrarlar, dava konusu adi ortaklığı ortaya koymak bakımından da kesin delil mahiyetinde olduğunu, tapu kayıtları incelendiğinde adi ortaklığın bu gayrimenkul haricinde yatırım amacıyla bir çok arsa alıp sattığının da anlaşıldığını, uyuşmazlığın 2019 ve 2020 yılından sonra davalı abinin, adi ortaklıktan elde edilen gelirle oğlu, komşusu, hala kızı üzerine gizli olarak gayrimenkul almasından kaynaklandığını, anlaşmazlığın ortaya çıkması üzerine davalı tanık kardeşe ve dava dışı iki kardeşe davalı büyük abinin tasfiye paylarını ödediğini, müvekkiline böyle bir ödeme yapılmadığını, küçük iki kardeşe 6.250.000,00 TL ödenirken, büyük abiye 28.000.000,00 TL ödendiğini, İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi ████████ Esas sayılı dosyasında yer alan bilirkişi raporunda da bu ödemelerin ticari defterlerde tespit edildiğini, ticari defter ve kayıtlarda aynı dönemde müvekkile ödenen bir bedel bulunmadığını belirterek fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla, aradaki fiili ve hukuki irtibat sebebiyle, dosyanın İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi ████████ Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine, davanın kabulüne, taraflar arasındaki adi ortaklığın tasfiyesine, belirsiz alacak davası hükümlerine tabi olarak; şimdilik 20.000,00 TL' lik Adi ortaklığın tasfiyesine ve tasfiye payımızın ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleştirme talebine istinaden İstanbul Asliye 15.Asliye Ticaret Mahkemesince verilen ara karar gereğince ; Davacı vekilinin dava dilekçesi ile talep ettiği birleştirme talebinin İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi dosyasının mahkeme dosyası ile bağlantısı bulunmadığından reddine karar verilmiştir.
Davalı ... LTD. ŞTİ. Vekili █████/2025 tarihli cevap dilekçesinde özetle ;
USULE İLİŞKİN beyanlarında ; Davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davanın öncelikle zamanaşımı nedeniyle reddini, davadaki tüm iddia ve taleplerin, İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████ E. Sayılı dosyasında da ileri sürüldüğünü, huzurdaki davanın derdestlik nedeniyle reddi gerektiğini, kardeşler arasındaki adi ortaklık bulunduğunun iddia edildiğini, davacının iddiası bu yönde olmasına karşın, huzurdaki davayı sadece müvekkili şirkete ve kardeşlerden ...'a yönelttiğini, adi ortaklık iddiasına dayalı davalarda, adi ortaklık içinde olduğu iddia edilen kişiler yönünden zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğunu, davacının davayı tüm kardeşlere ve dolayısı ile tüm kardeşlerin malvarlığına yöneltmesi gerektiğini, Davacı İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi ████████ E. dosyasında da davalıların (... ve .... Ltd.Şti.) ortağı olduğunu iddia ettiğinden, bu iddia dosyada tartışıldığı için, usul ekonomisi gözetilerek, İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi ████████ E. dosyasının bekletici mesele yapılmasını talep ettiklerini bildirmiştir.
ESASA İLİŞKİN beyanlarında ; Davacının iddia ve taleplerinin kötüniyetli ve çelişkili olduğunu, müvekkili şirketin kuruluşunun ne davacı ile ne de tarafların babası ile hiçbir ilgisi bulunmadığını, İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi ████████ E. dosyası ile davacı, yargılamanın başından itibaren bir çok iddiada bulunduğunu ancak hiçbir iddiasını ispat edemediğini, müvekkili şirket yetkilisi ... ticaret hayatına 1990 yılında atılmış olup, davacının bu tarihte henüz doğmadığını, banka hesap hareketlerinden, müvekkili şirkete ortak olduğunu iddia eden davacının, müvekkili şirkete veya ...'a tek bir sermaye ödemesi yapmadığını, yine davacının iddialarının aksine davacı tarafından müvekkili şirket adına veya ... adına hiç bir para göndermediğinin/ yatırmadığının görüleceğini , ...'ın davacı ile ortaklığı bulunduğuna dair hiçbir beyanı / kabulü/ ikrarının olmadığını, davacı yalnızca müvekkili nezdinde sigortalı olarak çalıştığı dönemde değil, müvekkili şirketin kuruluşundan bu yana hiçbir zaman imza yetkilisi olmadığını, müvekkil ile davacı arasındaki ilişkinin yalnızca işçi-işveren ilişkisinden ibaret olduğunu, davacının müvekkili şirkette çalışmasının sürekli olmadığını, ... kayıtlarının celbi ile sübuta ereceğini, davacının müvekkili şirket nezdinde 10.10.2016-28.02.2017 tarihleri arasında yaklaşık 4,5 ay, 16.03.2018-25.06.2018 tarihleri arasında ise yaklaşık 3 ay süreyle toplam 7,5 ay kesintili şekilde çalıştığını, müvekkili şirketin 2008 yılında kurulmuş olup davacının 17 yıl boyunca yalnızca 7,5 ay sigortalı çalıştığını, davacının müvekkili şirketle iş sözleşmesi imzaladığını ve işçi özlük dosyası da tutulduğunu, davacıya çalıştığı sürede düzenli olarak maaş ödemesi yapıldığını belirterek ; huzurdaki davanın derdestlik nedeniyle reddine, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, zorunlu dava arkadaşlığı dikkate alınarak taraf teşkilinin sağlanması için davacıya kesin süre verilmesine, aksi halde davanın reddine, İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi ████████ E. bekletici mesele yapılmasına,
haksız ve mesnetsiz davanın esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yüklenmesine,
karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... Vekili Av. ... █████/2025 tarihli cevap dilekçesinde ve özetle;
USULE İLİŞKİN beyanlarında ; Davadaki tüm iddia ve taleplerin İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████ E. Sayılı dosyasında da ileri sürülmüş olup; huzurdaki dava derdestlik nedeniyle reddedilmesi gerektiğini, aksi halde İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi ████████ E. Dosyasının bekletici mesele yapılmasını , davanın sadece ...'a yöneltildiğini, ancak yerleşik Yargıtay içtihatları ile sabit olduğu üzere adi ortaklık iddiasına dayalı davalarda adi ortaklık içinde olduğu iddia edilen kişiler yönünden zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğunu ifade etmiştir.
ESASA İLİŞKİN beyanlarında ; Davacının iş bölümüne ilişkin iddialarının asılsız olduğunu, zira yaşı küçük olan birinin ticari hayatta muhatap alınmasının mümkün olmadığını, bütün kardeşlerin yaşlarının 5 ila 12 yaş arasında değiştiğini, davacının iş bölümü konusunda ileri sürdüğü iddiaların gerçek dışı olup, ticari hayatta bu yaşlarda birinin mal alması, mal temin etmesinin imkanı olmadığını, davacı, müvekkil ile arasında bir "adi ortaklık" ilişkisi bulunduğunu iddia etse de bu iddia somut, resmi ve hukuki delillerle tamamen çürütüldüğünü, davacı ve müvekkil arasındaki ilişki, hiçbir zaman ortaklık ilişkisi olmadığını; davacının müvekkilin erkek kardeşi olduğunu, müvekkile ait ticari işletmede maaşlı eleman (işçi) statüsünde çalıştığını, davacının taşınmaz devirleri nedeniyle haksızlığa uğradığını iddia ettiğini, ancak davacının vekaletname vererek taşınmaz devrine rıza göstermiş ve bu devir karşılığında dava dışı ... tarafından kendisine 126.300 USD tutarında "Tarla bedeli" adı altında ödeme yapıldığını, bu ödemeler dolayısıyla davacının iddia ettiği gibi haksızlığa uğramadığını, aksine bir bedel karşılığında devir yaptığını ve bu bedeli aldığını kanıtladığını, adi ortaklık sözleşmesinin ortaklar için sermaye koyma, kâr ve zarara katılma, yönetim ve temsil gibi önemli borç ve yükümlülükler doğuran bir sözleşme türü olduğunu, TMK m. 16 uyarınca sınırlı ehliyetsizlerin borç altına giren işlemleri yasal temsilcilerinin (veli/vasi) iznine bağlı olduğunu, davacının bu denli kapsamlı ticari sorumluluklar doğuran bir ortaklık sözleşmesini yasal temsilcisinin izniyle dahi kurmuş olsa, bu hususu ispatlamakla yükümlü olduğunu, davacının bu yönde yasal temsilcisinin iznini gösteren hiçbir hukuki belge sunamadığını, dolayısıyla davacının küçük yaşta ticari bir ortaklık kurduğu iddiasının hukuki ehliyet açısından da geçersiz olduğunu ve bu durumun ticari teamüllere, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine aykırı olduğunu, ticari sermayenin merhum baba ...’dan kalan mal veya miras ile oluşturulduğu yönündeki iddiaların somut ve resmi deliller karşısında tamamen mesnetsiz olduğunu, davacının, tek gelir kaynağının müvekkilin şirketi olduğu yönündeki beyanlarının da tamamen gerçek dışı olduğunu, davacının tek gelir kaynağının müvekkilin şirketi olduğu yönündeki beyanlarının aksine, davacının 2021 ve 2022 yıllarına ait yüksek bedelli araç alım-satım faturaları ve vergi levhası kayıtları ile önemli miktarda gizlediği ticari gelir ettiğini ve bu ticari faaliyetlerini mahkemeden gizlediğini ortaya koyduğunu, müvekkilin ticari sermayeyi davacının iddia ettiği gibi merhum baba ...'dan kalan mirasla değil, 1990'lı yıllarda kendi emeğiyle işportacılık yaparak oluşturduğunu somut delillerle kanıtlandığını , davacı tarafın birleştirme talebinin karara çıkmış bir dosya ile birleştirmenin hukuken mümkün olmaması ve tüm iddiaları ile alakalı olarak başka bir mahkeme kararının mevcudiyeti nedeni ve gerekçesiyle reddine, davacı tarafından ikame edilen işbu davanın, önceki davanın reddedilmiş olması ve davacının ortaklık statüsünde olmadığı somut delillerle çürütüldüğü gerekçesiyle esastan reddine, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekilince verilen cevaba cevap dilekçesinde özetle ; Zamanaşımı bakımından adi ortaklıklarda zamanaşımı süresinin 5 yıl olmakla birlikte bu sürenin adi ortaklığın tasfiyesinden sonra başladığını, dava konusu olayda adi ortaklığın feshedilmediğini, bu bakımdan dava konusu olayda zamanaşımının başlamadığını, birleştirme talep edilen İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi ████████ Esas sayılı dosyasında adi ortaklıkta dağıtılmayan kar payları ve ortaklara olan borçlar talep edilmişken bu davada ortaklığın tamamen tasfiye edilmesi talep edildiğini ve bu bakımdan iki dava konusunun birbirinden farklı olduğunu, her iki davada sebep adi ortaklık olup birisinde kar payı diğerinde adi ortaklığın tasfiyesi talep edildiğinden davanın her aşamada birleştirilebileceği düşünülmekte ise de birleştirme talebi / bekletici mesele yapılması talep edilmesine rağmen 12 Asliye Ticaret Mahkemesi' nde görülen davada kısa karar verilmiş olup gerekçeli kararın henüz tesis edilmediğini, dava konusu olayda davacı ile davalı kardeş olup davalının adına kayıtlı ... şahıs şirketi ve kendi adına kurduğu daha sonra da eşi ve çocuğuna hisseleri devretmiş gibi gösterdiği .... Ltd. Şti için kardeşler arasında adi ortaklık bulunduğunu, şahıs şirketi kurulurken nakdi sermayenin babadan alındığını, limited şirket ile birlikte fabrikaya geçtiklerinde fabrika yerlerinin anneleri üzerine olduğunu, fabrikanın parasının ise şahıs şirketinden elde edilen gelirle sağlandığını, kardeşlerin başkaca hiçbir gelir kaynağı da bulunmadığını, bu durumun açık olarak şahıs şirketi ve limited şirketin başlangıçtaki nakdi sermayesinin bütün kardeşler için aile büyükleri tarafından konulduğunu, daha sonra da ortak çalışma ile elde edilen gelirle fabrikanın yapıldığını gösterdiğini,2020 yılında Gaziosmanpa 5. Asliye Hukukuk Mahkemesinde görülen ████████ Esas sayılı davada şirket vekilinin "limited şirketin bir aile şirketi olduğu, kardeşlerin başka firmalarının da olduğu" açık olarak beyan edildiğini,aynı davada tanık olarak dinlenen davalı abinin de , dava konusu gayrimenkulü aile şirketi adına alındığını açıkça ifade ettiğini, bu durumda Gaziosmanpaşa 5. Asliye Hukuk Mahkemesine verilen bu mahkeme içi ikrarların dava konusu adi ortaklığı ortaya koymak bakımından da kesin delil mahiyetinde olduğunu, yukarıda arz ve izah edilen sebeplerle davanın kabul edilerek, adi ortaklığın tasfiyesine, belirsiz alacak davası hükümlerine tabi olarak; fazlaya ilişkin hakların saklı kalmak kaydıyla şimdilik 20.000,00 TL' lik adi ortaklığın tasfiyesine ve tasfiye payının ödenmesine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılar üzerine bırakılmasını beyan etmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda ; Derdestlik dava şartı itirazının kabulü ile HMK 114/1-ı, 115/2 maddesi gereğince davanın usulden reddine, karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesi gereğince hesap olunan 615,40-TL maktu karar harcının peşin alınan harçtan mahsubu ile hazineye gelir kaydına , 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-13 maddesinin "...Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve taraflarca karşılanan arabuluculuk ücreti, yargılama giderlerinden sayılır..." hükmü gereği 4.700,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydedilmesine, davalı vekili lehine karar tarihindeki avukatlık asgari ücret tarifesi üzerinden hesap olunan 45.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, HMK 333. md. uyarınca yatırılan ve bakiye kalan gider avansının kararın kesinleşmesi sonrası talebi halinde yatırana iadesine, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde İstanbul BAM da istinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verilmiştir.
Hüküm davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle ; İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi ████████ Esas ████████ Karar ve █████/2025 tarihli ilamında, İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi ████████ Esas ████████ karar sayılı dosyasında davalılardan ortaklık payı ve kar payı alacağının tahsili isteminde bulunulduğu gerekçesiyle önceki tarihli İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi ████████ Esas sayılı dosyasında ortaklık kar payı istenildiğinden, adi ortaklığın tasfiyesinin talep edilmesinin mükerrer olacağı kabul edilerek görülen davada tasfiye payının istenmesinin mükerrer talep kabul edilerek davanın reddedilmesinin yerinde bir karar olmadığını, adi ortaklıkta ortakların ortaklardan olan alacaklarını talep etmesi ile adi ortaklığın tasfiyesinin birbirinden tamamıyla farklı kavramlar olduğunu, aralarında var olduğunu iddia ettiği ... sözleşmesi için ortağın bu tür taleplerini ortaklığın fesih ve tasfiyesine gerek olmadan talep etmesinin mümkün olduğunu, bu durumda ortağın ; alacak hakkını ya da masrafların kendisi tarafından yapıldığını, zarara uğradığını ve dolaylı temsil yoluyla ortaklık hesabına yükümlülük altına girdiğini ortaya koymasının yeterli olduğunu, bunun haricinde adi ortaklığa ilişkin dava bir alacak davası olarak görülüyorsa adi ortaklığın tasfiye prosedürü tamamen farklı olduğundan ortaklardan birinin ayrıca adi ortaklığın tasfiyesini de talep edebileceğini, böyle bir durumda eğer ayrı ayrı taleplere ilişkin bir dava söz konususuysa her iki davanın derdestse öncelikle birleştirilmesi gerektiğini, alacak hakkı ile ilgili dava karara çıkmışsa bu defa da tasfiyeye ilişkin davada bu kararın esas alınıp adi ortaklığın tasfiye prosedürünün işletilmesi gerektiğini, hatta bu tür ayrı talepler tefrik edilse dahi birleştirilmelerinin mümkün olacağını, dava konusu olayda da, kardeş olan taraflar arasındaki İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen davada dağıtılmayan kar payları ve ortaklığa olan borçlar talep edilmişken, İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesindeki davada adi ortaklığın tamamen tasfiyesi ve tasfiye payı talebinde bulunulduğunu, ikinci dava açıldığı sırada ilk dava derdest olduğundan daha sonra açılan dava olduğu için bu dosyadan birleştirme talep edildiğini, fakat bu talebin karşılık bulmayıp yerel mahkemece kabul görmeyerek iki dava derdest kabul edilip davanın reddine karar verildiğini, usul ve yasaya aykırı İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi 18.12.2025 tarih ve ████████ E. ████████ K. kararının kaldırılarak, dosyanın bozularak mahkemeye iadesine ya da yerel mahkeme yerine geçerek haklı davalarının kabulüne karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılar üzerine bırakılmasına yönelik taleplerini beyan etmiştir.
Davalı ... vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle ; Somut olayda, davacı İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açtığı ilk davada ortaklık payı ve kâr payı alacağını talep etmekle, zımnen ortaklığın tasfiyesini de istemiş sayılacağını, bu durumda daha sonra İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açtığı "adi ortaklığın tasfiyesi ve tasfiye payı" davasının aynı hukuki sebebe ve aynı taraflara ilişkin mükerrer bir talep niteliğinde olacağından HMK'nın 114/1-ı maddesi uyarınca derdestliğin gündeme geleceği ve derdestliğin dava şartlarından biri olduğu için bir davanın açıldığı tarihte, daha önce aynı taraflar arasında, aynı dava sebebi ve aynı dava konusuna ilişkin olarak açılmış ve halen görülmekte olan bir başka davanın bulunması halinde sonradan açılan davanın usulden reddini gerektireceğini, yerel mahkemenin bu doğrultuda verdiği usulden ret kararının kanun ve yerleşik içtihatlara tamamen uygun ve hukuki güvenlik ve usul ekonomisi ilkelerinin bir gereği olduğunu, davacı tarafın, ilk davanın "kısa karar" ile sonuçlandığını ve gerekçeli kararın henüz yazılmadığını ileri sürerek birleştirme talebinde bulunmasının da hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, bir davanın karara çıkmasının kararın henüz kesinleşmemiş olması halinde dahi derdestlik halinin ortadan kalkmayacağını, karar verilmiş bir dosya ile birleştirme yapılmasının hukuken mümkün olmadığını, aksi yöndeki bir kabulün yargılama süreçlerinin keyfi olarak uzatılmasına ve çelişkili kararlar verilmesi riskine yol açacağını, müvekkili ... ile davacı ... arasında hiçbir zaman adi ortaklık ilişkisi kurulmadığını, davacının müvekkilinin şirketlerinde belirli dönemlerde maaşlı bir çalışan olarak istihdam edildiğini, bu durumun somut ve resmi delillerle sabit olduğunu, 1989 doğumlu olan davacının iddia ettiği adi ortaklık ilişkisinin başlangıç tarihlerinde (2000'li yılların başı, 2003 civarında) henüz 18 yaşını doldurmadığı açık olduğu görüldüğünden küçüğün kendisini borç ve yükümlülük altına sokacak olan bir sözleşme olan adi ortaklık sözleşmesini yasal temsilcisinin izniyle dahi kurmuş olsa bu hususu ispatlamakla yükümlü olduğunu, yerel mahkemenin derdestlik nedeniyle davanın usulden reddine ilişkin kararının yerinde ve hukuka uygun olduğunu, bu nedenle davacı tarafın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesini, İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 18.12.2025 tarihli, ████████ Esas ve ████████ Karar sayılı usul ve yasaya uygun kararının onanmasını ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesi isteminde bulunduğunu beyan etmiştir.
HMK' nin 355. maddesi uyarınca ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda; Dava , adi ortaklığın tasfiyesine ve tasfiye payı alacağının ödenmesine ilişkindir.
Adi ortaklık; iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir (TBK md 620/1). Diğer bir anlatımla, adi ortaklık; birbirini tanıyan, birbirlerinin kabiliyet ve şahsiyetlerine güvenen, eşit ve aynı durumda olan gerçek veya tüzel kişilerin, müşterek amacın gerçekleştirilmesini sağlayacak vasıtaları (katılım paylarını) ortaklığa getirme konusunda karşılıklı ve uygun irade beyanlarının birbirine ulaşmasıyla teşkil eden bir kişi topluluğudur. Buna göre adi ortaklığın unsurları; kişi, müşterek amaç, müşterek amaç uğruna birlikte çaba (affectio societatis), katılım payı (sermaye) ve sözleşme bağı şeklinde belirtilebilir.
Adi ortaklık ilişkisi, TBK'nin 639.maddesinde sayılan sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesi ile sona erer. Bu şekilde ortaklığın sona ermesinin başlıca iki sonucu ortaya çıkar. Bunlardan ilki, yöneticilerin görevlerinin sona ermesi, diğeri de ortaklığın tasfiyesidir. Tasfiye; ortaklığın bütün malvarlığının belirlenip ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Diğer bir anlatımla, tasfiye memuru tarafından yapılacak bir arıtma işlemi olup; hesap ve işlemlerin incelenip, bir bilanço düzenlenerek, ortaklığın aktif ve pasifi arasındaki farkı ortaya koymaktır.
Davacı istinafa konu davanın İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi ████████ E. Dosyası ile birleştirilmesini talep etmiş ise de, ilgili dosyada tüm deliller toplanmış, bilirkişi raporu alınmış, tanıklar dinlenmiş ve dosyada kısa karar verilerek DAVANIN REDDİNE karar verilmiştir. Davacı İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████ E. dosyasında, gizli ortaklığının tespiti ile sermaye payı/ ortaklık payının ödenmesini talep etmiş; İstanbul 15.Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan davada ise adi ortaklığın tasfiyesi ve tasfiye payının ödenmesini talep etmiştir. Bir ortak tarafından adi ortaklığa dair olan sermaye payının istenmesinin aynı zamanda ortaklığın feshini ve tasfiyesini de kapsayacağı yönünde Yargıtay kararı bulunmaktadır. (YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. █████████ K. ██████████ T. 20.9.2017) Her ne kadar İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi ████████ E. dosyasında tasfiye talep edilmemiş ise de, davacı ilgili dosyada sermaye payı/ortaklık payının ödenmesi istediğinden, bu talebin adi ortaklığın tasfiyesini de içermekte olduğu göz önünde bulundurulursa derdestlik itirazı gündeme gelecek olup uyuşmazlığın bu bağlamda değerlendirilip çözüme kavuşturulması gerekecektir.
Yargıtay HGK' nin 2018/(19)11-1015 Esas, ████████ Karar nolu 17.02.2022 tarihli ilamında da vurgulandığı üzere; Dava şartları, mahkemece davanın esası hakkında yargılama yapılabilmesi için gerekli olan koşullardır. Diğer bir anlatımla; dava şartları dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan “kamu düzeni” ile ilgili zorunlu koşullardır. Mahkeme, hem davanın açıldığı günde hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının tamam olup olmadığını kendiliğinden araştırıp incelemek durumunda olup bu konuda tarafların talep ve beyanları ile bağlı değildir. Dava şartları dava açılmasından hüküm verilmesine kadar var olmalıdır. Dava şartlarının davanın açıldığı günde bulunmaması ya da bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda, mahkemenin davayı dinlenebilir olmadığından reddetmesi gerekir.
Mahkemece, dava şartlarının mevcut olup olmadığı, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırılır; taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler (HMK. m.115/1) Dava şartı noksanlığının tespit edilmesi hâlinde davanın usulden reddine karar verilir, ancak dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için ilgili tarafa kesin süre verilecek olup bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilecektir.
Dava şartlarından bazıları olumlu (davanın açılması sırasında var olması gerekli); bazıları ise olumsuz (davanın açılması sırasında bulunmaması gereken) şartlar olup derdestlik olumsuz dava şartları arasında yer alır. Derdestlik; daha önceden açılmış ve halen görülmekte olan bir davanın yeniden aynı ya da başka bir mahkemede açılması durumunda, ikinci davanın açıldığı mahkemede ileri sürülen ve bu davanın daha önceden de açılmış ve halen görülmekte olması sebebiyle açılmamış sayılmasına karar verilmesini sağlamaya yönelik bir itirazdır. Açılmış ve görülmekte olan bir davanın davacısı, hukukî korunma sürecini başlatmış olduğundan artık onun aynı davayı yeniden bir başka mahkeme önüne getirmesinde hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmamaktadır.
Derdest bir davanın ilk koşulu; tarafları, konusu ve dava sebebi aynı olan bir davanın daha önce açılmış olmasıdır. İkinci koşulu ise ; daha önce açılmış bulunan davanın hâlen görülmekte olması, kesin hükümle sonuçlanmamış olmasıdır. Bu iki koşulun birlikte bulunması hâlinde derdest bir davanın varlığı kabul edilmelidir. Bir davanın açılması ile şeklî anlamda kesin hükme bağlanması arasında geçen sürede davanın derdest olduğu kabul edilir. Bir davanın görülmekte olması için verilen kararın şeklî anlamda da kesinleşmemiş olması gerekir
Davanın derdest olması, taraflar arasında o konuda ortaya çıkan uyuşmazlığın henüz tam olarak çözümlenemediği anlamına gelir.
İstinafa konu uyuşmazlıkta yerel mahkemece derdestlik itirazı kabul edilerek dava usulden reddedilmiştir. Yukarıdaki bilgiler ışığında açılan iki dava bakımından değerlendirme yapıldığında ; her iki davanın davacısının ..., davalılarının ise ... ve ... olduğu, dava sebebinin diğer bir deyişle iki davanın dayandığı maddi vakıaların/olayların aynı olduğu, ilk açılan davada henüz gerekçeli karar yazılmadığından bu bakımından kesinleşmiş bir karar olmadığı için hâlen görülmekte olan bir davanın söz konusu olduğu görülmektedir. Derdestlik bakımından aranan bir diğer koşul olarak davanın konusuna bakılacak olursa ; ilk açılan davada ortaklık kar payının istendiği, ikinci açılan davada ise ortaklığın tasfiyesi ve buna binaen tasfiye alacağı talebinde bulunulduğu,bir ortak tarafından adi ortaklıktan kar payının talep edilmesi aynı zamanda ortaklığın feshini ve tasfiyeyi de kapsayacağından ilk derece mahkemesinin derdestlik nedeniyle davanın reddine dair kararı usul ve yasaya uygun bulunmuştur.
Böylece ,mahkemece verilen kararda maddi vakıa ve hukuki denetim yönlerinden usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı analaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
K A R A R
: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca reddine,
Alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden üzerinde bırakılmasına,
İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa, karar kesinleştiğinde istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 361.madde uyarınca gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. █████/2026

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!