Anahtar kelimeler: Davatazminat Davadavacı Satıcılık Bayilik Pazarlanması Bölgesinde Bursa Ürünlerinin Tek İmzalandığını

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
:████████
KARAR NO
:████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
:İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ
:█████/2025
NUMARASI
:████████ Esas - ████████ Karar
DAVA
:Tazminat (Tek Satıcılık Niteliğindeki Bayilik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ
:█████/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında █████/2009 tarihli tek satıcılık sözleşmesi niteliğinde Bayilik Sözleşmesi ile Bursa bayilik bölgesinde davalı şirketin ürünlerinin satış ve pazarlanması için sözleşme imzalandığını, müvekkili şirket tarafından sözleşme kapsamındaki edimlerin tam ve eksiksiz olarak yerine getirildiğini ancak, tek satıcılık sözleşmesinin davalı tarafça haksız feshedildiğini; müvekkilinin, muhatap işi için ve muhatabın isteği ve talebi gereği yaptığı/yapmak zorunda kaldığı tüm giderler, işçilim maliyetleri ve tazminatları, araç ve demirbaş yatırım giderleri, fesih nedeniyle maruz kalınan tüm giderler ve ek maliyetler, şirketin genel yatırım zararları, haksız fesihten kaynaklanan kar mahrumiyeti, doğrudan satış zararları, uygunsuz fesih ihbar süresine ait tazminat, doğrudan satış zararları, haksız feshinden kaynaklanan alacak ile rekabete aykırı sözleşme nedeniyle mevzuat gereği haksız işlemlerden doğan yasal tazminat haklarının bulunduğunu ileri sürerek dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle haksız fesih nedeniyle uğranılan zararlar yönünden şimdilik 75.000 TL maddi, 100.000 TL portföy tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş; █████/2019 tarihli ıslah dilekçesi ile portföy tazminatı yönünden talebini 2.754.248 TL'ye yükseltmiştir.
CEVAP
:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ile dava dışı ... Şti.arasında imzalanan █████/2009 tarihli bayilik sözleşmesinin, dava dışı şirket ile davacı arasında yapılmış █████/2013 tarihli devir protokolü ile davacı tarafça devralındığını, davacı taraf ile ticari ilişkinin devir tarihi itibariyle başladığını, davacı şirketin, devreden dava dışı şirket gibi sözleşmenin 3.5.1.maddesine aykırı gecikmeli ödemeler yaptığını, davacıya bu hususun ihtar edildiğini, davacının ödemelerdeki gecikmeyi kabul ettiğini ancak, gecikmelerin sözleşme ihlali olarak görülmeyeceğini iddia ettiğini; ayrıca imza sirkülerinde meydana gelen değişikliğini müvekkili şirkete bildirmeyerek yine sözleşmeyi ihlal ettiğini ileri sürerek dilekçesinde ayrıntılı olarak bildirdiği diğer nedenlerle davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " , ...Eldeki uyuşmazlık açısından durum değerlendirildiğinde; davacının sözleşmeyi devraldığı tarihten sonra müşteri sayısında bir artış olmadığı tespit edilmektedir. Ne var ki davacı, sözleşmeyi dava dışı ... Şti'den tüm hak ve borçlarıyla devralmış olup, devreden şirket ile davalı arasındaki ticari ilişki █████/2000 tarihinde başlamıştır.Taraflar arasındaki devir protokolünün 1,4 ve 5.maddelerinin birlikte değerlendirilmesinden, devreden şirketin sözleşmeden kaynaklı hiçbir talebi bulunmadığını belirttiği, ticari ilişkinin en başından beri davacı ile davalı arasında gerçekleşmişçesine taraflar arasında kabul oluştuğu görülmektedir. Hal böyle olunca davacının portföy tazminatı talebinin akdi ilişkinin en başından itibaren değerlendirilmesi gerekmiştir. Toplanan deliller ve incelemesi yapılan 2013-2014 yılları 12 aylık portföy tazminatı hesabında İstanbul BAM 43. Hukuk Dairesi'nin kaldırma kararı gerekçesi doğrultusunda yaptırılan hesaplamada, davacının talep edebileceği tazminat miktarının 2.754.248,00 TL olduğu denetime açık bilirkişi kurulu raporu ile tespit edilmiş, davacının bu alacağının 100.000,00 TL'sinin dava tarihinden, 2.654.248,00 TL'sine de ıslah tarihinden avans faizi uygulanması gerektiği sonucuna varılarak, davacının davasının kısmen kabulüne," karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;, ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararda son derece hatalı bir şekilde, davacının portföy tazminatına hak kazandığının belirtildiğini, taraflar arasında bir bayilik ilişkisinin mevcut olması, davacının mutlak suretle portföy tazminatına hak kazandığı anlamına gelmediğini, davacının bulmuş olduğu ve/veya davacı tarafından kazandırılmış herhangi bir yeni ve sürekli müşteri çevresi söz konusu olmadığını, bu hususta ispat yükünün de davacıda olmasına rağmen, davacının iddiasını hiçbir şekilde ispatlayamadığını,ilk derece mahkemesi tarafından, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın görmezden gelinerek davacı tarafından yeni müşteri çevresinin tespiti yapılmadan hüküm kurulduğunu, ilk derece mahkemesinin, portföy tazminatını adeta bayilik ilişkisi sona erdikten sonra otomatik olarak hak kazanılan bir tazminatmış gibi yorumlayarak hukuka aykırı ve eksik incelemeye dayalı hüküm kurduğunu, davacının 2013 Mart ayından sonra dahi yeni müşteri oluşturmadığını, müşteri çevresini genişletmediğini, aksine mevcut müşteri çevresinin azaldığının net bir şekilde ortaya çıktığını, belirtilen yasal düzenlemelere bakıldığında; istenildiği kadar muadil ürün olsun bir perakende satıcının yalnızca belirli firmalara ait tütün mamullerinin satışını yapamayacağını, satış noktaları ile bu yönde anlaşmaların yapılamayacağını, satış noktaları tarafından farklı firmalara ait tütün mamullerinin satışının yapılmasının zorunlu olduğunu, tütün sektöründe yasal kısıtlamaların olması hususu başlı başına davacının yeni müşteri bulmasında veya davalı şirket'in müşteri çevresini genişletmesinde hiçbir katkısının olmadığının, pazarlama aktivitelerinin kendi kendine gerçekleştiğini ispatladığını, davacının; sözde yeni müşteri çevresini tütün sektörünün kendine has özellikleri dairesinde ne şekilde yarattığını, var olan müşteriler ile ilişkinin ne şekilde geliştirilip genişletildiğini ve şayet bunlar gerçekleştirilmiş ise ne şekilde davalı Şirket'in önemli menfaatler elde ettiğini soyut iddiaların ötesinde somut deliller ile ispat edemediğini, bölge adliye mahkemesi kararında belirtilen hususlar ve tütün sektörüne münhasır özellikler, sınırlama ve yasaklar göz ardı edilerek eksik incelemeye dayalı tamamen hukuka aykırı bir karar verildiğini, Portföy tazminatı hesaplanırken hakkaniyet indirimi hususunun da değerlendirilmeden hüküm kurulduğunu, bilirkişi raporlarının, doktrin ve Yargıtay kararları uyarınca portföy tazminatı hesaplanırken izlenmesi gereken inceleme ve yöntemi hiçbir şekilde barındırmadığını, portföy tazminatının üst sınırını belirlemeye yönelik hesaplamaların hatalar ve çelişkiler içerdiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE
:Dava, tek satıcılık niteliğindeki bayilik sözleşmenin süresinden önce haksız feshedildiği iddiasıyla uğranılan ihbar tazminatı, davalının doğrudan satış yapması nedeniyle uğranılan zarar, giderlerin tazmini ve portföy tazminatının tahsili istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın portföy tazminatına ilişkin bölümünün kısmen kabulüne diğer taleplerin reddine dair verilen kararın davacı ve davalı vekillerince ayrı ayrı istinafı üzerine dairimizin ████████ E. ████████ K. Sayılı ilamı ile; davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiş, davacının istinaf istemleri yönünden ise portföy tazminatı dışındaki istinaf istemleri reddedilmiş, portföy tazminatı yönünden ıslah ile artılan kısım yönünden ilk derece mahkemesince hak düşürücü süre geçtiğinden bahisle red kararı doğru bulunamamış, ayrıca portföy tazminatı hesabının usulünce yapılmadığı gerekçeleri ile kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. İlk derece mahkemesince kaldırma kararı sonrası alınan bilirkişi raporu esas alınarak portföy tazminatı talebinin kabulüne fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, karara karşı davalı vekilince yukarıdaki sebepler ile ile istinaf isteminde bulunulmuştur.İstinaf konusu uyuşmazlık temelde portföy tazminatı ödenmesinin yasal koşullarının oluşup oluşmadığı noktasındadır.Davalı ile dava dışı ... Şti arasında █████/2000 tarihinde bayilik sözleşmesi imzalanmış, bu sözleşme █████/2009 tarihinde yenilenmiş, █████/2013 tarihinde davalının da dahil olduğu üçlü protokol ile .... Şti sözleşmeyi davacıya devretmiştir.Bayilik sözleşmesi kendine özgü yapısı olan, çerçeve niteliğinde sürekli borç ilişkisi doğuran, çift edim değişimini esas alan bir sözleşmedir.Güven ilişkisi üzerine kurulan bayilik sözleşmesinin Türk Hukuku'nda mevzuatta tanımı yapılmamıştır. Bayilik sözleşmesi çerçeve niteliğinde, sürekli öyle bir sözleşmedir ki üretici malların tamamını veya bir kısmını belirli bir bölgede satmak üzere bayiye göndermeyi, buna karşılık olarak bayi de üreticinin dağıtım ağına dâhil olarak sözleşme konusu mal veya hizmeti kendi adına ve hesabına satmak ve bu mal ile hizmetlerin sürümünü arttıracak faaliyetlerde bulunmak yükümlülüğünü üstlenir. Bayilik sözleşmesinde tarafların hakları ve yükümlülük yelpazesi geniştir.Öyle ki sözleşme süresince ve sözleşme sonrasında devam eden yükümlülükleri olması güven ilişkisinin önemini bir kez daha vurgular. Sözleşme süresince devam etmesi gereken güven temelli olan bu ilişkide sözleşme ölüm, iflas, kısıtlılık kararı verilmesi, olağan fesih yolu ve olağanüstü fesih yollarıyla sona erebilir. Yine bayilik sözleşmesi Türk Mevzuatı’nda ismiyle düzenlenmediğinden isimsiz sözleşmelerdendir.Tek satıcılık sözleşmesinin, yapımcı ile tek satıcı arasında hukuki ilişkileri düzenleyen, yapımcının ürünlerinin tamamını veya bir kısmını belli bir coğrafi bölgede tekel hakkına sahip olarak tek satıcıya göndermeyi, tek satıcının da söz konusu malları kendi adına ve hesabına satarak bu malların sürümünü artırmak için faaliyette bulunma yükümlülüğü üstlendiği bir sözleşmedir. Denkleştirme tazminatı (portföy tazminatı) 6102 sayılı TTK 122 maddesinde acentelik sözleşmelerinden kaynaklan portföy oluşturma karşılığı olarak düzenlenmiş, yasanın 5 fıkrasında "(5) Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır." düzenlemesini içermektedir.Taraflar arısındaki sözleşmenin münhasır satış ve dağıtım yetkisi verdiği belirlenmekle sürekli ilişki doğuran tek satıcılık sözleşmesi niteliğinde bayilik sözleşmesi olduğu görülmektedir.Genel olarak denkleştirme tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişki devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden akidinin halen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. Somut olayda uygulanması gereken 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesinde açıkça "denkleştirme istemi" olarak tanımlanan, doktrinde de "müşteri tazminatı", "portföy tazminatı", "portföy akçesi" olarak da ifade edilmektedir.Acentenin portföy tazminatı talep edebilmesi için dört koşulun gerçekleşmesi gerekir: 1-Acentelik sözleşmesinin denkleştirme talep edecek şekilde sona ermiş olması, 2-Acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra müvekkilin, acentenin çabasıyla oluşturulan yeni müşteri çevresinden önemli menfaatler elde etmeye devam etmesi, 3-Sözleşmenin sona ermiş olması nedeniyle acentenin, müvekkiline devrettiği yeni müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmiş olması, 4-Acenteye denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun (hakkaniyetin bir gereği) olması ( Özge Ayan, Acentenin Denkleştirme Talep Hakkı, Seçkin Yayınları, Ankara 2008, s. 146 vd; Arslan Kaya, Ticaret Kanunu Şerhi- Birinci Kitap Ticari İşletme- Yedinci Kısım-Acentelik, 2. Basım, İstanbul 2016, s.247 vd). Mahkemece öncelikle bu dört koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmelidir. Bundan sonra, koşulları varsa, alacağın hesaplanmasına geçilmelidir Denkleştirme alacağının hesaplanma şekli konusunda mevzuatta bir formül verilmemiştir.Bu durumda karşılaştırmalı hukuktan ve 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesindeki düzenlemeden ve Yargıtay uygulamasından hareketle bir hesaplama yöntemi uygulanmalıdır. Denkleştirme talebinin temelinde, acentenin kendi çabasıyla oluşturduğu yeni müşteri çevresinin, sözleşme ilişkisi sona erdiğinde müvekkile devredilmiş olması ve bu yeni müşteri çevresinin ekonomik bir değerinin olması yatmaktadır. Bu nedenle, öncelikle oluşturulan yeni müşteri çevresinin tespiti yapılmalıdır. Acentenin göreve başladığı tarihte mevcut olan müşteri çevresi hariç, yeni oluşturulan müşteri çevresi belirlenmelidir.Bundan sonra hesaplama üç aşamada yapılır: Birinci aşamada, acentenin kendi çabasıyla kazandırdığı yeni müşteri çevresinden müvekkilin elde ettiği/ elde etmesi muhtemel menfaatler/gelirler hesaplanır. Daha sonra, acentenin yeni müşteri çevresiyle işlem yapamayacak olması nedeniyle uğradığı gelir kaybı hesaplanır. Bu kayıp, acentelik sözleşmesi devam etseydi, acentenin temel edimleri karşılığında elde edeceği ücret (provizyon) gelirleridir. Burada temel bir kural vardır: Müvekkilin menfaati, acentenin ücret kaybı kadardır. Bu nedenle, müvekkilin elde edeceği menfaatin, acentenin gelir kaybı kadar olduğu ilkesinden hareketle, öncelikle acentenin gelir kaybının hesaplanması uygun olacaktır. Bu hesaplama yapılırken, acentenin temel ediminin karşılığı olan ücretler esas alınmalı ve maliyetler düşüldükten sonraki net gelir esas alınmalıdır. Acenteye arızi olarak ödenen ücretler bu hesaplamada dikkate alınmamalıdır. Acentenin bir yıllık gelir kaybı bulunmalıdır. Gerek müvekkilin elde edeceği menfaat miktarının gerekse acentenin yoksun kaldığı toplam gelir miktarının hesaplanabilmesi için, yeni müşteri çevresinin müvekkille ne kadar süreyle ticari ilişkide bulunacağının, somut olayın özelliklerine göre tahmin edilmesi gerekir. Daha sonra, işin niteliğine ve acentelik ilişkisinin devam ettiği süredeki veriler dikkate alınarak, yıllık müşteri kayıp oranı belirlenir. Yeni müşterilerle müvekkilin tahmini ilişki süresi esas alınarak her yıl için belirlenen miktarlardan, müşteri kayıp oranında indirim yapılır. Her yıl için bulunan zararlar toplanır. Bulunan bu ham alacak üzerinden, acentenin denkleştirme alacağını peşin olarak alacağı düşünülerek, faiz indirimi yapılır ve birinci aşamadaki ham alacak bulunur.İkinci aşamada hakkaniyet denetimi yapılır. Bu aşamada üst sınır dikkate alınmaz. Somut olayın özelliklerine göre, hakkaniyet ilkesi gereğince alacak tutarında indirim veya artırım yapılabilir. Örneğin, müvekkilin markasının tanınmışlığı yeni müşteri çevresinin oluşumunda etkili olmuşsa, alacak miktarından uygun bir oranda indirim yapılmalıdır. Acente olağanüstü çaba göstermiş, önemli reklam ve tanıtım çalışmaları yapmışsa alacak miktarı hakkaniyet gereği artırılabilir. Hakkaniyet ölçüsü de uygulanarak, acentenin denkleştirme alacağı hesaplanmış olur. Üçüncü aşamada, hesaplanan denkleştirme alacağının, yasal üst sınırı aşıp aşmadığı denetlenir. Eğer üst sınırın altındaysa hesaplanan alacağa aynen hükmedilir; üst sınırı aşıyorsa, alacak tutarı üst sınıra indirilerek hüküm altına alınır. Denkleştirme talebinin üst sınırı, 6102 sayılı TTK’nın 122/2. maddesinde şöyle tanımlanmıştır: “Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır”. Üst sınırın hesaplanmasında, ilk basamaktaki hesaplamadan farklı olarak, acentenin her türlü geliri hesaplamaya dahil edilmeli ve bürüt gelir esas alınmalıdır. Üst sınır acentenin alacak talebini sınırlayan bir düzenleme olduğundan, hesaplamanın bu şekilde yapılması hakkaniyete uygun olacaktır. Yukarıda açıklandığı üzere, hesaplama aşamalarla yapılmalı ve üst sınır denetimi en son yapılmalıdır.Diğer yandan, TTK'nın 122/4. maddesi uyarınca denkleştirme isteminin sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içerisinde ileri sürülmesi gerekir. Bu sürenin niteliği hususunda öğretide görüş birliği olmadığı, hak düşürücü süre mi yoksa zamanaşımı süresi mi olduğunun yasal düzenlemede açıklanmadığı; maddenin gerekçesinde de sürenin niteliğinin uygulama tarafından belirlenmesi gerektiği yazılıdır. Acentenin denkleştirme istemini ileri sürmesi bir irade beyanıyla gerçekleşecek olup, bu beyanda bulunulmaması halinde acente TTK'nın 122. maddesinden doğan hakkını kaybetmektedir. Dolayısıyla denkleştirme miktarı kadar alacak hakkı kazanmanın ön koşulu, irade beyanının yöneltilmesidir. Bu kurgu göstermektedir ki denkleştirme talep hakkı tipik bir bağımlı ve kurucu yenilik doğuran haktır. Yenilik doğuran haklar için öngörülen süreler hak düşürücü süre niteliğindedir (Burak Sak-Denkleştirme İstemi Sorunları, Yüksek Lisans tezi s.181) Kanunda dava açılmasından söz edilmeyip tazminat talebinin ileri sürülmesinden söz edildiği hususu dikkate alındığında, bir yıllık sürenin dava açılması için değil, tazminat talebinin ileri sürülebilmesi için bir hak düşürücü süre olarak anlaşılması gerektiği kabul edilmelidir.Davacının davalı tarafça keşide edilen fesih ihbarına karşı keşide ettiği 23 Mayıs 2014 tarihli cevabi ihtarının 5. Sayfasında portföy tazminatı talebinde bulunacakları ihtar edildiği gibi, sözleşmenin feshinden itibaren bir yıllık süre içinde denkleştirme tazminatı istemli eldeki dava açılarak istemin ileri sürmüş olması karşısında, yasada öngörülen 1 yıllık hak düşürücü serede talep edilme koşulun yerine getirildiği sonucuna ulaşılmaktadır. Sözleşmenin davalı tarafça fesih tarihinin █████/2014 tarihli ihtarname ile yapıldığı, Islah tarihinin ise █████/2019 olduğu TBK 147/5 maddesinde öngörülen 5 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde dava açılıp ıslah talebinin yapıldığı anlaşılmaktadır.Kaldırma kararı sonrası mahkemece yapılan yargılamada dava dışı ... şirketine ait kayıtların istendiği, sadece 2013 yılına ait resmi defterlerin sunulduğu, önceki yıllara ait noter tasdikli defterlerin ibraz edilmeyip delil niteliği bulunmayan flash bellekte bir kısım kayıtların sunulduğu, bilirkişilerce 2009-2012 yıllarına ilişkin flash bellekte sunulan kayıtların incelemeye esas alınamayacağı belirlenmiş ve sunulan raporda; "... A.Ş.'nin tütün mamulleri dışında bir kısım ticari faaliyetlerinin de bulunması nedeniyle, hesapların bir kısım alt kayıtlarında (alt hesaplarda) yer alan bilgilerin alacaklılara veya borçlulara göre ayrım yapılmadan verildiği görülmektedir. Bu nedenle söz konusu bilgilerin Portföy tazminatı hesaplanmasında kullanılma olanağı bulunmamaktadır. Örneğin Mal Alım İadelerinin toplamı yer almakta, bunların Borçlularına (satıcılarına) göre ayrımına göre dökümü görülememektedir. ....Diğer yandan Bilirkişiye sunulan kayıtlara dayanılarak verilen bilgilerle, ...'ın” Vergi bilgiler arasında da tutarsızlıklar bulunmaktadır. Beyannamede yer alan bilgiler ...'In diğer faaliyetlerinden olanları da içermektedir. ... Böyle bir tutarsızlık, Sayın Bilirkişiye sunulan kayıtların Alt Hesaplarının da gerçeği yansıtmadığını, vergicilik deyimi ile ihticaca salih olmadığını göstermektedir. Yapılan açıklamalar karşısında, ...'ın 2013 yılına ait olarak Sayın Bilirkişiye sunduğu kayıtların Portföy Tazminatı hesaplamasında göz önünde bulundurulma olanağı bulunmamaktadır. Bu kayıtların üzerinden 13 yıl gibi uzun bir sürenin geçmiş olması karşısında, bilgilerin noter tasdikli defterlerdeki ana hesaplarla, tasdiksiz alt hesaplar arasındaki bağlantılarının kurulmasındaki zorluk göz önünde tutulduğunda, alt hesapların sağlıklı olup olmadıklarını saptamanın oldukça güç olabileceği düşünülmektedir. ....Yapılan açıklamalardan, daha önce ...'in faaliyet dönemlerine ilişkin olarak hesaplanmış olan tutarın (2.754.248,00- TL) en uygun rakam olduğu sonucuna varılmaktadır. " şeklinde rapor tanzim edildiği görülmektedir.Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir.Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır. Sözleşmeyi devreden ... şirketinin veya davacının başladıkları tarihte mevcut portföyün dışında kişisel gayretleri ile yeni müşteri kazandırdıkları veya iş hacmini kendi çabaları ile artırdıkları husussun ispatı davacı tarafa düşmektedir. Dosyaya toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporlarında bu hususa ilişkin olarak; █████/2016 tarihli raporun 9. Sayfasında Aylar itibariyle müşteri sayısı başlığı altında "davacı ... A.Ş.' nin davalı ... A.Ş' den almış olduğu malların bir kısmını cari hesap olarak, bir kısmını da peşin olarak müşterilerine sattığı görülmüştür. Bu nedenle aylar itibariyle müşteri sayısının tespiti yapılamamıştır. Ancak davalının █████/2014 tarihli dilekçesinde belirttiği üzere davacı ... Tütün'ün devraldığı satış noktasının 1129, fesih tarihi itibariyle de 1121 olduğu yazılıdır. Bu durumda satış noktası sayısında bir artma ve azalma olmadığı devir alındığı tarih itibariyle mevcut durumun muhafaza edildiği anlaşılmaktadır." şeklinde belirleme olduğu görülmektedir. █████/2017 tarihli raporda ise ; Tarafların ve Bilirkişi Raporunda yer alan bilgi ve belgelere göre ...'in faaliyet gösterdiği dönemde müşteri sayısında bir artış bulunmamaktadır. ...'ın faaliyet dönemi göz önünde tutulduğunda ise müşteri sayısının 2011 yılında 1698' e çıktığı, sonra giderek azaldığı ve 2013 yılında ...'e 1129 perakende sigara bayisinin devredildiği görülmektedir. ... ile olan sözleşmenin feshi itibariyle müşteri sayısında önemli bir değişiklik olmamış olup, bu sayı 1121'dir. Burada, müşteri sayısındaki artışın ...'nın ... ile bayilik ilişkisine başladığı tarihe (2000) göre mi yoksa ... ile bayilik ilişkisine başladığı tarihe (█████/2013) değerlendirmenin yapılacağının çözümlenmesi gerekmektedir. ...'in ...'dan devraldığı, 2000 yılında başlayıp 2009 yılında yenilenen ... ile ... arasında yapılan Bayi Sözleşmesidir.Devir, Sözleşmenin ihtiva ettiği hak ve yükümlülüklerin ekonomik değerini içerir. Bu haklar arasında söz konusu Sözleşme ile geliştirilen iş İmkanı içerisinde “müşteriler” en önemli devir konusudur. ... sözleşme ile birlikte işi devralmıştır.... Yapılan açıklamalar karşısında, 2000 yılından bu yana geliştirilen müşteri çevresinin ...'in devraldığı Bayilik sözleşmesinin önemli bir unsuru olduğu kanaatine varılmaktadır." Şekline belirleme bulunmaktadır.Bahsi geçen raporlardaki bu belirleme dışında bu hususa ilişkin herhangi bir delil dosyada mevcut değildir. Bu iki rapordaki bu kayıtlar ise gerek davacının gerek davacının sözleşmesini devraldığı ...'ın tek satıcılık yapılan bölgede davalı müşterilerine yeni müşteri kattıkları yada müşteri ilişkilerini geliştirdikleri ve oluşan bu yeni müşteri çevresinden davacının fesih tarihinden sonra önemli menfaatler elde ettiği hususu ispatlamaya yeter değildir. Bu durumda ispatlanmayan davanın reddine karar vermek gerekirken kabulüne karar verilmesi isabetli değildir.Kabule göre de; hükme dayanak bilirkişi raporunda portföy tazminatı hesabı kaldırma kararında ve az yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan usule uymadan yapılmıştır. Başlangıçtaki müşteri sayıları belirlenip davacının bulduğu müşteri sayıları ve bunlardan elde edilen gelir hesaplanmadan, portföy tazminatının üst limiti olarak belirlenen ortalama gelir esas alınarak hüküm kurulması isabetli değildir. Yine Tütün piyasasının özellikleri, yasal mevzuattan kaynaklı reklam ve tanıtım yasağı, nihai tüketicinin marka bağımlılığı, satış noktalarının bakkal, büfe market v.b. noktalarda yasal düzenleme gereği bütün tütün ürünlerinin bulundurulması gerektiği, bu işletmelerin tütün mamulü satmalarının davacının gayreti ile değil zaten işletmelerinin bu ürünleri satma amacında olduklarından kendiliğinden davalının müşterisi oldukları, yasal düzenleme gereği pazarlama aktivitelerinin en aza indirilen tütün sektöründe pazarlama aktivitelerinin kendi kendine gerçekleştiği,davalıya ait ..., ..., ..., ..., ..., ... markalı ürünlerin zaten tütün mamulü satıcıları ve kullanıcıları arasında son derece tanınmış ve marka gücü yüksek ürün olduğu hususları nazara alınarak hakkaniyet indirimi yapılmadan hüküm kurulması da isabetli değildir.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; Mahkemece eldeki davanın kabulüne karar verilmesi isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce esas hakkında yeniden karar verilmek suretiyle davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM
:Yukarıda açıklanan nedenlerle:Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,
1-Davanın REDDİNE,
2-Alınması gerekli karar ve ilam harcı olan 732,00 TL'den dava açılırken yatırılan 48.316,60 TL peşin harcın mahsubu ile kalan 47.584,60 TL karar ve ilam harcının karar kesinleştiğinde talep halinde davacıya iadesine,
3-Davacının yargılama sırasında yapmış olduğu masrafların davacı üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, reddedilen kısım için, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT 13/4 maddesine göre belirlenen 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
5-Karar kesinleştiğinde, HMK Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi uyarınca artan gider avansının davacı tarafa; davalı tarafından yatırılan ve artan delil avansının kendisine iadesine,
6-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak;
a-Davalı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,
b-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 2.002,00 TL, posta gideri 640,00 TL olmak üzere toplam 2.642,00 TL yargılama masrafının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
c-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. █████/2026

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!